Mstf AKsu

2.9K posts

Mstf AKsu banner
Mstf AKsu

Mstf AKsu

@Mustafa334469

Malatya Pütürgeli........

Katılım Temmuz 2017
1.1K Takip Edilen1.1K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
ATAM izindeyiz ELHAMDULİLLAH
Mstf AKsu tweet media
Türkçe
1
2
52
0
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Meral Akşener ve Asena ? Kadim Devletin gücü. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
1
123
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Seri Devam... BÖLÜM 2 İlk Kale Mart 1999. Aradan üç ay geçmişti. Konya'daki o geceyi bilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Fakat bazı geceler vardır. İnsan hayatında yıllar sürmez. Dakikalar sürer. Ama etkileri onlarca yıl devam eder. Meral Akşener için de o gece öyle olmuştu. O günden sonra hiçbir konuşmasına eskisi gibi çıkmamıştı. Hiçbir toplantıya eskisi gibi girmemişti. Ve hiçbir insanı eskisi gibi değerlendirmemişti. Çünkü artık insanlara değil... Pozisyonlara bakıyordu. İsimlere değil... Yerlerine bakıyordu. Ve ilk kez büyük resmi görmeye başlamıştı. Başkentte siyaset kaynıyordu. DYP'nin içerisinde görünmeyen bir gerilim oluşuyordu. Televizyonlar bunu fark etmiyordu. Gazeteler bunu yazmıyordu. Ama koridorlarda dolaşan herkes hissediyordu. Bir şey değişiyordu. Meral Akşener artık yalnızca konuşan bir siyasetçi değildi. Gittiği her şehirde daha büyük kalabalıklar topluyordu. Katıldığı her toplantıda daha sert konuşuyordu. Parti içindeki bazı isimler onu alkışlıyordu. Bazıları ise dikkatle izliyordu. Çünkü yükselen her yıldızın gölgesi de büyür. Ve gölgeler bazen insanları korkutur. Bir akşam... Parti genel merkezinin alt katındaki küçük toplantı odasında dört kişi bir araya geldi. Kapılar kilitlendi. Telefonlar kapatıldı. Perdeler çekildi. Masanın ortasında sadece bir çaydanlık vardı. Meral Akşener sessizce oturuyordu. Karşısındaki yaşlı adam konuştu. "Bu gidişle seni durdurmaya çalışacaklar." Meral Akşener çayından bir yudum aldı. "Kim?" Adam hafifçe güldü. "Siyasette kim olduğu önemli değildir." "Ne zaman olduğu önemlidir." Odadakiler sessizleşti. Adam devam etti. "Çünkü herkes aynı hatayı yapar." "Rakibini görür." "Ama rakibini hareket ettiren eli göremez." Meral Akşener masanın üzerindeki dosyayı açtı. İçerisinde onlarca isim vardı. Bazılarının yanında kırmızı işaretler bulunuyordu. Bazılarının yanında ise mavi işaretler. "Bu insanlar kim?" diye sordu. Yaşlı adam derin nefes aldı. "Bir kısmı kariyer peşinde." "Bir kısmı makam peşinde." "Bir kısmı para peşinde." "Asıl tehlikeli olanlar ise başka şeylerin peşinde." Meral Akşener dosyayı kapattı. Aklına üç ay önceki harita geldi. İlk kale. İlk mücadele. İlk sınav. Belki de her şey şimdi başlıyordu. Yaz ayları yaklaşırken parti içerisindeki gerilim büyümeye başladı. Koridorlarda fısıltılar dolaşıyordu. Bazı gazeteciler kulis haberleri yazıyordu. Bazı televizyoncular yeni dengelerden söz ediyordu. Fakat kimse olayın tamamını göremiyordu. Çünkü görünen kavga ile görünmeyen kavga aynı şey değildi. Görünen tarafta insanlar koltuk için mücadele ediyordu. Görünmeyen tarafta ise geleceğin siyasi haritası çiziliyordu. Bir gece. Meral Akşener çalışma odasında yalnız oturuyordu. Masanın üzerinde onlarca dosya bulunuyordu. Saat gece yarısını geçmişti. Telefon çaldı. Numara görünmüyordu. Telefonu açtı. Karşıdan gelen ses sakindi. "İlk kalede ilerliyorsun." Asena bir anda doğruldu. Bu sesi daha önce duymuştu. Yıllar değil... Aylar önce. Karlarla kaplı o köy evinde. Beyaz Ulak. "Sen misin?" Karşı taraf cevap vermedi. Sadece konuşmaya devam etti. "Unutma." "İnsanlar liderleri takip eder." "Ama sistemler insanları takip eder." "Asıl mücadele kişilere karşı değil." "Düşüncelere karşıdır." Asena ayağa kalktı. "Peki ikinci kale ne zaman?" Sessizlik oldu. Uzun bir sessizlik. Sonra yalnızca tek bir cümle duyuldu. "İlk kale düşmeden ikinci kapı açılmaz." Hat kesildi. Kasım ayı yaklaşırken büyük kongreye günler kalmıştı. Parti içerisindeki herkes sonucu konuşuyordu. Kim kazanacak? Kim kaybedecek? Kim yükselecek? Kim tasfiye olacak? Fakat kimsenin bilmediği başka bir soru vardı. Belki de en önemli soru buydu. Bu kongre gerçekten bir son muydu? Yoksa çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcı mıydı? Meral Akşener pencereye yürüdü. Şehrin ışıklarına baktı. Aklında Beyaz Ulak'ın sözleri vardı. "Önce merkez." "Sonra ayrılık." "Sonra yeni bir yuva." O gece ilk kez şunu düşündü: Belki de bazı yollar insanın seçtiği yollar değildir. Belki bazı yollar insanı seçer. Ve o seçildiğini hissetmeye başlamıştı. Ama henüz önünde duran fırtınanın büyüklüğünü bilmiyordu. Çünkü ilk kale hâlâ ayaktaydı. Ve savaş daha yeni başlıyordu. Fakat bu savaşta taraflar yoktu. En