Lokman Turan

3K posts

Lokman Turan banner
Lokman Turan

Lokman Turan

@LokmanTurann

Prof.Dr., Atatürk Üniversitesi, Erzurum, Klasik Türk Ed., Mesnevi/Gazel, Türkçe, 2011-2020 twit hesabı için bk.@lokmanturan

Erzurum, Türkiye Katılım Şubat 2022
258 Takip Edilen1.8K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
Lokman Turan tweet mediaLokman Turan tweet mediaLokman Turan tweet media
ZXX
6
8
66
11.4K
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
Kuzey Makedonya’da bir sünnet okuntusu (davetiyesi). Öyle tarihî bir fotoğraf değil, bugün yaşayan güzel bir âdet. Tarihe bakınız: 26 Nisan 2026 (Yenibalkan’dan alıntıdır.)
Lokman Turan tweet media
Türkçe
0
0
10
618
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
Ağustos Melali bizim için Nisan melâline kalboldu… Hekim-edip geleneğinin son büyük kalelerinden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi Hocamız dâr-ı bekâya irtihal eylemiş. Üniversite yıllarımda Aydınlar Ocağı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nda, kardeşi Hüseyin Hatemi Hoca ile birlikte kendilerinden feyz alma imkânı bulduğum Hüsrev Hoca; ilmi, nükteyi ve tevazuyu şahsında birleştirmiş bir kimseydi. Yıllar sonra bu mecrada beni takip etmesi ve kimi paylaşımlarıma o nahif üslubuyla eşlik etmesi, benim için her daim aziz bir hatıra kalacaktır. Hele Hüseyin Bey ile burada sergiledikleri, ilim ve zekâ fışkıran o meşhur latif şakalar; kaybolan bir devrin nezaket ve kardeşlik hukukunun bu dijital çağdaki son parıltılarıydı. Ruhu şâd, mekânı cennet, makâmı âli olsun. Rahmetle... 🥀 #HüsrevHatemi #HüseyinHatemi #Edebiyat #Vefat #AğustosMelali
Türkçe
0
0
5
262
Lokman Turan retweetledi
Selçuk Şirin
Selçuk Şirin@SelcukRSirin·
Yapay zeka araçları eşliğinde ilk akademik makaleme son noktayı biraz evvel koydum. Şaşkınlık içindeyim. Eskiden makaledeki her bir kaynak için SSCI ciltlerinde abstract arar, bulduğum kaynak kütüphanede yoksa günlerce başka kütüphaneden o kaynağın gelmesini beklerdim. Sonra o kaynağı okuyup not alır gerektiğinde refer ederdim. Bilen bilir “interlibrary loan services” diye bir ofis vardı… Oysa şimdi tek bir tuşla tüm kaynaklar elinizin altında, özetleriyle üstelik. Okula “gaz lambası ışığında” başlayan biri olarak şu geldiğimiz yer akıl alır şey değil. Having said that, yapay zeka hala sıkışınca kaynak uyduran, özetlerde detayları karıştıran bir asistan. Eksiklerini hızla kapatacağı aşikar. Bundan evvelki makaleleri ben yazmasaydım bundan sonrakilerin kıymeti olmazdı.
