Tarih Kritik@Sb1453
Bir Mealci ile Muhavere Analizi
Mealci: "İstediğiniz gibi bedensel şekilde itaatinizi gösterebilirsiniz. Bilinçsiz bedensel devinimlerin ve taklidi uygulamaların ne bireye ne de topluma faydası olacaktır."
Soru: "Bunun bir kuralı yok mu ?"
Mealci: "Var Kuran'da yazıyor."
Soru: "Camilerde kılınandan farklı mı sizce ?"
Mealci: "Kuran'ı inceleyerek bu muhakemeyi siz yapabilirsiniz."
Bu tartışmada Mealci:
- İbadet şeklinin bağlayıcılığını mı reddediyor?
- Yoksa, şekli kabul edip bilinçsiz–taklidî uygulamaları mı eleştiriyor?
Yaptığı aslında net; söylem düzeyinde ikincisini iddia edip pratikte/mantık düzeyinde ise birincisini yapıyor.
Mealci, devamında sorulan şeklî sorulara kaçamak cevaplar veriyor. Söyleminden anlaşılan şunlar:
1-) İbadet bilinçsiz ve taklidî olursa bireye ve topluma faydası yoktur.
Peki, ibadetten maksat bireye ve topluma fayda sağlamak mı ?
Aslında buradan ibadete yaklaşımın ahlâkî değil işlevsel olduğu ortada.
Yaklaşım ahlâkî olsaydı ölçüt işlevsellik olmazdı ve o durumda şeklin de bağlayıcılığı kabul edilebilir olurdu.
2-) Namazın, uyulması gereken ortak bir şeklinin ve şartlarının var olduğunu reddediyor. Anlayışına göre, bireyler Kur'an'ı okuyacak ve kendileri karar verecekler.
Tamam, Kur'an'ı okuyunca da şunu görüyoruz ki Salât (Namaz);
- Bizzat emredilmiş,
- Vakit, Mekân, Yön, Temizlik şartlarına bağlı,
- Kıyam, Rükû, Secde gibi bedensel rükünleri olan
bir ibâdetttir. Peki bu çekirdek bilgi, nasıl ibadet edileceğini anlamaya yeter mi ?
Hayır.
O zaman nasıl olacak ?
Tabi ki, müslümanlar şu ana kadar nasıl yapmışlarsa o şekilde.
Bu ittifak edilen şeklin tarihsel olarak Hz. Peygamber'e (sav), hatta büyük oranda daha öncesine kadar gittiği ortadadır.
Aslında sorumluluktan kaçmak istemeyen bir müslüman için her şey ortada; ama yine de zemine kadar inip soralım:
Kur’an’daki ‘salâtı ikame edin’ emri, kul açısından bağlayıcı bir yükümlülük müdür; yoksa sadece samimi bir yöneliş çağrısından ibaret midir ?
A) “Bu bağlayıcı bir yükümlülük değildir, yöneliştir.”
-> Emir bağlayıcı değilse, yasak da bağlayıcı olmaz. Bu durumda Günah anlamsızlaşır. Bu, fiilen dinin inkârıdır.
B) “Namaz bağlayıcıdır ama bağlayıcı bir şekli yoktur.”
-> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider.
C) “Namaz bağlayıcıdır, ama herkes kendi gayretince”
-> İhlali tarif edilemeyen bir yükümlülük, yükümlülük değildir. A şıkkına gider.
D) “Namaz, şekli de bağlayıcı olan, Kur'an'da bizzat emredilmiş bir yükümlülüktür.”
-> O zaman, Kur'an'daki çekirdek anlatı bize ittifakla gelmiş namaz şeklini kabul etmeyi şart koşar.
“Bağlayıcılık” iddiası, ihlal tanımı olmadan mantıksal olarak boş bir etikettir.
Şekli bağlayıcı olmayan, ihlali tanımlanamayan ve öğretimi gerekmeyen bir ‘ibadet’, ibadet değil; sadece niyet beyanıdır.
Niyet ibadetin önemli bir aşamasıdır, ama amelin ölçüsü yoksa niyetin de içi boşalır.