azından dışarıdan bakıldığında. Gazeteler başka şeyler yazıyordu. Televizyonlar başka şeyler konuşuyordu. Parti binalarında başka hesaplar yapılıyordu. Fakat görünmeyen tarafta farklı bir oyun oynanıyordu. Çünkü bazı insanlar seçim kazanmaya çalışır. Bazıları parti yönetmeye çalışır. Bazıları ise gelecek inşa etmeye çalışır. Ve bu üçü aynı şey değildir. Kasım 1999. Büyük kongre günü gelmişti. Başkent günlerdir hareketliydi. Otel lobileri doluydu. Gazeteciler koridorlarda koşuşturuyordu. Delegeler grup grup toplantılar yapıyordu. Telefonlar susmuyordu. Herkes sonucu merak ediyordu. Ama Meral Akşener sonucu merak etmiyordu. Çünkü sonucu zaten biliyordu. Merak ettiği şey sonucun ardından ne olacağıydı. İşte gerçek soru buydu. Kongre salonu insanlarla doluydu. Konuşmalar yapıldı. Sloganlar atıldı. Alkışlar yükseldi. Kameralar çalıştı. Saatler geçti. Ve beklenen sonuç açıklandı. Parti yönetimi yerini korumuştu. Salonun bir tarafı seviniyordu. Diğer taraf sessizdi. Fakat Meral Akşener'in yüzünde ne öfke vardı ne de hayal kırıklığı. Çünkü o gün kaybetmediğini biliyordu. Çünkü bazı savaşlarda geri çekilmek yenilgi değildir. Yeni cephe açmaktır. Aynı gece. Saat 01:17. Şehrin dışında eski bir çiftlik evinde altı kişi toplandı. Masanın üzerinde haritalar vardı. Dosyalar vardı. İsim listeleri vardı. Meral Akşener içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı. Kimse konuşmuyordu. Sonunda Süleyman Soylu sözü aldı. "Birinci kale tamamlandı." Meral Akşener sessiz kaldı. Süleyman Soylu devam etti. "Şimdi ikinci aşama başlıyor." Masadaki siyah dosya açıldı. İçerisinde onlarca isim vardı. Bazılarının yanında yıldız işareti bulunuyordu. Bazılarının yanında kırmızı çarpı. Bazılarının yanında ise yalnızca soru işareti. Meral Akşener sayfaları çevirmeye başladı. Bir süre sonra durdu. Başını kaldırdı. "Bu liste nedir?" Odadaki herkes birbirine baktı. Sonunda Süleyman Soylu cevap verdi. "Yarının sahipleri." Meral Akşener gözlerini kıstı. "Peki kırmızı işaretler?" Sonunda Süleyman gülümsedi. "Yarının sahipleri olamayacak olanlar." Odadaki hava bir anda değişti. Aynı gece. Şehrin başka bir noktasında. Beyaz Ulak yeniden ortaya çıkmıştı. Bu kez yalnız değildi. Karanlık bir odada dört kişiyle oturuyordu. Masanın üzerinde eski bir harita vardı. Konya'daki toplantıda görülen haritanın aynısı. Sadece bu kez yeni işaretler eklenmişti. Birinci kalenin üzerine siyah bir mühür vurulmuştu. İkinci kalenin çevresi ise kırmızı çember içine alınmıştı. Beyaz Ulak haritaya baktı. Sonra sessizce konuştu. "Beklediğimizden hızlı ilerliyor." Karşısındaki adam sordu. "Risk var mı?" "Her zaman." "Peki başarısız olursa?" Beyaz Ulak ilk kez başını kaldırdı. "Başarısız olamaz." "Neden?" Çünkü o yalnızca bir kişi değil." "O artık bir süreç." 2000 yılına girildiğinde siyasi dengeler değişmeye başlamıştı. Henüz kimse bunun farkında değildi. Ama bazı gazeteciler aynı isimleri farklı yerlerde görmeye başlamıştı. Bazı bürokratlar beklenmedik şekilde görev değiştiriyordu. Bazı iş insanları yeni çevrelerle tanışıyordu. Bazı eski siyasetçiler ise birden bire ortadan kayboluyordu. Tesadüf gibi görünüyordu. Ama değildi. Çünkü görünmeyen ağ yavaş yavaş kuruluyordu. Ve ağ kurulduğunda artık geri dönüş olmayacaktı. Bir gece. Meral Akşener evine döndüğünde kapısının önünde küçük bir kutu buldu. Gönderen yoktu. İsim yoktu. Adres yoktu. Kutuyu açtı. İçinden eski bir anahtar çıktı. Paslıydı. Yıllardır kullanılmamış gibiydi. Yanında tek satırlık bir not vardı. "Asıl kapı henüz açılmadı." Asena notu defalarca okudu. Sonra anahtarı cebine koydu. Çünkü artık şunu anlamaya başlamıştı. Kendisine verilen görev bir parti meselesi değildi. Bir seçim meselesi değildi. Bir liderlik yarışı hiç değildi. Daha büyük bir şeydi. Çok daha büyük. Ve tam o günlerde... Devletin en gizli arşivlerinden birinde... Yıllardır açılmayan bir dosya yeniden raftan indirildi. Dosyanın kapağında yalnızca şu yazıyordu: PROJE KAFDAĞI Dosyayı açan görevli içerideki ilk sayfaya baktığında yüzü değişti. Çünkü ilk sayfada yazan isimlerden biri Meral Akşener'di Fakat onu asıl şaşırtan şey isim değildi. Tarihti. Çünkü dosyanın hazırlanma tarihi 1987'ydi. Yani Meral Akşener'in siyasette adının bile bilinmediği yıllar... Dosya yıllar önce hazırlanmıştı. Ve görünüşe göre bazı insanlar... Henüz oyun başlamadan oyuncuları seçmişti. Ama dosyanın son sayfasında yazan cümle her şeyden daha ürkütücüydü. "Birinci aşama tamamlandığında ikinci taşıyıcı devreye alınacaktır." Peki ikinci taşıyıcı kimdi? Meral Akşener miydi? Yoksa bütün hikâyede henüz adı bile geçmeyen başka biri mi vardı? İşte asıl soru buydu. Ve cevabı bilen tek kişi... Beyaz Ulak'tı. (devam edecek)
Derûn@Kehf_tekI_iz

