Sabitlenmiş Tweet
Ahmet YAVAS
944 posts

Ahmet YAVAS
@MrYavas
Fenerbahçe Kongre Üyesi Tevhid dine inanan mümin; Din'de tek kaynak Kuran-ı Kerimdir. 23:4
İstanbul Katılım Temmuz 2010
154 Takip Edilen4.5K Takipçiler

Ben cevap alamadım dostum. Senin kişiliğini de bilmem seni de tanımam haddime de değil ayrıca! ama din ile ilgili konu da iddaa sahibiysen delile ihtiyacın var. Ben bu tarz eleştirilere alışığım kimseye de kızmam dünya hayatının kısa olduğunu biliyorum. Sana önerim salat ile ilgili kurana kafa yor ve rabbimden doğru yolu göstermesi için dua et. Selam
Türkçe

@MrYavas Yeterli cevabı aldın Ahmet sana kendimi ispat etme gibi bir sorumluluğum yok. Egoyla söze başlayan ben değilim.
Türkçe

Kur'an'da Namaz Yoksa Peygamber Neden Namaz Kıldı/Kıldırdı ?
Hepimiz biliyoruz ki;
Ayetler parça parça iniyordu. Bu vahiylerin nasıl korunacağı, yayılacağı ve hafızada taze tutulacağı büyük bir sorundan ibaretti.
Muhammed as, bu sorunu çözmek için bir metot uyguladı ve bunu ritüel bir namaz vasıtasıyla gerçekleştirdi.
Bu uygulamayı aslında canlı bir radyo yayını ve eğitim istasyonu gibi kullandı. Günde 3 veya 5 vakit insanları toplayarak, o dönem yeni inen taze vahiyleri yüksek sesle okudu. Topluluk bu ayetleri namazın getirdiği yüksek konsantrasyonla zihinlerine kazıdı, ezberledi ve kabilelerine taşıdı. Bu pratik yöntem olmasaydı, vahyin toplumsal hafızaya hatasız kazınması imkansızdı.
Üstelik insan tabiatı gereği unutkandır. Kabile asabiyetinin ve güce tapmanın hüküm sürdüğü sert bir coğrafyada, sabah alınan ahlaki bir karar öğlene unutulabilirdi. Namaz, günün ortasına konulmuş zihinsel birer "format atma" durağıydı ve mesajı hayatın merkezine çakmak için bu mekanik tekrar şarttı.
Bu işitsel arşiv işlevinin yanında, İslam öncesi Arap toplumunda birlikte hareket etme kültürü de yoktu. Herkes kendi kabilesinin şefine itaat ediyordu. Medine'de sıfırdan bir devlet ve ordu kuran Muhammed as, bu insanları yan yana, omuz omuza, hiçbir sınıf ayrımı gözetmeden askeri bir düzene soktu.
İmam (komutan) ne yaparsa cemaat (ordu) aynısını yapıyordu. Bu ritüel, aslen kolektif hareket etme ve mutlak itaat talimiydi.
Nitekim Nisa/102. ayette salatın savaş meydanında nasıl nöbetleşe ve silahlı yapılacağının anlatılması, kurgunun askeri disiplin boyutunu netçe gösterir.
Ayrıca Güneşin hareketlerine göre belirlenen vakitler, yeni devletin toplumsal ritmini ve mesai saatlerini şekillendirdi. Sonuçta Kur'an'daki o saf, dikey boyun eğme emri, Nebinin dehasıyla vahyi ezberleten bir okula, askeri bir disipline ve toplumsal bir çimentoya dönüştürüldü.
İşte bu yüzden Kur'an'da bugün kılınan şekliyle mekanik bir namaz ritüeli veya fıkhi hareketleri emreden hiçbir açık AYET bulunmaz. Kitapta böyle şekilsel bir emir yoktur çünkü bu uygulama, Nebinin inancı soyut bir felsefe olmaktan çıkarıp toplumu inşa etmek için seçtiği pratik bir yönetim metodudur.
Nitekim Hac Suresi'nde geçen
Her ümmete bir mensek (ritüel/uygulama yöntemi) belirledik
Hac/67
Ayeti de tam olarak bunu gösterir.
Kur'an, her dönemin ve toplumun kendi şartlarına uygun pratik bir biçimi, yani bir metodolojisi olacağını bizzat onaylar. Muhammed as da kendi döneminin sosyolojik ve askeri ihtiyaçlarına cevap veren bir "mensek"i bu mekanik formla hayata geçirmiştir.
Nihayetinde, Muhammed as’ın bu ritüeli ortaya koymasında ki sosyolojik, askeri ve arşivsel amaçlar belliyken, bugünün insanı için aynı yöntemi sürdürme zorunluluğu yoktur. Günümüzde artık vahyi korumak için 3 veya 5 vakit işitsel istasyonda toplanma mecburiyeti kalmamıştır çünkü metinler elimizin altındadır.
Mensekler, yani yöntemler ve biçimler zamana, zemine ve ihtiyaca göre değişir ve değişmeyen tek şey evrensel ilkelerdir. Bugün bizim trajedimiz tam olarak burada başlıyor.
1400 yıl önce bir toplumu, bir devleti ve bir orduyu sıfırdan inşa etmek için kullanılan muazzam bir metodu alıp dinin yegane amacı haline getirdik.
Vahyi korumak için kurulan o canlı istasyonu şeklen taklit etmeyi dindarlık sandık ama o istasyondan yayılan adalet, ahlak ve dikey teslimiyet bilincini tamamen ıskaladık. Oysa bugün asıl görev, dünün askeri ve arşivsel yöntemlerini mekanik birer taklide dönüştürmek değil, Kur'an'ın özündeki o devrimci ruhu bugünün dünyasında yaşayan, üreten ve dönüştüren yeni yöntemlerle yeniden ayağa kaldırmaktır.
Türkçe

