Mstf AKsu
2.9K posts

Mstf AKsu
@Mustafa334469
Malatya Pütürgeli........


Selam olsun görünenin ötesine bakmaya cesaret edenlere... Selam olsun satırların arasında yazılmayanı arayanlara... Selam olsun sahneye değil, sahnenin arkasındaki gölgelere dikkat kesilenlere... Ey duyduğuyla yetinmeyenler... Ey anlatılan kadar saklanana da kulak verenler... Ey bazen bir tesadüfün ardında başka ihtimaller arayanlar... Bu satırlarda okuyacağınız şey bir tarih kitabı değildir. Bir haber metni değildir. Bir siyasi analiz hiç değildir. Burada anlatılanlar; zihinde dolaşan ihtimallerin gerçekle buluştuğu yerdir. Bazen insanlar yaşanan olaylardan çok, yaşandığına inandıkları hikâyelerle şekillenir. Bazen bir söylenti yıllarca yaşar. Bazen bir soru, cevabından daha uzun ömürlü olur. Ve bazen bir kurgu, gerçeğin ulaşamadığı yerlere ulaşır. Bu yüzden şimdi okuyacaklarınızı bir iddia gibi değil... Bir rivayet gibi değil... Bir ihtimalin peşinden yürüyen bir hayat hikayesi gibi okuyun. Sonra da bütün satırlar bittiğinde kendinize yalnızca tek bir soru sorun: "Gerçekten her şey göründüğü gibi miydi?" Bazı hikâyeler vardır... Başladığında kimse fark etmez. Gazeteler yazmaz. Televizyonlar konuşmaz. Muhalefet görmez. İktidar anlatmaz. Yıllar geçer. Aktörler değişir. Partiler kurulur. Partiler dağılır. Liderler yükselir. Liderler düşer. Fakat o hikâye yürümeye devam eder. Ve bir gün insanlar dönüp geriye baktığında aynı soruyu sorar: "Her şey ne zaman başladı?" İşte bu satırlar o sorunun cevabını arayanlar içindir. Bir tarih kitabı değildir. Bir siyasi analiz değildir. Bir istihbarat raporu değildir. Bu bir devlet sırrıdır. Tarih bazen insanların inandığı hikâyelerden oluşur. Bu yüzden okuyacağınız her satırı bir iddia gibi değil... Bir gerçeklik öyküsü gibi okuyun. Ve kendinize yalnızca tek bir soru sorun: Bazı karşılaşmalar gerçekten tesadüf müdür? Yoksa bazı insanlar daha ilk günden aynı hikâyenin içine mi doğarlar? Takvimler 22 Aralık 1998'i gösterdiğinde... Türkiye uyuyordu. Ama herkes uyumuyordu. ******* BÖLÜM 1 Beyaz Ulak 22 Aralık 1998. Gece 03:11. Konya Ovası'nın ortasında unutulmuş küçük bir köy. Rüzgâr sert esiyordu. Kar taneleri gecenin içinde savruluyor, eski taş evlerin duvarlarına çarpıyordu. Köyün dışındaki tek katlı bir evde ise ışıklar yanıyordu. Normal şartlarda herkesin uyuyor olması gereken bir saatte dört kişi aynı masanın etrafında oturuyordu. Odadaki hava ağırdı. Sanki herkes bir şey bekliyordu. Fakat kimse neyi beklediğini bilmiyordu. Masanın üzerinde eski bir saat