Selam olsun görünenin ötesine bakmaya cesaret edenlere... Selam olsun satırların arasında yazılmayanı arayanlara... Selam olsun sahneye değil, sahnenin arkasındaki gölgelere dikkat kesilenlere... Ey duyduğuyla yetinmeyenler... Ey anlatılan kadar saklanana da kulak verenler... Ey bazen bir tesadüfün ardında başka ihtimaller arayanlar... Bu satırlarda okuyacağınız şey bir tarih kitabı değildir. Bir haber metni değildir. Bir siyasi analiz hiç değildir. Burada anlatılanlar; zihinde dolaşan ihtimallerin gerçekle buluştuğu yerdir. Bazen insanlar yaşanan olaylardan çok, yaşandığına inandıkları hikâyelerle şekillenir. Bazen bir söylenti yıllarca yaşar. Bazen bir soru, cevabından daha uzun ömürlü olur. Ve bazen bir kurgu, gerçeğin ulaşamadığı yerlere ulaşır. Bu yüzden şimdi okuyacaklarınızı bir iddia gibi değil... Bir rivayet gibi değil... Bir ihtimalin peşinden yürüyen bir hayat hikayesi gibi okuyun. Sonra da bütün satırlar bittiğinde kendinize yalnızca tek bir soru sorun: "Gerçekten her şey göründüğü gibi miydi?" Bazı hikâyeler vardır... Başladığında kimse fark etmez. Gazeteler yazmaz. Televizyonlar konuşmaz. Muhalefet görmez. İktidar anlatmaz. Yıllar geçer. Aktörler değişir. Partiler kurulur. Partiler dağılır. Liderler yükselir. Liderler düşer. Fakat o hikâye yürümeye devam eder. Ve bir gün insanlar dönüp geriye baktığında aynı soruyu sorar: "Her şey ne zaman başladı?" İşte bu satırlar o sorunun cevabını arayanlar içindir. Bir tarih kitabı değildir. Bir siyasi analiz değildir. Bir istihbarat raporu değildir. Bu bir devlet sırrıdır. Tarih bazen insanların inandığı hikâyelerden oluşur. Bu yüzden okuyacağınız her satırı bir iddia gibi değil... Bir gerçeklik öyküsü gibi okuyun. Ve kendinize yalnızca tek bir soru sorun: Bazı karşılaşmalar gerçekten tesadüf müdür? Yoksa bazı insanlar daha ilk günden aynı hikâyenin içine mi doğarlar? Takvimler 22 Aralık 1998'i gösterdiğinde... Türkiye uyuyordu. Ama herkes uyumuyordu. ******* BÖLÜM 1 Beyaz Ulak 22 Aralık 1998. Gece 03:11. Konya Ovası'nın ortasında unutulmuş küçük bir köy. Rüzgâr sert esiyordu. Kar taneleri gecenin içinde savruluyor, eski taş evlerin duvarlarına çarpıyordu. Köyün dışındaki tek katlı bir evde ise ışıklar yanıyordu. Normal şartlarda herkesin uyuyor olması gereken bir saatte dört kişi aynı masanın etrafında oturuyordu. Odadaki hava ağırdı. Sanki herkes bir şey bekliyordu. Fakat kimse neyi beklediğini bilmiyordu. Masanın üzerinde eski bir saat vardı. Saatin saniye ibresi ilerledikçe odadaki sessizlik daha da büyüyordu. Sonra... Kapı üç kez vuruldu. Tak. Tak. Tak. Ev sahibi ayağa kalktı. Kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında içeriye bembeyaz kıyafetler giymiş bir adam girdi. Yüzü tamamen beyaz bir peçeyle kapalıydı. Ne yaşını anlamak mümkündü ne de kim olduğunu. Adam ağır adımlarla yürüdü. Masaya yaklaştı. Kimse konuşmadı. Çünkü bazen sessizlik, sorulacak bütün sorulardan daha güçlüdür. Adam ceketinin iç cebinden siyah bir zarf çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. Sonra ilk kez konuştu. "Devletler seçimlerle değişmez." Odadaki herkes dikkat kesildi. Adam devam etti. "Devletler kadrolarla değişir." "Partiler gelir." "Partiler gider." "Liderler yükselir." "Liderler düşer." "Ama devletin uzun yürüyüşü devam eder." Peçenin arkasındaki gözler doğrudan genç kadına çevrildi. "Önünde uzun bir yol var." "Önce merkez." "Sonra ayrılık." "Sonra yeni bir yuva." "Sonra yeni bir ayrılık." "Ve en sonunda büyük temizlik." Genç kadın ilk kez konuştu. "Temizlikten kastınız nedir?" Adam cevap vermedi. Sadece masadaki zarfı işaret etti. Zarf açıldığında içinden eski bir harita çıktı. Fakat bu sıradan bir harita değildi. Şehirler yoktu. Nehirler yoktu. Dağlar yoktu. Yerlerine kaleler çizilmişti. Bazılarının üzerine kırmızı çarpılar atılmıştı. Bazıları ise daire içine alınmıştı. Adam haritanın üzerindeki ilk kaleyi gösterdi. "Buraya gireceksin." İkinci kaleyi gösterdi. "Burada yükseleceksin." Üçüncü kaleyi gösterdi. "Burada savaş başlayacak." Dördüncü kaleyi gösterdi. "Buradan ayrılacaksın." Beşinci kaleyi gösterdi. "Ve sonunda yeni bir sancak dikeceksin." Odadaki herkes birbirine baktı. Kimse tam olarak ne anlatıldığını anlamıyordu. Fakat herkes büyük bir planın ilk cümlelerini duyduğunu hissediyordu. Adam son kez konuştu. "İnsanlar seni rakip sanacak." "Bazıları seni düşman görecek." "Bazıları kahraman." "Ama hiçbiri gerçeği bilmeyecek." Genç kadın kaşlarını çattı. "Peki gerçek ne?" Beyaz Ulak ilk kez hafifçe gülümsedi. "Gerçek..." "En son öğrenilen şeydir." Saat 03:42'de toplantı sona erdi. Beyaz Ulak geldiği gibi sessizce ayrıldı. Kar yağışı devam ediyordu. Fakat o gece yalnızca kar yağmıyordu. Bir plan da ilk kez hareket etmeye başlamıştı. Ve o planın sonuçları yıllar boyunca ülkenin siyasi haritasını değiştirecekti. Kimse bunu henüz bilmiyordu. Ama tarih bazen gürültüyle başlamaz. Bazen yalnızca bir kapının üç kez vurulmasıyla başlar. (devam edecek) Her şeyin bir başlangıcı vardır....

