sevda sar
2.5K posts

sevda sar
@Sevdaar6
🌿🍃🍂🍁“bazen oturup düşünüyorum bazen sadece oturuyorum” Karadeniz🌿İzmir











KAYA TUZU İLE GELEN GERÇEK ŞİFA İnsan bedeni bir tuzlu su havuzu… Hücrelerimiz tuzlu su içindedir. Kanımız, terimiz, idrarımız tuzlu su… Tuz deyince aklınıza marketlerde satılan sofra tuzu gelmesin, onlar sadece zehirdir. Hücrelerimizin ortamına bire bir uygun olan tuz, kaya tuzudur. Hücrelerimizin sağlıklı işleyişi için ortamın pH dengesinin sağlanması yani hafif alkalide tutulması gerekir. Bu ortam nasıl bozulur? Bizim “hastalık” dediğimiz durum, ortamın asidik yöne doğru kaymasıdır. Asitlenmenin şiddetine göre de hastalıkların şiddeti kendini gösterir. Gripten tutun da kansere kadar aklınıza hayalinize gelebilecek her hastalık işte sadece asitlenmenin şiddetine göre vücudun semptom/mücadele vermesidir. Bizi neler hasta eder? En başta, en güçlü zehirleme metotları olan AŞILAR hasta eder. Aşılar alüminyumdan tutun da cıvaya, formaldehite, polisorbat 80’e, insan ve hayvan fetüs hücrelerine kadar çeşitli ağır metalleri, kimyasalları, ölü hücre atıklarını kan dolaşımına sokar. Aşıları, İLAÇLAR, ANTİBİYOTİK ve ANTİPARAZİT ZEHİRLER izler. Bunlar mevcut soruna hiçbir çare sunmadan sadece semptom baskılarken sorunu aslında giderek derinleştirir ve şiddetlendirir. - Asidik kötü beslenme - Yetersiz alkali su tüketimi - Rafine şeker tüketimi - Pastörize süt ve pastörize süt ürünleri - Endüstriyel, sık sık aşılanmış ve antibiyotiklenmiş hayvanların eti - Katkı maddeli, koruyucu eklenmiş toksik market gıda(!) ürünleri - Klorlu, florürlü şebeke suyu - Aşırı basit karbonhidrat, nişasta tüketimi - Ağartıcılar, çeşitli kimyasallar kullanılan beyaz un - Çeşitli ağır metal maruziyetleri - Kimyasal maruziyeti - EMR (elektromanyetik radyasyon) maruziyeti; WİFİ, kablosuz ağ yakınında uzun süre bulunmak - Toksik kozmetik ve temizlik ürünleri - Zirai ilaçlar - Sigara, alkol vs. Ve daha birçok etken sayılabilir. Bunlar toksin yükü olarak vücuda katılır ve “toksisite”yi meydana getirir. Vücudumuz da bu toksisite maruziyetine karşılık mücadele vermeye başlar. Toksinler hücrelerin “tuzlu su” ortamını asitlendirirken, hücre duvarında gedikler açar. Hücreler asla mücadeleyi durdurmaz. Bu asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri oluştururlar. İşte bunlar “antikor” diye bildiğimiz yapılardır. Hücreler, globülin yapılarıyla gediklerini onarmaya, bütünsel yapısını korumaya çalışır. Toksinlerin gücüne göre hücreler bu mücadeleden galip ayrılabilir ya da ayrılamaz. Ölmeye başladıkların da dahi ortam asitliğini gidermek ve toksinleri nötralize etmek için “eksozom” dediğimiz bazik yapıda olan vezikülleri ortama salmaya başlar. Elektron mikrograflarının sizlere gösterdiği sözde “virüs” görüntüleri işte aslında eksozomlara aittir. Virüs diye bir şey yoktur. Hiçbir zaman, hiçbir bilimsel prosesi izleyen, kontrol deneyleri sağlanmış tek bir gerçek virüs izolasyon çalışması yapılmamıştır. Hücrelerin toksisiteyle bu mücadelesi sürerken bir yandan da ortamdaki bakteriler ve diğer mikroplar ölü hücreleri ve toksinleri temizlemek ve hatta onları vücudun tekrar işleyebileceği yapılara dönüştürmek üzere (biyoremediasyon) bu bölgelerde yoğunlaşır. Bakteriler, toksin yüküne göre form değiştirebilir: x.com/3dom13/status/… Yanlış okumadınız, parazit diye bildiğiniz o organizmalar, bakterilerin “pleomorphism” ilkesine uyarak toksin yüküne göre dönüşmüş, form değiştirmiş hâlidir. Vücudun bir bölgesinde sayıca artmış bakteriler ve orada toksin yüküne göre form değiştirmiş hâlleri olan parazitler ve hatta kendi kan hücreleriniz de bu form değişikliğine katılabilir, bu, orada sadece toksisite maruziyetinin olduğunun göstergesidir. O sorunun sebebi