
Muharrem ayının ilk hilali, semanın kadim perdesini araladığında, insanlık tarihinin en derin muhasebe anlarından biri yeniden tecelli eder. Hicri yılbaşı, sıradan bir takvim değişimi değil; ruhun Mekke’sinden Medine’sine uzanan kadim hicretin yankısıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Medine’ye göçü, yalnızca coğrafi bir hareket değil, zulüm diyarından adalet yurduna, nefsin karanlığından imanın aydınlığına yapılan manevi bir yolculuktur.
İslam felsefesi, zamanı bir emanet olarak görür. İbn Arabî’nin işaret ettiği üzere, her an “yeniden yaratılış”tır. Muharrem, geçmişin yükünü bırakıp tövbenin beyaz sayfasına yeniden yazılma fırsatı sunar. Zaman, dairesel bir çark değil; Allah’ın iradesiyle akan bir nehirdir. Her damlasında “kün” emri tecelli eder ve insan, bu akış içinde kendi varoluşunu sorgular.
Hicri takvim, ayın mütevazı ışığıyla ilerler. Bu, güneşin kibirli saltanatına karşı tevazunun zaferidir. Yalnızca günleri saymaz; kulluğun derinliğini tartar. Yeni yıl, aynı zamanda Kerbela’nın acısıyla yoğrulmuş bir tefekkür vesilesidir. Bu tezat, İslam’ın en büyük dersini verir: Acıda rahmet, ayrılıkta vuslat gizlidir.
Hicri yılbaşı, kalbin muhasebesini davet eder. Mal değil, sevgi ve öfke biriktirilen kalp hesaba çekilir. Zamanın faniliğini idrak ederek ebedi olana yönelme iradesi, bu mukaddes ayın en büyük bereketidir.
Allah’tan niyaz odur ki, bu yeni hicret, kalpleri Muharrem’in beyaz hilali gibi nurlandırsın.
Amin..

Türkçe





















