Tarih Kritik

97.4K posts

Tarih Kritik banner
Tarih Kritik

Tarih Kritik

@Sb1453

Efendimiz Muhammed (sav).

Türkiye Katılım Nisan 2021
5.5K Takip Edilen8.7K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Mustafa Kemal, Türkiye’de Cumhuriyet rejiminin kurulmasında başroldür; Fakat burada durmak eksik kalır; çünkü bir rolün nasıl yorumlandığı, nasıl anlatıldığı ve hangi amaçlarla genişletildiği en az o rolün kendisi kadar önemlidir. 1. Türkiye Devleti sıfırdan kurulmadı, devam etti Bu ülkenin ordusu, bürokrasisi, hukuku, memurları, halkı, toprak düzeni ve devlet aklı Osmanlı’dan devam etti. Rejim değişti; ama devletin gövdesi aynıydı. Bu nedenle “devleti kurdu” söylemi, devletin yüzyıllara yayılan büyük devamlılığını paranteze alır. 2. Burada kritik ayrım şudur: Yeni rejim kurmak başka şeydir, “devleti sıfırdan kurdu” anlatısı bambaşka Mustafa Kemal’in yeni rejimi kuruluşundaki baş rolü inkar edilemez. Ama bu gerçek, yıllar içinde genişletilerek bambaşka bir anlama dönüştürüldü: - Sanki devlet bir gecede sıfırlandı, - Sanki hiçbir süreklilik kalmadı, - Sanki Osmanlı’nın kurumsal mirası yokmuş gibi, - Sanki bu topraklarda tarihin başlangıcı 1923’müş gibi. İşte bu genişletilmiş ve büyütülmüş kurgu, ileride inşa edilecek kült için zemin hâline getirildi. Bu noktada altı çizilmesi gereken şudur: Yeni rejim kurmak, devleti sıfırdan kurmak demek değildir. Devlet devam etti; rejim değişti. 3. Kurucu lider mitinin kültleşmesi bir “doğal sonuç” değil; planlı bir inşadır Kurucu lider mitinin kültleşmesi kendiliğinden oluşan bir duygu değildir. Bir liderin rolü büyüktür diye toplum otomatik olarak kült üretmez. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz. Bu kültün ortaya çıkması için devlet eliyle yürütülen mekanizmalar gerekir: - Eğitim programları - Resmî törenler - Ritüeller - Heykelleştirme - Propaganda dili - Tarihin yeniden kurgulanması - Liderin devletle özdeşleştirilmesi Türkiye’deki lider kültü de tam olarak bu yöntemlerle inşa edildi. Bu bir sosyolojik akış değil; siyasi bir mühendisliktir. Dünyadan örnekler bunu çok net gösterir: - Mao: Heykeller, kırmızı kitap, zorunlu törenler. - Kim İl Sung: Her yerde dev heykeller, zorunlu saygı duruşu. - De Gaulle: Saygı vardır ama kült yoktur; ritüel ve kutsiyet yoktur. Bu örnekler şunu gösterir: Bu kült doğal bir oluşum değil; bilinçli bir inşa sürecinin sonucudur. Bu noktada önemli bir arka planı belirtmek gerekir: Bu lider kültü boş bir zemine inşa edilmedi. İttihat ve Terakki’nin 20. yüzyıl başında ideolojik bir kimlik hâline getirdiği Türklük söylemi, zaten güçlü bir üst-kimlik olarak mevcuttu. Cumhuriyet kadroları bu zemini devraldı ve bu kimlik söylemini “Ulusun Babası” figürüyle eşitleyerek, lider merkezli bir kurucu anlatıya dönüştürdü. Böylece: - Türklük ideolojisi, - Lider kültü, - Rejimin kimlik inşası birbirine eklemlendi ve birbirini besleyen bir bütün hâline geldi. Bu nedenle bugün lider kültüne yönelik eleştiri, birçok kişi tarafından Türklük ideolojisine saldırı gibi algılanmaktadır; çünkü iki unsur bilinçli bir şekilde iç içe geçirilmiştir. 4. Türkiye’de kurucu lider miti, lider kültüne nasıl dönüştürüldü? Türkiye’deki kurucu lider miti kendiliğinden kült haline gelmedi. Açık şekilde şu mekanizmalar kullanıldı: - Eğitim sistemi: İlkokuldan üniversiteye kadar lider merkezli tarih anlatısı. - Devlet ritüelleri: 10 Kasım, törenler, sloganlar, saygı duruşları. - Heykelleştirme: Ülkenin dört bir yanında binlerce heykel, büst ve figür. - Dil ve semboller: “Ulusun Babası”, “tek doğru yorum”, “ilke ve inkılaplar”. - Tarihin yeniden yazılması: Osmanlı’nın küçültülmesi, hanedanın şeytanlaştırılması, toplumsal hafızanın koparılması, Nutuk merkezli tarih yorumu. - Türklük söylemiyle lider figürünün eşitlenmesi: İttihat ve Terakki’nin ideolojik bir kimlik hâline getirdiği Türklük söylemi, Cumhuriyet döneminde “Ulusun Babası” figürüyle birleştirildi. Böylece lideri eleştirmek, Türklüğe saldırı gibi algılanacak psikolojik bir zemin yaratıldı. - Lider–devlet özdeşliği: “Kültleşmiş lidere karşı çıkmak = devlete karşı çıkmak” anlayışı. Bu tablo, kimsenin kişisel başarısı hatırına ortaya çıkmadı; devlet eliyle yürütülen bir kimlik inşası sürecinin ürünüdür. 