Türkçe
27
57
214
5.3K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Eskiden insanlar öğrenmek isterdi. Şimdi haklı çıkmak istiyor. Bir ömürlük sorulara, on saniyelik cevaplar aranır olmuş. Herkes hüküm vermeye hazır. Kimse anlamaya niyetli değil. Bilgi çağında yaşıyoruz. Ama düşünmeye ayrılan süre her geçen gün azalıyor.
Türkçe
30
104
489
4.3K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Ve Aleykümselam görünen ve görünmeyen gerçeklere. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
5
486
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Selam olsun görünenin ötesine bakmaya cesaret edenlere... Selam olsun satırların arasında yazılmayanı arayanlara... Selam olsun sahneye değil, sahnenin arkasındaki gölgelere dikkat kesilenlere... Ey duyduğuyla yetinmeyenler... Ey anlatılan kadar saklanana da kulak verenler... Ey bazen bir tesadüfün ardında başka ihtimaller arayanlar... Bu satırlarda okuyacağınız şey bir tarih kitabı değildir. Bir haber metni değildir. Bir siyasi analiz hiç değildir. Burada anlatılanlar; zihinde dolaşan ihtimallerin gerçekle buluştuğu yerdir. Bazen insanlar yaşanan olaylardan çok, yaşandığına inandıkları hikâyelerle şekillenir. Bazen bir söylenti yıllarca yaşar. Bazen bir soru, cevabından daha uzun ömürlü olur. Ve bazen bir kurgu, gerçeğin ulaşamadığı yerlere ulaşır. Bu yüzden şimdi okuyacaklarınızı bir iddia gibi değil... Bir rivayet gibi değil... Bir ihtimalin peşinden yürüyen bir hayat hikayesi gibi okuyun. Sonra da bütün satırlar bittiğinde kendinize yalnızca tek bir soru sorun: "Gerçekten her şey göründüğü gibi miydi?" Bazı hikâyeler vardır... Başladığında kimse fark etmez. Gazeteler yazmaz. Televizyonlar konuşmaz. Muhalefet görmez. İktidar anlatmaz. Yıllar geçer. Aktörler değişir. Partiler kurulur. Partiler dağılır. Liderler yükselir. Liderler düşer. Fakat o hikâye yürümeye devam eder. Ve bir gün insanlar dönüp geriye baktığında aynı soruyu sorar: "Her şey ne zaman başladı?" İşte bu satırlar o sorunun cevabını arayanlar içindir. Bir tarih kitabı değildir. Bir siyasi analiz değildir. Bir istihbarat raporu değildir. Bu bir devlet sırrıdır. Tarih bazen insanların inandığı hikâyelerden oluşur. Bu yüzden okuyacağınız her satırı bir iddia gibi değil... Bir gerçeklik öyküsü gibi okuyun. Ve kendinize yalnızca tek bir soru sorun: Bazı karşılaşmalar gerçekten tesadüf müdür? Yoksa bazı insanlar daha ilk günden aynı hikâyenin içine mi doğarlar? Takvimler 22 Aralık 1998'i gösterdiğinde... Türkiye uyuyordu. Ama herkes uyumuyordu. ******* BÖLÜM 1 Beyaz Ulak 22 Aralık 1998. Gece 03:11. Konya Ovası'nın ortasında unutulmuş küçük bir köy. Rüzgâr sert esiyordu. Kar taneleri gecenin içinde savruluyor, eski taş evlerin duvarlarına çarpıyordu. Köyün dışındaki tek katlı bir evde ise ışıklar yanıyordu. Normal şartlarda herkesin uyuyor olması gereken bir saatte dört kişi aynı masanın etrafında oturuyordu. Odadaki hava ağırdı. Sanki herkes bir şey bekliyordu. Fakat kimse neyi beklediğini bilmiyordu. Masanın üzerinde eski bir saat vardı. Saatin saniye ibresi ilerledikçe odadaki sessizlik daha da büyüyordu. Sonra... Kapı üç kez vuruldu. Tak. Tak. Tak. Ev sahibi ayağa kalktı. Kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında içeriye bembeyaz kıyafetler giymiş bir adam girdi. Yüzü tamamen beyaz bir peçeyle kapalıydı. Ne yaşını anlamak mümkündü ne de kim olduğunu. Adam ağır adımlarla yürüdü. Masaya yaklaştı. Kimse konuşmadı. Çünkü bazen sessizlik, sorulacak bütün sorulardan daha güçlüdür. Adam ceketinin iç cebinden siyah bir zarf çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. Sonra ilk kez konuştu. "Devletler seçimlerle değişmez." Odadaki herkes dikkat kesildi. Adam devam etti. "Devletler kadrolarla değişir." "Partiler gelir." "Partiler gider." "Liderler yükselir." "Liderler düşer." "Ama devletin uzun yürüyüşü devam eder." Peçenin arkasındaki gözler doğrudan genç kadına çevrildi. "Önünde uzun bir yol var." "Önce merkez." "Sonra ayrılık." "Sonra yeni bir yuva." "Sonra yeni bir ayrılık." "Ve en sonunda büyük temizlik." Genç kadın ilk kez konuştu. "Temizlikten kastınız nedir?" Adam cevap vermedi. Sadece masadaki zarfı işaret etti. Zarf açıldığında içinden eski bir harita çıktı. Fakat bu sıradan bir harita değildi. Şehirler yoktu. Nehirler yoktu. Dağlar yoktu. Yerlerine kaleler çizilmişti. Bazılarının üzerine kırmızı çarpılar atılmıştı. Bazıları ise daire içine alınmıştı. Adam haritanın üzerindeki ilk kaleyi gösterdi. "Buraya gireceksin." İkinci kaleyi gösterdi. "Burada yükseleceksin." Üçüncü kaleyi gösterdi. "Burada savaş başlayacak." Dördüncü kaleyi gösterdi. "Buradan ayrılacaksın." Beşinci kaleyi gösterdi. "Ve sonunda yeni bir sancak dikeceksin." Odadaki herkes birbirine baktı. Kimse tam olarak ne anlatıldığını anlamıyordu. Fakat herkes büyük bir planın ilk cümlelerini duyduğunu hissediyordu. Adam son kez konuştu. "İnsanlar seni rakip sanacak." "Bazıları seni düşman görecek." "Bazıları kahraman." "Ama hiçbiri gerçeği bilmeyecek." Genç kadın kaşlarını çattı. "Peki gerçek ne?" Beyaz Ulak ilk kez hafifçe gülümsedi. "Gerçek..." "En son öğrenilen şeydir." Saat 03:42'de toplantı sona erdi. Beyaz Ulak geldiği gibi sessizce ayrıldı. Kar yağışı devam ediyordu. Fakat o gece yalnızca kar yağmıyordu. Bir plan da ilk kez hareket etmeye başlamıştı. Ve o planın sonuçları yıllar boyunca ülkenin siyasi haritasını değiştirecekti. Kimse bunu henüz bilmiyordu. Ama tarih bazen gürültüyle başlamaz. Bazen yalnızca bir kapının üç kez vurulmasıyla başlar. (devam edecek) Her şeyin bir başlangıcı vardır....
Derûn@Kehf_tekI_iz

