Hayrettin Demir

10.8K posts

Hayrettin Demir banner
Hayrettin Demir

Hayrettin Demir

@TutsakGuvercin

675 KHK Eski İcra Müdür Yrd.

Katılım Nisan 2022
1.9K Takip Edilen2.1K Takipçiler
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
@aerkan080 Doğrusu ne diyeceğimi bilemiyorum. @aerkan080 bey #KHK lıların sesi olduğunuz için teşekkür ediyorum. Umarım bir yol bulunur ve belgesel kalitesinde videolar çekmeye devam edersiniz.
Türkçe
0
0
9
1K
ahmet erkan
ahmet erkan@aerkan080·
Kişisel zaruri bir açıklama. 2019 yılında Prof. Haluk Savaş'ın cesaret vermesiyle bir grup KHK'lı arkadaşla kurduğumuz KHK TV, 7 yılda 2 bin 600 video yayınladı. Polis takibinde, yargı kıskacında maddi ve manevi zorluklara bugüne kadar geldi. Mağdurların seslerini duyuran ve KHK hukuksuzlunu dile getiren ilk ve tek sosyal medya kanalı olan, ülkenin ağır koşullarına rağmen ses getiren, gündem oluşturan KHK TV'yi artık yürütmekte zorlanıyorum. Vicdanlara dokunan, ses getiren her KHK'lı hikayesini yayınladıktan sonra yada cesurca yapılmış röportajların ardından Türkiye'nin ve dünyanın her yerinden tebrik, teşekkür ve dua alıyoruz fakat bu işleri nasıl dönderiyorsun diye soran neredeyse olmuyor. Dua etmekten ziyade dua olmanın önemli olduğuna inanıyorum. KHK TV'nin teknik ve yayın ekibinde 4-5 kadar arkadaşımız var onlar da KHK'lı ve geçimlerini sağlamak için çalışmak zorundalar. Yayıncılık zor ve zahmetli bir iş. Çekimi, kurgu-montajı, ekipmanı, ulaşımı, sosyal medyası hepsi ayrı ayrı maliyetli işler. KHK TV'nin Youtube "reklam ve katıl" geliri ortalama bir asgari ücreti bulmuyor. (Vergiler kesildikten sonra 20-25 bin TL) Patreon gelirimiz ise aylık 350 Dolar civarı (15 bin TL). Toplam 40 bin TL gelirle bu çapta iş yapan bir kanalın yaşaması çok zor. (Bir öğretmen maaşı 70-80 bin TL) Bu gelirler yaz aylarında dibe vuruyor dolayısıyla şehir şehir dolaşıp KHK'lı hikayelerini çekmeye, röportajlar yapmaya Haziran ayından itibaren son vermeyi planlıyorum. Kimseden emir ve talimat almadan evrensel gazetecilik ilkeleri doğrultusunda buraya kadar geldim, vicdanım rahat. Maddi manevi destek olanlara teşekkür ediyorum. Haziran ayından sonra bana müsade dostlar...