5. Redd-i mirasın etkisi: Kopuşu derinleştiren kültürel bir hamle Cumhuriyet’in redd-i miras politikası yalnızca Osmanlı hanedanını değil; bin yıllık kültürü, Selçuklu’dan beri süren devamlılığı, Türk-İslam mirasını da hedef aldı. Bu kültürel kopuş, lider merkezli yeni başlangıç efsanesinin yerleşmesini kolaylaştırdı. Tarihî sürekliliğin kesilmesi, kurucu lider mitinin güçlenmesi için geniş bir zemin oluşturdu. Bu nedenle bugün birçok insanda “rejim kurdu = dokunulmaz” refleksi vardır. Bu refleks tarihî bir zorunluluk değil; siyasi bir mühendisliğin sonucudur. 6. Ana soru şudur: Rejim kuruculuğundaki rolünü kabul etmek, kültü de kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına mı gelir? Hayır. Rejim kuruculuğundaki rolü kabul etmek; - Devletin devamlılığını reddetmeyi, - Dokunulmazlaştırmayı, - Tarihin üzerini örtmeyi, - Yanlışları görmezden gelmeyi zorunlu kılmaz. Bu ikisinin arasına çizgi çekmek mümkündür; hatta sağlıklı olan da budur. Son söz: Rejim kuruculuğu rolü ile kültleşmiş yorumunu ayırt etmek gerekir. Kült, tarih değil; devlet eliyle üretilmiş bir kimliktir. Rejim kuruculuğundaki rolü kimseyi eleştiriden muaf kılmaz.
@

Hatice Hanım, 1071’i "ülke kuruluşu" sanmanız bile tartışmaya nereden baktığınızı gösteriyor. 1071 bir savaş, Türkiye Cumhuriyeti ise bir DEVLETtir. Devletin kurucusu da savaşın kazananı değil, devletin temellerini atan liderdir. Bu yüzden Atatürk’e ‘kurucu’ denir; tarih böyle işler, sizin benzetmelerinizle değil. Ama yine de eksik bilgi de olsa Malazgirt Zaferi ne kadar geriye gidebilmeniz sevindirici :) Ama bununla birlikte, ‘tapu–müteahhit’ örneğiniz de konuya hâkim olmadığınızı ele veriyor. Osmanlı bir imparatorluktu, Cumhuriyet ise tamamen yeni bir devlet yapısıdır. Bu yüzden ‘rejim değişikliği değil, devlet kuruluşudur’ diye anlatmak zorunda kalmak tam sevinirken üzdü... Son olarak… Ben sizin etkileşimlerinizi gözlemlemiyorum, çünkü ortada takip edilecek bir üretim yok. Birkaç RT ve sürekli aynı klişeler… Gölgede kalınca fark edilmiyordunuz, şimdi görünmeye çalışıyorsunuz ama argümanlarınız hâlâ gölgede. Takipte kalın demişsiniz… Merak etmeyin, kimse sizin fikirleriniz için değil, derneğiniz ve verdiğiniz malzemeler için bakıyor. Bakan da tek ben değilimdir, emin olunuz...

Türkçe
22
30
95
8.8K
alcrn sgbn
alcrn sgbn@AlcrnSgbn·
@Sb1453 @muharice Hz. Mevlana ya kimse bir şey yapamaz 80 senedir etmedikleri iftira kalmadı hala ulu bir çınar gibi önümüzde
Türkçe
1
0
0
56
Muharrem Coşkun
Muharrem Coşkun@muharice·
- Tarikatlar yasak olduğu halde, Mevlevilik ve sema ayinleri neden destekleniyor? - Düğünde, açılışta semazen olur mu? - Tarikatlar hangi badireyi atlattı? Programın tamamı ve daha fazlası için ve ABONE OLUN 👇 youtu.be/gJGF3uunwrE
YouTube video
YouTube
Türkçe
21
24
213
9.7K
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Meali: Ahlâklı olmak (ya da ahlâklı sayılmak) için normatif bir ölçüt olarak dinî kurallara ihtiyaç duyuyorsanız, belki de ahlâklı değilsinizdir. Bu iddia sahiplerinin gözden kaçırdığı nokta şudur: Birine muhatap olmayı kabul ettiğiniz her ilişki, kaçınılmaz olarak bir hak–sorumluluk düzeni, yani bir hukuk doğurur. Bu durum dine özgü değildir; muhataplık varsa hukuk vardır. Aşkın bir iradeye muhatap olunduğunda ortaya çıkan bu hukukun zemini, muhatap olanın değil; muhatap olunan iradenin elindedir. Bunu çocuk–ebeveyn ilişkisi üzerinden daha rahat görebiliriz: Bir çocuk, “ahlâklı olayım” gibi soyut bir amaçla hareket etmez. Ebeveyniyle kurduğu ilişki içinde, konulan kuralları zamanla içselleştirerek bir ahlâkî zemine yerleşir. Bu süreçte çocuk için bağlayıcı bir hukuk oluşur. Çocuğun sorumluluk kapasitesi sınırlı olabilir; ancak bu durum, hukukun ortaya çıkmasına engel değildir. Hukuk, çocuğun niyetinden değil; muhatap olduğu iradeden gelen ve içselleştirilen kurallardan kaynaklanır. Aynı ilke insan için de geçerlidir. Aşkın bir iradeye muhataplık ontolojik olarak verili bir durumdur; inkâr edilebilir, ancak inkâr bu bağın varlığını ortadan kaldırmaz, yalnızca tanınmasını askıya alır. Bu muhataplığın ürettiği hukukun adı, teist bağlamda dindir. Bu nedenle din, ahlâkın yerine geçen dışsal bir motivasyon değil; aşkın bir iradeye muhatap olmanın doğal sonucu olarak ortaya çıkan normatif ölçütler bütünüdür. Bu çerçevede dinî kurallara dayanmak, ahlâk eksikliği değil; ahlâkın hangi hukuk zemininde bağlayıcı olduğunu kabul etme ya da inkâr etme tutumunun bir sonucudur.