Bu okuyacağınız şey, yaşanmış olayların anlatımı değildir. Bu bir planlamadır. Bu planlamayı anlatmak tamamiyle benim sorumluluğumdadır Devletler bazen savaşarak, bazen konuşarak, bazen de kimsenin fark etmediği uzun hamlelerle hareket eder. Tarih boyunca birçok siyasi dönüşüm, yaşandığı gün anlaşılmamış; yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında parçalar yerine oturmuştur. Bu yazıda böyle bir planlamanın peşinden gidiyor. Burada anlatılanlar; kişiler, kurumlar ve olaylar üzerinden kurgulanmış bir düşünce değildir. Anlatmamdaki amaç; okuyucuya mutlak bir doğru sunmak değil, farklı bir pencereden bakabilme cesareti kazandırmaktır. Belki her şey göründüğü gibidir. Belki de değildir. Kararı siz vereceksiniz. Şimdi sabredin ve planlamaların dünyasına adım atmayı bekleyin.

Türkçe
73
146
630
20.9K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Türk İslam Devleti. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
4
82
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Türkiye Cumhuriyeti PKK'yı bitirdi; bölgesel güç oldu. Tüm siyasi görüşler, ortak milli hedeflerde birleşebilirse; küresel güç olacak. Tarihinden aldığı vizyonu, bugünün teknolojisi ve devlet kapasitesiyle birleştirebilirse; uluslararası bir süper güç olacak. Çünkü güçlü devletler sadece sınırlarını koruyan değil, bulunduğu coğrafyaya yön veren devletlerdir.
Türkçe
51
183
927
16.4K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Şu anki atamalar dahil mi ? Yoksa bundan sonrakiler mi önemli? Şu ankiler bile güzel değişimler.
Türkçe
0
0
2
1.7K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Türkiye'nin yeni dönemi bir seçim gecesi başlamayacak. Bir güvenlik veya istihbarat atamasıyla başlayacak. Çoğu kişi bunu sıradan bir bürokratik karar sanacak. Haber değeri birkaç saat sürecek. Ama o atamayla birlikte devletin öncelikleri değişecek. Etkisi ise yıllar boyunca hissedilecek. Terörle mücadeleden dış politikaya, yargıdan bürokrasiye kadar yeni bir çizgi oluşacak. Bazı atamalar makamı doldurur. Bazı atamalar ise bir dönemi başlatır. ( devam edecek )
Derûn@Kehf_tekI_iz

HAREMDE KAPILAR AÇILDI. Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor. Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor. Çünkü eski çağın gücü para değildi. Asker de değildi. Nüfuzdu. Telefon açabilmekti. Bir yere ulaşabilmekti. Bir kapıyı açtırabilmekti. Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı. Soyadı aristokrasisi. Makam aristokrasisi. Çevre aristokrasisi. İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı. Ama birçok masada aynı soyadları kaldı. Aynı aileler. Aynı çevreler. Aynı ilişkiler. Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor. Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor. Soyadından daha değerli. Çevrenden daha değerli. Hatta servetinden daha değerli. Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak. Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak. Kameralar bunu göstermeyecek. Manşetler bunu yazmayacak. Ama büyük kavga burada yaşanacak. Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur: Ülkeyi kim yönetecek? Bu kez farklı bir soru geliyor: Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek? Kapı tam burada açıldı. Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.

Türkçe
58
194
1K
138.6K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Cennetin çocukları. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
0
26
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Gazze'de çocuklarımız okula giderken çantalarında ağır bir şey taşıyor. Ölüm ihtimalini. Kimi yetim. Kimi öksüz. Kimi hem yetim hem öksüz. Gökyüzünde drone sesi var. Her an bir füze düşebilir. Her an son anları olabilir. Ama yine de okula gidiyorlar. Çünkü korkularından daha büyük bir şeyleri var. İnançları. Biz hayata tutunmak için sebepler ararken, onlar enkazların arasında Allah'ın verdiği söze tutunuyor. Rahman onlara bir söz verdi. Cennet. Belki bu yüzden dünyanın en ağır yükünü taşıyan çocuklar, en dik yürüyen çocuklar oluyor.
Türkçe
37
300
755
9.8K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
On Osmanlı gücünde Türk İslam Devleti geliyor ve başkanı da ………… La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Derûn@Kehf_tekI_iz

@RTErdogan 'ın son seçimi kazandığını sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Erdoğan son seçimini çok önce kazandı. Bugün gördüğünüz şey seçim değil. Devir teslim süreci. Asıl hazırlık yeni anayasa için yapılıyor. Çünkü mevcut sistem görevini tamamladı. Fakat Türkiye henüz bunun farkında değil. Çünkü kimse büyük resmi görmüyor. Herkes seçimi konuşuyor. Ben seçimden sonrasını anlatıyorum. Önce seçim olacak. Sonra anayasa. Sonra sistem. Türkiye bugünkü Türkiye olarak devam etmeyecek. Çünkü mevcut yapı önümüzdeki dönemi taşımıyor. Yeni hedefler için yeni model gerekiyor. Bu yüzden anayasa değişecek. Sadece maddeler değil. Devletin çalışma mantığı değişecek. İnsanlar yıllarca bazı kavramlara güldü. Şimdi aynı kavramlar masaya geliyor. Eyalet sistemi. Bölgesel yönetimler. Yeni merkez. Yeni denge. Bugün imkânsız görünen şeyler yarın sıradan kabul edilecek. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Daha ilginç olanı ise siyaset. İnsanlar kavga bekliyor. Ben birleşme olacak demiştim. Seçime tek yapı çıkacak. Ve beklenmeyen bir çoğunluk alacak. ( %71,48 ) O andan sonra tartışma seçim olmaktan çıkacak. Sistem tartışmasına dönüşecek. Bu güçle; AK Parti. MHP. CHP. DEM. Ve birde ASKER... Devletin doğrudan temsilcileri. Aynı sistem içinde. Aynı hedefte. Aynı geçiş sürecinde. Çünkü yeni dönemin meselesi parti olmayacak. Devlet olacak. İnsanlar hâlâ isimlere takılıyor. Oysa tarih isimleri değil. Geçişleri yazar. Ve bazı dönemlerde insanlar yönetim değiştirir. Bazı dönemlerde ise yönetim modeli değişir. İşte asıl kırılma burada. Herkes bugüne bakıyor. Ben kurulmakta olan yapıya anlatıyorum. Kapılar açıldı. Odalar değişiyor. Koridorlar değişiyor. Harita aynı kalacak. Ama devlet aynı devlet olmayacak. Çünkü eyalet sistemi sadece bir yönetim modeli değil. Yeni dönemin omurgası olacak. İnsanlar eyalet deyince bölünme anlayacak. Oysa anlatılan şey merkezin zayıflaması değil. Merkezin yeniden tanımlanması. Yetki dağılacak. Ama güç toplanacak. İşte kimsenin görmediği çelişki bu. Bugün imkânsız görünen yarın sıradan olacak. Bugün reddedilen yarın savunulacak. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Ve o gün geldiğinde insanlar başka bir gerçeği daha görecek. Asıl hazırlık seçim için yapılmıyormuş. Seçimden sonrası için yapılıyormuş. Çünkü bazı isimler dönem yönetir. Bazı isimler sistem kurar. Benim ANLATTIĞIM tabloda yeni sistemin ilk başkanı olarak tarihe geçecek isim belli. Hakan Fidan. Bugün birçok kişi bunu ihtimal olarak bile görmüyor. Yarın aynı insanlar bunun nasıl gerçekleştiğini tartışacak. Çünkü tarih bazen seçim gecelerinde yazılmaz. Yıllar önce kurulan masalarda yazılır. Ve o masalar çoktan kuruldu.

