Sivil aktivistlerden oluşan, farklı ülkelerden insanların yalnızca yardım amacıyla bir araya geldiği bir filoya, uluslararası sularda yapılan bu müdahale; hiçbir meşruiyet zemini olmayan, açık bir deniz haydutluğudur.
Yunanistan açıklarında, Avrupa’nın gözleri önünde gerçekleştirilen bu saldırı; İsrail’in artık sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de kuralsızlığı normalleştirmeye çalıştığını göstermektedir.
Uluslararası toplumun, bu açık hukuk dışılığı karşısında ilkesel ve kararlı bir tutum ortaya koyması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Sumud’a yapılan müdahaleyi kınıyoruz. Sumud, insanlık yüküyle çıktığı bu yolculuğunda yalnız değildir.
İstanbul’umuzda Nesiller Arası Yeteneğin Ortaya Çıkarılması temasıyla düzenlenen OECD Beceriler Zirvesi’nin başarılı geçmesini diliyor, farklı oturumlarda yapılacak değerlendirmelerin şimdiden hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Yurt içinden ve yurt dışından zirveye iştirak eden tüm misafirlere şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun merkezinde nitelikli insan kaynağı, güçlü aile yapısı, üretken ekonomi ve kapsayıcı sosyal kalkınma vardır.
Ancak beceri politikaları, devlet kurumlarının tek başına yürütebileceği bir alan değildir.
Bu mesele kamu, özel sektör, üniversiteler, sendikalar, yerel yönetimler ve sivil toplum arasında güçlü bir iş birliğini gerektirir.
Dolayısıyla zirvede yapılacak değerlendirmelerin yalnızca sorunların tespitiyle sınırlı kalmamasını; aynı zamanda cesur, uygulanabilir ve insanı merkeze alan çözümler geliştirilmesine vesile olmasını diliyorum.
OECD’nin analitik kapasitesinin ve ülkeler arasında kurduğu diyalog zemininin bu noktada çok önemli bir imkân olduğuna inanıyorum.
İran meselesini anlamak için iki ayrı İran’dan söz etmek gerek. Biri devlet kapasitesi yüksek, güvenlik refleksi güçlü, bölgesel ağlar kurmuş stratejik İran; diğeri ise ekonomik baskı altında, toplumsal yorgunluk yaşayan, iç meşruiyet sorunları büyüyen sosyal İran. Bu iki yapı aynı anda var olduğu için süreç hem dayanıklı hem kırılgan.
Yaklaşık yarım asırdır yaptırımlar, izolasyon ve baskı altında yaşamayı öğrendi. Bu nedenle klasik devletlerden farklı bir “kuşatma altında direnç ekonomisi” geliştirdi.
Hürmüz burada İran’ın en önemli stratejik kaldıraçlarından biri. Dünya enerji akışının kritik bir boğazında bulunmak, Tahran’a kapasitesinin ötesinde jeopolitik ağırlık kazandırıyor. Hürmüz bu yüzden yalnız askeri değil, diplomatik ve psikolojik de bir kart.
İncel çocuklar ve dijital radikalizm meselesi, çağımızın en az konuşulan ama en ciddi toplumsal risklerinden biri. Burada yalnızca internet kültüründen değil, çocukluk dönemine sızan örgütlü bir öfke dilinden söz ediyoruz.
Eskiden marjinal, kenarda kalmış ve erişimi sınırlı fikirler bugün birkaç tıkla 12-13 yaşındaki bir çocuğun odasına kadar girebiliyor. @tvnet
30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü vesilesiyle 2017 yılında kıymetli eşim @EmineErdogan öncülüğünde başlattığımız Sıfır Atık Hareketi’nin giderek büyümesi ve güçlenmesinden büyük memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Ülkemizin başlattığı, bugün küresel bir çevre hareketine dönüşen Sıfır Atık Hareketi ile toplamda 90 milyon ton atık geri kazanıldı.
Bu sayede Türkiye ekonomisine 365 milyar lira katkı sağladık.
İnşallah geri kazanım oranını 2035 yılında %60’a, 2053 yılında ise %70’e yükseltmeyi hedefliyoruz.
İklim değişikliği ve çevre kirliliğiyle mücadelemizi kararlı bir şekilde devam ettireceğiz.
2017 yılında başlattığımız Sıfır Atık Projesi’nde bugüne kadar edindiğimiz tecrübeler bize gösterdi ki, davranış değişikliği en güçlü çevre ve iklim politikasıdır.
Yani sorumlu bir davranış, tüm insanlığı ve doğayı halka halka kuşatan bir iyilik dalgasına dönüşebilir.
Faturasını hepimizin ödediği gıda kaybının ve israfının önüne geçebiliriz.