Türkçe
2
2
21
1.2K
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Meali: Ahlâklı olmak (ya da ahlâklı sayılmak) için normatif bir ölçüt olarak dinî kurallara ihtiyaç duyuyorsanız, belki de ahlâklı değilsinizdir. Bu iddia sahiplerinin gözden kaçırdığı nokta şudur: Birine muhatap olmayı kabul ettiğiniz her ilişki, kaçınılmaz olarak bir hak–sorumluluk düzeni, yani bir hukuk doğurur. Bu durum dine özgü değildir; muhataplık varsa hukuk vardır. Aşkın bir iradeye muhatap olunduğunda ortaya çıkan bu hukukun zemini, muhatap olanın değil; muhatap olunan iradenin elindedir. Bunu çocuk–ebeveyn ilişkisi üzerinden daha rahat görebiliriz: Bir çocuk, “ahlâklı olayım” gibi soyut bir amaçla hareket etmez. Ebeveyniyle kurduğu ilişki içinde, konulan kuralları zamanla içselleştirerek bir ahlâkî zemine yerleşir. Bu süreçte çocuk için bağlayıcı bir hukuk oluşur. Çocuğun sorumluluk kapasitesi sınırlı olabilir; ancak bu durum, hukukun ortaya çıkmasına engel değildir. Hukuk, çocuğun niyetinden değil; muhatap olduğu iradeden gelen ve içselleştirilen kurallardan kaynaklanır. Aynı ilke insan için de geçerlidir. Aşkın bir iradeye muhataplık ontolojik olarak verili bir durumdur; inkâr edilebilir, ancak inkâr bu bağın varlığını ortadan kaldırmaz, yalnızca tanınmasını askıya alır. Bu muhataplığın ürettiği hukukun adı, teist bağlamda dindir. Bu nedenle din, ahlâkın yerine geçen dışsal bir motivasyon değil; aşkın bir iradeye muhatap olmanın doğal sonucu olarak ortaya çıkan normatif ölçütler bütünüdür. Bu çerçevede dinî kurallara dayanmak, ahlâk eksikliği değil; ahlâkın hangi hukuk zemininde bağlayıcı olduğunu kabul etme ya da inkâr etme tutumunun bir sonucudur.
Türkçe
0
0
21
1.5K
Güneş Şener
Güneş Şener@SErdikici·
sevgili dostlar hesabım saldırı altında, adetim değil ama desteğinizi rica ediyorum. Yorum rt Allah ne verdiyse destek olursanız sevinirim. Şimdiden Allah razı olsun
GIF
Türkçe
69
21
98
3.2K
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Kur’an’daki ‘salâtı ikame edin’ emri, kul açısından bağlayıcı bir yükümlülük müdür; yoksa sadece samimi bir yöneliş çağrısından ibaret midir ?
