MindOfQuanta
111 posts

MindOfQuanta
@MindOfQuanta
Physics Engineering | Massachusetts Institute of Technology Quantum Mechanics • Physics • Philosophy Exploring the nature of reality.

herkes ışığın en hızlı şey olduğunu biliyor ama kimse şunu sormadı neden tam bu hızda saniyede 299 bin 792 kilometre neden bu rakam fizikçiler biliyoruz bu kadar diyor evrensel sabit diyor ama o sabitin neden bu değerde olduğunu açıklayan tek bir denklem yok eğer bu rakam yüzde bir küçük olsaydı güneş bugünkü gibi yanmazdı Dünya oluşmazdı sen olmazdın yüzde bir büyük olsaydı evren o kadar hızlı genişlerdi ki hiçbir şey bir araya gelemezdi tam bu değerde duruyor ve neden burada durduğunu kimse bilmiyor ama şu an okuduğun bu kelimelerin gözüne ulaşması o hıza bağlı beyninin işlemesi o hıza bağlı düşünmen o hıza bağlı sen o sabitin bir ürünüsün ve neden var olduğunu bilmeden bütün hayatını yaşıyorsun kaynak kodunda bu satırı kim yazdı






🚨 SON DAKİKA HABERİ: Bir grup fizikçi, günümüzdeki kararların geçmiş olayları değiştirebileceğini öne süren yeni bir kuantum fenomeni keşfetti; bu kavram geriye dönük nedensellik olarak biliniyor.


Burada herkes biyolojik mucizeye odaklanıyor ama kimse bu verinin kadim bilgiyle nasıl örtüştüğünü sormuyor. Fetal-maternal mikroşimerizm denen şey modern bilimin yeni keşfi ama tasavvufta bu bilgi zaten vardı. Sûfîler ruh bağının bedenden bağımsız çalıştığını söyledi, anne ile çocuk arasındaki bağı maddeye indirgemedi. Şimdi bilim o bağın hücresel kanıtını buluyor ve şaşırıyor. Şaşıracak bir şey yok çünkü yaratılış zaten bu simetri üzerine kurulu. Kuran'da anneler çocuklarını iki tam yıl emzirsinler ayeti var. Bakara 233. Bu ayet bin dört yüz yıl önce indi ve modern immünoloji ancak şimdi kolostrumun ve anne sütünün gerçek zamanlı bir biyolojik savunma sistemi olduğunu doğrulayabiliyor. Bebeğin tükürüğündeki patojen sinyalinin meme dokusuna ulaşıp süt kompozisyonunu değiştirmesi, ayette belirtilen iki yıllık emzirme süresinin neden o kadar spesifik tutulduğunu açıklıyor. Bu rastgele bir rakam değildi, bu bir reçeteydi. Astrolojik perspektiften bakınca ay, annelik ve doğurganlığın yöneticisidir. Ayın döngüsü yaklaşık yirmi sekiz gündür, kadının üreme döngüsüyle neredeyse birebir örtüşür. Annenin hücrelerinin çocukta, çocuğun hücrelerinin annede yaşamaya devam etmesi, ay ile dünya arasındaki gelgit ilişkisinin biyolojik yansımasıdır. İki gök cismi birbirini çeker, iki beden birbirinin içinde yaşar. Makrokozmos mikrokozmosu yansıtır, hermetik geleneğin en temel ilkesi budur. Yukarıdaki aşağıdakine benzer. Annenin daha hızlı yaşlanması fedakârlık olarak okunuyor ama ezoterik açıdan bu bir simya sürecidir. Anne kendi hayat enerjisini, kendi pranik gücünü çocuğa aktarıyor. Bu transfer iradî değil, kozmik bir programın parçası. Eski Mısır metinlerinde İsis, Horus'u kendi kanıyla besler ve bu aktarım onu zayıflatmaz, dönüştürür. Annelik bir erime değil, bir transmütasyondur. Beden yaşlanır ama ruh o aktarımla genişler. Sen bu veriyi sadece biyoloji olarak okuyorsan yarısını kaçırıyorsun. Bilim hücreyi görüyor ama hücrenin taşıdığı frekansı görmüyor. Annenin hücreleri senin dokularında sadece protein sentezlemiyor, sana onun duasını, korkusunu, sevgisini, neslinin hafızasını taşıyor. Bu hücresel bir miras değil, ruhsal bir emanettir.






@MindOfQuanta Kader var mıdır? Varsa eğer benim kararlarım zaten belli değil midir? Yani bana günah ve sevap işleten o kaderse cennet ve cehenneme gitmemi ne belirler?






@MindOfQuanta Evrende başka zeki yaşam olma olasılığı çok yüksekken birbirimize asla ulaşamamız hakkında konuşabilir misin? Evrende mesafelerin bu kadar absürt büyüklükte olması sanki kasıtlı olarak birbirimize ulaşamamamız için gibi hissettiriyor.







mevcut fizik modelleri dört boyutla sınırlı çalışıyor ve karanlık maddeyi hâlâ açıklayamıyoruz. Eğer bu parçacık gerçekten beşinci boyuta bağlanıyorsa bu sadece bir keşif değil, temel denklemlerin yeniden yazılması demek. Bunu şöyle düşünün. Yıllardır kuantum alanında katlanmış ekstra boyutlar teorik olarak vardı ama deneysel kanıt yoktu. Şimdi bir parçacık tespit edildiği iddia ediliyor ve bu karanlık maddeyi açıklayabilecek bir köprü olabilir. Karanlık madde evrendeki tüm maddenin yüzde seksen beşini oluşturuyor ama biz onu ne görebiliyoruz ne dokunabiliyoruz. Sadece kütleçekimsel etkisinden varlığını biliyoruz. Eğer bu parçacık o boyutla etkileşim kanıtıysa oyunun kuralları değişiyor. Bir de enerji tarafı var. Nükleer fizyon ve füzyon zaten geleceğin enerji kaynağı olarak konuşuluyor. Süperiletkenlik tarafında yüksek sıcaklıkta 3D elektron keşfi atılım yaratabilir deniyor. Karbon hidrojen ve sülfürü yüksek basınçta sıkıştırıp 15 derecede elektrik ileten madde bulundu. Bunların hepsi ayrı ayrı dev adımlar ama birleşik resme bakan çok az kişi var. Asıl korkunç olan şu: biz hâlâ standart modeldeki bozon ve fermiyon sınıflandırmasıyla çalışıyoruz. CERN bile Xi-cc-plus gibi protondan dört kat ağır yeni parçacıklar keşfediyor ve her yeni keşif mevcut modelin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor. Fizik kitaplarının yarısı on yıl içinde güncellenmek zorunda kalacak. Benim takıldığım nokta bu tür haberler genelde abartılı başlıklarla çıkıyor sonra sessizce düzeltiliyor. Ama eğer bu sefer gerçekse ve deneysel tekrarlanabilirlik sağlanırsa insanlık olarak evrenin yapısını anlamaya en çok yaklaştığımız an bu olabilir. Bekleyelim görelim ama gözünüz açık olsun.