̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷
41.2K posts

̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

TÜRK Milletinin dili TÜRKÇEDİR.
TÜRK dili dünyada en güzel,
En zengin ve kolay
Olabilecek bir dildir.
Onun için her TÜRK,
Dilini çok sevip,
Onu yükseltmek için çalışır.
Bir de TÜRK dili,
TÜRK Milleti için
Kutsal bir hazinedir.
Çünkü TÜRK Milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde
Ahlakını,
Göreneklerini,
Anılarını,
Çıkarlarını,
Kısacası.....
Bu gün kendisini
Millet yapan her niteliğininin
Dili sayesinde korunduğunu
görünüyor....
TÜRK dili,
TÜRK Ulusunun
Yüreğidir.
Beynidir...!!!
Gazi
Mustafa Kemal
ATATÜRK
(1931)
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#NeMutluTürkümDiyene
Dilimiz TÜRKÇEDİR
Araplaşmayacağız

Türkçe

Değerli dostlar, hesabı hukuksuzca erişime kapatılan Fatma ablanın 👉@fatmacumhurefe yeni hesabına destek olabilir miyiz? lütfen …Teşekkürler 🙏🇹🇷🇹🇷

Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

Helal olsun tüm doktorlara ve hemşirelere.
#YasakçıYasaİstemiyoruz
#OYUNUMADOKUNMA
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷@PARLA2vytb
Çocuğu kucağındayken ayağı kayan anne, kafasını yere çarparak travma geçiriyor. Kalbi duran anneyi, mucize eseri oradan geçen bir hemşire kurtarıyor … İlk yardım çok önemli!!
Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

9 Mayıs 1919
Yani Bartholomeos Efendinin "Heybeliada Ruhban Okulu açılacak" açıklaması yapmasından ve Barrack efendinin de buna tarih vermesinden tamı tamına 107 sene evvel...
İstanbul'daki dönemin Rum Patriği Melethios, "Anadolu Rumlarının artık Osmanlı vatandaşı olmadığını, Osmanlı Hükümeti ile her türlü ilişkiyi kestiğini, Rumların Osmanlı uyruğundan çıktığını" duyurmuştu. Bu beyana ilk destek verenlerden biri İngiliz Başbakan Lloyd George idi.
Bugünkü Bartholomeos ve ABD sefi(l)ri Barrack tam olarak bu zihniyetin temsilcileridir.
107 sene önce 19 Mayıs'ta ise sarışın bir kurt çıkıp bu ihanet sözlerini kaldırıp çöpe atan süreci başlattı.
Her 19 Mayıs taze bir başlangıçtır.
Her 19 Mayıs'ta Türk "biz bitti demeden bitmez" der.
19 Mayıs 2026...
DR Selim Erdoğan. Harp Coğrafyası

Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

VE GAZİ AĞLIYORDU.....
Gazi’nin sevinç gözyaşlarına da tanık olunurdu. Örneğin 1928 yazında Boğaziçi’nde yaptığı bir yat gezintisinde kıyıdaki halkın teknede Gazi’nin bulunduğunu anlamaları üzerine yaptıkları sevinç gösterileri de onu duygulandıracak, gözyaşlarını mendiliyle usulca silmeye çalışacaktı.
Dedim ya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, duygusal bir ‘insan’dı. Onun bu duygusallığı, ‘vatan’, ‘bağımsızlık’, ‘özgürlük’ kavramlarını sözlüklerdeki anlamlarının çok ötesine taşıyarak ‘tutkulu bir aşk’a dönüştürmüş. Ama duygulu insan, yaşamının tüm anlarında da öyledir. Gazi’nin yaşamının böyle bir ‘an’ına tanık olalım şimdi de:
“Florya Deniz Köşkü’nün yeni yapıldığı günlerdi. Hafız Yaşar, Salâhaddin Pınar o gecenin sanatçı konuklarıydı. Salâhaddin Pınar, ‘gel gitme kadın’ şarkısını okuyor. Şarkının ‘karşında esirim, bana düşman gibi bakma’ bölümüne geldiğinde Gazi ağlamaya başlayacaktır. Burada sözü o gecenin bir başka tanığına, Sabiha Gökçen’e, bırakalım:
-‘Ve Gazi ağlıyordU. Mavi gözlerinden bir sıralı yaş o çetin yüzünü yalayarak aşağıya süzülüyor, göğsünü ıslatıyordu. Dudakları bir bıçak kadar incelmiş, dişleri kenetlenmişti.’
Ertesi sabah Sabiha Gökçen, Gazi’ye dün gece neden ağladığını sormadan edemeyecektir. O ise, önce sigarasından derin nefesler çekecek, bir açıklamada bulunmadan yaveri Cevat Abbas’a otomobili hazırlatmasını söyleyecek. Yanına Cevat Abbas’ı ve Sabiha Gökçen’i alarak birlikte yola koyulacaklar. Doğayı seyredecek, kuş seslerini dinleyecek, başka konulardan konuştuktan sonra, birdenbire:
-‘Cevat’ diyecek, ‘Biz Anadolu’ya çıktığımızda hep bir ağızdan bir marş söylerdik, hatırlıyor musun?’
-‘Hatırlamaz olur muyum Paşam, dağ başını duman almış.’ Ve Gazi, Sabiha Gökçen, Cevat Abbas, hep birlikte bu marşı söylemeye başlayacaklar. Ama en coşkulu söyleyeni Gazi’ydi. Hele ‘Bu ağaçlar, güzel kuşlar…’ derken… Marş bitince yine hüzünlenecek ve Sabiha Gökçen’e diyecek ki:
-‘Gökçen, ben bu toprakları seviyorum, yurdumun topraklarını, dağlarını, taşlarını… Göğünü, havasını seviyorum. İnsanlarını seviyorum memleketimin. Köylüsünü, çiftçisini, ırgatını, işçisini, balıkçısını, çobanını, sanatçısını, askerlerini, gencini, ihtiyarını tüm insanlarını seviyorum memleketimin… Kadınlarını, erkeklerini. Bazı şarkılar bana bu insanlardan bir gün kopacağımı hatırlatıyor. Onlardan uzak düşeceğim ve bir gün onlarla olamayacağımı hatırlatıyor. İşte o zaman, şarkının sözleri ne olursa olsun içime bir ateş düşüyor. Ve sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor. Unutma Mustafa Kemal’ler de insandır ve onlar da zaman zaman şu ya da bu nedenlerle ağlamak isterler.”
(Kaynak:Oktay Verel, Sabiha Gökçen – Atatürk’le Bir Ömür, İstanbul 1994, s. 240–241)

Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

Rockefeller: “Atatürk yüzünden, planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık.”
Rothschild: "Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır."
Yüzyılın İtirafları/ 2014
Piramitte Sona Doğru/2005
Şerif Mercan
"İstanbul'u Yeni Roma İmparatorluğu Yapmak İstiyorlar"
Heybeliada Ruhban Okulu açılamaz!
Anlatan
@turkdegs
E. Amiral Cihat Yaycı
Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)@Saka_larr
Prof Dr İlber Ortaylı: "Atatürk Milliyetçidir, Türkçüdür. Türkler, zamanlara, mekanlara hükmetsin istemektedir. Ama bu büyük projesi ölümünden sonra akamete uğratıldı. Yoksa Almanyasını Fransasını geçerdik."
Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ NASIL DOĞDU?
Küçük anne yirmi yaşını henüz aşmıştı. Evlenişi, neredeyse çocukluk çağına rastlar.
Hatta bu son doğumdan evvel, sık ara ile üç tane yavru da doğurdu. Ama onlar ömürsüz oldular.
Şimdi ümidi, bütün sevgisi yeni doğacak bebeğindeydi.
Zaman yaklaşıyordu. Sinirleri gergindi.
Duyarlığı son haddine varmıştı. Zaman zaman dalıyor, içinden birtakım sesler geldiğini, gözlerine birtakım hayaller göründüğünü sanıyordu. Bu seslerden, bu hayallerden kendi kendine manalar çıkardığı da oluyordu.
O, bu manaların sırlarını kendine göre çözerek, onları kendi yaşına ve çevresinin ölçülerine göre değerlendirerek, yeni doğacak çocuğuna sıhhatli bir yapı, güzel bir yüz, iyi talihler ve büyük gelecekler tasarlıyordu.
İnanıyordu ki bu çocuk onun, hem oğlu, hem de eşinin yokluğunda arkadaşı, koruyucusu ve sevgili küçük erkeği olacaktı.
Allah'a tevekkülle, Allah'a isyan arasında çatışmalı duygular içindeydi.
Çocukları yaşamıyordu. Halbuki bu kadar güzel, bu kadar sadık bir eşin ve evliliğin hem mutlu belgeleri, hem neslin devamı olarak bu çocuklara o kadar bağlanıyordu ki? Ya bu seferki de yaşamaz, Allah onu da kendilerine bağışlamazsa?
Nihayet doğum ağrıları başlar.
O sırada evde en tecrübeli kadın olarak Ali Rıza Efendinin annesi Ayşe Hanım bulunmaktadır. Selanikli Hati, yahut Hatice Kadın, ebe olarak çağrılmıştır.
Doğum kolay olur.
Genç annenin aylardır süren ve doğumun en çetin ağrıları içinde bile bir saniye aklından çıkaramadığı büyük endişesi şudur:
- Kız mı, oğlan mı?
Gerçi hamileliği sırasında bütün yakınlarına:
- Çocuğumun kız olmasını istiyorum.
Demiştir ama, içinden bütün duaları bir erkek çocuk içindir. Sarı saçlı, mavi gözlü, pembe yüzlü bir oğlan için...
Doğum tamam olup da ebe, çocuğu eline alınca, anne gözlerini kapar, nefesini tutar ve sormaya cesaret edemez ama, her anı bir yıl kadar uzun gelen bu buhran içinde beklediği hep o müjdedir.
O da gecikmez: - Müjdeler olsun kızım, bir oğlan çocuğun oldu.Nur topu gibi. Allah uzun ömürlü etsin.

Türkçe
̶P̶A̶R̶L̶A̶ 🇹🇷 retweetledi
