Tarih Kritik@Sb1453

Bir Mealci ile Muhavere Analizi Mealci: "İstediğiniz gibi bedensel şekilde itaatinizi gösterebilirsiniz. Bilinçsiz bedensel devinimlerin ve taklidi uygulamaların ne bireye ne de topluma faydası olacaktır." Soru: "Bunun bir kuralı yok mu ?" Mealci: "Var Kuran'da yazıyor." Soru: "Camilerde kılınandan farklı mı sizce ?" Mealci: "Kuran'ı inceleyerek bu muhakemeyi siz yapabilirsiniz." Bu tartışmada Mealci: - İbadet şeklinin bağlayıcılığını mı reddediyor? - Yoksa, şekli kabul edip bilinçsiz–taklidî uygulamaları mı eleştiriyor? Yaptığı aslında net; söylem düzeyinde ikincisini iddia edip pratikte/mantık düzeyinde ise birincisini yapıyor. Mealci, devamında sorulan şeklî sorulara kaçamak cevaplar veriyor. Söyleminden anlaşılan şunlar: 1-) İbadet bilinçsiz ve taklidî olursa bireye ve topluma faydası yoktur. Peki, ibadetten maksat bireye ve topluma fayda sağlamak mı ? Aslında buradan ibadete yaklaşımın ahlâkî değil işlevsel olduğu ortada. Yaklaşım ahlâkî olsaydı ölçüt işlevsellik olmazdı ve o durumda şeklin de bağlayıcılığı kabul edilebilir olurdu. 2-) Namazın, uyulması gereken ortak bir şeklinin ve şartlarının var olduğunu reddediyor. Anlayışına göre, bireyler Kur'an'ı okuyacak ve kendileri karar verecekler. Tamam, Kur'an'ı okuyunca da şunu görüyoruz ki Salât (Namaz); - Bizzat emredilmiş, - Vakit, Mekân, Yön, Temizlik şartlarına bağlı, - Kıyam, Rükû, Secde gibi bedensel rükünleri olan bir ibâdetttir. Peki bu çekirdek bilgi, nasıl ibadet edileceğini anlamaya yeter mi ? Hayır. O zaman nasıl olacak ? Tabi ki, müslümanlar şu ana kadar nasıl yapmışlarsa o şekilde. Bu ittifak edilen şeklin tarihsel olarak Hz. Peygamber'e (sav), hatta büyük oranda daha öncesine kadar gittiği ortadadır. Aslında sorumluluktan kaçmak istemeyen bir müslüman için her şey ortada; ama yine de zemine kadar inip soralım: Kur’an’daki ‘salâtı ikame edin’ emri, kul açısından bağlayıcı bir yükümlülük müdür; yoksa sadece samimi bir yöneliş çağrısından ibaret midir ? A) “Bu bağlayıcı bir yükümlülük değildir, yöneliştir.” -> Emir bağlayıcı değilse, yasak da bağlayıcı olmaz. Bu durumda Günah anlamsızlaşır. Bu, fiilen dinin inkârıdır. B) “Namaz bağlayıcıdır ama bağlayıcı bir şekli yoktur.” -> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider. C) “Namaz bağlayıcıdır, ama herkes kendi gayretince” -> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider. D) “Namaz, şekli de bağlayıcı olan, Kur'an'da bizzat emredilmiş bir yükümlülüktür.” -> O zaman, Kur'an'daki çekirdek anlatı bize ittifakla gelmiş namaz şeklini kabul etmeyi şart koşar. “Bağlayıcılık” iddiası, ihlal tanımı olmadan mantıksal olarak boş bir etikettir. Şekli bağlayıcı olmayan, ihlali tanımlanamayan ve öğretimi gerekmeyen bir ‘ibadet’, ibadet değil; sadece niyet beyanıdır. Niyet ibadetin önemli bir aşamasıdır, ama amelin ölçüsü yoksa niyetin de içi boşalır.

Türkçe
0
0
6
766
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Bir Mealci ile Muhavere Analizi Mealci: "İstediğiniz gibi bedensel şekilde itaatinizi gösterebilirsiniz. Bilinçsiz bedensel devinimlerin ve taklidi uygulamaların ne bireye ne de topluma faydası olacaktır." Soru: "Bunun bir kuralı yok mu ?" Mealci: "Var Kuran'da yazıyor." Soru: "Camilerde kılınandan farklı mı sizce ?" Mealci: "Kuran'ı inceleyerek bu muhakemeyi siz yapabilirsiniz." Bu tartışmada Mealci: - İbadet şeklinin bağlayıcılığını mı reddediyor? - Yoksa, şekli kabul edip bilinçsiz–taklidî uygulamaları mı eleştiriyor? Yaptığı aslında net; söylem düzeyinde ikincisini iddia edip pratikte/mantık düzeyinde ise birincisini yapıyor. Mealci, devamında sorulan şeklî sorulara kaçamak cevaplar veriyor. Söyleminden anlaşılan şunlar: 1-) İbadet bilinçsiz ve taklidî olursa bireye ve topluma faydası yoktur. Peki, ibadetten maksat bireye ve topluma fayda sağlamak mı ? Aslında buradan ibadete yaklaşımın ahlâkî değil işlevsel olduğu ortada. Yaklaşım ahlâkî olsaydı ölçüt işlevsellik olmazdı ve o durumda şeklin de bağlayıcılığı kabul edilebilir olurdu. 2-) Namazın, uyulması gereken ortak bir şeklinin ve şartlarının var olduğunu reddediyor. Anlayışına göre, bireyler Kur'an'ı okuyacak ve kendileri karar verecekler. Tamam, Kur'an'ı okuyunca da şunu görüyoruz ki Salât (Namaz); - Bizzat emredilmiş, - Vakit, Mekân, Yön, Temizlik şartlarına bağlı, - Kıyam, Rükû, Secde gibi bedensel rükünleri olan bir ibâdetttir. Peki bu çekirdek bilgi, nasıl ibadet edileceğini anlamaya yeter mi ? Hayır. O zaman nasıl olacak ? Tabi ki, müslümanlar şu ana kadar nasıl yapmışlarsa o şekilde. Bu ittifak edilen şeklin tarihsel olarak Hz. Peygamber'e (sav), hatta büyük oranda daha öncesine kadar gittiği ortadadır. Aslında sorumluluktan kaçmak istemeyen bir müslüman için her şey ortada; ama yine de zemine kadar inip soralım: Kur’an’daki ‘salâtı ikame edin’ emri, kul açısından bağlayıcı bir yükümlülük müdür; yoksa sadece samimi bir yöneliş çağrısından ibaret midir ? A) “Bu bağlayıcı bir yükümlülük değildir, yöneliştir.” -> Emir bağlayıcı değilse, yasak da bağlayıcı olmaz. Bu durumda Günah anlamsızlaşır. Bu, fiilen dinin inkârıdır. B) “Namaz bağlayıcıdır ama bağlayıcı bir şekli yoktur.” -> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider. C) “Namaz bağlayıcıdır, ama herkes kendi gayretince” -> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider. D) “Namaz, şekli de bağlayıcı olan, Kur'an'da bizzat emredilmiş bir yükümlülüktür.” -> O zaman, Kur'an'daki çekirdek anlatı bize ittifakla gelmiş namaz şeklini kabul etmeyi şart koşar. “Bağlayıcılık” iddiası, ihlal tanımı olmadan mantıksal olarak boş bir etikettir. Şekli bağlayıcı olmayan, ihlali tanımlanamayan ve öğretimi gerekmeyen bir ‘ibadet’, ibadet değil; sadece niyet beyanıdır. Niyet ibadetin önemli bir aşamasıdır, ama amelin ölçüsü yoksa niyetin de içi boşalır.