ahmet erkan tweet media
Türkçe
94
319
906
66.2K
Hayrettin Demir retweetledi
gazeteci/journalist
gazeteci/journalist@freelancer080·
Kişisel zaruri bir açıklama. 2019 yılında Prof. Haluk Savaş'ın cesaret vermesiyle bir grup KHK'lı arkadaşla kurduğumuz KHK TV, 7 yılda 2 bin 600 video yayınladı. Polis takibinde, yargı kıskacında maddi ve manevi zorluklara bugüne kadar geldi. Mağdurların seslerini duyuran ve KHK hukuksuzlunu dile getiren ilk ve tek sosyal medya kanalı olan, ülkenin ağır koşullarına rağmen ses getiren, gündem oluşturan KHK TV'yi artık yürütmekte zorlanıyorum. Vicdanlara dokunan, ses getiren her KHK'lı hikayesini yayınladıktan sonra yada cesurca yapılmış röportajların ardından Türkiye'nin ve dünyanın her yerinden tebrik, teşekkür ve dua alıyoruz fakat bu işleri nasıl dönderiyorsun diye soran neredeyse olmuyor. Dua etmekten ziyade dua olmanın daha işe yarar olduğuna inanıyorum. KHK TV'nin teknik ve yayın ekibinde 4-5 kadar arkadaşımız var onlar da KHK'lı ve geçimlerini sağlamak için çalışmak zorundalar. Yayıncılık zor ve zahmetli bir iş. Çekimi, kurgu-montajı, ekipmanı, ulaşımı, sosyal medyası hepsi ayrı ayrı maliyetli işler. KHK TV'nin Youtube "reklam ve katıl" geliri ortalama bir asgari ücreti bulmuyor. (Vergiler kesildikten sonra 20-25 bin TL) Patreon gelirimiz ise aylık 350 Dolar civarı (15 bin TL). Toplam 40 bin TL gelirle bu çapta iş yapan bir kanalın yaşaması çok zor. (Bir öğretmen maaşı 70-80 bin TL) Bu gelirler yaz aylarında dibe vuruyor dolayısıyla şehir şehir dolaşıp KHK'lı hikayelerini çekmeye, röportajlar yapmaya Haziran ayından itibaren son vermeyi planlıyorum. Kimseden emir ve talimat almadan evrensel gazetecilik ilkeleri doğrultusunda buraya kadar geldim, vicdanım rahat. Maddi manevi destek olanlara teşekkür ediyorum. Haziran ayından sonra bana müsade dostlar...
gazeteci/journalist tweet media
Türkçe
5
25
45
1.2K
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
Ey Türkiye halkı, Duydunuz mu DünyaBirincisi TeğmeneMüebbet verildi.
Türkçe
0
0
0
24
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
@herkesicinCHP @eczozgurozel bu insanlara sizin sahip çıkmanız gerekiyor.
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu

CASUSLUK DAVASI HAKKINDA SİLİVRİ'DEN NOTLARIM Bugün, İstanbul Silivri Cezaevi'ndeydim. Gündemimde devam eden 'Casusluk Davası' ile ilgili görüşmeler ve aynı zamanda bazı ziyaretlerdi. Osman Kavala, Can Atalay, Onursal Adıgüzel, Hasan Akgün, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve Tayfun Kahraman ile görüştüm. Daha öncesinde Casusluk davası iddianamesini okumuş ve bilirkişi raporlarını incelemiştim. Özellikle Necati Özkan Bey ile de görüşecektim, ancak İBB duruşmaları devam ettiği için kendisiyle görüşemedim. Kendisiyle daha öncesinde herhangi bir tanışıklığım yoktu. Sadece cezaevine girdikten sonra bana bir mektup yazmış, dosyasını incelememi rica etmişti. Necati Bey 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim kampanyasının baş danışmanı, 42 yıllık iletişim danışmanı, 65 yaşında bir meslek insanı. Şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış. "Siyasal veya askerî casusluk" suçlamasıyla yargılanıyor. İsnat edilen suç, TCK 328. İstenen ceza, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis. Aynı dosyada yargılananlar: Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, 40 yıllık gazeteci, TELE 1'in kurucusu ve Hüseyin Gün adında Türkiye'nin İngiltere'de lobi çalışmalarında desteğine başvurduğu bir iş insanı. Özet olarak iddianame diyor ki: 2019 İstanbul seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün adlı iş insanıyla tanışıp İBB'den 17 çalışanın e-posta şifrelerini ona vermiş; bu sayede seçim "manipüle edilip" kazanılmış — bu da casusluktur. İddianamenin 