@mstfzrsln @sakallimaco Soruma cevap vermelisin iddaa sahibisen soruya cevap vereceksin ego yarıştırmıyoruz
Türkçe

@MrYavas @sakallimaco Yok Ahmet ya ilk defa sen sorunca karşılaştım muhkem nedir müteşabih nedir mesani nedir tevili bile ilk defa bu yazıda duydum hatta. Neyse 1 yıldan fazladır takipleşiyoruz seninle Ahmet. Allahın Kur'an dışında yarattığı hiç birşey olmadığına kendinizi ikna edin devam edin. Selam!
Türkçe

Serhat'ın yukarıda bahsettiği tehvil %100 doğrudur demiyorum çünkü peygamber böyle yaptı demek için bir delile ihtiyaç vardır fakat anlatısı kuranın salat tanımını destekler niteklikte burada sana sorum şu; müteşabih, muhkem ve mesani ayetlerin ne demek olduğunu hiç kuranda araştırıp bir çalışma yaptın mı ? Eğer yaptıysan kuranı kerimin kendini açıklayan bir kitap olduğunu ve dışarıdan hiç bir uydurma bilgilerin(ritüellerin) kabul edilmediğini görmüş olman gerekiyor. O zaman sana soruyorum "salat" ne demek ? Ritüelin miraç hadisiyle desteklediği ve bu hadis olmasa kurandan namaz çıkmaz diyen ehli sünnet alimlerinin öğretisi mi ?
Türkçe

@sakallimaco Rabbim yeniden hidayet nasip etsin Serhat sana ki sen şaşırıp nefsinin peşinden sürüklene sürüklene helak ediyorsun kendini. Kötü bir dileğim yok sana ama gerçek bir sarsılmayla sarsılmaya ihtiyacın var belli ki. Selamun aleyküm.
Türkçe