Türkçe
0
5
20
1.9K
Tarih Kritik retweetledi
Ekrem Buğra Ekinci
Ekrem Buğra Ekinci@EkremBEkinci·
Saray hanımlarının başı açık resimleri
Türkçe
6
37
217
7.6K
Güzin Göksu
Güzin Göksu@guzun4rgoksu·
Bize unutturulan misak "işittik ve itaat ettik" Salat'ın kayıp halkası üzerine bir inceleme Kuran'dan beslenmeyen geleneksel din inşası yüzyıllar boyunca dikkatini sadece şekil ve taklit üzerine yoğunlaştırdı. Abdestin suyu dirseğin neresine değecek, secdeye giderken önce dizler mi eller mi konulacak tartışmaları ciltler dolusu kitabı doldururken, Kuran’ın inşa etmek istediği asıl zihinsel yapı bu ritüelistik detayların arasında sessizliğe gömüldü ve bazıları da kasıtlı olarak yok edildi. Bugün geleneğin elinde devasa bir fıkıh külliyatı olmasına rağmen Kuran’ın misak yani sözleşme dediği o bilinci diri tutan uygulama bu kitaplarda yer almıyor, tamamıyla kayıp. Şimdi bu yokedilmiş uygulamanın izini süreceğiz. Resul'ün Kuran eğitim metodu da aynı zamanda kayıptır, ama onun Salat olduğunu ve bir doktrin eğitimi olarak çalıştığını Kuran'dan anlayabiliyoruz. Karşımıza ilginç bir boşluk çıkıyor, müslümanlar yüzyıllardır ritüelistik olarak yatıp kalkıyor, ancak neye imza atacaklarını hem beyan etmiyor hem de bilmiyorlar. Oysa Kuran’ın kendi iç matematiğinde vahiy ile muhatap oluşun işittik ve itaat ettik semi'na ve ata'na sözüyle mühürlenmesi ve pratiğe uygulanması gerektiği haykırılıyor. İşte abdest tartışmalarıyla üzeri örtülen, secdenin beden diline hapsedilmesi suretiyle ortadan kaldırılan ve Allah’ın ahdini bozmayın uyarısının tam merkezinde yer alan o büyük sözleşmenin hikayesini yeniden gün yüzüne çıkaralım. Kuran’da insan ile Allah arasındaki ilişki platonik bir sevgi veya soyut bir inançtan ibaretmiş gibi sunulur fakat bu ilişki hukuki ve bağlayıcı bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin metni vahiy, imza cümlesi ise işittik ve itaat ettik beyanıdır. Maide Suresi 7. ayet, bu durumu şüpheye yer bırakmayacak netlikte ortaya koyar: Allah'ın size olan nimetini ve "işittik ve itaat ettik" dediğinizde, onunla sizi bağladığı misakınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvalı olun. Kuşkusuz, Allah göğüslerde olanı gerçeğiyle bilendir. Bu ayet misakın yani sözleşmenin bizzat vahiy karşısında verilen bilinçli bir tepki, bir işitme ve itaat etme beyanı olduğunu gösterir. Müminler, Nur 51. ayette belirtildiği üzere, aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Resul’e yani vahye çağrıldıklarında tek bir söz söylerler: "İşittik ve itaat ettik." Bu ifade bir duruştur. Vahyi anladığını ve hayata geçireceğini taahhüt etmektir. Ancak bu taahhüt günümüz ibadet pratiklerinden silinmiş, yerini anlamsız ritüellere bırakmıştır. Kuran bu misakın önemini negatif örneği üzerinden de anlatır. Bakara 93 ve Nisa 46’da, İsrailoğulları ve bazı grupların tavrı tam tersi şekilde işlemiştir ve söyledikleri İşittik ve isyan ettik olarak tarif edilmiştir. Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize yükseltmiştik. Demişlerdi ki: "İşittik ama isyan ediyoruz" Küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!" Bakara 93 Yahudilerin bir kısmı, kelimelerin aslını değiştirerek "İşittik ve isyan ettik", "Kulak vermeden dinleyin", "Bizi güt" derler, dillerini eğip bükerek dinle alay ederler. Eğer onlar "İşittik ve itaat ettik", "Bizi gözet" deselerdi bu onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak Allah, Kafir oldukları için onları lanetlemiştir. Artık pek azı hariç iman etmezler. Nisa 46 Onlar da işitmiştir. Yani vahiy onlara da ulaşmış, bilgiyi almışlardır. Ancak bilgi itaatle yani uyumlanma ve pratik hayata geçirme iradesi ile birleşmediğinde ortaya isyan çıkmıştır. Kuran sadece dinleyin bu