159. sayfadaki şu cümle davanın asıl motivasyonunu yoruma bile gerek duyulmaksızın açıkça ortaya koyuyor: ''Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçununun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbui olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasınrn amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.'' Dün, 13 Mayıs 2026'da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi üç gün süren ilk celse sonunda dört sanığın da tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı erteledi. Herkesin adaletle şahitlik yapabilmesi ve aklı selim ile bir kanaate varabilmesi için dosyaya ilişkin değerlendirmemi biraz ayrıntılı olarak paylaşıyorum. 👇🏼 İDDİANAME TEK BİR VERİYE DAYANIYOR İddianamedeki tek sözde delil, 17 adet İBB çalışanının e-posta adresi ve şifresi. Üç kişiyi 20 yıla kadar hapse mahkûm etmek için sunulan ve delil olarak takdim edilen tek veri bu. MAHKEMENİN KENDİ ATADIĞI BİLİRKİŞİNİN DEDİĞİ Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil'e göre: 🔴 17 e-posta adresi asıl veritabanından sızdırılmamıştır. 🔴 Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcut. 🔴 Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı. 🔴 Sızıntıların kaynağı İBB değil; başka sitelerin hacklenmesi sonucu ortaya çıkan eski veriler. 🔴 İddianamedeki teknik değerlendirmelerin önemli kısmı güvenilir bulunmamış. Yani ortada "devlet sırrı" niteliğinde, gizli kalması gereken bir veri olmadığı yönünde ciddi teknik tespitler var. SIZINTILAR AK PARTİ DÖNEMİNE AİT Bilirkişi raporundaki tarihlere bakmak yeterli: 2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019. Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanlığı'nı 27 Haziran 2019'da devraldı. Yani sızıntıların tümü İmamoğlu göreve gelmeden önce olmuş. Sızıntıların yapıldığı yıllarda İBB Ak Parti'nin yönetimindeydi. Belediye çalışanlarının e-posta şifreleri 2008-2019 arasında defalarca internete sızmışsa, bunun sorumluluğu kimde? O dönemin İBB yönetiminde mi, yoksa sızıntıdan aylar sonra göreve başlayan yönetimde mi? İddianame, bir önceki yönetimin döneminde gerçekleşen veri güvenliği açıklarını yeni yönetimin "casusluğu" olarak sunuyor. PEKİ TCK 328 NE DİYOR? Kanunun lafzı açık: "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir." Yargıtay'ın içtihadı (9. CD K. 2014/7360) bu suçun oluşması için şu 7 unsurun BİR ARADA bulunmasını şarttır: 1. Bilgi gerçek ve doğru olacak. 2. Suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak. 3. Niteliği itibarıyla gizli olacak. 4. Bir çaba sonucu temin edilmiş olacak. 5. Yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak. 6. Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak. 7. Failde özel "casusluk maksadı" bulunacak. Bir tanesi eksikse fiil casusluk değildir. TCK 328 VE YARGITAY İÇTİHADI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME 1. Bilgi gizli mi? HAYIR. 2. Devlet güvenliğine ilişkin mi? HAYIR. 3. Çaba sonucu mu temin edilmiş? HAYIR. 4. Yabancı devlet yararına mı? HAYIR. İddianamede tek bir devletin adı geçmiyor. 5. Türkiye zararına mı? HAYIR. 6. Casusluk maksadı var mı? HAYIR. 7. Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? HAYIR. Yedi unsurdan yedisi de eksik. HÜSEYİN GÜN MESELESİ İddianamenin "ana casus" diye gösterdiği Hüseyin Gün, 11 Mayıs duruşmasında bir belge sundu. Ekim 2016- Mayıs 2017 arası geçerli, kendi şirketleri Trident ve GPlus'a "Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme" konusunda tam yetki veren bir belge. İmzalayan, o dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dı. Hüseyin Gün aynı zamanda birçok Ak Partili bakan ve bürokrat için program organize etmiş, Türkiye'nin menfaatleri için lobi çalışması yapmış bir isim. Üstelik Gün, duruşmada "Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim" dedi. Duruşmada Necati Özkan'ın sorularına Gün'ün cevapları şöyle: — Sana talimat verdim mi? "Hayır." — Sana veri verdim mi? "Hayır." — İBB ile ilgili bilgi verdim mi? "Hayır." — Seçim manipülasyonu talep ettim mi? "Hayır." ÜÇ SANIĞIN HÜSEYİN GÜN İLE İLİŞKİSİ • İmamoğlu: Hayatında bir kez görmüş, İBB binasında nezaket ziyaretinde sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var. Gün'ün sözüyle "bir dakika gördüm." • Necati Özkan: 11 Haziran 2019'da tek bir görüşme. Hüseyin Gün, seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak istemiş; anlaşılamamış; temas bitmiş. Görüşme, 23 Haziran seçiminden sadece 12 gün önce. Yani İmamoğlu'na seçim kazandırdığı iddia edilen "şebeke", seçimden 12 gün önce kurulup hiçbir iş üretmeden bitmiş. • Yanardağ: Hüseyin Gün, mahkemede Yanardağ'ı yalnızca "manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım" demekle yetinmiş. Aralarındaki temas üzerinden geçtiği ileri sürülen para transferinin tutarı ve niteliği, iddianamede dahi netleşmiş bir tablo oluşturmuyor. İDDİANAMENİN SON CÜMLESİ İddianamenin 159. sayfasında, kelimesi kelimesine şu cümle var: "Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır." Bu cümleyi tekrar tekrar okumak gerekir. İddianame, "casusluk suçunun amacı" olarak ne tanımlıyor? Açıkça yazıyor: bir seçimi kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak. Oysa TCK 328 yabancı bir devlet yararına ve Türkiye zararına yapılan bilgi toplamayı suç sayar. Anahtar kelime: yabancı. Eğer "seçim kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak" bir casusluk amacıysa, bütün partilerin amacı budur. Bu, demokrasinin tanımıdır. İddianame bu cümleyle yalnızca üç sanığı suçlamıyor; demokratik seçim yarışının kendisini suç sayıyor. Gerçekten şaka gibi. İddiaya göre İmamoğlu ekibi, seçimden 12 gün önce kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle etti. Yani bir taraftan devletin seferber edilmiş tüm gücü seçimi kazanamazken, karşı tarafın "bir iş insanının ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası" ile seçim kazandığı iddia ediliyor ve bunun için en ağır cezalardan olan casusluk suçu zorlanıyor. Bırakın delili, ortada suç işlendiğine dair bir karine dahi olmaksızın insanlar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis isteniyor. Sanıklardan biri ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayları arasında, diğeri 65 yaşında 42 yıllık şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış bir iletişim danışmanı. Bir diğeri ise televizyonuna bu dava nedeniyle kayyım atanmış 40 yıllık bir gazeteci. Adalet bunun neresinde duruyor? Bu sorunun cevabını sağduyu sahibi herkes kendi vicdanında verebilir. Ben sadece belgeleri önünüze koydum. Merdan Yanardağ duruşmada bir benzetme yaptı: "Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef'e davet ediyorum." Hukukun şakası olmaz ama bu dosya belki de bundan daha iyi özetlenemezdi. Yumurta yok, omlet var diyorlar; sızıntı yok, casusluk var diyorlar; suç yok, ceza var diyorlar. Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.

Türkçe
0
0
0
23
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
#SonSözAİHMden geldi kararları uygulama sırası mahkemelerde. Yaşanan hukuksuzluklara dur deyin.
Türkçe
0
0
3
30
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
Başörtülü bacıma eziyet ediliyor diye edebiyat yapan zihniyet, iktidara gelince hafız ve başörtülü bir bayanı ölüme gönderdi. AİHMden İşkenceKararı
Hayrettin Demir tweet media
Türkçe
2
3
11
107
Hayrettin Demir retweetledi
Dr. Ufuk YEŞİL
Dr. Ufuk YEŞİL@ufukyesil333·