İkra’ bismi rabbikellezî halak.
Yaratıcın olan Rabbinin adıyla oku / parçaları bir araya getirip anlamlandır!
İkra’ (اِقْرَأْ): Proto-Sami kökteki "parçaları toplayıp bir bütün oluşturma" eylemidir.
Soyut bir kelimenin zıttı da soyut olmak zorundadır."
Eğer peygamberin "okuma yazma bilmemesi" fiziksel bir okuyamama (analfabetlik) olsaydı, bunun mesânî zıttı fiziksel olarak "diplomalı, mektepli, yazıyı sökmüş" bir insan olurdu ki bu Kur'an'ın soyut matrisine uymaz.
Kur’an, peygamberin durumunu Ankâbût Suresi 48. ayette matematiksel bir netlikle açıklar. Ayetin orijinal kelimelerine ve mesânî zıtlıklarına bakalım:
Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtilûn.
Anlamı: "Sen bundan önce herhangi bir kitaptan okumuyordun (tetlû) ve onu sağ elinle de yazmıyordun (tehuttuhu). Eğer öyle olsaydı, batıla sapanlar şüpheye düşerlerdi."
Ayetin sonundaki "Eğer vahiydan önce başka kitapları okuyup yazsaydın, batıla sapanlar 'Bu bilgileri eski kitaplardan kopyaladı, kendisi uydurdu' diyerek şüpheye düşerlerdi" ifadesi, durumun tamamen "bilginin kaynağıyla" ilgili olduğunu gösterir.
Proto sami kökünde;
Ümm (Ana): Çocuğun biyolojik olarak çıktığı, beslendiği ve fıtri olarak en saf haliyle ait olduğu ilk kaynak/asıl.
Kur’an’a göre peygamber, fiziki anlamda alfabeyi bilmeyen, zihinsel olarak geri kalmış bir "analfabet" değildir. O, Ümmîdir; yani bilgiyi insanların kirli kitaplarından, tahrif edilmiş ekollerinden, Yahudi veya Hristiyan din bilginlerinden almamış; doğrudan varlığın anasından/aslından (Ümm), yani İlahi Kaynaktan almıştır. Vahiy geldikten sonra ise o, evrendeki en büyük "okuma" (İkra) ve anlamlandırma eylemini gerçekleştirmiş, insanlığa sistemi okutan baş öğretmen olmuştur.
Türkçe

Kur’an’ın tüm insanlığa “Oku” emri var iken, birçok insan hayatında bir kez bile Kur’an’ı anlayarak okumadan din hakkında kesin hükümler veriyor.
Kur’an, atalarını körü körüne taklit edenleri eleştirir:
Bakara 2:170
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun." denildiği zaman, onlar: "Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüz şeylere uyarız." derler. Ya ataları akıllarını kullanmayan ve doğru yolu bulamamış kimselerse?
düşünmeye çağırır:
Muhammed 47:24
Onlar, Kur'an üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var?
Ve zannın hakikatin yerini tutmayacağını bildirir:
Yunus 10:36
Onların çoğu, ancak zanna uyarlar. Kuşkusuz zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir.
Din, miras alınacak bir gelenek değil; okunup araştırılarak öğrenilecek bir hakikattir.
Türkçe

Yüsallî kelimesini "fiziksel ritüel/hareket" olarak değil de, hizalanmak, kalben/zihnen sisteme bağlanmak" şeklinde soyut bir yazılım olarak tanımladığımızda; Mesânî çarkı devreye girer ve bize Kur'an içinden yine tamamen soyut olan tam simetrik zıttını verir: Tevellâ (تَوَلَّى).
Kur'an bu iki kelimeyi Kıyamet Suresi 31-32. ayetlerde yan yana koyarak sistemi doğrular:
Ne doğruladı ne bağlandı; aksine yalanladı ve yüz çevirdi/bağlantıyı kopardı
Bu sistemde Yüsallî eylemi; insanın fiziksel olarak yatıp kalkması değil; Proto-Sami kökteki "odunun ateşte doğrulması ve atın öndekine yapışması" somutluğundan süzülmüş, "İlahi hakikat ağına zihnen ve eylemsel olarak eklemlenmek, o ağın enerjisiyle dosdoğru hale gelmek" anlamına gelen soyut bir varoluş durumudur. Zıttı olan Tevellâ ise, bu bağlantı ağından çıkıp kendi karanlığına ve ego yamukluğuna geri dönmektir.
Türkçe