yeterlidir demez, dinlediğinizi eyleme dökün der. Misak ve ahit nedir? Bu sözleşmenin ciddiyetini anlamak için, Kuran’ın seçtiği kelimelerin köklerine doğru inelim. Misak VSY kelimesinin kökeni hareket alanını kısıtlayıcı şekilde sabitleme fikrine dayanır. Bağlamak, düğümlemek ve sağlamlaştırmak anlamlarına açılır. Bir şeyi iple bağlar gibi sağlama almaktır. Kuran’da misak ciddiye alınmış, bozulması ağır sonuçlar doğuran çift taraflı antlaşma'dır. İşittik ve itaat ettik de sözü mümin'in olmanın ve sorumluluğu boynuna geçirmenin manevi bağıdır. Vesika aynı kökten gelir ve gerçeği sabitleyen, değişmesini engelleyen kanıt anlamındadır. Vesayet ise bir başkasının işini onun adına sağlama alma yetkisidir. Ahit AHD birbiri ardına düşen yağmurun ölü bir toprağı ilk kez canlandırmasıdır. Ahit misaktan sonraki aşamadır, nasıl ki yağmur toprağa geri dönüp onu tazeliyorsa, ahid de kişinin vahyi aldıktan sonra verdiği söze dönmesi, onu hatırlaması ve o sözün kişiyi canlı tutmasıdır. Ahdini bozmak da o sözün getirdiği sorumluluğu yani vahiy doktrinini korumayı bırakmaktır. Mahud bilinen ve tanınan demektir. Yani misak sözleşme, ahit de onu korumaktır. Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetimi anımsayın. Bana verdiğiniz ahdi tutun ki Ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim. Ve yalnızca Bana karşı gelmekten sakının. Bakara 40 Burada kasdedilenin ritüel bir tekrar olmadığı açıktır, ahit vahiy ile bildirilen yaşam programına sadakattir. Salatın kayıp halkası, secde ve sözleşme Salat maruf'u emretmenin yoludur, vakitlendirilmiş ve yapılandırılmış öğrenme disiplinidir. Kuran eğitimi temelli olarak vahyin aktarılması ve öğretilmesidir. Geleneksel uygulamada eksik olan halka secdenin misak ve ahit içeriğidir. Gelenekte secde fiziksel bir jimnastik olarak karşımıza çıkar fakat Kuran’da duyulan gerçeğin ağırlığı altında teslimiyetin ilanıdır. Secde, işittik ve itaat ettik sözünün hem bedensel hem zihinsel imzasıdır. Nebilerin ve önceki sadık toplulukların uygulamasında vahiy tebliğ edildikten sonra bu misak her seferinde yenilenir. Ancak zamanla şekil özü yutup yoketmiştir. Gelenek, secdenin sadece bedensel bir eylem olduğu fikrini ortaya atmış ve sözleşme yenileme fonksiyonunu unutturmuştur. Bu durum Bakara 85'teki şu cümleyi aklımıza getirir, Yoksa böyle yapmakla Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Peki bu kadar hayati bir misak neden silindi? Cevap, dinin Kuran-dışı kaynaklarla Emevi ve Abbasi dönemlerinde sözde kurumsallaştırılması ve fıkıh literatürlerinin oluşturulması sürecinde gizlidir. İşittik ve itaat ettik sözü her salat'ta bireye ağır bir sorumluluk yükler. Bu aktif bir bilinç gerektirir. Oysa kalabalıkları yönetmek isteyen yapılar için bilinçli taahhüt yerine şekilsel uyum ve taklit çok daha kolaydır. Abdestin bozulup bozulmadığını denetlemek kolaydır. Salat'ı namaza çevirerek onun vakit ve rekat sayısını saymak daha kolaydır. Ancak bir insanın gerçekten itaat edip etmediğini denetlemek ise yönetime düşen çok önemli bir görevdir ki adaleti ayakta tutmak burada başlar. Emevi ve Abbasi geleneği Kuran'ın sadece kulları kapsadığı, dinin Allah ile birey arasında olduğu gibi bir yanılsama yaratarak yöneticilerin eleştiriden muaf tutulmasını sağladı. Ölçülebilir olanı abdesti ve rekatı kutsallaştırırken, ölçülemeyen ama asıl belirleyici olanı misakı ve itaati görünmez kıldı. Böylece Allah’ın ahdini bozmayın emri unutturuldu ya da yönü şaşırtıldı. Oysa ahit vahiy ile kurulan ilişkiydi. Yönetici sınıf bireylerin kendi aralarında sürekli tartışacağı basit kuralları ön plana çıkardı, mescide sağ ayakla mı girilir, orada uyunur mu, uyursa abdesti bozulur mu, başın neresi mesh edilecek, üç parmakla