AİHM, Cemaatin Terör Örgütü Olduğuna mı Karar Verdi? ✅Daha önce defalarca cevap vermiş olsak da, her AİHM kararından sonra olduğu gibi yine asıl ihlal maddelerini konuşmak yerine adeta 'cambaza bak' taktiğiyle dikkatleri başka yöne çekmeye çalışanlara şahit oluyoruz. Kararın etkisini kırmak amacıyla kurgulanan bu algı amaçlı yazılara, konuşmalara ve tweetlere maalesef sıkça denk geliyoruz. Hukuken hiçbir karşılığı olmayan alıntılanan bu tweet de söz konusu çabaların somut bir örneğidir. Gelin isterseniz, bu hukuktan bihaber olanlara hukukun aslında ne olduğunu ve ne söylediğini hep birlikte bir kez daha hatırlatalım! AİHM'in Dosyaları İnceleme Yetkisi ve Sınırı Nedir? AİHM’in yargısal denetimiyle ilgili temel hususlardan biri ikincillik ilkesidir. Bu ilke, AİHS’e Ek 15 No’lu Protokol ile Sözleşme’nin başlangıç kısmına açıkça derç edilmiş olup insan haklarının korunması ve uygulanmasında birincil sorumluluğun taraf devletlere ve onların ulusal mahkemelerine ait olduğunu, AİHM’nin ise ancak ulusal sistemin başarısız olduğu durumlarda devreye giren bir denetim mercii olduğunu ifade eder. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçerek maddi vakıaları yeniden değerlendiremez, delillerin ispat gücünü ulusal hakimlerin yerine geçerek tartamaz ve ulusal ceza kanunlarını doğrudan yorumlayamaz. AİHM'nin kurumsal varlık nedeni, taraf devletlerin ulusal mahkemelerinin yerine geçerek adeta bir uluslararası "Yargıtay" veya "Temyiz Mahkemesi" gibi maddi vakıaları ve delilleri yeniden değerlendirmek değildir. İnsan hakları hukukunda bu kısıtlama, dördüncü derece mahkemesi doktrini olarak adlandırılır. Mahkeme, Waite ve Kennedy v. Almanya kararında bu durumu çok net bir şekilde özetlemiş ve ulusal yargı organlarının yerine geçmenin kendi görevi olmadığını, ulusal mevzuatın yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikle yerel mahkemelerin işi olduğunu belirtmiştir (§ 54). AİHM'nin rolü, bu aşamada sadece yerel mahkemelerin yaptığı yorumun etkilerinin AİHS ile uyumlu olup olmadığını denetlemektir. Korbely v. Macaristan (§ 72) ve Kononov v. Letonya (§ 197) kararlarında da iç hukukun uygulanması ve yorumlanması yetkisinin yerel makamlarda olduğu vurgulanmıştır. Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye (§ 240) ve Şaban Yasak v. Türkiye (§ 194) kararlarında da bu evrensel hukuk kuralının güncel davalarda da aynen geçerli olduğu teyit edilmiştir. Şaban Yasak kararında (§ 195) Mahkeme, inceleme yetkisinin kapsamının özellikle 7. madde gibi mutlak haklar söz konusu olduğunda daha geniş olduğunu vurgulamış ve ulusal mahkemelerin hukuku genişletici veya öngörülemez şekilde yorumlayarak suçun manevi unsurunu göz ardı etmesinin Sözleşme güvencelerini zedeleyeceğini belirtmiştir. Tüm bu kararlar, AİHM’in ulusal egemenliğe saygı çerçevesinde hareket ettiğini ve dördüncü derece mahkemesi olmaktan özenle kaçındığını göstermektedir. AİHM Bir Yapının Terör Örgütü Olup Olmadığına Karar Verebilir mi? Uluslararası hukukta ve Birleşmiş Milletler nezdinde dahi üzerinde mutabakata varılmış, bağlayıcı ve evrensel bir terörizm veya terör örgütü tanımı yoktur. Terör suçlarının ve örgütlerinin tanımı, devletlerin kendi iç hukuklarına, siyasi ve tarihi bağlamlarına göre şekillenir. Dolayısıyla devletlerin kendi anayasal düzenlerini ve kamu güvenliklerini korumak amacıyla hangi eylemlerin terör suçu teşkil edeceğini ve hangi oluşumların terör örgütü olarak nitelendirileceğini belirleme konusunda geniş bir takdir marjı vardır. Bu kapsamda AİHM, siyasi bir organizasyonun, dini bir cemaatin veya sivil bir oluşumun terör örgütü olup olmadığına hükmedemez. Mahkemenin rolü, bir yapı veya siyasi örgüt hakkında uluslararası bir hakem organı gibi tescil kararı vermek değildir. Bir yapının terör örgütü olarak vasıflandırılması kararı, mutlak surette devlet egemenliğinin bir yansıması olup iç