Sabitlenmiş Tweet
senarhoca
26.3K posts

senarhoca
@Senar_ogretmen
ODTÜ-Fizik,Deniz Siyaseti ve Stratejileri YL. Mavi-Vatan. TC-KKTC.Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Paylaşımlarım beğenilerim kişisel düşüncelerimdir
Katılım Şubat 2022
367 Takip Edilen227 Takipçiler
senarhoca retweetledi

Cihat Yaycı harita üzerinde Yunanistan-Fransa anlaşmasına karşı Türkiye-Pakistan kadim dostluğunu anlatıyor.
youtu.be/M3K97YqeETo?si…

YouTube
Türkçe
senarhoca retweetledi

🇹🇷 Toroslar’ın Eteğinde Bir Sanat Arayışı: Onlar Grubu
Cumhuriyet döneminde Türk resmi yeni bir kimlik arayışı içindeydi. Batı sanatını öğrenen genç ressamlar, bir yandan da Anadolu’nun kültürel birikimini sanatın merkezine taşımaya çalışıyordu. İşte 1946 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencileri tarafından kurulan Onlar Grubu, bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
Grubun sanat anlayışını en iyi anlatan sözlerden biri ise Elif Naci’ye aitti:
“Türk resminin kaynakları Alpler’in ötesinde değil, Toroslar’ın eteğinde aranmalıdır.”
Bu anlayış doğrultusunda grup sanatçıları, Batı resim tekniklerini Anadolu’nun halıları, kilimleri, yazmaları, nakışları ve halk kültürüyle buluşturmaya çalıştı. Onlara göre çağdaş Türk resmi yalnızca Avrupa’yı taklit ederek değil; Anadolu’nun renklerinden, insanından ve kültürel hafızasından beslenerek gelişebilirdi.
Onlar Grubu’nun oluşumunda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun büyük etkisi vardı. Ressam, şair ve eğitimci kimliğiyle öne çıkan Eyüboğlu, öğrencilerine yalnızca teknik öğretmiyor; aynı zamanda Anadolu’ya bakmayı da öğretiyordu. Bu nedenle grubun eserlerinde köy yaşamı, Anadolu kadınları, balıkçılar, halk motifleri ve geleneksel el sanatlarının izleri sıkça görülür. Kilim desenleri, yazma motifleri ve folklorik unsurlar, modern resim anlayışıyla yeniden yorumlanmıştır.
Grubun ilk sergisi İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin yemekhanesinde açıldı. Serginin girişinde bir tarafta El Greco’nun reproduksiyonu, diğer tarafta ise Anadolu kilim motifleri yer alıyordu. Bu tercih bile grubun sanat anlayışını açık biçimde ortaya koyuyordu: Amaç, Batı ile Anadolu arasında yeni bir sanat dili kurabilmekti.
Onlar Grubu içinde daha sonra Türk resminin önemli isimleri hâline gelecek birçok sanatçı yer aldı. Fikret Otyam, Turan Erol, Nedim Günsür ve Orhan Peker gibi isimler bu hareketin içinde yetişen sanatçılar arasında gösterilir. Grup yaklaşık sekiz yıl boyunca sergiler düzenleyerek Türk resminde yerli ve özgün bir sanat anlayışı oluşturma çabası içinde oldu.
Onlar Grubu’nun en önemli yönlerinden biri, Anadolu kültürünü yalnızca bir “konu” olarak değil, sanatın temel kaynağı olarak görmesiydi. Bu anlayış, Türk resminde ulusal kimlik arayışının önemli aşamalarından biri olarak kabul edilir. Grup sanatçıları, geleneksel halk sanatını çağdaş tekniklerle yeniden yorumlayarak hem yerli hem de evrensel bir sanat dili kurmaya çalıştılar.
Bugün Onlar Grubu’na bakıldığında görülen şey yalnızca bir sanat hareketi değildir. Aynı zamanda bu hareket, Türk kültürünün kendi içinde ne kadar büyük bir birikim ve estetik zenginlik taşıdığını da göstermektedir. Anadolu’nun kilimlerinde, motiflerinde, taşında, ahşabında ve halk hafızasında saklı olan bu kültürel cevherler; sanatın, edebiyatın ve düşüncenin en önemli kaynaklarından biridir. Onlar Grubu’nun ortaya koyduğu anlayış, bazen uzak coğrafyalarda ilham aramadan önce kendi kültürümüze, kendi hafızamıza ve kendi köklerimize yönelmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır.

