Mustafa Kurdaş@MustafaKurdas
Çok saygıdeğer; çok muhterem, çok ulu ve çok çok sayın Soylu…
“Milli Gazeteciler! Yıllardır, Allahtan korkmadan, şahsıma yönelik iftira kampanyalarınızı devam ettiriyorsunuz. Bunu yaparken Müslümanlığı da kimseye bırakmıyorsunuz” buyurmuşsunuz.
Belli ki; gündem olmak istemişsiniz…
Çok zaman geçti tabii; miting meydanlarındaki iftiralarınıza yüreklice cevap verenleri içeri aldırmanızın üzerinden…. İftiralarınızı Miting meydanlarına taşıyalı, Milli Görüşçüleri “terörist” diye yaftalamaya kalkışmanızın üzerinden de bayağı zaman geçti…
Belli ki; Milli Görüşçülere ileri-geri saydırmayı da özlemişsiniz…
Şaşkınız; bu kez “Milli Gazeteciler” demişsiniz…
Lütfetmişsiniz efendim…
Zat-ı aliniz her ne kadar “-ci” ekiyle küçümseme maksadı gütmüş olsa da, “Milli Gazeteciler”den olmak hepimiz için bir ayrıcalıktır… Bilmeniz gerekir ki, “Milli Gazeteciler” den olmak bu gazetede bulunmuş olan, bulunmakta olan herkes için bir şereftir aynı zamanda…
Fakat biz Milli Gazetecileri - üstelik patenti sizde olan - “iftira” kelimesiyle suçlamaya, yaftalamaya yeltenmeseydiniz iyi olacaktı. Haklı eleştiriye cevap üretmek yerine en iyi bildiğiniz şeyi yapmışsınız yine. Saldırmışsınız… Yaftalamışsınız…
Bu, bir zihniyet dışavurumudur. Çünkü saldırı ve yaftalama cevap veremeyenin; hakikatle yüzleşmekten kaçanın sığınağıdır. Saldırı ve yaftalama metodolojisi devletin en güçlü makamlarından birinde bulunmuş bir ismin azametli yüceliğine, çok çok büyük devlet adamlığına da pek uymuyor.
***
“Biz yapalım hukuk arkamızdan gelsin" diyecek kadar kendini "düşmez kalkmaz" gören siyasetçiler de bilmeli ki, insan düşer de kalkar da… Güç geçen yıllardan, geçen ömürden ve geçmekte olan mevsimlerden daha geçici bir şeydir.
Güç kimsede baki değil…
Gücü kendinden menkul kabul edenler için “baskı” her tarihte bir hak olarak görülmüştür. Milli Gazete’mize baskı yapmak da bir alışkanlığınız. Medya alemi; “alem” desek de küçüktür… İktidarıyla muhalefetiyle medya dünyası da, kıymetli Milli Gazete okuyucuları da çok iyi bilir. Ve tabi en iyi Basın İlan camiası bilir: Milli Gazete, basın ilan hakkını her zaman helalinden hak eden gazetelerin başında gelmiştir. Geçmiş dönemdeki basın-ilan oyunlarının içerisinde de hiç olmamıştır. Öyle ki 28 şubat sürecinin o kaos günlerinde bile Milli Gazete’mizin basın ilan hakkına dokunulamamıştır.
Peki siz ne yaptınız!?…
Milli Gazete'nin Basın İlan hakkını gasba yeltendiniz... Başardınız da! Gazetemiz emekçileri üç beş ay sizin yüzünüzden maaşlarını zamanında alamadı. Milli Gazete çalışanları maaşını alamayınca daha mı büyük olacaktınız yoksa basın ilan alamazsa Milli Gazete susacak mı sanıyordunuz…Bilmiyorum!...
Ama bildiğimiz bir şey var:
Basın ilan hakkı üzerinden baskı kurmak…
Milli Gazete’yi ekonomik kıskaca alarak susturmaya çalışmak…
Bunlar güçlülerin değil, zaafiyetin yöntemidir.
Ve bunu Milli Gazete’ye karşı bir baskı aracı olarak kullandınız.
Fakat bilinmelidir ki:
Hakikat, ilan kesilince susmaz.
Hakikat, maaşlar gecikince yok olmaz.
Hakikat, baskıyla geri adım atmaz.
Bu ülke şunu çok iyi bilir:
Milli Gazete, dün de bugün de baskıya boyun eğmemiş bir yayın çizgisinin adıdır.
Milli Gazete’nin tarihi ahlaklı yayıncılık tarihidir…
***
“Müslümanlığı da kimseye bırakmıyorsunuz” da buyurmuşsunuz…
Esteğfurullah efendim… Sahiplik kim, biz kim; o nasıl kelam!?
Biz Müslümanlığı konuşanlardan değil, yaşayanlardan olmaya niyet etmişleriz….
Sahiplik mi!? Sümme haşa!... Sahiplik bizim işimiz değil, siz uluların, yücelerindir sahiplik…. Biz Allah (c.c)’tan korkarız sahiplenmek için…
Dünden bugüne… Bütün “Milli Gazeteci”lere selam olsun…
Zat-ı a'li-nize en derin ve en yüce hürmetler...