PARLA retweetledi
PARLA
35.3K posts

PARLA
@PARLAt6h
"Egemenlik verilmez, alınır."Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 🇹🇷
Katılım Eylül 2024
6.4K Takip Edilen59.6K Takipçiler
PARLA retweetledi

Soylu bir Kurt gibiydi...🐺
Armstrong’un söylediği gibi, “köşeye sıkışmış soylu bir kurt gibi” dövüşüyordu.
Yapılan hiçbir ihaneti unutmuyor, zamanı geldiğinde hesabı sorulmak üzere “bir kenara yazıyordu.” Türk tarihinden gelen devlet geleneklerine bağlı kalarak, vatana ihaneti asla affetmiyor, ulus düşmanlarına acımanın “insanlık değil, insanlık değerlerini yitirmek” anlamına geldiğini söylüyordu.
Düşünce ve eyleminde başarısızlığa hiç yer yoktu. Önce, “Ankara’yı çevresindeki asi kıskacından” kurtardı. Hızlı hareket eden, vurucu gücü yüksek milis güçlerine ve elde kalan askeri birliklere dayanan birkaç harekatla bunu başardı.
Başarıyla birlikte, paraya ve yabancı desteğe dayanan Halife Ordusu, özellikle Sevr’in imzalanmasından sonra kendiliğinden dağılmaya başladı.
Padişahın isteğiyle millicilere karşı çıkmak için biraraya gelen eşraf, gerçek durumu gördü ve ayaklanmacılarla ilişkisini kesti. Hilafet Ordusu’ndaki birçok birlik savaşmayı reddetti; kimi yerlerde “gerçekleri kendilerinden gizledikleri için” komutanlarını öldürdüler.
Padişah’ın derleme ordusu kısa bir süre içinde yok olup gitti... Anadolu’da, il ve ilçe müftüleri bir araya gelerek, Şeyhülislam fetvalarını yadsıyan karşı fetvalar yayınladılar.
Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başta olmak üzere 153 Anadolu müftüsü çıkardıkları beş ayrı fetvada; milli mücadeleye katılmanın din ve vatan görevi olduğunu, “bu uğurda ölenlerin şehit kalanların gazi” sayılacağı belirtti. Ve İstanbul fetvalarının geçerli olmadığını hükme bağladı.
Milli mücadeleden yana davranan din adamlarından Karaisalı (Adana) Müftüsü Hoca Mehmet Efendi ise fetvasında şöyle söylüyordu: “Padişah, İngilizler’e kötülük ve bela aracı olmaktadır.
Ona bağlılık, şeriat hükümlerine karşı çıkmaktır. Bu nedenle, dini ve ülkeyi kurtarmak için savaş meydanına atılan önderlere ve komutanlara katılmak, onların sözünü dinlemek arz olunmuştur”...]
Kaynak; METİN AYDOĞAN “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı”

