M. Serkan TAFLIOĞLU
500 posts

M. Serkan TAFLIOĞLU
@MSTaflioglu
Kurt saldırmaya karar vermişse; ne sürüyü hesaba katar ne de çobanı... Zamanı Tanrı yaşar, insanlar ölmek için yaratılmıştır.




🎤 Mustafa Keser’in sahnede anlattığı bir fıkra ortalığı karıştırdı! 📌 “Dini değerleri hedef aldığı” iddiasıyla siyasetin de dahil olduğu tartışmada konseri iptal edildi. 📌Keser ise geri adım atmadı: “Özür dileyecek bir durum yok” dedi ve eleştirilere sert yanıt verdi. yenicaggazetesi.com/mustafa-keseri…


Bu konuda bir açıklama yapmayı düşünmüyordum ancak uzun yıllardır Orta Doğu ve İran üzerine çalışan bir akademisyen olarak son dönemde stratejik analiz kisvesi altında üretilen yüzeysel ve ideolojik söylemler karşısında birkaç hususu kayda geçirmek gerektiğini düşünüyorum. Stratejik analiz, temennilerin, öfkenin, polemiklerin ve siyasî pozisyonların analiz diye sunulduğu bir ideolojik tatmin alanı değildir. Bu savaş üzerine yapılan yorumlarda en temel sorunlardan biri, temenninin veri, tarafgirliğin ise analiz sanılmasıdır. Karmaşık askerî ve jeopolitik gerçekliği “bak nasıl bildim” düzeyine indirgeyen yaklaşım ise başlı başına analitik bir zaaftır. Literatürde yıpratma savaşı ile zafer aynı şey değildir. Bir tarafın rejim dayanıklılığı, kadro ikamesi ve söylemsel seferberlik kapasitesi göstermesi tek başına stratejik başarı anlamına gelmez. İran, varoluşsal tehdit söylemi üzerinden iç bütünlüğünü ve direncini tahkim ediyor olabilir ancak savaşların sonucu yalnızca irade ve dayanma kapasitesiyle değil, maddi kapasite, maliyet dağılımı ve uzun vadeli güç üretme imkânıyla belirlenir. Bu yüzden “ABD uçak gemisi vuruldu”, “F-35 düşürüldü”, “İsrail bitti”, “ABD kaybediyor, İran kazanıyor”, “ABD, İsrail çok pis dayak yedi” türünden kesin hüküm içeren söylemler, böylesine önemli bir savaşı adeta bir derbi maçı gibi okumaktır, sağlıklı da değildir, analitik de değildir. Öte yandan ABD ve İsrail uçaklarının binlerce muharebe uçuşu ve on binin üzerinde saldırı görevi icra ettiği ifade edilen böylesine geniş çaplı bir harekâtta, bu ölçekte düşük zayiat son derece olağan hatta askerî açıdan kayda değer bir başarıdır. Maalesef İran askerî ve ekonomik açıdan ağır darbe almıştır. Saldırıların aynı yoğunlukla sürmesi hâlinde, bunun İran açısından orta ve uzun vadede telafisi zor askerî ve ekonomik sonuçlar doğuracağı açıktır. Bugün bile hâlâ tekil taktik hadiseleri stratejik zafer ilanına dönüştüren her yorum, savaşın maddi gerçekliğinden çok anlatı savaşının ürettiği bir sonuçtur. Sahanın İran açısından gerçekliği, sosyal medyada dolaşanlardan çok daha katı ve vahimdir. Ancak sahaya dair sahip olduğum bazı kritik bilgi ve verileri sosyal medyada ifşa etmenin ayrıca bir sorumluluk gerektirdiğini düşündüğüm için şimdiye kadar bunu yapmadım. Bundan sonra da yapmayı düşünmüyorum. Beni asıl üzen ise, savaşın başından beri bu kadar sahte görüntü ve doğrulanmamış içerik ortaya saçılmışken hâlâ bu malzeme üzerinden hüküm veren akademisyenlerin varlığıdır. İdeolojik körlük, siyasî kariyer hesabı, etkileşim hırsı ya da ucuz kahramanlık peşinde koşanları hariç tutuyorum. Jeopolitik, Orta Doğu, İran, strateji ve savaş, gazete manşetleri ya da sosyal medya akışından bakılarak herkesin kolayca hüküm verebileceği sıradan meseleler değildir. Dahası Orta Doğu ve İran üzerine güçlü bir literatür birikimine sahip olmak da tek başına derinlikli stratejik analiz yapabildiğiniz anlamına gelmez. Satranç kurallarını bilmek başka şeydir, iyi bir satranç oyuncusu olmak başka şeydir. Unutulmamalıdır ki İran’ın jeopolitik hamlelerini ve inşa ettiği siyasal teolojiyi, sorgulanamaz bir “mutlak haklılık”, otomatik ABD/İsrail karşıtlığı ya da romantize edilmiş bir direniş dogması üzerinden aklamak, sahadaki gerçekleri, jeopolitik gerçekliği ve güç mücadelesini anlamamızı engelleyen en büyük analitik körlüklerden biridir. Bugün savaş yalnızca füze, sorti ve hava savunma denkleminden ibaret değildir. Aynı zamanda algı, meşruiyet ve moral üretimi üzerinden yürüyen yoğun bir anlatı savaşıdır. Tam da bu nedenle doğrulanmamış görüntüler, tekil taktik hadiseler ve propaganda amaçlı söylemler üzerinden kesin hüküm vermek, sahadaki güç dengesini analiz etmekten çok, analistin kendi ideolojik/psikolojik pozisyonun dışa vurumudur. Daha söylenecek çok şey var. Ama burası yeri ve zamanı değil.

İnanmış olmak ile sımarmış olmak çoğu zaman birbirine karışır; şımarıklar kendilerinin inançlı ve idealist olduğunu düşünen kimselerdir.