değiller, o sorunu çözmek için oradalar. Tek bir bakterinin ve mikrobun, tek bir parazitin canlı dokuya saldırdığına gösterilebilecek tek bir bilimsel kanıt yoktur. O bölgede sayıca fazla olan bakterilere ya da parazitlere bakar ve “hastalığın sebebi işte bakteriler/parazitler” derler. Bu, kendi vücudumuza ait olan bu organizmalara -ki 100 trilyonu aşkın mikropla beraber yaşarız, biz aynı zamanda bir mikrop havuzuyuzdur- dahası tüm canlılığın mikroplarla birlikte işleyen mükemmel tasarımına atılabilecek en çirkin İFTİRADIR! Toksisite bölgesine bakıp “parazit varsa dışarıdan/şu hayvandan gelmiştir” demenin ne bilimde ne realitede hiçbir karşılığı yoktur. Kist hidatik’ten tutun da, sıtmaya kadar birçok aslında toksisite maruziyeti olan hastalıkların parazitlerle hiçbir ilgisi yoktur. Parazitler ağır metal temizleyicisidir, toksin tüketicisidir ve onları kendi enzimleriyle biyoyararlanıma sokan organizmalardır. (Bunları aylarımı alan bir çalışmayla, 35 sayfalık bir yazı dizisinde kanıtlarıyla anlattım. Tek yapmanız gereken 20 dakika ayırıp tüm seriyi okumanız. Sizi temin ederim 20 dakika verip karşılığında elde edeceklerinizin değeri paha biçilemez olacaktır: x.com/gulltemel/stat…) Kaya tuzunu neden kullanmalıyız? Kaya tuzu, hücrenin sağlıklı işleyeceği pH ortamını dengeleyerek onu tekrar hafif alkali hâle getirir. Alkali ortamda toksinler nötrlenir, barınamaz; böyle bir ortamda hemoglobin hücreye oksijen taşımakta zorluk çekmez. Hücreler böylece sağlığına kavuşur. Ölü hücre atıkları ve toksin birikim yoksa, bakterileriniz, mikroplarınız da bir bölgede yoğunlaşmaz. Sağlık işte budur, gerçek şifa budur. Modern tıp insanlara hastalıkların zehirlenme/toksisite maruziyeti olduğunu söylemeden “virüs” yalanı anlatır “bakteriyel, paraziter hastalık” palavrası sıkar. Böylece insanlara aşı, antibiyotik ve antiparaziter zehirler aldırırlar. İlaç şirketlerinin geçim kapısı “mikrop teorisi”dir. Bu şarlatanlık, insanların sağlığı ve hayatı üzerinden kazanç sağlar. Sağlık asla onların aşılarıyla, ilaçlarıyla, antibiyotik ve antiparaziter zehirleriyle gelmez bilakis bunların hepsi sağlığı ve hayatı mahvetmek, yıkıma uğratmak üzere tasarlanmıştır. Kaya tuzu kullanan ve alkali beslenen hiç kimse, ilaç şirketlerinin tuzağına düşmez! Ben kaya tuzlu suyu (sole) nasıl uyguluyorum? Güvenilir olduğuna kani olduğum bir satıcıdan has “Çankırı sole tuzu” ediniyorum. Bunlar kayaçlardan biraz irice, kütle hâlinde çıkarılan tuzlardır. Bir avuç içine sığacak kadar olan parçalardan 2-3 tanesini büyükçe -buraya dikkat- plastik kapaklı cam bir kavanoz içine yerleştiriyorum. Üzerini 2 parmak geçecek kadar su ekliyorum. Buna ben “sole deposu” diyorum. Bunu karanlık bir göze koyuyor ve bir gece beklettikten sonra ertesi gün bu depodan 5 bardaklık su şişeme -buraya da dikkat- tahta çay kaşığı ile 1 ölçü koyuyorum. 5 bardaklık bu tuzlu suyumu yemeklerden yarım saat önce ve yemeklerden sonra ise en az 1-2 saat ara verip içiyorum. Yani daima boş mideye içiyorum. Her gün taze hazırlıyorum. Her gün bu şekilde devam ediyorum. Bir hafta sonra, ölçüyü 1,5 ya da 2 tahta çay kaşığı ölçüsüne çıkarıyorum. 3. hafta 3 kaşık ölçüsüne… Artık damağıma biraz tuzlu gelecek noktada ölçüyü sonlandırıyorum. İşte hepsi bu. Ailemden, çevremden sole önerdiğim nice insan var ki, her anlamda büyük fayda sağladığını bizzat gözlemliyorum. Ayrıca kaya tuzu üzerine çok değerli paylaşımları olan sayın Mustafa Uzunoğlu’nu (@garibiali) mutlaka takip etmenizi öneririm. Kendisinin sole tarifini de buraya ekliyorum: x.com/garibiali/stat… HERKESE ŞİFA OLSUN.






This Turkish news anchor ended the broadcast in Spanish language, thanking Spain for standing on the right side of history. 🇹🇷🇪🇸