Türkçe
31
50
821
148.6K
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
Arapça Nispet "-î"sinden Makedonca Aidiyet "-in"ine Değişen Bir Mahlas Telakkisi Divan şiirinde mahlas, şairin kendi adını unutturan farklı bir varoluş biçimi, bir mühürdür. Bu mühür genellikle "-î" (nispet eki) ile basılır. ✍️ Şair kendini ya mütevazı bir sıfata, ya ilahi güce, mesleğine, ya da maddi veya manevi bir makama nispet ederdi: 🔹 Fatih (Avnî): Yardımla ilgili, yardıma ait. 🔹 Kanunî (Muhibbî): Seven, dost olan. 🔹Türâbî: Toprakla ilgili, toprağa ait (tevazu) 🔹 Bihiştî: Cennete ait, cennetle ilgili 🔹 Şemsî: Güneşle ilgili 🔹 Nef’î: faydaya dair, faydayla ilgili 🔹 Fuzûlî: Erdemli / Gereksiz. Bu ek, şairi dünyeviden koparıp idealize bir kimliğe taşır. vs… !!! Ancak Modern Makedon edebiyatının kurucusu “Koço Racin”, bu aidiyet mantığını kalbinin sesine emanet eder. 🇲🇰 Onun ismindeki ek, bir makamı veya sıfatı değil, aşkını temsil ediyordu. Asıl adı “Kosta Solev” olan şair mahlasını sevgilisi Raca’dan türetti: "Racin" (Raca’nınki / Raca’ya ait olan). Racin’in bu tercihi tam anlamıyla romantik bir jestti, kendi adını silip, aşkının adını soyadı yaptı kendine… Divan şairi "-î" ekiyle, psikolojik sebeplere, mesleğine veya soyut ideallere tutunurken; Racin, "-in" ekiyle aşkına tutunur. Hapislerle geçen bir ömürde, "Ben kimim?" sorusuna "Ben sadece ona aitim" diye cevap veren bir şair... Dünya edebiyatında veya Divan şiirinde mahlasını aşkından, sevgilisinden alan bir şair var mıdır? ✍️✨
Türkçe
0
2
11
709
Lokman Turan retweetledi
ERZURUMSPOR.Net (Taraftar Sayfası)
ERZURUMSPOR.Net (Taraftar Sayfası)@ErzurumsporNet·
Erzurum kilidi mülk-i İslam'ın Mevla'ya emanet olsun Erzurum. Erzurum derbend-i ehl-i İslam'ın Mevla'ya emanet olsun Erzurum.🇹🇷 Erzurum'da Ramazan'ın gelişi kutlandı.
Türkçe
2
29
297
3.8K
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
İronidir! Hocası ile doktora tez konusunu belirlemek isteyen adayın hocayı, hocanın da adayı ikna etme çabaları:
Türkçe
0
0
5
528
Lokman Turan retweetledi
tabii
tabii@tabiiresmi·
“Ben erkekleri kadın yapmıyorum. Sadece onları kadın gibi göstermeye çalışıyorum.” #tabiiOrijinal belgeseli "Gökkuşağı Faşizmi" şimdi sadece #tabii'de yayında!
Türkçe
125
1.3K
4.6K
737.5K
Lokman Turan retweetledi
Aykırı
Aykırı@aykiri·
Erzurum’da soğuk ve karlı havada yiyecek bulmakta zorlanan kuşlar için sofra kuran esnaf: “Küçük destek, bu soğuklarda bir canın hayatını kolaylaştırabilir.”
Türkçe
217
1.3K
18.4K
443.4K
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
sataşmadıkları sürece dönüp bakmazdı bile. Kendi içinde yaşayan bir adamdı. Derin bir sükûtu, acı bir hikâyesi vardı. Horasan’dan Erzurum’a bizim “Banyo Treni” dediğimiz, sonradan adının “Banliyö Treni” olduğunu öğrendiğim kara tren kalkardı. Kömürle çalışırdı. Sabah beş sularında, kompartımanlar boş olur, bir kompartıman bulur, uyumaya başlardım. Tren neredeyse her durakta durur, köylüler doluşmaya başlardı. Uyumadan önce benim kompartımanıma kimsenin gelmemesi için dualar ederdim, lakin “Kalk dadaş biz de oturalım da” diyen köylülerin sesiyle uyanırdım. Artık Hasankale’ye geldiğimizi anlardım. Zira bu istasyondan sonra trende hareketlilik artar, köylüler bağıra bağıra konuşurlar ve bazen de sudan sebeplerle kavgalar ederlerdi. Nihayet Erzurum garına yaklaştığımızda herkes “Önce ben inmeliyim” telaşına düşer, vagon kapısının iç tarafında büyük bir izdiham oluşurdu. Trenden indiğimde yüzüm gözüm simsiyah kesilmiş, kara trenin isli kokusu üstüme sinmiş bir vaziyette yola koyulurdum. Kısa yolculuklar, kondüktörlerle kavgalar, sağ-sol davaları, yabancı yüzler, tren sesleri ve istasyonlar... hepsinin bizzat şahidi olan biri eksildi bu fotoğraftan: Babam...