Mustafa Kılıç
96.5K posts

Mustafa Kılıç
@MustafaKILIC_X
O'na ancak güzel sözler yükselir. Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. [35/FÂTIR:10]


Mesele şudur: -Yüzlerce ilahiyat fakültesi ve imam hatip çalışsa da -Binlerce cemaat, vakıf, STK dernek faaliyet yürütse de -On binlerce hoca, şeyh, vaiz, yazar ve âlim gayret gösterse de -Sonuçta iktidarlar nasıl isterse öyle bir nesil ve gençlik ortaya çıkar. -Bu nedenle bir hesap sorulacaksa bu hesap gençlerimize değil: -Ellerindeki tüm imkanlara rağmen ahlâksız dizi ve filmlerle, denetimsiz sosyal medya, kumar ve bahis sistemleriyle, aileyi yıkan ve evliliği zorlaştıran politikalarla, gündüz kuşağı diye sunulan sapkınlıklarla, örnek diye sunulan sanatçı ve fenomenlerle, faiz ve borç batağıyla, işsizlikle, atanamama ve ekonomik problemlerle gençlerimizin hayatlarını ve geleceklerini şekillendirenlere sorulmalıdır. -Bir de bir gün olsun kendi derneğinin, vakfının, kursunun, partisinin, cemaatinin, sohbet halkasının dışına çıkıp da sokaklarda, parklarda, kampüslerde, sanayi sitelerinde ve kafelerdeki milyonlarca gence ulaşamayan, sivillikten resmiliğe geçiş yapan bazı STK'lara ve İlim ehline sorulmalıdır.




Pakistan'da eski Başbakan İmran Han'ın Rus lideri ülkesine davet ettiği için ABD tarafından darbe ile devrildiği iddia edildi. Putin ziyaretine kızan ABD, eski Pakistan Başbakan’ı İmran Han'ı devirmek için verdiği ultimatomda “Devrilirse her şey affedilir” yazılı bir belge sızdırıldı. ABD’li diplomat Donald Lu'nun İmrah Han'ın devrilmesine dair mesajı ilettiği iddia ediliyor. İmran Han, Putin’le görüştükten altı hafta sonra başbakanlıktan düşürüldü.








🔴 "Dünya utansın, ümmet utansın" İsrail tarafından alıkonulan Sumud teknesinden son mesaj buydu:


🔴 "Dünya utansın, ümmet utansın" İsrail tarafından alıkonulan Sumud teknesinden son mesaj buydu:

Hayatı Kontrol Etme Düşüncesinin Ezdiği İnsan Modern insanın belki de en büyük trajedisi, her şeye gücünün yeteceğine inandırılmış olmasıdır. Kapitalist ideoloji ve onun düşünsel zeminini oluşturan seküler dünya tasavvuru, insanı "kendi kaderinin mutlak efendisi" ilan ederken, farkında olmadan ona taşıyamayacağı, altında ezileceği çok ağır bir yük yüklemiştir. Hayatı tamamen rasyonel, öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir alan olarak kurgulayan bu anlayış, insanın aciz ve zayıf bir varlık olduğunu göz ardı ederek insana yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmıştır. Kapitalizmin üzerine inşa edildiği seküler mantık, insanın, hayatın ve varlığın yaratıcısı ve hüküm sahibi olan Allah’ı, hayatın ve toplumsal düzenin dışında bırakmıştır. Bu dışlama, hukuki ve siyasi bir ayrışmanın yanı sıra hayat hakkındaki insan tasavvurunda da derin bir anlam kaybına yol açmıştır. Yaratıcı’nın müdahil olmadığı bir hayat ve evren tasavvurunda, hayat sahnesindeki tüm boşluklar insanın seçim ve iradesiyle doldurulmak zorundadır. Bu durum, modern seküler anlayışta "mutlak bireysel sorumluluk" olarak tezahür eder. Örneğin: Kapitalist anlayışta başarı, yalnızca bireyin çalışmasının, zekasının ve disiplininin bir sonucudur. Eğer başarılıysanız bu tamamen sizin eserinizdir, ancak başarısızsanız veya kaybettiyseniz bu tamamen sizin suçunuzdur, yeterince çabalamadınız demektir. Zengin olmak bir lütuf veya imtihan değil, bireysel performansın bir ödülüdür. Bu mantık, yoksulluğu bir sistem sorunu ya da Allah’ın imtihanı olmaktan çıkarıp, bunu bir kusur ve bireysel başarısızlık olarak değerlendirir, suçu insana yükler. Hayatın akışında karşılaşılan hastalıklar, iflaslar, beklenmedik trajediler, zorluklar, kayıplar bile bu seküler rasyonalizm içinde yetersiz önlem, öngörüsüzlük ya da başarısız yönetim olarak adlandırılır. İnsana yüklenen bu "her şeyi kontrol etme" misyonu, insan fıtratına aykırıdır. Geleceği göremeyen, kalbinin ritmini bile kendisi belirleyemeyen insan, hayatın tüm değişkenlerini kontrol etmekle görevlendirildiğinde derin bir tükenmişlik, endişe ve suçluluk psikolojisine sürüklenir. Bugün kapitalist toplumlarda anti-depresan kullanımının patlaması ve kitlelerin sözde kişisel gelişim uzmanları ile psikiyatristlere başvurmak zorunda kalması, bu ağır varoluşsal yükün doğal bir sonucudur. İnsan, artık kendisinin inşa ettiği zindanın mahkumu olmuştur. Tam da bu noktada İslam düşüncesi insanı, kapitalist düşüncenin ürettiği tükenmişlik ve ezici suçluluk duygusundan tek bir hamleyle kurtarır. İmtihan ve teslimiyet. Bu teslimiyet, mücadeleden kaçmak, pasifize olmak ya da çabalamamak değil, haddini bilme ve sınırlarını idrak etme bilgeliğidir. Hadîd Suresi’nin 22. ve 23. ayet-i kerimeleri, modern insanın psikolojik krizlerine doğrudan şifa sunan bir manifesto niteliğindedir: "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazmış olmayalım. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır." (Hadîd Suresi 22) "Bunu, kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarıp, böbürlenmeyesiniz diye böyle yaptık..." (Hadîd Suresi 23) Bu ayetler, Allah’ın imtihanları karşısında insan için muazzam bir güç kaynağıdır ve hayatın dengede kalmasını sağlar. İnsan, hayatı için çabalarken, elinden gelen gayreti gösterirken hastalık, ölüm, maddi zarar, başarısızlık, fakirlik gibi kayıplarla karşılaştığında, bunun kendi yetersizliğinden kaynaklanmadığını, Allah’ın kendisi için yazdığı bir imtihan olduğunu bilir. Bu bilinç, günümüz insanının yakasını bırakmayan "Ben nerede hata yaptım?", "Keşke öyle yapmasaydım da şöyle yapsaydım" ''Hep benim suçum'' şeklindeki yıkıcı pişmanlık ve suçluluk döngüsünden insanı kurtarır. İnsan, kendisinin nihai sonucun faili olmadığını, sonucu Allah’ın dilediğini anladığında rahatlar, kalbi mutmain olur ve yaşadığı kayıplar karşısında Allah’ın kendisinden razı olacağı tutum içinde kalmaya çalışır. Kapitalizmin insanı sürüklediği diğer bir uç ise kibir, böbürlenme ve kendinden bilmedir. Başarısını, zenginliğini ya da diğer kazançlarını tamamen kendi zeka ve çabasına bağlayan insan narsistleşir. Hadîd Suresi ise elde edilen başarının da bir lütuf ve imtihan olduğunu hatırlatarak insanı kibirlenmekten korur. Başarı Allah’tandır, dolayısıyla böbürlenip şımarmaya gerek yoktur. Övgü başarıyı veren Allah’a aittir, insana değil. Bu nedenle insan mütevazi olmalı, Rabbine şükretmelidir. Kapitalist düşünce, insana "Özgürsün, her şeyi yapabilirsin, her şey senin elinde, kontrol sende" diyerek tam anlamıyla modern köleliği dayatmıştır, Hayatın tüm o ağır yüküyle birlikte kendisinin sorumlu olmadığı ezici ve yıkıcı sonuçları da aciz ve zayıf insanın omuzlarına yüklemiştir. İslam ise insana sınırlarını hatırlatarak onu güçlendirir, rahatlatır ve sorumlu olmadıklarından insanı özgürleştirir. Hadîd Suresi'nin çizdiği çerçeve, "Gayret bizden, netice Allah'tan" ya da "Zaferden değil, seferden sorumluyuz" düsturuyla insanı samimi bir çabaya davet eder. İnsan, kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra nihai kontrol ve sonucu bütün varlığın sahibi ve efendisi olan Allah’a bırakmanın rahatlığını yaşar. Modern dünyanın insanı tüketen sahte tanrılık iddiasına karşı, kul olduğunu hatırlamak ve Allah’ın yazdığına rıza göstermek, insanlığın elindeki tek gerçek şifa, teselli kaynağı ve sığınaktır.


Soykırımcı, işgalci ve korsan saldırganlar yine kendilerine yakışanı yaptılar… Peki, garantör ülkeler başta olmak üzere bölge ülkeleri ve insanlık; kendilerine, onura, kardeşliğe, İslam'a ve uluslararası hukuka yakışanı ne zaman gereğiyle yerine getirecekler? #EyesOnSumud