Allah ve Meleklerin Salatı Namaz Değilse, Diğer Ayetlerdeki "Yüsallî" Neden Namaz Olsun?
Ahzab suresinde şöyle buyrulur:
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize yüsallî (destek olan) O'dur, melekleri de...
Ahzab/43
Ayette açıkça görüldüğü üzere, Allah’ın ve meleklerin müminler üzerine "yüsallî" ettiği ifade edilmektedir. Allah'ın kullarına namaz kılması fikri inanç açısından imkansız ve mantıksız olduğuna göre, buradaki "yüsallî" ifadesinin namaz kılmakla bir ilgisi olamaz. Bunda zaten herkes hem fikirdir.
Ayetteki anlam; kulun karanlıklardan aydınlığa çıkabilmesi için Allah’ın ona hidayetiyle yardım edip destek olması, meleklerin de bu sürece arka çıkması ve kul ile bağ kurmasıdır.
Aynı surenin 56. ayetinde ise bu durum Nebi üzerinden şekillenir:
Şüphesiz Allah ve melekleri Nebi'ye yüsallûne (destek olurlar). Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.
Ahzab/56
Yine aynı fiilin çoğul formu karşımıza çıkmaktadır. Allah’ın ve meleklerin Nebi'ye namaz kılmayacağı gerçeği, kelimenin ritüel anlamını bütünüyle devre dışı bırakır. Buradaki ilahi mesaj, Allah’ın ve meleklerin Nebi'nin getirdiği davayı desteklediği, müminlerin de aynı şekilde Nebi'nin arkasında durarak, onunla omuz omuza verip mücadele bağı kurmaları gerektiğidir.
Bu iki ayette Yüsalli kelimesinin ne olduğunu çok net anladık bence.
Şimdi bu kelimenin geçtiği diğer ayetlere bakalım;
Nisâ suresin de kelime şu şekilde geçmektedir:
"...Henüz yüsallû etmemiş (destek vermemiş) olan diğer bölük/kısım ise gelsin, seninle beraber tüsallî etsin (destek versin)..."
Nisa/102
Ahzab 43 ve 56. ayetlerde Allah ve melekler için kullanılan bu kelime kökü, burada da aynı anlama sahiptir. O ayetlerde verilen anlam buraya gelince neden namaz oluyor?
İşte tam da geleneğin etkisiyle kaynaklı bir durum.
Oysa ki buradaki "yüsallû" ve "tüsallî" kelimelerinin namaz kılmakla bir ilgisi yoktur. Tıpkı Allah ve meleklerin Neb'ye ve müminlere namaz kılmayıp destek olması gibi, buradaki grupların da birbirine ve Nebi'ye destek vermesi, onunla bağ kurması anlatılmaktadır.
Kelime, Ahzab suresindeki ilahi ve melekutî desteğin, insanlar arasındaki karşılıklı ameli ve fiili destek biçimidir. namaz kılmak anlamına gelmez.
Başka ayete bakalım;
Âl-i İmrân suresinde kelime şu şekilde yer alır:
"O, mihrapta ayağa kalkmış yüsallî ederken melekler ona seslendi..."
Âl-i imran/39
Zekeriya Nebi’nin yaptığı bu eylem için kullanılan "yüsallî" kelimesi de Ahzab 43 ve 56'daki ana kök anlamından koparılamaz. Ahzab suresinde Allah ve meleklerin insanla kurduğu o bağ ve destek ilişkisi, bu ayette Zekeriya'nın Allah'a doğru kurduğu dikey bağ ve yöneliş olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla kelime burada da şekilsel ve rükulu-secdeli bir namaz ibadetine değil, kulun bilinciyle ve ruhuyla Allah ile kurduğu diri, odaklanmış ve adanmış bağa işaret etmektedir.
Özetle; Kur'an' da "yüsallî" kökü geçtiği yerde otomatik olarak namaz anlamına gelseydi, bu iddia bizi Allah’ın ve meleklerin de namaz kıldığı gibi içinden çıkılmaz bir çelişkiye götürürdü. Oysa Kur'an tutarsızlıklardan uzaktır. Ahzab'da, Allah ve meleklerin insana sunduğu o eşsiz hidayet ve destek bağı, Nisa’da müminlerin tehlike anında birbirine ve Nebi'ye verdiği "ameli destek", Al-i İmran’da ise Zekeriya'nın Yaratıcısına yönelttiği o "zihni ve kalbi bağ" olarak karşımıza çıkar. Kelimeyi geleneksel fıkıh kalıplarıyla dondurup her yerde şekilsel namaza indirgemek, Kur'an'ın dinamik, canlı ve inşa edici dilini köreltmekten başka bir şey değildir.
Türkçe