vardı. Saatin saniye ibresi ilerledikçe odadaki sessizlik daha da büyüyordu. Sonra... Kapı üç kez vuruldu. Tak. Tak. Tak. Ev sahibi ayağa kalktı. Kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında içeriye bembeyaz kıyafetler giymiş bir adam girdi. Yüzü tamamen beyaz bir peçeyle kapalıydı. Ne yaşını anlamak mümkündü ne de kim olduğunu. Adam ağır adımlarla yürüdü. Masaya yaklaştı. Kimse konuşmadı. Çünkü bazen sessizlik, sorulacak bütün sorulardan daha güçlüdür. Adam ceketinin iç cebinden siyah bir zarf çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. Sonra ilk kez konuştu. "Devletler seçimlerle değişmez." Odadaki herkes dikkat kesildi. Adam devam etti. "Devletler kadrolarla değişir." "Partiler gelir." "Partiler gider." "Liderler yükselir." "Liderler düşer." "Ama devletin uzun yürüyüşü devam eder." Peçenin arkasındaki gözler doğrudan genç kadına çevrildi. "Önünde uzun bir yol var." "Önce merkez." "Sonra ayrılık." "Sonra yeni bir yuva." "Sonra yeni bir ayrılık." "Ve en sonunda büyük temizlik." Genç kadın ilk kez konuştu. "Temizlikten kastınız nedir?" Adam cevap vermedi. Sadece masadaki zarfı işaret etti. Zarf açıldığında içinden eski bir harita çıktı. Fakat bu sıradan bir harita değildi. Şehirler yoktu. Nehirler yoktu. Dağlar yoktu. Yerlerine kaleler çizilmişti. Bazılarının üzerine kırmızı çarpılar atılmıştı. Bazıları ise daire içine alınmıştı. Adam haritanın üzerindeki ilk kaleyi gösterdi. "Buraya gireceksin." İkinci kaleyi gösterdi. "Burada yükseleceksin." Üçüncü kaleyi gösterdi. "Burada savaş başlayacak." Dördüncü kaleyi gösterdi. "Buradan ayrılacaksın." Beşinci kaleyi gösterdi. "Ve sonunda yeni bir sancak dikeceksin." Odadaki herkes birbirine baktı. Kimse tam olarak ne anlatıldığını anlamıyordu. Fakat herkes büyük bir planın ilk cümlelerini duyduğunu hissediyordu. Adam son kez konuştu. "İnsanlar seni rakip sanacak." "Bazıları seni düşman görecek." "Bazıları kahraman." "Ama hiçbiri gerçeği bilmeyecek." Genç kadın kaşlarını çattı. "Peki gerçek ne?" Beyaz Ulak ilk kez hafifçe gülümsedi. "Gerçek..." "En son öğrenilen şeydir." Saat 03:42'de toplantı sona erdi. Beyaz Ulak geldiği gibi sessizce ayrıldı. Kar yağışı devam ediyordu. Fakat o gece yalnızca kar yağmıyordu. Bir plan da ilk kez hareket etmeye başlamıştı. Ve o planın sonuçları yıllar boyunca ülkenin siyasi haritasını değiştirecekti. Kimse bunu henüz bilmiyordu. Ama tarih bazen gürültüyle başlamaz. Bazen yalnızca bir kapının üç kez vurulmasıyla başlar. (devam edecek) Her şeyin bir başlangıcı vardır....