hukukun konusudur. Sosyal medyadaki bazı analiz kasanlar, Yasak kararından sonra, kararda geçen "FETÖ/PDY, terör örgütü, örgüt" gibi ibareleri, Mahkeme'nin bu yapıyı uluslararası alanda terör örgütü olarak tescilledi şeklinde çarpıtarak, bu yanlış bilgiyi tekrar dolaşıma sokmuşlardır. Oysa AİHM'in, uluslararası bir mahkeme olarak herhangi bir sivil, dini veya siyasi grubu terör örgütü olarak ilan etme, tanıma veya aklama gibi bir kurumsal yetkisi, görevi veya prosedürü kesinlikle yoktur. Şaban Yasak kararının 12. paragrafında Mahkeme'nin kullandığı ifadeler bu durumun en açık ispatıdır. AİHM bu paragrafta, "söz konusu örgüt, Türk makamları tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması olarak adlandırılan grup olup, bu makamlar tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de meydana gelen darbe girişiminden sorumlu olduğu kabul edilmektedir" demektedir. Dikkat edilirse Mahkeme kendi adına "Bu bir terör örgütüdür ve darbeyi yapmıştır" tespiti yapmamakta; davanın tarafı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin iddialarını ve adlandırmalarını aktarmaktadır. Hukuk terminolojisinde bu tür ifadelere "background fact" (arka plan verisi) veya "factual description" (olgusal aktarım) denir. AİHM önüne gelen dosyada uyuşmazlığın ulusal boyutta nasıl şekillendiğini özetlemek zorundadır. Mahkeme, devletin bu tanımlamasını bir "veri" olarak alır ve ardından, devletin bu kabul üzerinden hareket ederken kendi vatandaşlarını cezalandırma süreçlerinde insan haklarına uyup uymadığını denetler. Karardaki aktarımları AİHM'in kendi tescili veya kabulü sanmak, uluslararası hukuk metinlerinin nasıl okunduğunu bilmemekten kaynaklanan ağır bir cehalettir. Yasak kararının olaylar bölümünde (§ 18) Mahkeme, Türk hukukuna göre bir yapının terör örgütü olarak nitelendirilmesinin yalnızca yargı kararıyla mümkün olduğunu ve Yargıtay içtihadına göre yerel mahkemelerin kapsamlı inceleme yürütmek zorunda olduğunu belirtmiştir. AİHM’in önüne gelen dosyada yapabileceği tek şey, ulusal mahkemelerin bir yapıyı terör örgütü olarak tanımlaması ve bireyleri bu yapıya üyelikten dolayı cezalandırması sürecinde AİHS’de güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetlemektir. Mahkeme, devletin “bu yapı bir terör örgütüdür” şeklindeki makro tespitini veri olarak alır ancak bu tespiti kullanarak bireyleri cezalandırırken devletin kendi yasalarına ve evrensel insan hakları standartlarına uyup uymadığını mikro düzeyde inceler. Dolayısıyla AİHM, hiçbir zaman Cemaatin terör örgütü olup olmadığına dair bağımsız bir hüküm vermemiştir ve veremez; bu yetki tamamen ulusal mahkemelerdedir. AİHM Kararlarındaki Terminolojinin Anlamı Nedir? AİHM karar metinlerinin yapısal bir standardı vardır ve kararlar genellikle olaylar, ilgili iç hukuk, tarafların iddiaları ve Mahkemenin değerlendirmesi bölümlerinden oluşur. Yasak kararında Cemaat için “terör örgütü” gibi ifadelerin kullanılması, Mahkemenin bu hareketi terör örgütü olarak kendi iradesiyle tescillediği anlamına gelmez. Bu ifadeler, tamamen tırnak içinde veya atıf yoluyla kullanılan, davanın iç hukukta nasıl isimlendirildiğini gösteren olgusal aktarımlardır. Mahkeme, Yasak kararının arka plan bölümünde (§ 12) ve ‘’FETÖ/PDY’nin bir terör örgütü olarak tanımlanması’’ başlığında (§ 18-22) ulusal makamların ve Yargıtay’ın kabullerini özetlemiştir. Bu, AİHM’in kendi kabulü değil, uyuşmazlığın çerçevesini çizen durum tespitidir. Dolayısıyla terminolojik kullanım bir kabul beyanı değil, davanın ulusal boyuttaki arka planının olgusal bir aktarımından ibarettir. Yasak Kararının Anlamı ve Analiz Kasanların ‘’Delil Yetersizliği’’ Uydurması Şaban Yasak kararını, alıntılan twitte yer verildiği üzere basit bir "delil yetersizliği" kararı