Şimdi tren yolculuklarının ne kadar uzun, hayat yolculuğunun ne kadar kısa olduğunu anladım. Lakin bu yolculuğun bir yerden başka bir yere gittiğimizi telkin eden sesleri yok. Şimdi trenlerden ve istasyonlardan edindiğim bir alışkanlıkla yolcu olduğumu hatırlatan sesleri; trenlerin demir tekerleklerinin sesini arıyor gibiyim. “Horasan İstasyonu” benim için bütün bu canlanan hâtıraların simgesi, şahsiyetimin teşekkülünde büyük önemi olan “yol metaforu”nun başlangıç noktasıydı. Bir duraktan, istasyondan çok daha fazlasıydı Horasan istasyonu. Yıllar sonra elime geçen işte bu fotoğraf, Horasan istasyonu'nda çekilmişti. Trenden inen adam bu defa babammış. İstasyonda bekleyen, trenden inenmiş meğer. (11 Ocak 2016, Erzurum)
Türkçe
0
0
0
172
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
cevaplar verdikten sonra trenin sesini dinlemeye başlardım. Babam çocukluğumda, trene biner binmez ne bulursa bunları birbirine vurarak trenle aynı sesi çıkaran bir adamdan bahsederdi. Adam bırakın nota bilmeyi, mektep medrese bile görmemiş. Kimi zaman kaşık, kimi zaman bıçak, dirgen, tırpan ne bulursa işte bunlardan, özellikle bir rayın bittiği diğer rayın başladığı yere değdiğinde tekerleğin çıkardığı sesi aynıyla çıkarmayı başarırmış. Bu, tren eğer iki saat gidecekse iki saat süren uzun bir konser havasında devam edermiş. Adam bu tesadüfi enstrümanlarla tren sesini taklit etmeye başladığında kompartıman yolcularla dolar taşar ve onu dinlerlermiş. Radyo yok, televizyon yok, ama müzik ihtiyacını farklı yollarla gidermeye çalışan bir adam ve yolcular. Gözlerini bir yere sabitleyip trenin raylar üzerinde çıkardığı sesi dinlemek, hele lokomotife yakın bir vagondaysanız bir de trenin hareket düdüğünü, şehre girerken uyarı düdüğünü, bazen de acı acı bağırarak önünden geçen bir insanı veya hayvanı uyarma sesini irkilerek duymak... Trenin yavaşlayıp hızlanmasını ve bunların sebeplerini kestirmek üzere yolcuların yaptığı bir yığın tartışmanın ortasında kendinizi bulmak... işte Erzurum’dan doğuya doğru başladığınız tren yolculuğu böyle bir şeydi. Eğer tren vaktinde gelmişse iyi bir başlangıç yaptınız demektir... Kış şartları, yollar kapanır ve tren bazen bir, bazen iki, en iyi ihtimalle dört saat rotarlı gelirdi Horasan istasyonuna. Bazen iptal edilirdi biletler. Daha kötüsü de vardı tabi. Bir, bir buçuk saat süren yolculuktan sonra köyü uzaktan gören rampaya geldiğimizde trenin bu rampayı çıkamayıp gerisin geri Horasan’a, çâr u nâçâr tekrar evimize döndüğümüz kış yolculuklarını hatırlarım. Çok ilginç insanlar tanırsınız tren yolculuklarında ki buna yeterince vaktiniz olurdu zaten. Bunlardan biri Topdağılı Sebahattin’di. Akli muvazenesini kaybetmiş, karısını kör bir bıçakla kestikten sonra bir süre hapishanede bir süre de akıl hastanesinde yatmış ve köye tekrar dönmüş bir adam. Delirdikten sonra köyde herkes onu Deli Sebo diye çağırır olmuş. Deli Sebo, kendini kondüktör sanan bir adamdı. Topdağı’ndan Erzurum’a, Erzurum’dan Topdağı’na kadar gider gelir, fazla konuşmaz, köylülerin kendisine sataşmaları sebebiyle ağır küfürler eder, ama kimse kendisine karışmadığı sürece hiç kimseye zararı olmazdı. Trendeki kondüktörlerle o kadar işi ilerletmiş ki ona da bir kondüktör elbisesi temin etmişler, bir de önünde üç yıldız olan bir kondüktör şapkası vermişler. Böylece Deli Sebo Erzurum-Topdağı arasında seyahat eden herkes tarafından