Türkçe
senarhoca retweetledi

Cihat Yaycı, Karadeniz Vakfı kadın kursiyerlerinin el emeği, göz nuru, birbirinden güzel eserlerinin yer aldığı yıl sonu sergisi açılışına katıldı.
#karadenizvakfı #mavivatan




Türkçe

Sevgili yeğenim Prof.Dr Hüseyin Işıksal'ın (5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın diplomasi ve uluslararası ilişkiler özel danışmanı) elimizden kayıp gitmekte olan vatanımızı kurtarmak adına gerçekleri tüm yalınlığıyla yaptığı açıklamalara dair bir program.
youtube.com/live/k0qWYD5i1…

YouTube
Türkçe

Allah bize diğer canlılar (sahipsiz dediğimiz ve aslında sahibi Allah olan) yoluyla insanlığını unutan/manipülasyona kapılan/vicdansızlığı maharet bilenlere doğru yolu gösteriyor. Artık gören de kendine yapar görmeyen de! Nasıl olsa her şeyin sahibi Allah.
facebook.com/share/r/1EP1hx…
Türkçe
senarhoca retweetledi

11 Mayıs 2026 tarihli “@turkdegs Haber Bülteni”ni aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.👇
turkdegs.org/genel/11-mayis…

Türkçe
senarhoca retweetledi

🔴 Cihat Yaycı:
Diyarbakır Cezaevi’nin müze ve kültür merkezi olarak düzenlenmesine ilişkin çalışmalar yürütüldüğüne dair bilgiler sosyal medyada dolaşmaktadır.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, geçmiş dönemde yaşandığı iddia edilen olayların çeşitli canlandırmalar, objeler ve temsiller üzerinden ziyaretçilere aktarılması planlanmaktadır.
Eğer bu süreç, yalnızca belirli bir bakış açısını merkeze alan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni toptan suçlayan bir anlatıya dönüşürse; bunun uzun vadede milli birlik ve beraberlik açısından sakıncalı sonuçlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir.
Hiç şüphesiz geçmişte yaşanan her olay, tarihsel gerçeklik ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak terör örgütlerinin yıllardır propaganda malzemesi hâline getirdiği söylemlerin, farkında olunmadan kurumsal bir zemine taşınması da son derece hassas bir konudur.
Özellikle bazı çevrelerin, “terörün sebebi” olarak belirli dönemleri ve kurumları göstermeye çalıştığı dikkate alındığında; oluşturulacak müze dilinin çok dikkatli seçilmesi gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadelesini tartışmaya açacak, terörü dolaylı biçimde meşrulaştıracak veya örgütün istismar edeceği algılara zemin hazırlayacak yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.
Bu nedenle söz konusu çalışmanın;
milletimizin ortak hafızasını güçlendiren,
terörü değil huzuru öne çıkaran,
ayrışmayı değil kardeşliği pekiştiren,
denge ve devlet ciddiyeti içinde hazırlanmış bir anlayışla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Bir devlet, terör örgütlerinin propaganda malzemesi hâline getirdiği bir mekânı kendi eliyle sembolleştirip kurumsallaştırmamalıdır.
Hele ki yıllardır Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harekâtta kullanılan iddiaların, maketler ve temsillerle sürekli canlı tutulacağı bir yapı oluşturulması ciddi bir hata olacaktır.
Hiç kimse şunu unutmamalıdır:
PKK bir “mağduriyet hareketi” değil, dış destekli bölücü bir terör örgütüdür. Terörü meşrulaştıracak hiçbir tarih okuması kabul edilemez.
Bugün yapılması gereken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni suçlu sandalyesine oturtacak sembolik alanlar üretmek değil, birlik ve beraberliği güçlendirecek milli hafızayı inşa etmektir.
Bu bakımdan, ekonomik ömrünü tamamlamış bir yapının yıkılarak yerine milletin birliğini, kardeşliğini ve ortak geleceğini temsil edecek eserlerin yapılması çok daha doğru olurdu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, geçmişinden ders çıkarabilecek olgunluğa sahip olduğu kadar; terör örgütlerinin manipülasyonlarına karşı da son derece dikkatli olmak zorundadır.

Türkçe

Bu yaşlı bakım evine bakıcı alınmasın daha iyi!
Barınak müdürleri, yaşlı bakım evi yöneticileri ne yapar ne yapmaz!? Çalışanlarına söz geçiremiyor olmak bir gerekçe olamaz!
facebook.com/share/v/1B9kvu…
Türkçe
senarhoca retweetledi
senarhoca retweetledi
senarhoca retweetledi