Bu okuyacağınız şey, yaşanmış olayların anlatımı değildir. Bu bir planlamadır. Bu planlamayı anlatmak tamamiyle benim sorumluluğumdadır Devletler bazen savaşarak, bazen konuşarak, bazen de kimsenin fark etmediği uzun hamlelerle hareket eder. Tarih boyunca birçok siyasi dönüşüm, yaşandığı gün anlaşılmamış; yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında parçalar yerine oturmuştur. Bu yazıda böyle bir planlamanın peşinden gidiyor. Burada anlatılanlar; kişiler, kurumlar ve olaylar üzerinden kurgulanmış bir düşünce değildir. Anlatmamdaki amaç; okuyucuya mutlak bir doğru sunmak değil, farklı bir pencereden bakabilme cesareti kazandırmaktır. Belki her şey göründüğü gibidir. Belki de değildir. Kararı siz vereceksiniz. Şimdi sabredin ve planlamaların dünyasına adım atmayı bekleyin.



HAREMDE KAPILAR AÇILDI. Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor. Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor. Çünkü eski çağın gücü para değildi. Asker de değildi. Nüfuzdu. Telefon açabilmekti. Bir yere ulaşabilmekti. Bir kapıyı açtırabilmekti. Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı. Soyadı aristokrasisi. Makam aristokrasisi. Çevre aristokrasisi. İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı. Ama birçok masada aynı soyadları kaldı. Aynı aileler. Aynı çevreler. Aynı ilişkiler. Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor. Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor. Soyadından daha değerli. Çevrenden daha değerli. Hatta servetinden daha değerli. Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak. Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak. Kameralar bunu göstermeyecek. Manşetler bunu yazmayacak. Ama büyük kavga burada yaşanacak. Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur: Ülkeyi kim yönetecek? Bu kez farklı bir soru geliyor: Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek? Kapı tam burada açıldı. Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.


@RTErdogan 'ın son seçimi kazandığını sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Erdoğan son seçimini çok önce kazandı. Bugün gördüğünüz şey seçim değil. Devir teslim süreci. Asıl hazırlık yeni anayasa için yapılıyor. Çünkü mevcut sistem görevini tamamladı. Fakat Türkiye henüz bunun farkında değil. Çünkü kimse büyük resmi görmüyor. Herkes seçimi konuşuyor. Ben seçimden sonrasını anlatıyorum. Önce seçim olacak. Sonra anayasa. Sonra sistem. Türkiye bugünkü Türkiye olarak devam etmeyecek. Çünkü mevcut yapı önümüzdeki dönemi taşımıyor. Yeni hedefler için yeni model gerekiyor. Bu yüzden anayasa değişecek. Sadece maddeler değil. Devletin çalışma mantığı değişecek. İnsanlar yıllarca bazı kavramlara güldü. Şimdi aynı kavramlar masaya geliyor. Eyalet sistemi. Bölgesel yönetimler. Yeni merkez. Yeni denge. Bugün imkânsız görünen şeyler yarın sıradan kabul edilecek. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Daha ilginç olanı ise siyaset. İnsanlar kavga bekliyor. Ben birleşme olacak demiştim. Seçime tek yapı çıkacak. Ve beklenmeyen bir çoğunluk alacak. ( %71,48 ) O andan sonra tartışma seçim olmaktan çıkacak. Sistem tartışmasına dönüşecek. Bu güçle; AK Parti. MHP. CHP. DEM. Ve birde ASKER... Devletin doğrudan temsilcileri. Aynı sistem içinde. Aynı hedefte. Aynı geçiş sürecinde. Çünkü yeni dönemin meselesi parti olmayacak. Devlet olacak. İnsanlar hâlâ isimlere takılıyor. Oysa tarih isimleri değil. Geçişleri yazar. Ve bazı dönemlerde insanlar yönetim değiştirir. Bazı dönemlerde ise yönetim modeli değişir. İşte asıl kırılma burada. Herkes bugüne bakıyor. Ben kurulmakta olan yapıya anlatıyorum. Kapılar açıldı. Odalar değişiyor. Koridorlar değişiyor. Harita aynı kalacak. Ama devlet aynı devlet olmayacak. Çünkü eyalet sistemi sadece bir yönetim modeli değil. Yeni dönemin omurgası olacak. İnsanlar eyalet deyince bölünme anlayacak. Oysa anlatılan şey merkezin zayıflaması değil. Merkezin yeniden tanımlanması. Yetki dağılacak. Ama güç toplanacak. İşte kimsenin görmediği çelişki bu. Bugün imkânsız görünen yarın sıradan olacak. Bugün reddedilen yarın savunulacak. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Ve o gün geldiğinde insanlar başka bir gerçeği daha görecek. Asıl hazırlık seçim için yapılmıyormuş. Seçimden sonrası için yapılıyormuş. Çünkü bazı isimler dönem yönetir. Bazı isimler sistem kurar. Benim ANLATTIĞIM tabloda yeni sistemin ilk başkanı olarak tarihe geçecek isim belli. Hakan Fidan. Bugün birçok kişi bunu ihtimal olarak bile görmüyor. Yarın aynı insanlar bunun nasıl gerçekleştiğini tartışacak. Çünkü tarih bazen seçim gecelerinde yazılmaz. Yıllar önce kurulan masalarda yazılır. Ve o masalar çoktan kuruldu.