sevilen, zaman zaman yaptığı küçük bir iyilikten dolayı paralar verilen, yolcuların eşyalarını -onlar hiç istemeden- taşıyan, onlara yardım eden bu adam bir tren maskotu, sembolü ve tren yolculuklarında gözlerin aradığı bir kimse hâline gelmişti. Deli miydi bilmiyorum. Hikâyesine bakılırsa öyleydi ama bir vazife adamı gibi davranması sebebiyle hakkında şüpheye düştüğüm bir kimseydi. İstasyonda beni ne zaman görse hiç sormadığım hâlde babaannem, amcalarım hakkında güzel bir kaç kelam eder: “Yıldız abâmın selamı var, Hakkı da iyi, Saffet’i görmedim” der ve beklerdi. Bu bekleme anlamlıydı. Onları hiç görmediğini bildiğim hâlde cebime elimi uzattığımda gözleri ışıl ışıl parlar, parayı cebine koyduğumda bir an bile durmadan hemen trene koşardı. Deli Sebo, bir kondüktör gibi giyinirdi ama üst üste iki gömlek giyer, iki kravat takardı. Biraz pasaklıydı, yakaları kirden görünmezdi. Böyle bir adamdı Deli Sebo... Yıllar sonra onun öldüğünü duyduğumda hüzünlendim. Hâlâ her tren istasyonuna gittiğimde, trenle seyahat ettiğimde gözlerim Deli Sebo’yu arar, yanıma yaklaşıp sanki benimle konuşacağını, köyle ilgili malumatını verdikten, parayı aldıktan sonra yanımdan uzaklaşacağını zannederim. Onun bütün zaman anlayışı tamamen tren saatiyle sınırlıydı. Tren saatinden önce köyden yokuş aşağı bir gidişi vardı ki dünyanın en mühim işini yaptığını sanırdınız. Çocuklara, gençlere, ihtiyarlara arkasından ona taş atmadıkları, 👇
Türkçe
1
0
1
164
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
“Horasan İstasyonu” Çocukluk hikâyemde Banliyö Treni'nin, Doğu ekspresinin, Mavi Tren'in ve Horasan İstasyonu'nun yeri büyüktür. Çocukluğum Hızırilyas, Süngütaşı ve Topdağı’ndan tam tersi bir istikamete Horasan, Azap ve Karaçuha’ya doğru süren bir yolculuk gibi. Rayların üstünde, hiç olmazsa sağında solunda geçen bir çocukluk. Tren sesi, düdüğü, raylardan çıkan o mekanik ses kulaklarımızda zamanla bir şarkıya dönüşürdü. İstasyonlar, içi içine sığmayan mekteplilerin heyecanları, köylülerin bitmek bilmeyen telaşeleri. Yüzlerini ekşitmiş bir biçimde yolcuları süzen tuhaf bakışlı kondüktörler, tren şefleri... 70’li yıllardı, hatırladığım ilk tren seyahatim Erzurum’dan Kars’a doğruydu. Elbette bu ilk tren seyahatim değildi. Bebeklikten itibaren bütün seyahatlerimiz zaten trenle olurmuş. Ama dediğim gibi hatırladığım ilk seyahatim ben henüz beş, altı yaşlardayken bir bayram arifesinde Erzurum’dan Kars’a doğru yaptığımız tren yolculuğuydu. Banliyö, Doğu Ekspresi...sonra Mavi Tren...Erzurum garında hopörlörden çıkan bir gong sesinden sonra tuhaf bir telaffuzla “Haydarpaşa, Ankara, Kayseri, Sivas, Erzincan’dan gelip Erzurum, Hasankale, Horasan ve Kars istikametine gitmekte olan Doğu Ekspresi istasyonumuza varmak üzeredir.” anonsu ... Tren sanki istasyona girerken hızlanır, bizde acaba durmayacak mı dedirten bir şüphe uyandırır ve neden sonra dokuzuncu yolcu vagonu önümüzde zınk diye dururdu. Tren lebaleb dolu, tanımadığım bir yığın yabancı yüz; âşinâ olduğum çehreler: Erzurum’da ikâmet eden akrabalarımız, köylülerimiz herkes trendedir artık. Boş bir kompartıman bulabilirsek şanslı günümüzdeyiz demektir. Ne büyük heyecan, ne güzel yolculuklardı. Rahmetli babamın en büyük alışkanlığı kondüktörlere çatmak, onlarla tartışmak, bazen de kavga etmek için bütün şartları hazırlamaktı. Zira zamanın kondüktörleri neredeyse herkese bir kaçak, suçlu muamelesi yaparlardı ve babamın en büyük hazımsızlığı onların bu tavırlarınaydı. Bir de sol-sağ davası vardı o yıllarda. Hasankale’ye geldiğimizde treni