Türkçe
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi

Şeriat'ın ayak sesleri 31 Mart Vakası....
31 Mart 1325 (bugün kullandığımız takvime göre 13 Nisan 1909) sabahı erken saatlerde İstanbullular sokaklardan akın akın geçen askerlerin haykırışlarıyla uyandılar. O güne dek Hürriyet Bekçileri (Nigehban-ı Hürriyet) adıyla tanıtılan Selanik 4. Avcı Taburu askerleri sokakları doldurmuştu. Alaturka saat 7'de (gece yarısı) subaylarını bağlayan er ve erbaşlar, Arnavut Hamdi Çavuş önderliğinde, isyan sarhoşluğuyla haykırıp ateş ederek Meclis'in bulunduğu Sultanahmet Meydanı'na doğru akıyordu. 'Yaşasın asker!', 'Şeriat isteriz' çığlıkları ile bölünen derin bir uğultu meydanı sarmıştı.Sarı elbiseli avcı askerlerinin süngüleri ışıldıyor, ellerindeki beyaz yeşil bayraklar sabah serinliğinde dalgalanıyordu. Alaturka saat 5'te (12.45) meydan hareketlendi; boru sesleri arasında ellerinde yeşil bayraklarla tekbir getirerek Divanyolu'ndan gelen kalabalık bir grup fark edildi. Meydan bir anda 'papatya tarlasına' dönüştü: Gelenler, medrese talebeleri (suhte), cami hocaları, vaizlerden oluşan alt düzey ulemaydı. İşte 31 Mart Olayı adıyla tarihimize geçen kanlı ayaklanma böyle başladı. Asiler, kabinenin çekilmesini, II nci Tümen Komutanı Cevdet Paşa ile Hassa Ordusu Komutanı Musa Paşa'nın görevden alınmasını, ayrıca şeriat hükümlerinin kesin olarak uygulanmasını istiyorlardı. Ayaklanmanın ilk günü Tanin ve Şurayı Ümmet gazetelerinin matbaası basıldı, makineleri parçalandı. Lazkiye Mebusu Emir Şekib Arslan Bey ile Adliye Nazırı Nazım Paşa öldürüldü. Ayrıca, ele geçirilen 20 ye yakın genç subaylar da kurşuna dizildi. Yıldız Kışlası subaylarından altısı kışlanın mutfağı önünde boğazlandı. Asar-ı Şevket zırhlısı Kaptanı Deniz Binbaşısı Ali Kabuli ise gemisinin erleri tarafından Yıldız Sarayı'na götürülüp Padişah Abdülhamit'in gözleri önünde şehit edildi. Gericilerin İstanbul'daki ayaklanmaları Bursa, Erzincan, Erzurum ve Adana vilayetlerine de sıçramıştı. Ayaklanmanın ikinci günü Bursa'da hocalar ve şeyhlerle birlikte binlerce insan ellerinde yeşil bayraklarla telgrafhane önünde toplanarak İstanbul'daki isyancıları desteklediklerine dair İttihad-ı Muhammediye Cemiyetine ve Kıbrıslı Derviş Vahdetî'ye telgraf çekmişlerdi.
Ayaklanma Heyet-i Mebusan üzerinde de etkili oldu. O gün İttihat ve Terakki üyesi mebuslar, can güvenlikleri olmadığı için meclise gitmediler. Bazıları İstanbul'dan uzaklaşırken, bazıları da kent içinde gizlendi. Bu arada ayaklanmacılar İttihatçı subaylarla mebusları buldukları yerde öldürüyorlardı. Hükümetin ve meclisin etkisiz kalmasıyla, II. Abdülhamid yeniden duruma egemen oldu. Ayaklanmayı başlatan muhalefet ise, herhangi bir programdan yoksun olduğundan önderliği elde edemedi.
İstanbul'da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki asıl güç merkezi olan Selanik'teki 3. Ordu'yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Hüseyin Hüsnü Paşa komutasında ve Redif Fırkası'nın Kurmay Başkanlığını Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı Hareket Ordusu kuruldu.
Ancak İstanbul kapılarında vaziyet değişmiş, siyasi mülahazalarla hareket edilerek kumanda Mahmut Şevket Paşa'ya bırakılmış, kurmay başkanlığına da Kurmay Binbaşı Enver Bey getirilmişti.
Ayaklanmacılar 23 Nisan'ı 24 Nisan'a bağlayan gece İstanbul'a girmeye başlayan Hareket Ordusu'na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular. Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan da bir gece önce Yeşilköy'de toplanarak Hareket Ordusu'nun girişiminin meşruluğunu onaylamışlardı.
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra sıkıyönetim ilan edildi ve ayaklanmacıların önderleri Divan-ı Harp'te yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldılar. Muhalefet hareketi önemli kayıplara uğradı. Ama en önemli gelişme, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan'ın 27 Nisan'da II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesini, yerine V. Mehmet Reşat'ın geçirilmesini kararlaştırmasıydı. Ayrıca II. Abdülhamid'in İstanbul'da kalması da sakıncalı bulunarak Selanik'te oturması uygun görüldü. Divanıharp II. Abdülhamid'i yargılamak istediyse de, yeni kurulan Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti bunu kabul etmedi.
1912'ye kadar Selanik'te ikamet eden Abdülhamit daha sonra Beylerbeyi Sarayı'na getirilecek ve 1918'deki ölümüne kadar burada hayatını sürdürecekti.