@HaberReport Kuran okumayan kimse şirk üzerine bir din üzerinde olur. İnancı olan ve müslümanım diyen her insanın görevi kuranı anladığı dilde okumak idrak etmek ve kendini değiştirerek yaşamasıdır.
Türkçe

Kötülüğe hizmet edenler yaptığı kötülüğün mislini yaşayacağımızı söylüyor rabbimiz
Bu dünya hayatında para, şöhret, şan vb şeyler kötülüğe hizmet ettirtiyorsa ayet gayet açık; ben şu soruyu sormaya sevk ediyorum değer mi sonsuzluğun yanında ?
10:27
Kötülük yapanların cezaları, yaptıkları kötülük kadardır. Onları her yönden zillet kaplayacaktır. Onları Allah'ın cezasından kurtaracak hiç kimse yoktur. Yüzleri geceden daha kara bir parçayla örtülmüş gibidir. İşte onlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
Türkçe
Ahmet YAVAS retweetledi

@Nursel_DRBY @cafer_okut70793 Buyrun açıklayın eksik ve hatalı bilgimi öğreneyim. Ben size kuran ayetlerinden delil getiriyorum sizin deliliniz hangi kaynaktan ?
Türkçe

Salatı ikame etmek ayetin emri ise neden tevatürden "namaz kılmayı " çıkartıyorsunuz? hani ayetlere iman ediyorduk ?
74:42
Sizi Sakar'a sürükleyen nedir?
74:43
"Musallin" den olmadık." dediler.
74:44
"Miskine yediren değildik."
74:45
"Batıl inançlara dalanlarla beraber biz de dalardık."
74:46
"Din Günü'nü yalanlardık."
l-musalline: salat edenler demektir. Peki musallin olmayanlar ne yapıyormuş onu da açıklıyor ayetlerinde orada görüyor musun secde edenlerden değildik , ruküya gidenlerden değildik dediğini sahi siz namazı nereden çıkartıyorsunuz ? Yoksa Allah'tan bir haber mi aldınız ?
Türkçe

@cafer_okut70793 Çok doğru dediniz sayın cafer. Sadece ayetin emrini ifa etmeli.
Türkçe

@yusuft_kilic06 Ben atalarımın dinini kuranı okumaya başlayınca reddetim zaten sen bana söylediğin şeyleri düşün hakkımızı da karar verici olarak Allah yeter.
Türkçe

@MrYavas Peki Ahmet, Kur'an'ı 3000 kere daha oku. Atalar dininden çık, onlar yalan söylüyor. Temiz akıl ve vicdanla okursan, ALLAH nasip ederse görürsün.
Türkçe

"Dinin tek kaynağı Kur'an" demek, ALLAH'ın onlarca ayette Tevrat'a ve İncil'e yönlendirmesini yalanlamak demek. Yani bu eleman sadece Kur'an'a sarılın derken Kur'an'ı yalancı çıkarıyor. İşte size tahrif örneği. ALLAH'ı susturup kendileri konuşuyorlar, sonra buna utanmadan, "arı duru gerçek İslam" diyorlar. Kur'an'a sarılmak, onun meşru gördüklerini meşru görmekle olur, ona küfrederek değil. Eğer Tevrat ve İncil'i inkar etmişseniz, zaten onları doğrulayan Kur'an'ı da inkar etmişsiniz demektir.
Jurnal@jurnalhabertr
Cemre Demirel: "Kuran'a sarılın. Dinin yegâne kaynağı odur."
Türkçe

@yusuft_kilic06 Tevrat ve incil de Allah tarafından indirildi ama korunmasına dair kuranda ki bir ibare yok dininizi tamamladım demesi de kuranın içinde geçiyor.
Türkçe

@MrYavas Vahyi beşer ve zan sözlerle bir tutup "Kur'an'cı" mı oldun?
Ee hani Kur'an yeterdi. Okuduğun Kitabın neresini beğenmedin de itiraz geliştirip bana bunları yazabildin?
Tevrat'ı ve İncil'i La Fontaine Masalları mı sanıyorsun Ahmet?
Türkçe