Bunu bugün yazıyorum. Çünkü 2027'de herkes zaten konuşuyor olacak. Şu an yürüyen sürecin adı kamuoyunda başka. Masalarda başka. Televizyonlarda gördüğünüz tartışmaların büyük bölümü dikkat dağıtmak için değil... Ama asıl konunun yanında çok küçük kalıyor. Çünkü gerçek plan seçim kazanmak değil. Gerçek plan seçimlere ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir sistem kurmak. Bunun için üç ayrı çalışma yıllardır eş zamanlı ilerliyor. Birincisi kadro. İkincisi veri. Üçüncüsü koordinasyon. Çoğu insan hâlâ siyasetin konuşmalardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa son dönemde konuşanlar değil, rapor hazırlayanlar yükseliyor. Mikrofon tutanlar değil. Dosya tutanlar. Bu yüzden önümüzdeki dönemin en etkili isimlerinin yarısını halk ilk kez duyacak. Çünkü onlar ekranlarda değil. Sistemin içinde büyüdüler. Asıl hazırlık da burada. İnsanlar bir sabah uyandığında her şeyin aniden değiştiğini düşünecek. Oysa değişim çok önceden başlamış olacak. Bazı kurumların neden büyütüldüğü... Bazı yetkilerin neden toplandığı... Bazı isimlerin neden sessizce öne çıkarıldığı... Ancak geriye dönüp bakıldığında anlaşılacak. Bugün herkes sonucu tartışıyor. Ben sürecin kendisinden bahsediyorum. Kapılar açıldı. İnsanlar hâlâ koridorda olduklarını sanıyor. Oysa bazıları çoktan bir sonraki odaya geçti.


HAREMDE KAPILAR AÇILDI. Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor. Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor. Çünkü eski çağın gücü para değildi. Asker de değildi. Nüfuzdu. Telefon açabilmekti. Bir yere ulaşabilmekti. Bir kapıyı açtırabilmekti. Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı. Soyadı aristokrasisi. Makam aristokrasisi. Çevre aristokrasisi. İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı. Ama birçok masada aynı soyadları kaldı. Aynı aileler. Aynı çevreler. Aynı ilişkiler. Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor. Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor. Soyadından daha değerli. Çevrenden daha değerli. Hatta servetinden daha değerli. Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak. Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak. Kameralar bunu göstermeyecek. Manşetler bunu yazmayacak. Ama büyük kavga burada yaşanacak. Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur: Ülkeyi kim yönetecek? Bu kez farklı bir soru geliyor: Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek? Kapı tam burada açıldı. Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.



Gerçekleştikten sonra bir olaya yorum yapmak kolaydır. Asıl imkansız olan, henüz ortada hiçbir gelişme yokken yaklaşan süreci dile getirebilmektir. Temmuz 2026 dönemi sonrası dünya YUNANİSTAN / TÜRKİYE savaşı ile çalkalanacak. Gerekli uyarıları yapmamıza rağmen İsrail’in kuklası olan Yunanistan geri adım atmadı. (devam edecek)


Seri Devam... Neler Oluyor? ABD–İran hattı ikinci aşamaya geçti. Katar’da görüşme olmadı. Katar istemedi. Çünkü ABD ile eski hesap kapanmadı. Çünkü İran’a kırgınlık var. Ama süreç devam ediyor. Yeni yer: İslamabad. Görüşmeler kapalı şekilde yapılacak. Ama karar büyük. Ve evet… Anlaşma geliyor. Anlaşacaklar. ( Temmuz sonuna kadar. ) Bu sürede dışarıdan bakınca sakinlik olacak. İran sahada yön değiştirdi. Deniz yerine kara hattına geçti. Çin ile plan devrede. Sevkiyat Afganistan ve Pakistan üzerinden kara yolu ile yapılacak. Bu yüzden Hürmüz Boğazı artık öncelik değil. Bu değişim tek başına kalmaz. Pakistan bu işin içine girdi ve Çin ile aynı tarafta düşünmeye başladı. Durum böyle olunca Hindistan devreye girecek. Bu da yeni bir gerilim hattı demek. Kısa özet: Sessizlik var ama risk büyüyor.