Türkçe
PARLA retweetledi

TÜRKLERİN, Avrupalı kavimler üzerinde kurduğu üstünlük,
İlk Çağ’a dek giden eski bir öyküdür.
Milâttan sonra 5.yüzyılda, Avrupa’yı boydan boya geçip Atlas Okyanusu’na uzanan Hun akıncılar, Avrupalıları haraca bağlamış, bulundukları yerlerde kesin bir egemenlik kurarak,
Batı ve Doğu İmparatorluklarına güçlerini kabul ettirmişti. Avrupalılar’ın Tanrının Kılıcı adını verdiği Attila (400-453) İtalya’ya girmiş, ölümsüz ülke diye tanımlanan,
Batı Roma İmparatorluğu’nun dağılma sürecini başlatmıştı. "Gösterişli söylevler"
ve
"ikiyüzlü davranışlarla" kendisini soylu Attila diyerek karşılayan Romalı soylulara,
Ben sizinki gibi bir soyluluğu kabul etmiyorum, ancak soylu bir ulustan geldiğimi biliyorum",demiş ve yalnızca bu söylemiyle bile Avrupalılarca hiç unutulmamıştı...!!! Hunlar daha sonra,
diğer akıncı boylarla birlikte, İlk Çağ köleciliğini temsil eden
Batı Roma İmparatorluğunu yıkarken bir çağı bitirmiş,
bir başka çağı, Orta Çağ’ı başlatmıştı. İstanbul’u aldığında "Asyalıları’ın öcünü aldım" diyen Fatih Sultan Mehmet,
yalnızca Doğu Roma İmparatorluğu’nu, yani Bizans’ı değil,Orta Çağ’ı da bitirmişti. TÜRKLER, 4.yüzyıldan,
18.yüzyıla,
1699 Karlofça Anlaşması’na dek tam on dört yüzyıl Avrupa üzerinde kesin bir üstünlük sağladılar.
30.Ağustos.1922de
Yunan Ordusunu yenerek
Troya’nın intikamını aldım diyen
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, kazandığı Kurtuluş Savaşı’yla, Avrupa sömürgeciliğini sona erdirdi, ulusal kurtuluş savaşları dönemini başlattı...!!!
👇👇
Kaynak...
METİN AYDOĞAN "Mustafa Kemal ATATÜRK
ve
Kurtuluş Savaşı"

Türkçe
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi
PARLA retweetledi

Fransa Büyükelçisi, Atatürk’ün masasına gelerek bir davette bulunuyor:
“Sayın Cumhurbaşkanı, sizi İstanbul veya İzmir Limanı’ndan Türk Bayrağı çekilmiş bir harp gemisiyle alarak, donanmamızla ülkemize götürmek istiyoruz. Orada Fransız Orduları Başkomutanı olarak karşılanacaksınız!”
Atatürk’ün cevabı hazır:
“Teşekkür ederim mösyö. Böyle bir gezi düşünmüyorum!…”
Fransız Büyükelçi ayrıldıktan sonra Atatürk, masadakilerin şaşkın bakışları arasında tarihi konuşmasını yapıyor:
“Beyler! Bunlar bize hala Doğulu gözüyle bakıyorlar. Adam bana bir aşiret şeyhini imrendirecek tantana teklif ediyor. Bu efendi hangi Batılı devlet adamına bu teklifi yapabilir, gülerler adama! Bizi hala böylesine basit şeylerle elde edebileceklerini sanıyorlar. Öğrenemediler bir türlü!.. Ama öğrenecekler, öğrenecekler! Haydi Beyler Cumhuriyetimizin şerefine…”
2012 Uğur Dündar

Türkçe