Türkçe
0
0
2
39
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz @RTErdogan On Osmanlı gücünde Türk İslam Devleti geliyor ve başkanı da ………… La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
2
317
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
@RTErdogan 'ın son seçimi kazandığını sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Erdoğan son seçimini çok önce kazandı. Bugün gördüğünüz şey seçim değil. Devir teslim süreci. Asıl hazırlık yeni anayasa için yapılıyor. Çünkü mevcut sistem görevini tamamladı. Fakat Türkiye henüz bunun farkında değil. Çünkü kimse büyük resmi görmüyor. Herkes seçimi konuşuyor. Ben seçimden sonrasını anlatıyorum. Önce seçim olacak. Sonra anayasa. Sonra sistem. Türkiye bugünkü Türkiye olarak devam etmeyecek. Çünkü mevcut yapı önümüzdeki dönemi taşımıyor. Yeni hedefler için yeni model gerekiyor. Bu yüzden anayasa değişecek. Sadece maddeler değil. Devletin çalışma mantığı değişecek. İnsanlar yıllarca bazı kavramlara güldü. Şimdi aynı kavramlar masaya geliyor. Eyalet sistemi. Bölgesel yönetimler. Yeni merkez. Yeni denge. Bugün imkânsız görünen şeyler yarın sıradan kabul edilecek. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Daha ilginç olanı ise siyaset. İnsanlar kavga bekliyor. Ben birleşme olacak demiştim. Seçime tek yapı çıkacak. Ve beklenmeyen bir çoğunluk alacak. ( %71,48 ) O andan sonra tartışma seçim olmaktan çıkacak. Sistem tartışmasına dönüşecek. Bu güçle; AK Parti. MHP. CHP. DEM. Ve birde ASKER... Devletin doğrudan temsilcileri. Aynı sistem içinde. Aynı hedefte. Aynı geçiş sürecinde. Çünkü yeni dönemin meselesi parti olmayacak. Devlet olacak. İnsanlar hâlâ isimlere takılıyor. Oysa tarih isimleri değil. Geçişleri yazar. Ve bazı dönemlerde insanlar yönetim değiştirir. Bazı dönemlerde ise yönetim modeli değişir. İşte asıl kırılma burada. Herkes bugüne bakıyor. Ben kurulmakta olan yapıya anlatıyorum. Kapılar açıldı. Odalar değişiyor. Koridorlar değişiyor. Harita aynı kalacak. Ama devlet aynı devlet olmayacak. Çünkü eyalet sistemi sadece bir yönetim modeli değil. Yeni dönemin omurgası olacak. İnsanlar eyalet deyince bölünme anlayacak. Oysa anlatılan şey merkezin zayıflaması değil. Merkezin yeniden tanımlanması. Yetki dağılacak. Ama güç toplanacak. İşte kimsenin görmediği çelişki bu. Bugün imkânsız görünen yarın sıradan olacak. Bugün reddedilen yarın savunulacak. Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak. Ve o gün geldiğinde insanlar başka bir gerçeği daha görecek. Asıl hazırlık seçim için yapılmıyormuş. Seçimden sonrası için yapılıyormuş. Çünkü bazı isimler dönem yönetir. Bazı isimler sistem kurar. Benim ANLATTIĞIM tabloda yeni sistemin ilk başkanı olarak tarihe geçecek isim belli. Hakan Fidan. Bugün birçok kişi bunu ihtimal olarak bile görmüyor. Yarın aynı insanlar bunun nasıl gerçekleştiğini tartışacak. Çünkü tarih bazen seçim gecelerinde yazılmaz. Yıllar önce kurulan masalarda yazılır. Ve o masalar çoktan kuruldu.
Derûn@Kehf_tekI_iz

Bunu bugün yazıyorum. Çünkü 2027'de herkes zaten konuşuyor olacak. Şu an yürüyen sürecin adı kamuoyunda başka. Masalarda başka. Televizyonlarda gördüğünüz tartışmaların büyük bölümü dikkat dağıtmak için değil... Ama asıl konunun yanında çok küçük kalıyor. Çünkü gerçek plan seçim kazanmak değil. Gerçek plan seçimlere ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir sistem kurmak. Bunun için üç ayrı çalışma yıllardır eş zamanlı ilerliyor. Birincisi kadro. İkincisi veri. Üçüncüsü koordinasyon. Çoğu insan hâlâ siyasetin konuşmalardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa son dönemde konuşanlar değil, rapor hazırlayanlar yükseliyor. Mikrofon tutanlar değil. Dosya tutanlar. Bu yüzden önümüzdeki dönemin en etkili isimlerinin yarısını halk ilk kez duyacak. Çünkü onlar ekranlarda değil. Sistemin içinde büyüdüler. Asıl hazırlık da burada. İnsanlar bir sabah uyandığında her şeyin aniden değiştiğini düşünecek. Oysa değişim çok önceden başlamış olacak. Bazı kurumların neden büyütüldüğü... Bazı yetkilerin neden toplandığı... Bazı isimlerin neden sessizce öne çıkarıldığı... Ancak geriye dönüp bakıldığında anlaşılacak. Bugün herkes sonucu tartışıyor. Ben sürecin kendisinden bahsediyorum. Kapılar açıldı. İnsanlar hâlâ koridorda olduklarını sanıyor. Oysa bazıları çoktan bir sonraki odaya geçti.

Türkçe
54
136
550
24.3K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Kadim Devlet yapı taşlarını diziyor. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
1
11
395
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Bunu bugün yazıyorum. Çünkü 2027'de herkes zaten konuşuyor olacak. Şu an yürüyen sürecin adı kamuoyunda başka. Masalarda başka. Televizyonlarda gördüğünüz tartışmaların büyük bölümü dikkat dağıtmak için değil... Ama asıl konunun yanında çok küçük kalıyor. Çünkü gerçek plan seçim kazanmak değil. Gerçek plan seçimlere ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir sistem kurmak. Bunun için üç ayrı çalışma yıllardır eş zamanlı ilerliyor. Birincisi kadro. İkincisi veri. Üçüncüsü koordinasyon. Çoğu insan hâlâ siyasetin konuşmalardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa son dönemde konuşanlar değil, rapor hazırlayanlar yükseliyor. Mikrofon tutanlar değil. Dosya tutanlar. Bu yüzden önümüzdeki dönemin en etkili isimlerinin yarısını halk ilk kez duyacak. Çünkü onlar ekranlarda değil. Sistemin içinde büyüdüler. Asıl hazırlık da burada. İnsanlar bir sabah uyandığında her şeyin aniden değiştiğini düşünecek. Oysa değişim çok önceden başlamış olacak. Bazı kurumların neden büyütüldüğü... Bazı yetkilerin neden toplandığı... Bazı isimlerin neden sessizce öne çıkarıldığı... Ancak geriye dönüp bakıldığında anlaşılacak. Bugün herkes sonucu tartışıyor. Ben sürecin kendisinden bahsediyorum. Kapılar açıldı. İnsanlar hâlâ koridorda olduklarını sanıyor. Oysa bazıları çoktan bir sonraki odaya geçti.
Derûn@Kehf_tekI_iz

