F. Sibel Gürcihan@FSYuksek
Burada, Yalçın Küçük hakkında yazılanların neredeyse tamamına katılıyorum ama her şeye rağmen Yalçın Küçük yok sayılması, ötelenmesi, tarihten silinmesi, kolayca karşıya atılması mümkün olmayan bir Türk aydınıydı.
Kendisiyle şahsi tanışıklığım oldu. 1980'li yılların sonunda bir grup öğrenci olarak, Ankara Karakusun'lardaki evinden çıkmazdık. Biz gidince üst kattaki gaz sobasını yakar, çayla bisküvi getirirdi.
Ankara'nın henüz 12 Eylül ikliminden çıkmamış, soğuk, kasvetli ve gri kışlarında Yalçın Küçük'ün evi bize sığınak gibi gelirdi. Bir kurt yavrusu gibi aç ve "fikir" arayan genç dimağlarımız burada cevaplar arar, karnımız doyar, içimiz ısınırdı.
Gençleri severdi, zaten gençlerdeki o deli enerjiye ancak onun gibi bir deli enerji karşılık verebilirdi. Misal, hocalarımız Ahmet Taner Kışlalı, Mümtaz Soysal, Korkut Boratav, bizim çok bilmişliklerimize fakültedeki odalarında beş dakika katlanmaya dayanamazken, Yalçın Küçük günlerini, saatlerini, evini, sofrasını paylaşır, hepimizi sabırla dinlerdi.
Şerefimle söylerim ki hiç bir genci bir düşünce kampına, bir oluşuma, bir çevreye çekmeye çalıştığına tanık olmadım. Kendisi de yalnız bir adamdı zaten. Bizimle sadece fikirleri konuşurdu. Çok boyutlu düşünmeyi ve madalyonun diğer yüzüne de bakmayı kendi adıma ondan öğrendim. Solun tarihine çok hakimdi, daha çok yaşananları anlatır, hafızalarda iz bırakırdı.
Geçirdiği fikir evrimlerinin hepsi doğrudur. PKK cephesinden de bakmıştır, devlet cephesinden de. Bir Kemalistin beynine de bürünmüştür, bir liberalin ruhuna da sızmıştır, bir faşistin hırkasını giyip dünyaya onun gözünden de bakmaya çalışmıştır.
Yalçın Küçük'ü bir "ideolog" değil, bir analizci, bir "tespitçi", bir siyaset dedektifi, bir tarih arkeologu olarak görmek lazımdır. Bir döneme ilişkin yapmış olduğu bir tespite, onun kalıcı inancı ve görüşü olarak değil, tarihe düşülmüş bir not olarak bakmakta fayda var.
Örneğin, onun ev müdavimlerinden biri olarak ben ulusalcı-Atatürkçü limanda demirlerken, bir başka arkadaşım DEM'den hiç kopmamış, bir diğeri Marksizme iyice bağlanmış, biri liberalliğin renkli dünyasını seçip zengin olmuş, bir diğeri CHP'de mücadele edip Kemal Kılıçdaroğlu çizgisine bağlı kalmış. öteki de önce bir Ülkücü hareket uğrayıp oradan "demokrat milliyetçilik" çizgisine yürümüştür.
Mukayesesi bile haksızlık olur ama Yalçın Küçük'ü günümüzdeki fırıldaklardan ayıran en önemli şey, fikir geçişlerini asla ve asla güçlü olan akımdan yana yapmamasıdır. Fikirleri, en zayıf oldukları, en baskı gördükleri zamanlarda savunmuştur. İktidar olmuş fikirleri sevmezdi. Türkiye'de yatmadığı cezaevi yoktur. 12 Eylül'ün en berbat hapishanelerinde yıllarca yatmış, akreplerle, farelerle birlikte uyumuştur. Burjuva bir aileden gelen, kentli ve kibar bir adam olmasına rağmen (Haşlanmış yumurtayı bile çatal bıçakla yerdi) bir gün olsun cezaevi edebiyatı yapmamış, ağlayıp zırlamamıştır.
Yalçın Küçük'ün 'sorunu', doğuştan çok aşırı bir zekaya sahip olmasıydı. Akacak nehir yatakları bulmakta zorlanan bir beyni vardı. Bir gün kapısını tıklatıp odasına girdim. "Hocam, saatlerdir aramıza katılmadınız, bir sıkıntınız yok değil mi?" diye sordum. "Yok Fatmacım, Rusça çalışıyorum, biraz ihmal etmişim" dedi. "Ama hocam, siz Rusça'yı zaten iyi biliyorsunuz" dedim. "Dil yaşayan bir şeydir, konuşmayı ve yazmayı bırakırsan ölür" dedi.
Rusça gibi zor bir dili kendi kendine öğrenmişti. Bazen Türkçe kaynaklar yetersiz olunca, Rusça kitapları açar, bize oradan okurdu. Bilhassa, Lenin'i iyi bildiklerini zanneden ve birbirleri ile sert tartışmalara giren acar gençlere bir noktadan sonra müdahale eder, Lenin'in Rusça asıllı kitaplarını çıkarıp, oradan alıntılar yapardı.
(Bu tür şeyler gençleri çok etkiliyor. Yalçın Küçük'ün Rusça'yı kendi kendine öğrenmesinden ben de pek etkilenip bir kaç yıl sonra tek başıma Rusya'ya gitmiş, Sibirya'ya kadar uzanıp Rusça öğrenmeye çalışmıştım. Tabii ki başaramadım ve şimdi öğrendiklerimi de unuttum)
Yani, böyle büyük zekaların bir yerde durması mümkün değildir. Yalçın Küçük'ü biraz da böyle okumak lazım. Büyük bir düşünsel ve kültürel miras bırakmıştır. Bir kütüphane misali içinizden kendinize uyanları seçip alabilirsiniz.
Benim en ilgimi çeken yönü, yakın tarihimize olan muazzam hakimiyeti idi. Siyasetçisinden edebiyatçısına, müzisyeninden teorisyenine tarihe mal olmuş pek çok kişiyi bizzat tanımıştı ve her biriyle anıları vardı.
Kendisiyle, 20'li yaşlardan yıllaar sonra ikinci karşılaşmamız Ergenekon davası oldu. Bu kez sanık olarak buluşmuştuk, duruşma aralarında sık sık bir araya gelir, Karakusunlar Köyü'ndeki evde yaşananların mavrasını yapardık. Müthiş de bir hafızası vardı, en ufak ayrıntıyı hatırlardı. (Biraz da kendimi öveyim, benim hafızamı da pek takdir ederdi).
Yalçın Küçük'le ilgili paylaşılacak pek çok anı var, yeri geldikçe bunları yazmaya çalışırım. Şimdilik bunları paylaşmak istedim.