@rihsaneliacik “iman etmek “ben allaha inanıyorum söylemimi yoksa Allahın belirlediği sınırlara fiilen uymak mıdır? Kitabı okuyup akletmek en kritik çözüm
Türkçe

Kur'an'da 5 şeyin cezası var; Cinayet, hırsızlık, iftira, zina (hukuki), kenz (sembolik).
Bunun dışında namaz oruç hac Allah'a inanmamak vb. bunların hukuki yaptırım ifade eden bir cezası yok.
Allah'a inanmamak Kur'an'da Allah diye bir kelimeye inanmamak değil; öldürme, iftira, hırsızlık kenz yapmak zulmetmek vb. davranışlardır. Salt fikirler ve inançlar yargılama sorgulama ceza konusu değil ne dünyada ne ahirette.
Türkçe

Yasa çıkartılmalı; köpeğin birine saldırdıysa önemlini almadıysan ceza yiyeceksin kardeşim. Kimsenin psikolojisini bozmaya hakkınız yok. İnsan olmayı öğrenelim artık şu ülkede. Bilinçsiz aklını kullanmayan bir toplum olmak bizim en büyük sınavımız ama kimse farkında değil unutuyoruz her şeyi.
Türkçe

@sakallimaco 96:3
Oku, Efendin En Cömert/Yüce olandır.
96:4
Kalem yoluyla öğretir.
96:5
İnsana bilmediklerini öğretti.
Türkçe

Bugün sizlere sadece bilgi paylaşmaya değil, sessizliğimin ardındaki o iç hesaplaşmayı anlatmaya geldim.
Fark etmişsinizdir ki uzunca bir süredir buralarda yokum, sessizliğe bürünüp bir kenara çekildim. Bu süre zarfında aslında dışarıya karşı susup, kendi içime konuşmaya başladım. Uzun zamandır burada hakikati arama yolunda öğrendiklerimi, analizlerimi ve Kur’an okumalarımı paylaşıyordum. Ancak bu sessizliğim bana şunu fısıldadı. İnsan, doğruyu söylemenin heyecanına kapıldığında, kelimelerin kalpteki yerini bazen unutabiliyormuş. Hakikat arayışım, farkında olmadan beni paylaşımın nezaketinden biraz uzaklaştırmış.
Sizlerden gelen "Üslubun biraz sert" veya "Mesafeli" eleştirilerini ilk başlarda "Ben sadece doğruyu söylemeye çalışıyorum" diyerek savunmacı bir refleksle karşılamıştım. Fakat bu inziva sürecinde anladım ki niyetim ne kadar halis olursa olsun, eğer sözlerim kalbinize dokunmak yerine sizi yoruyorsa, orada durup bir aynaya bakmam gerekiyordu. İşte bu yüzden bir süre kenara çekilip kendi üslubumu ve kalbimi tartmak istedim.
Bilgi Bir Başak Gibi Eğilmeliymiş
İdrak ettim ki bilgi, insanı doldukça bir başak gibi tevazuyla eğmeli. Ben ise bazen o "anlatma" tutkusuyla, üslubumun yumuşaklığını korumayı ihmal etmişim. Eğer sözlerim ufkunuza ışık olmak yerine sizi yorduysa veya bilmeden bir üstünlük dili kurduysam, bu benim insani bir noksanlığımdır.
Şimdi bu sessizliğin ardından kendime söz veriyorum.
Bundan sonra burada bir "öğretmen" edasıyla değil, sizinle aynı yolda yürüyen, aynı hatalara düşüp kalkan ve her an "ıslah" olmaya muhtaç bir beşer olarak bulunacağım. Sizi beni eleştirenler olarak değil, bana ayna tutup kendimi geliştirmeme vesile olan imtihan nedeni olarak görüyorum.
Üslubumu, bu yeni farkındalıkla daha kuşatıcı, daha yapıcı ve daha bizden bir dille yeniden inşa edeceğim. Kendi iç yolculuğumda bilmeden yorduğum her bir gönülden helallik diliyorum.
Türkçe
Ahmet YAVAS retweetledi