HAREMDE KAPILAR AÇILDI. Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor. Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor. Çünkü eski çağın gücü para değildi. Asker de değildi. Nüfuzdu. Telefon açabilmekti. Bir yere ulaşabilmekti. Bir kapıyı açtırabilmekti. Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı. Soyadı aristokrasisi. Makam aristokrasisi. Çevre aristokrasisi. İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı. Ama birçok masada aynı soyadları kaldı. Aynı aileler. Aynı çevreler. Aynı ilişkiler. Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor. Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor. Soyadından daha değerli. Çevrenden daha değerli. Hatta servetinden daha değerli. Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak. Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak. Kameralar bunu göstermeyecek. Manşetler bunu yazmayacak. Ama büyük kavga burada yaşanacak. Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur: Ülkeyi kim yönetecek? Bu kez farklı bir soru geliyor: Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek? Kapı tam burada açıldı. Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.

Türkçe
48
186
783
60.1K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz Monşerlerin beyaz Türkler in sonu. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
2
0
13
2.9K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
HAREMDE KAPILAR AÇILDI. Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor. Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor. Çünkü eski çağın gücü para değildi. Asker de değildi. Nüfuzdu. Telefon açabilmekti. Bir yere ulaşabilmekti. Bir kapıyı açtırabilmekti. Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı. Soyadı aristokrasisi. Makam aristokrasisi. Çevre aristokrasisi. İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı. Ama birçok masada aynı soyadları kaldı. Aynı aileler. Aynı çevreler. Aynı ilişkiler. Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor. Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor. Soyadından daha değerli. Çevrenden daha değerli. Hatta servetinden daha değerli. Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak. Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak. Kameralar bunu göstermeyecek. Manşetler bunu yazmayacak. Ama büyük kavga burada yaşanacak. Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur: Ülkeyi kim yönetecek? Bu kez farklı bir soru geliyor: Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek? Kapı tam burada açıldı. Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.
Türkçe
48
171
769
220.7K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@Kehf_tekI_iz KiBRiT yanacak Adalar sahibine kavuşacak. La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçe
0
0
11
1.4K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@AdaKtptyzmz Milliyetçi ceketi giymiş ama içi boş bunun.
Türkçe
0
0
2
86
Cüneyt Sezer
Cüneyt Sezer@AdaKtptyzmz·
Bu ahlaksızlıktan ne çektik be muhterem. Türkçe konuşamayan ilkokul ağızlı garip, Kudüs’e vali olmak niyetimdir diyen büyük fikre maşallah demesini mi bekleyeceğiz. Yok küçüğüm, Gariban muhalefetin yeri belli sen kendine ortalarda bir yer ara. Orta deyince Ortadoğu anlamaz inşallah …
Türkçe
8
56
219
2.4K
Mstf AKsu
Mstf AKsu@Mustafa334469·
@AKINCI_97_ La galibe İLLALLAH 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Français
1
0
1
26
ACUNAY 🇹🇷AKINCI
ACUNAY 🇹🇷AKINCI@AKINCI_97_·
Y@hudiler bir gün gerçek savaşçılarla karşılaşacak. İşte o gün, savaşın bebek öldürmek olmadığını anlayacaklar.. 🇹🇷 🇹🇷 🇹🇷 #Kudüs
Türkçe
3
25
123
614
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Esselamu Aleyküm kardeşlerim. Tarihte bazı yazılar vardır... Yazıldıkları gün kimse dönüp ikinci kez okumaz. Hatta çoğu insan onların sıradan birkaç satırdan ibaret olduğunu zanneder. Fakat yıllar geçer, toz bulutları dağılır, tartışmalar unutulur ve geriye sadece sonuç kalır. İşte o zaman insanlar dönüp o satırlara yeniden bakar. Çünkü bazen bir devletin yönünü değiştiren şey meydanlarda atılan sloganlar değil, sessizce bırakılmış birkaç cümledir. Hatırlayın... Bir zamanlar Ankara'nın koridorlarında başka sesler yankılanıyordu. Televizyon ekranlarında başka yüzler vardı. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünüyordu. Sonra bir yazı çıktı. Kimi güldü, kimi küçümsedi, kimi ise öfkelendi. Fakat çok az kişi o yazının ne söylediğine değil, neden o gün yazıldığına baktı. Aradan fazla zaman geçmedi. Türkiye yeni bir döneme girdi. O gün birçok insan sonucu gördü ama hazırlığı göremedi. Devletler bazen kararlarını açıklamaz kardeşlerim. Önce zemini değiştirir. Önce kelimeleri değiştirir. Önce yönleri değiştirir. Sonra bir sabah kalkarsınız ve herkes sonucu konuşmaya başlar. Oysa sonuç dediğiniz şey aylar önce başlamış bir yürüyüşün son adımıdır. İşte bugünlerde beni düşündüren de budur. Ortada henüz büyük bir olay yok. Fakat bazı cümleler yer değiştiriyor. Dün birbirine uzak duran bazı odaklar aynı noktaya bakıyor. Bazı tartışmalar gereğinden fazla büyütülüyor, bazıları ise olması gerekenden fazla sessiz geçiliyor. Bu yüzden gözümü sonuca değil, işaretlere çeviriyorum. Çünkü tarih bana şunu öğretti: Büyük değişimler kapıyı çalarak gelmez. Önce gölgesi görünür. Sonra ayak sesi duyulur. En son kendisi gelir. Ve bazen... Herkes olan biteni anlamaya çalışırken, birileri çoktan bir sonraki sayfayı çevirmiş olur. Belki de bu yüzden bazı tarihler, yaşanırken sıradan görünür kardeşlerim. Takvim yaprağında diğer günlerden hiçbir farkları yoktur. Güneş yine doğar. İnsanlar yine işe gider. Televizyonlar yine aynı haberleri verir. Fakat görünmeyen tarafta bambaşka bir hazırlık vardır. Bazen fırtına ufukta görünmez. Önce hava değişir. Sonra kuşlar yön değiştirir. Sonra deniz sessizleşir. Ve en son dalgalar yükselmeye başlar. Ben son zamanlarda o sessizlikten var. Sanki uzun süredir birbirinden kopuk duran parçalar yavaş yavaş aynı resmin içine yerleşiyor. Sanki yıllardır ayrı ayrı akan nehirler aynı yatağa yöneliyor. Belki yanılıyorumdur. Belki de sadece tarihin tekrar eden ritmini görüyorumdur. Ama zihnimde garip bir soru dolaşıyor: Ya Temmuz 2026'dan sonra bazı kapılar birbiri ardına açılırsa? Ya bugün önemsiz görülen tartışmalar yarının büyük dönüşümlerinin habercisiyse? Ya insanlar bugün sadece gündemi izlerken, yarının haritası çoktan çiziliyorsa? Belki hiçbir şey olmaz. Belki de çok şey olur. Fakat tarih bize şunu gösterdi: En büyük değişimler, gerçekleşmeden hemen önce en imkânsız görünenlerdir. Bu yüzden ben bugüne değil, ufka bakıyorum. Çünkü ufukta bazen henüz görünmeyen bir fırtına vardır. Ve fırtınalar... İlk önce gökyüzünde değil, İnsanların zihinlerinde başlar.
Türkçe
70
158
624
14.8K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Bu okuyacağınız şey, yaşanmış olayların anlatımı değildir. Bu bir planlamadır. Bu planlamayı anlatmak tamamiyle benim sorumluluğumdadır Devletler bazen savaşarak, bazen konuşarak, bazen de kimsenin fark etmediği uzun hamlelerle hareket eder. Tarih boyunca birçok siyasi dönüşüm, yaşandığı gün anlaşılmamış; yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında parçalar yerine oturmuştur. Bu yazıda böyle bir planlamanın peşinden gidiyor. Burada anlatılanlar; kişiler, kurumlar ve olaylar üzerinden kurgulanmış bir düşünce değildir. Anlatmamdaki amaç; okuyucuya mutlak bir doğru sunmak değil, farklı bir pencereden bakabilme cesareti kazandırmaktır. Belki her şey göründüğü gibidir. Belki de değildir. Kararı siz vereceksiniz. Şimdi sabredin ve planlamaların dünyasına adım atmayı bekleyin.
Derûn@Kehf_tekI_iz

