Abdurrahman Uzun🇹🇷🇵🇸@uzunabdurrahman
Soyadı Kanunu’nun işlemediği adam Gönenli Mehmet Efendi (1903-1991)
Aslen Kırımlı bir çiftçi ailenin çocuğuydu Gönenli Mehmet Efendi.
Babası Osman Efendi, annesi Fatma Hanım’dı.
Balıkesir Gönen’de doğdu.
Küçük yaşta hafızlığını tamamladı.
1920’lerde İstanbul’a giderek ilmini derinleştirdi.
1925’te kıraat icazeti aldı. Medreseler kapatılınca uzun zaman sonra son sınıfına dâhil olduğu İmam Hatip Mektebi’nden mezun oldu.
Soyadı Kanunu sonrası “Öğütçü” soyadını aldı ama millet onu hep aynı isimle andı:
“Gönenli Mehmet Efendi…”
Sıradan bir imam iken, döneminin Reîsülkurrâsı oldu.
İlk görevine Gönen Merkez Camii’nde başladı.
Askerlik sonrası İstanbul’a geldi ve birçok camide görev yaptı.
En uzun ve en iz bırakan vazifesi;
1954 – 1982 arasında Sultanahmet Camii İmamlığı…
Üsküdarlı Ali Efendi’nin vefatıyla 1976’da Reîsülkurrâ oldu.
Ama onun büyüklüğü sadece unvanlardan makamlarından değil; hizmetinden geliyordu.
Sadece imamlık yapan, vaaz veren, namaz kıldıran değil; dertlenen, terleyen cami hocası…
Gönenli Hoca’nın camilerdeki resmî görevinin yanında asıl derdi şuydu:
“Bu milletin din görevlileri yetişmeli…
İnsanımız sahipsiz kalmamalı…”
İmam hatipler açılmadan önce kendi imkânlarıyla talebe yetiştirdi.
Sonrasında yüzlerce Kur’an kursunun organizasyonunu üstlendi.
1940 – 1980 arasında binlerce öğrenciye barınma, burs ve eğitim imkânı sağladı.
Fatih Üçbaş Camii, Hacı Hasan Camii ve
Hırka-i Şerif çevresindeki kurslar onun himayesindeydi.
Bunların yanında, İstanbul’un dört bir yanında yüzlerce öğrencinin masrafını da üstlenmişti.
Gönenli Hoca, toplumun ihmal edilen kesimlerinden birini özellikle dert edindi:
Kadınların din ve ahlak eğitimi…
Hemen her gün İstanbul’un farklı camilerinde kadınlara vaaz verdi.
Kadınları İslami çizgide eğitti.
Çünkü biliyordu;
ülkeyi ayağa kaldıracak Müslüman gençleri anneler yetiştirecekti.
Yumuşak, kuşatıcı ve umut veren bir dil kullandı.
Sesi ve kıraatı güzeldi; sohbetlerine Kur’an tilaveti ile başladı hep…
Duaları, namaz surelerini, ilahileri vaazlarının sonunda yüksek sesle okudu; kadınlar eşlik etti ona ve ezberlemelerini sağladı.
Peygamberin emanetini taşırken kendi tarzı yoktu, örnek aldığı vardı.
Sünnetten aldığı ölçü belliydi:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın…
Müjdeleyin, korkutmayın.”
Bu yaklaşımıyla sevildi, dinlendi ve iz bıraktı.
Anlatmaktan öğretmekten çok eğitmeyi hedefledi.
Ürkütmekten çok umut verdi.
Yargılamaktan çok kucakladı.
Onun başarısı; ilmi kadar, ihlası ve samimiyetinden geliyordu.
Gönenli Mehmet Efendinin tercihi: Tarikat mı, Dava mı?
O hiçbir tarikata bağlı değildi.
Sorulduğunda şu cevabı verirdi:
“Biz Resûlullah’ın yolundayız.”
Ama tasavvufun zühd ve takvâ çizgisindeki ahlakını yaşardı.
Bu yüzden onu tanıyan herkes onu bir veli gibi gördü.
Ayrıca evrâd ve tesbihatı yaygınlaştırdı; sonrasında kitaplaştırıldı.
* Evrâd: Allah’a yaklaşmak için belirli zamanlarda yapılan nafile ibadet, dua ve zikir…
Aynı anda onlarca hizmetin bir arada yürütüldüğü
88 yıllık bir yolculuğun son durağı, bir şehitlik…
O sadece din adamı değildi…
Toplum adamıydı.
Kızılay, Yeşilay, hayır kurumları, yoksullar, kimsesizler…
Zenginle fakir arasında köprü oldu.
Halkla iç içe yaşadı, güven verdi, sevildi.
1982’de emekli oldu ama hizmeti bırakmadı.
Dersler verdi, yeni kurslar ve yurtlar organize etti.
3 Ocak 1991’de vefat etti. Fatih Camii’nde binlerce insanın katılımı ve duasıyla uğurlandı.
Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.
Gönenli Mehmet Efendinin bıraktığı miras.
Gönenli Hoca Efendi vefat edince yok olmadı; eserleriyle yaşamaya devam etti.
Gönen’de adına cami ve külliye…
Kurduğu eğitim yapıları…
İstanbul’da kendi adına kurulan vakıf…
Ama Gönenli Mehmet Efendinin en büyük mirası binalar değil;
yetiştirdiği insanlar…
En büyük eser; İslam’la yetişmiş insandır.
Bugün bu ülkenin birçok yerinde, özellikle de devletin üst makamlarında olan,
devletine, milletine, dinine hizmet eden nice isimler; onun gayretinin bir parçasıyla büyüdü.
Ve Gönenli Hoca bu millete şu hakikati öğretti:
“Bir milleti ayağa kaldırmak istiyorsanız, binaları değil, insanları inşa edeceksiniz.”
Rahmetle, özlemle, minnetle ve dualarla…