Tabiatın kendini yenilemesine fırsat verir; çevre kirliliğinin ve sera gazı emisyonlarının azalmasına katkı sağlayabiliriz.
30 Mart #UluslararasıSıfırAtıkGünü vesilesiyle birlik olalım, fark edelim, küçük adımlarla büyük mesafeler katedelim. ♻️🌎 @csbgovtr@sifiratikvakfi0
📍Yolu AK Gençlik’ten Geçen ve Hep Genç Kalanların Buluşması 🙋🏻♂️
Gençlik Kolları'mızın geçmiş dönemlerinde görev almış Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlarımız, MYK ve MKYK Üyelerimiz, İl Gençlik Kolları Başkanlarımızla "Geçmişten Günümüze AK Gençlik İftarı" programımızda bir araya geldik.
İşte bu dava AK Gençlik’i dillerine, kalplerine taşıyan, her hatırayı canlı tutanların; her anıyı, her yaşanmışlığı gençlik albümlerine ekleyenlerin davasıdır.💪🏻
Şimdi biz gençlere düşen görev, devraldığımız bu emaneti daha da ileriye taşımaktır.🚀
Geçmişten Günümüze AK Gençlik İftarı’nda farklı dönemlerde gençlik kollarımızda görev yapmış yol arkadaşlarımızla bir araya geldik.
Aynı davaya farklı zamanlarda emek vermiş kadroların aynı sofrada buluşması, teşkilatımızın köklü hafızasını ve güçlü yol arkadaşlığını bir kez daha ortaya koydu.
Dün olduğu gibi bugün de AK Gençlik, bu davanın en dinamik ve en güçlü yürüyüşünü temsil etmeye devam ediyor.
Vatandaşlarımız şundan emin olsun:
Hükûmetimiz, tecrübeli ve liyakatli kadrolarıyla ülkemizi ve milletimizi tehlikelerden beri tutmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır.
Allah’ın izniyle Türkiye, bu bölgesel türbülanstan da başarıyla çıkacaktır.
Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz.
İstanbul’da Gençlik Kollarımız tarafından düzenlenen Vefa Sahuru’nda, farklı dönemlerde gençlik kollarımızda görev almış dava arkadaşlarımızla bir araya geldik.
Aynı hatıraları, aynı heyecanı ve aynı yolculuğu paylaşan bu güçlü buluşma; teşkilatımızın sürekliliğini ve kardeşlik hukukunu bir kez daha hissettirdi. Dün omuz omuza verilen emeklerin bugün de aynı inançla devam ettiğini görmek bizlere büyük bir güç verdi.
#MilletimizleNiyetimizBir
Rabbime hamdolsun ki bir Ramazan’a daha kavuşmayı bizlere nasip etti.
Bu mübarek ay kalbimize huzur, hayatımıza bereket katsın. Dualarımızın kabulüne, mağfiret ve rahmete erişmemize vesile olsun.
Hayırlı Ramazanlar 🌙
Bu toplumun büyük çoğunluğunun hayat pratiğini değiştiren bir zaman dilimi var. Senede sadece 1 ay, şehir başka saatlerde yaşıyor. Caddelerin ışıkları değişiyor, çalışma saatleri farklılaşıyor, sofralar kalabalıklaşıyor, sokak sesleri dönüşüyor. Bir çocuk bu değişimin sebebini bilmesin mi?
Cami mimarisini tanımak, mahya estetiğini görmek, iftar geleneğinin tarihini öğrenmek bunların hangisi “inanç dayatması”? Bunlar dümdüz toplumsal bağlam bilgisi. Bilmek, inanmak değildir. Tanımak da zorunlu kılmak değildir.
Noel süslemeleri global kültür, Ramazan süslemeleri “siyasal mesaj”. Batılı olan nötr, yerli ve dini olan ideolojik. Bu nötrlük iddiası dahi tek başına bir üstünlük kodu taşıyor farkındaysanız. Onların kültürünü yaşatmak doğal, bizim kültürümüz söz konusu olduğunda biz açıklama yapmak zorundayız :)
Valla kusura bakmazsanız kamusal alan bu toprakların hafızasını yansıtsın isteriz, evrensellik adı altında ithal edilmiş bir nötrlük kurgusunu değil. Bir çocuğun içinde yaşadığı toplumun en görünür sosyal ritüelini tanıması da bunun en kıymetli parçası olur.
Kamusal alanın dili, bir toplumun özgüvenidir. O özgüven eksikse, kültür bile kendini açıklamak zorunda kalır. Artık açıklama yapacak kişiler bu ülkenin yerli, milli ve müslüman majör çoğunluğu değil. Neden ve neye karşı olduğunu anlatmak zorunda olanlar, İslamofobi’yi seküler nötrlük ambalajına sararak çoğunluğun ritüelini siyasallaştıran ideolojik bakışın ta kendisi.