



Mustafa B’49
50.9K posts

@MustafaB49
🇹🇷 Kerkük’ün Üsküp’e bakan tarafından..| Economics, International Affairs and Politics.

















Only difference is that Germans are native population in Germany, while in what is today called “Turkey,” Turks are colonizers, & indigenous populations, such as Greeks, Armenians (and others) live as second-class citizens in their own lands, often having to hide their identities

GİRİT(imiz) 🇹🇷


Islets and rocks belonging to Türkiye in the Adalar Sea. These areas are indicated on the 1939 UK and 1957 US maps! No areas other than the islands listed in articles 12-15 were given to #Greece. In fact, the term "islet or rock" does not appear in any of the articles! Facts!


Paris Antlaşması ve On İki Ada: Egemenlik Devri Şartsız Değildi On İki Ada ve Meis meselesi çoğu zaman bilinçli biçimde basitleştiriliyor. Yunan tarafı, “1947’de adalar Yunanistan’a tam egemenlikle devredildi” cümlesini öne çıkarıyor; fakat aynı maddenin ikinci fıkrasını gölgede bırakıyor. Oysa 1947 Paris Barış Antlaşması Madde 14, yalnızca egemenlik devrini düzenlemedi; aynı zamanda bu adaların “askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacak” statüsünü de açıkça yazdı. Bu nedenle mesele, “Adalar Yunanistan’a geçti mi, geçmedi mi?” sorusu değildir. Mesele şudur: Yunanistan bu adaları hangi şartla aldı ve bugün o şartı ihlal ediyor mu? Lozan’da Türkiye, On İki Ada ve Meis üzerindeki haklarından İtalya lehine vazgeçti. 1947’de İtalya bu adaları Yunanistan’a devretti. Ancak bu devir, askerî bakımdan sınırsız kullanım yetkisiyle yapılmadı. Yunanistan bu adaları askerden arındırılmış statüyle aldı. Bu ayrım kritik önemdedir. Çünkü Yunanistan, egemenlik devrini öne çıkarırken askerden arındırma şartını tali, geçici veya siyaseten aşılabilir bir unsur gibi göstermeye çalışıyor. Oysa egemenlik devri ile askerden arındırma şartı aynı maddede yer alır. Bu şart, antlaşmanın güvenlik dengesinin parçasıdır. Türkiye açısından konu yalnızca tarihî bir antlaşma meselesi değildir. Bu adalar Türkiye ana karasına çok yakın konumdadır. Rodos, İstanköy, Sömbeki, Meis ve diğer adalar askerîleştirildiğinde Türkiye’nin kıyı güvenliği, deniz ulaşımı, hava-deniz dengesi, kıta sahanlığı ve Doğu Akdeniz’deki yetki alanları doğrudan etkilenir. Yunanistan’ın savunması genellikle üç iddiaya dayanıyor: 1-Türkiye’nin 1947 Paris Antlaşması’na taraf olmadığı iddiası Bu savunma tek başına dosyayı kapatmaz. Çünkü askerden arındırma statüsü yalnızca Yunanistan ile İtalya arasında teknik bir hüküm değildir; Türkiye’nin güvenliğiyle doğrudan ilgili objektif bir statüdür. 2-Meşru müdafaa iddiası Yunanistan, Türkiye tehdidini gerekçe göstererek adaları silahlandırdığını savunuyor. Ancak meşru müdafaa, süresiz ve genel bir antlaşma ihlali ruhsatı değildir. Bir devlet, “tehdit hissediyorum” diyerek barış antlaşmasıyla kabul ettiği askerden arındırma yükümlülüğünü tek taraflı ortadan kaldıramaz. 3-Militarizasyonun sınırlı veya savunma amaçlı olduğu iddiası Statü açıktır: Bu adalar askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacaktır. Hüküm, adaların yalnızca “saldırı amaçlı” kullanılmasını değil, genel olarak askerî statüden uzak tutulmasını hedefler. Bu nedenle Yunanistan’ın sorunu egemenlik iddiası değildir. Sorun, bu egemenliği doğuran veya teyit eden antlaşma dengesini tek taraflı değiştirmesidir. Daha da önemlisi, Yunanistan adaların egemenliğini deniz yetki alanı tartışmalarına da taşımaktadır. Oysa bir adanın egemenliği ile o adanın MEB veya kıta sahanlığı üretme etkisi aynı şey değildir. Bir ada Yunanistan’a ait olabilir; fakat bu, Türkiye ana karasını denize kapatacak ölçüde tam etki yaratacağı anlamına gelmez. Bugün Mavi Vatan Kanunu etrafında koparılan fırtınanın nedeni de budur. Türkiye, yalnızca tarihî bir antlaşma tartışması yapmıyor. Deniz yetki alanlarını, kıta sahanlığını, deniz tabanı faaliyetlerini, kablo ve enerji hatlarını, balıkçılık ve sondaj haklarını iç hukukta netleştirmeye hazırlanıyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin paniği tam da bu yüzden büyüyor. Çünkü mesele artık yalnızca “ada kimin” sorusu değildir. Mesele, bu adaların askerî üsse çevrilip çevrilemeyeceği, Türkiye’nin kıyı hattını baskılamak için kullanılıp kullanılamayacağı ve Ege-Doğu Akdeniz haritasında Türkiye’yi daraltıp daraltamayacağıdır. Paris Antlaşması’nın açık hükmü şudur: Bu adalar askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacaktır. Yunanistan bu şartı ihlal ettiğinde yalnızca askerî bir tercih yapmış olmuyor; kendi egemenlik iddiasının dayandığı antlaşma dengesini de zayıflatıyor.


Batı Anadolu illerimizde bazı Rum evlerine ve kiliselerine bakıp da; “adamlar yapıyormuş yahu, zevkli insanlarmış..Adalar bizde olsa mahvederdik, iyi ki Yunanlılara kalmış!” diyen utanmazlar Yunanlılar’ın tüm şehirlerimizi yakıp ayakta bina, canlı insan bırakmadığını bilseler..