Daha önce sizlere bir sancaktan söz etmiştim... Tarihin tozlu raflarında unutulmuş bir sancaktan değil; yüzyılları aşan bir iradeden, aynı kıbleye dönmüş yeminlerin bıraktığı izlerden bahsetmiştim. Emevilerden Osmanlı'ya uzanan o çizgi... Kimi zaman görünür, kimi zaman sessizdi. Fakat hiçbir zaman tamamen kaybolmadı. Sonra önümüze tabloyu koyduk. Sonuç; Suriye... Sonuç; Irak... Sonuç; Yemen... Sonuç; Libya... Ve Afrika'nın sessiz kalan birçok köşesi... Bazı yerlerde süreç tamamlandı, bazı yerlerde ise temizlik hâlâ devam ediyor. Bugün ise dikkatlerinizi başka bir noktaya çevirmek istiyorum. İç cephe... Asıl mesele de zaten budur. Hatırlayın... TBMM'deki gizli oturum öncesinde neler anlattığımı bir kez daha hatırlayın. O gün söylenenler birçok kişiye uzak geldi. Birileri ihtimal dedi. Birileri senaryo dedi. Birileri sessiz kaldı. Fakat geçen zaman, sözlerin sahibi değildir. Geçen zaman, hakikatin şahididir. Ve geçen zaman konuştu. Bugün dönüp baktığınızda, o gün işaret ettiğim başlıkların birer birer gündeme geldiğini görüyorsunuz. Şimdi ise yeni bir eşiğin önündeyiz. Son hazırlıklar... Son planlamalar... Son hesaplaşmalar... Her şey kamuoyunun önünde yaşanmaz. Bazı gelişmeler manşetlere düşmeden önce şekillenir. Bazı kararlar duyulmadan önce alınır. Bazı yollar görünmeden önce yürünür. İnsanlar olayı gördüğünde konuşmaya başlar. Ekranlar açılır. Uzmanlar çoğalır. Yorumlar yapılır. Fakat ben size başka bir şeyi hatırlatıyorum. Herkes olay olduktan sonra konuşur. Biz ise işaretleri olay olmadan anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü hakikat bazen gürültünün içinde değil... Sessizliğin içinde yürür. Esselamu aleyküm hakikatin izini süren kardeşlerim. Kimi insanlar yaşananlara bakar. Kimi insanlar ise yaşananların neden yaşandığını anlamaya çalışır. Bu makale serisini okumaya başlamadan önce sizden tek bir şey istiyorum; gündelik tartışmaları, televizyon ekranlarını ve size gösterilen resmi bir kenara bırakın. Çünkü okuyacağınız satırlar; görünenin değil, görünmeyenin izlerini sürüyor. Bazı olaylar vardır, yaşanır ve unutulur... Bazı olaylar vardır, yaşanır ama arkasında yüzyılların hesabını taşır. İşte bu makale de tam olarak bunun içindir. Bir haberden fazlasını... Bir manşetten derinini... Bir olayın perde arkasındaki yürüyüşü anlamak isteyenler için... Kalbinizle okuyun. Çünkü bazen tarih, bağırarak değil... Fısıldayarak gelir. (devam edecek)

Türkçe
49
146
595
35.1K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
El-Cevazat kampını bugünkü bomnardıman sonrası boşaltmıştık. İçerisinde bulunan tüm Gazzeli kardeşlerimizi daha güvenli bölgelere nakletmiştik. Az önce kamp vuruldu. Çadırlar hedef alındı. Eğer tahliye gerçekleşmemiş olsaydı, çok daha büyük bir acıyla karşı karşıya kalacaktık. Elhamdülillah kardeşlerimizi önceden çıkarmayı başardık. Ancak geride kalan çadırlar, eşyalar ve hatıralar bombardımanın hedefi oldu. El-Cevazat Kampımız vuruldu... Fakat Allah'ın izniyle bu defa içindeki canları koruyabildik. Bu da bizim için en büyük tesellidir.
Derûn tweet mediaDerûn tweet media
Derûn@Kehf_tekI_iz

Şehitlerimize son veda yapıldı. Gece geçte olsa hepsi toprağa verilecekler. Son rakam 47 şehit. 24 tanesi çocuk... Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillah

Türkçe
37
132
385
9.1K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Çadırına su götürüyordu... Elinde silah değil, bir yaşam umudu vardı. Ancak hedefine ulaşamadan vuruldu ve hayatını kaybetti. ŞEHİT OLDU... Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillah
Türkçe
17
80
274
4.7K
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Gazze... TS: 17:¹⁶ anlık görsel... İsrail'e ait bir hava saldırısı gerçekleşti. Gazze Şeridi'nin Er-Rimal mahallesindeki sivillerin kaldığı El-Cevazat kampını hedef aldı. Saldırıda 16 kişi hayatını kaybetti, 34 kişi yaralandı. Şehirlerden 9 tanesi çocuk. 😔 üzgünüm...
Türkçe
95
383
715
22.7K