mı yoksa dört parmakla mı uygulanacak gibi sayısız tartışma alanı türetti, tek amaçları yönetici sınıfın Kuran ilkelerinden muaf ve asla tartışılamaz olduğunu gündem değiştirme operasyonu ile tesis etme arzularıydı. Bu konuda yüzde yüz başarı elde ettiler. Misakı yeniden kurabilir miyiz? Bugün Kuran talebelerinin önündeki en büyük sınav ve devrim, salatı yeniden Kuran ile Allah'ın doktrinini ayakta tutma ve misak tazeleme eylemine dönüştürmektir. - Kuran okunur, öğretilir, anlatılır ve işitilir. - Secde ile teslim olunur ve İşittik ve itaat ettik denilerek misak imzalanır. - Hangi sınıftan olursa olsun kişiler hayatın içine karışarak bu taahhüdü pratik olarak uygular. Kuran’ın öğütleriği asıl temizliği ve arınmayı abdestin içerisinde arayanlar yüzlerce yıldır yanılmıştır. Zihnin şirk ve isyan kirinden arınıp, itaat berraklığına da eylemsel olarak ulaşması asıl temizliktir. Unutulan misak budur ve salatın amacı bu sözü ayakta tutmaktır. İşitmedikleri halde, işittik diyen kimseler gibi olmayın! Enfal 21 Kuran'ı işitmediği halde biliyormuş gibi davranan ne çok insan var etrafımızda öyle değil mi? Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Güzin Göksu tweet media
Türkçe
26
22
180
10.3K
Güzin Göksu
Güzin Göksu@guzun4rgoksu·
@whohackb İstediğiniz gibi bedensel şekilde itaatinizi gösterebilirsiniz. Vurguladığım nokta bilinçsiz bedensel devinimlerin ve taklidi uygulamaların ne bireye ne de topluma faydası olacağı yönünde.
Türkçe
3
0
14
605
Abese İrca
Abese İrca@Abese_irca·
Gelin size algı operasyonu yaparken ideolojik karmaşa yaşayıp beyinleri yanan FETÖ trollerinin çok eğlenceli hikayesini anlatayım. Şimdi bildiğiniz gibi bu FETÖ'cü troller Atatürkçülük paydasında bir muhalefet oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de sahte Atatürkçü hesaplarına Fenerbahçeli, Galatasaraylı, muhafazakar, solcu, LGBT'li, hayvansever vs gibi karakterler veriyorlar ama hepsinin ortak noktası Atatürkçülük oluyor. İşte kurnaz FETÖ'cü troller, bu amaçla "Nebil Kurtdere" isminde sahte bir Kürt Alevisi profilli hesap açmışlar. Tabi bu ekibin her gün RT'lemek zorunda olduğu standart hesapları hesaba katmamışlar. CHP'nin sosyal medya çalışmalarını FETÖ yönettiği için CHP kurumsal hesabı olan @herkesicinCHP'yi, Ali Mahir Başarır, Deniz Yavuzyılmaz ve Özgür Özel'in de bütün paylaşımlarını öncelikli olarak RT'lemek zorundalar. Bunun yanında etkileşim ağına dahil ettikleri Nasuh Bektaş, Ayşenur Arslan, Mine Kırıkkanat gibi Kemalistleri de her gün mutlaka RT'liyorlar. Bir de kendi ekip elemanları olan ve Atatürkçü/Türkçü taklidi yapan Nefise, Genco, Uluser, İlkay, Cemil Çiçek gibi FETÖ hesapları var. Şimdi bu hesabı yöneten FETÖ trolüne demişler ki günlük görevlerine ek olarak bir de PKK yandaşı Kürt Alevisi taklidi yapacaksın ama bu karakter aynı zamanda Atatürkçü de olacak. Trolün de beyni yanmış tabi. Herhalde Kürt Alevisi deyince Kılıçdaroğlu'nu öveyim demiş ama paylaşmak zorunda olduğu diğer FETÖ'cü hesaplar o sırada Kılıçdaroğlu'nu kötülemiş. Troll, aralara FETÖ paylaşımları serpiştirmiş ama Atatürkçü taklidi yapan diğer troller FETÖ'ye sövmüşler. Troll, PKK yandaşı Rojava Haber, Daily Rojova gibi hesaplardan Türklere çeteci diyen haberler bulup paylaşmış, biraz sonra Sakalar İskitler hesabının Türkleri öven gönderisini de RT'lemek zorunda kalmış. Kürtçü olmaya çalıştıkça Türkçü paylaşım yaptırmışlar adama. Hiçbir ideolojide barındırmamışlar, yarım saatte bir siyasi görüşünü değiştirmişler vatansızın. Bu derece kritik bir görevde böyle basit organizasyon hataları kabul edilemez. Bu Nefise denen bıyıklı FETÖ'cüyü ve ekibini hemen kovup yerine daha genç ve dinamik vatan hainlerinden oluşan yeni bir troll ekibi kurmalılar bence.