BURLA HATUN ÜZERİNDEN DEDE KORKUT’TA ANNELİK
Dede Korkut’ta anne figürü, Burla Hatun üzerinden güçlü ve çok katmanlı bir biçimde
işlenmiştir. Hikâyelerde annelik, yalnızca biyolojik bir bağ ya da doğurganlık unsuru olarak değil; soyun devamını sağlayan, toplumsal düzeni koruyan ve kültürel değerleri geleceğe taşıyan kurucu bir güç olarak kurgulanmıştır. Bu bağlamda Burla Hatun, Dede Korkut dünyasında anneliğin en yoğun ve sembolik temsilcilerinden biri hâline gelmiştir. Onun şahsında annelik; şefkat, fedakârlık, ahlakî sorumluluk ve toplumsal otorite gibi anlamlarla derinleşmiştir.
Burla Hatun’un annelik kimliği özellikle oğlu Uruz’unesir düşmesiyle belirginleşmiştir.
Bu olay onun yalnızca bir anne olarak değil töreyi, namusu ve boy şerefini koruyan bir figür olarak da sınandığını göstermiştir. Düşmanların Uruz’un etini pişirip kadınlara yedirme tehdidi karşısında yaşadığı çatışma, anneliğin dramatik ve etik boyutunu da ortaya koymuştur. BurlaHatun’un söylediği sözler anne olmanın yalnızca sevgiye dayalı bir bağ olmadığını, aynı zamanda ağır bir sorumluluk taşıdığını da göstermiştir. Böylece Dede Korkut Hikâyelerinde annelik, bireysel bir duygu alanından çıkarılarak toplumsal düzenle ilişkili bir değer hâline getirilmiştir. Burla Hatun, bu yönüyle yalnızca evladını korumaya çalışan bir anne değiltoplumun manevî ve ahlakî bütünlüğünü temsil eden bir karakter olarak sunulmuştur. Dede Korkut anlatılarında sıkça vurgulanan “ana hakkı Tanrı hakkıdır” anlayışı da onun şahsında somutlaşmıştır. Bu nedenle Burla Hatun, kutsal değerlerin taşıyıcısı ve törenin koruyucusu olarak değerlendirilmiştir. Onun anneliği, biyolojik bir süreçten ötekutsal bir emaneti sürdürme sorumluluğu şeklinde anlam kazanmıştır.
Burla Hatun’un en dikkat çekici özelliklerinden biri de pasif bir anne figürü
olmamasıdır. O, gerektiğinde mücadele eden, karar alan ve risk üstlenen “alp kadın” tipiyle birleşmiş güçlü bir karakter olmuştur. Ata binebilmesi, savaşabilmesi ve oğlunu kurtarmak için harekete geçmesi, Dede Korkut dünyasında kadının yalnızca korunması gereken bir varlık olarak görülmediğini bizlere göstermiştir. Bu yönüyle Burla Hatun, annelik ile cesaret ve mücadeleyi bir araya getiren özgün bir temsil niteliği taşımıştır. Ayrıca Burla Hatun’un anneliği, soyun ve kültürel hafızanın devamlılığıyla da ilişkilendirilmiştir. Hikayelerde oğlu Uruz, yalnızca bir evlat olmaktan öte ocağın devamı, boyun geleceği ve toplumsal sürekliliğin temsilcisi olmuştur. Bu nedenle Burla Hatun’un yaşadığı acı yalnızca bireysel bir anne acısı değil aynı zamanda toplumsal düzenin sarsılması anlamına gelmiştir. Böylece annelik, bireysel duyguların ötesinde toplumsal ve kültürel bir anlam kazanmıştır.
Sonuç olarak Burla Hatun, Dede Korkut’ta annelik kavramının en güçlü temsilcisi
olarak kurgulanmıştır. Onun şahsında annelik, yalnızca biyolojik bir bağ ya da bireysel bir duygu alanı olmaktan çıkarılarak soyun devamını sağlayan, toplumsal düzeni koruyan, töresel değerleri muhafaza eden ve kültürel sürekliliği taşıyan kurucu bir güç hâline getirilmiştir. BurlaHatun’un oğluna duyduğu bağlılığı, fedakârlığı ve gerektiğinde mücadeleye katılan “alp kadın” kimliği, Dede Korkut dünyasında annenin pasif bir figür olmadığını, toplumsal yapının merkezinde yer alan etkin ve belirleyici bir özne olarak görüldüğünü göstermiştir. Bu yönüyle BurlaHatun, yalnızca bir anne karakteri değil Türk kültüründe anneye yüklenen kutsallığın, saygınlığın ve manevi otoritenin edebî bir yansıması olarak karşımıza çıkmıştır. Nitekim Türk toplumsal yapısında anne; ailenin temel direği, ahlakîdeğerlerin ilk aktarıcısı ve kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak kabul edilmiştir. “Ana hakkı Tanrı hakkıdır” anlayışıyla toplumsal ve manevî açıdan yüce bir konuma yerleştirilmiştir. Bu bağlamda Burla Hatun, Dede Korkut anlatılarında Türk toplumunun anneliğe yüklediği kutsal anlamı, ahlakîsorumluluğu ve toplumsal sürekliliği temsil eden idealize edilmiş merkezî bir figür olarak öne çıkmıştır

Türkçe
senarhoca retweetledi
senarhoca retweetledi

Bartholomeos’a “Yeni Roma ve Konstantinopolis Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik” sıfatı verilmesi “Türkiye'nin üniter yapısı açısından çok boyutlu bir devlet meselesidir" - Cihat Yaycı, Milli Gazete için yazdı milligazete.com.tr/bartholomeosa-…
Türkçe
senarhoca retweetledi