durduran, trende komünist avına çıkan Kalalı’larımız vardı mesela. Aynı şekilde Kars’tan gelen Erzurumluları indirip döven Karslıları da anmak gerek 🙂 Erzurum’dan trenle hareket ettiğimizde babam -ki o zamanlar Erzurum İlköğretim Müdür Yardımcısıydı- bir öğretmenle konuşmaya başlamışken iki de bir kompartımanın kapısını açarak bu öğretmene sinirli sinirli bakıp giden, Hasankale’ye geldiğimizde bu iri yarı gencin yanına bir kaç adam daha alıp kompartımanımıza gelerek “Sen nereye gidiyorsun kardaş?” dediğini hatırlarım. Öğretmen “Kars’a gidiyorum” demeye kalmadan “İn ulan trenden” demiş ve tekme tokat adamı dövmeye başlamışlardı. Babam ilk önce ne olduğunu pek anlayamamış olacak ki bir kaç saniye duraksadıktan sonra “Hayırdır gençler, ne oluyor?” diye ancak sorabilmişti. “Hoca sen karışma” dediler. Babam, adamı onların elinden almış, adam bir kaç tekme yemişse de en azından hastanelik olmaktan kurtulmuştu. Hasankale’den trenle her geçtiğimizde rahmetli babamın muhakkak birini böyle bir dayak yemekten kurtardığını çok iyi hatırlarım. Annem artık babamın kondüktörlerle tartışmalarından ve tanımadığı adamları dayak yemekten kurtarmak için araya girmelerinden bıkmıştı. Babam, haksızlığa hiç gelemediği için muhakkak bir vukuatın içinde bulurduk kendimizi. Bir zaman sonra kondüktörlerin babamı artık iyi tanıdıklarını, kompartımanda gördüklerinde bir an evvel biletleri kontrol edip bir başka kompartımana geçmek için acele ettiklerini görür, gülerdik. Trenlerde bağrışmalar, gülüşmeler, hararetli hararetli konuşmalar arasında geçip giden çocukluğummuş meğer. Hafta sonlarını büyük bir heyecanla bekler, köye gitmek için can atardık. Horasan istasyonuydu beklettiğimiz ve bazen de ertelediğimiz çocukluk heyecanlarının adresi. Ya Topdağı ya da Karaçuha istasyonuydu son durağımız. Bir yığın yüzle; tanıdık, tanımadık pek çok insanla karşılaşır, onlardan babamı tanıyanların “Baban neydir? Hasta değil da? Derslerin ey mi?” sorularına muhatap olur, geçiştirici 👇
Türkçe
1
0
1
175
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
Muharrem Dayanç Hocam’dan güzel bir değirmen yazısı daha. Kendisinin tabirince “suyun terbiyesinden geç”miş bir yazı. Su gibi akıp gidiyor. Gönlünüze sağlık üstat.
Muharrem Dayanç@dayanc_muharrem

Havva Başusta Tozan'ın "Paniçi Öyküleri" kılavuzluğunda "serender" ve "değirmen"lere ayna tuttuk. Rize-Pazar'dan Adapazarı-Geyve'ye kelimelerden köprü kurduk. Vakti olanlara da duyurmak istedik. t54.com.tr/makale/2721796…

Türkçe
1
0
7
748
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
"Batı sadece jeopolitik bir varlık değil, aynı zamanda bir mecazdır da. Coğrafi olarak Batı, Ulûhiyete karşı kitle hâlinde bir isyanın görüldüğü yerdir. Çağdaş Batı medeniyeti, bildiğimiz kadarıyla, temelinde düzenli bir dinî inanç bulunmayan ilk medeniyettir. Böylece Batı dinî inancın gurûbunu, Ulûhiyet güneşinin tutulmasını ifade eden bir mecaz olmaktadır. Şimdi ise bu güneş tutulması, sadece jeopolitik Batıya münhasır kalmadığına ve İslam toplumlarına da sirayet ettiğine göre, Kur'an'ın gözardı edildiği her yere Batı, onu ihmal eden her Müslüman'a da Batılı diyebiliriz." COLIN TURNER
Türkçe
0
0
1
200
Lokman Turan
Lokman Turan@LokmanTurann·
@msefac Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin merhûmeye.
Türkçe
0
0
2
36
Mustafa Sefa Çakır
Mustafa Sefa Çakır@msefac·
Halam Hamiyet Özdemir vefat etmiştir. Cenazesi pazar günü (yarın) öğlen namazının ardından Akşemseddin Camiinden kaldırılacaktır. Allah rahmet eylesin.
Mustafa Sefa Çakır tweet media
Türkçe
2
0
5
378