Abese İrca@Abese_irca

1⃣-) Size bugün yaklaşık 2 haftadır yaptığım bir araştırmanın sonuçlarını anlatmak istiyorum. Birincisi, X Platformunda FETÖ'nün kurduğu bir yapı yoğun seviyede ve aralıksız bir algı çalışması yürütüyor. İkincisi, FETÖ ile CHP'nin bir anlaşma yaptığı ve CHP'nin sosyal medyadaki varlığının tamamen FETÖ ekibinin çalışmalarına dayandığı gözüküyor. Başta CHP milletvekilleri Deniz Yavuzyılmaz, Ali Mahir Başarır olmak üzere çok sayıda milletvekilinin, CHP'nin kurumsal hesaplarının ve tabiki genel başkan Özgür Özel'in sosyal medyaki varlığının en az %80'i FETÖ ekibi tarafından sağlanıyor. Binlerce hesaptan oluşan FETÖ ekibi oluşturdukları bu yapay etkileşim gücünü anlaştıkları bazı Kemalistlere ve CHP'ye yönlendirerek sosyal medyada sahte gündemler oluşturuyor. Lafı çok uzatadan meseleyi anlatmaya başlıyorum.

Türkçe
48
846
2K
60.4K
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Halil İnalcık 1916 doğumlu; bence o paçayı kurtarırdı. Bu borcun hesabını biz yapalım artık 🙂 Şaka bir yana, bu paylaşılan yapay zekâ üretimi gibi duruyor. Hadi diyelim ki Halil İnalcık bunları gerçekten söylemiş olsun. O zaman şu soruyu sormak zorundayız: Biz, bir millet olarak kaderimizi gerçekten tek bir insanoğluna mı borçluyuz? Peki, bunu doğru kabul edelim. Bu durumda aşağıdaki tarihsel şahsiyetlerin hakkını yemiş olmuyor muyuz ?🤨 Çelebi Mehmet – Ankara Savaşı ve Fetret Devri sonrası fiilî dağılma – Osmanlı devletinin yeniden kurulması Osman Bey – Selçuklu’nun çöküşü ve Moğol baskısı sonrası siyasal boşluk – Küçük bir uç beyliğinden yeni bir devletin doğuşu Alp Arslan – Malazgirt öncesi Anadolu’nun Bizans hâkimiyeti – Anadolu’nun Türk yurdu hâline gelmesinin kapısının açılması Bilge Kağan – Çin siyasî ve kültürel tahakkümü karşısında çözülme riski – Devlet, töre ve tarih bilincinin açık biçimde formüle edilmesi Bumin Kağan – İstemi Yabgu – Türk adının ilk kez bağımsız siyasal özne olarak ortaya çıkışı – Sıfırdan var olma eşiği Hz. Âdem – İlk insan
Türkçe
38
10
131
20.8K
Mehmet Fırat
Mehmet Fırat@RedifFirat·
Kimseyi takipten çıkmadım! X Takipçilerimi sıfırlamış! Bana da uyarı göndermiş! Bakalım başımıza daha neler gelecek! Destek rica edeceğim!
Mehmet Fırat tweet media
Türkçe
41
16
93
4.2K
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
@MehmetO25079926 Üstün zekalı taklidi yapan sen, yapay zeka ile üretilmiş bu kaydın tartışmasız gerçek olduğunu mu iddia ediyorsun ?
Türkçe
1
0
0
256
Mehmet Oktay
Mehmet Oktay@MehmetO25079926·
@Sbaki82 Halil İnalcık hocanın zekası, bilgi birikiminin çeyreğinde olmayan kıt beyinliler akılları sıra onu sorgulayıp tartışılır hale getirmeye çalışıyor, zavallılar
Türkçe
1
0
4
427
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
@hagi10best Oooo, bravo. 👏👏👏 Demek, İslam’ı yok olmaktan kurtarmış.
Türkçe
1
0
1
329
mimaRio
mimaRio@hagi10best·
@Sbaki82 Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Türk Milletini ve Din-i İslam’ı yok olmaktan kurtarmıştır. Bu ülkeyi yoktan varetmiştir. Sizin zorunuza giden bu.
Türkçe
1
0
1
417
Tarih Kritik
Tarih Kritik@Sb1453·
Tarihsel iddia -> belge Deneysel iddia -> deney Ontolojik iddia -> mantıksal zorunluluk / açıklayıcılık Ontolojik olarak ispatım şudur: Ahlaki sorumluluk ya ontolojiktir ya değildir. Ontolojikse, ‘önce–sonra’ ayrımı zorunludur. Bu ayrım bir başlangıç eşiği gerektirir. Bu eşik, sorumluluğun ilk kez yüklendiği bir ilk muhatap fikrini zorunlu kılar. İbrahimî gelenekler (Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm) bu ilk muhatabı “Âdem” adıyla adlandırır. Dolayısıyla (Hz.) Âdem, ontolojik düzeyde insanın sorumlu özne oluşunun başlangıcını ifade eder. İnanç düzeyinde ise Kur’an’a göre tarihsel ve gerçek bir kişidir; bu ikinci iddianın ispatı vahye dayanır ve herkesi bağlamaz.
Türkçe
2
0
1
229
Metin Topaktaş
Metin Topaktaş@MTopaktash·
@Sbaki82 Inalcık'ın sözü yalan ama adem doğru öylemi ? ademin ispatı varmı?
Türkçe
1
0
2
783