Daha önce sizlere bir sancaktan söz etmiştim... Tarihin tozlu raflarında unutulmuş bir sancaktan değil; yüzyılları aşan bir iradeden, aynı kıbleye dönmüş yeminlerin bıraktığı izlerden bahsetmiştim. Emevilerden Osmanlı'ya uzanan o çizgi... Kimi zaman görünür, kimi zaman sessizdi. Fakat hiçbir zaman tamamen kaybolmadı. Sonra önümüze tabloyu koyduk. Sonuç; Suriye... Sonuç; Irak... Sonuç; Yemen... Sonuç; Libya... Ve Afrika'nın sessiz kalan birçok köşesi... Bazı yerlerde süreç tamamlandı, bazı yerlerde ise temizlik hâlâ devam ediyor. Bugün ise dikkatlerinizi başka bir noktaya çevirmek istiyorum. İç cephe... Asıl mesele de zaten budur. Hatırlayın... TBMM'deki gizli oturum öncesinde neler anlattığımı bir kez daha hatırlayın. O gün söylenenler birçok kişiye uzak geldi. Birileri ihtimal dedi. Birileri senaryo dedi. Birileri sessiz kaldı. Fakat geçen zaman, sözlerin sahibi değildir. Geçen zaman, hakikatin şahididir. Ve geçen zaman konuştu. Bugün dönüp baktığınızda, o gün işaret ettiğim başlıkların birer birer gündeme geldiğini görüyorsunuz. Şimdi ise yeni bir eşiğin önündeyiz. Son hazırlıklar... Son planlamalar... Son hesaplaşmalar... Her şey kamuoyunun önünde yaşanmaz. Bazı gelişmeler manşetlere düşmeden önce şekillenir. Bazı kararlar duyulmadan önce alınır. Bazı yollar görünmeden önce yürünür. İnsanlar olayı gördüğünde konuşmaya başlar. Ekranlar açılır. Uzmanlar çoğalır. Yorumlar yapılır. Fakat ben size başka bir şeyi hatırlatıyorum. Herkes olay olduktan sonra konuşur. Biz ise işaretleri olay olmadan anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü hakikat bazen gürültünün içinde değil... Sessizliğin içinde yürür. Esselamu aleyküm hakikatin izini süren kardeşlerim. Kimi insanlar yaşananlara bakar. Kimi insanlar ise yaşananların neden yaşandığını anlamaya çalışır. Bu makale serisini okumaya başlamadan önce sizden tek bir şey istiyorum; gündelik tartışmaları, televizyon ekranlarını ve size gösterilen resmi bir kenara bırakın. Çünkü okuyacağınız satırlar; görünenin değil, görünmeyenin izlerini sürüyor. Bazı olaylar vardır, yaşanır ve unutulur... Bazı olaylar vardır, yaşanır ama arkasında yüzyılların hesabını taşır. İşte bu makale de tam olarak bunun içindir. Bir haberden fazlasını... Bir manşetten derinini... Bir olayın perde arkasındaki yürüyüşü anlamak isteyenler için... Kalbinizle okuyun. Çünkü bazen tarih, bağırarak değil... Fısıldayarak gelir. (devam edecek)



Şehitlerimize son veda yapıldı. Gece geçte olsa hepsi toprağa verilecekler. Son rakam 47 şehit. 24 tanesi çocuk... Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillah

Gazze... TS: 17:¹⁶ anlık görsel... İsrail'e ait bir hava saldırısı gerçekleşti. Gazze Şeridi'nin Er-Rimal mahallesindeki sivillerin kaldığı El-Cevazat kampını hedef aldı. Saldırıda 16 kişi hayatını kaybetti, 34 kişi yaralandı. Şehirlerden 9 tanesi çocuk. 😔 üzgünüm...