zannetmek, bu kararın Türk ceza yargılaması pratiğine vurduğu darbeyi anlayamamaktır. AİHM bu kararda "suçun işlendiğine dair yeterli delil yok" dememiştir; çok daha vahim bir tespitte bulunarak "ortada hukuken işlenmiş bir suç yok" demiştir. Yasak kararının 195. paragrafına atıfla Mahkeme, kişilerin Bank Asya'ya para yatırması, sendikaya üye olması, ByLock kullanması, sohbetlere katılması, Cemaat içinde aktif ve üst düzey bir görev alması veya yasal bir dernekte yönetici olması gibi tamamen yasal ve rutin faaliyetlerin, tek başlarına "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunun delili olamayacağına hükmetmiştir. Bir kişinin bu suçtan cezalandırılabilmesi için, o kişinin bu eylemleri gerçekleştirirken "yapının iddia edilen şiddet ve terör amaçlarını bilerek ve isteyerek" hareket ettiğinin somut olarak ispatlanması gerekir. Türk mahkemeleri ise bu kastı hiç araştırmadan, yasal eylemleri otomatik bir suç karinesi sayarak insanları adeta "kusursuz sorumluluk" ilkesiyle mahkum etmiştir. İşte Yasak kararının önemi buradadır. AİHM, Cemaate yönelik suçlamaların temelini oluşturan neredeyse tüm yasal faaliyetlerin, kişinin şiddet kastı ispatlanmadığı müddetçe "suçun unsurları oluşmadığı için" cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını evrensel bir içtihat haline getirmiştir. Bu, delilin azlığı veya çokluğu meselesi olmayıp, eylemin yasalarda tanımlanan suça vücut vermemesi meselesidir. ‘’Bilgisiz Analiz’’e Hukuki Cevap Söz konusu sosyal medya paylaşımındaki iddialar dizisi, baştan aşağıya bir hukuksuzluk ve cehalet manifestosudur. Paylaşımı yapan kişinin "AİHM, FETÖ'yü terör örgütü kabul etmiş oldu" iddiası, yukarıda Şaban Yasak kararının 12. paragrafı üzerinden detaylıca açıklandığı üzere, hukuki metin okuryazarlığından yoksun olmanın sonucudur. AİHM'nin böyle bir kabulü veya tescili söz konusu dahi olamaz; Mahkeme sadece taraf devletin iddiasını olayların arka planı olarak karar metnine derç etmiştir. "AİHM örgüte üyelik için deliller yetersiz kararı almış" şeklindeki ifade ise, 7. madde ihlalinin ne anlama geldiğini bilmemektir. AİHM, delilleri tartmamış, yerel mahkemelerin "kasıt" unsurunu yok sayarak hukuku akıl dışı genişlettiğini ve aslında suç olmayan eylemleri suç haline getirdiğini tespit etmiştir. Paylaşımın sonundaki "Türk yargısı AİHM kararlarını uygulamak zorunda değil. Uygulamayan çok sayıda Avrupa ülkesi var" cümlesi ise anayasal düzene açıkça başkaldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde uluslararası andlaşma hükümleri esas alınır. Ayrıca, AİHS’in 46. maddesi, taraf devletlerin Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ettiğini emreder. "Uygulamamak" meşru bir egemenlik hakkı değil, uluslararası taahhütlerin ve Anayasa'nın açıkça ihlali anlamına gelir. Sonuç olarak Şaban Yasak kararı, terörle mücadele kılıfı altında insanların yasal faaliyetlerinden dolayı keyfi olarak cezalandırılamayacağını, ceza hukukunun temeli olan "kanunilik" ve "kasıt" ilkelerinin devletin siyasi ajandalarına feda edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan eden, hukuki manipülasyonlarla üstü örtülemeyecek kadar güçlü bir karardır. Sonuç Yerine Yukarıdaki içtihatlar ve Yasak kararının açık hükümleri ışığında AİHM’nin bir yapıyı terör örgütü olarak kabul edip etmediği sorusunun cevabı kesin olup; Mahkeme böyle bir yetkiye sahip değildir ve hiçbir kararında bu yönde bir kabulü olmamıştır. Kararlarında kullandığı terminoloji, ulusal kabullerin olgusal aktarımıdır ve AİHM, devletin güvenlik politikalarını siyasi olarak yargılamaz; yalnızca bu politikalar uygulanırken bireyin hukuki güvenliğinin, kasıt tespiti yapılmadan cezalandırılmama hakkının devletin mahkemelerince yok edilmesini engeller. Yasak kararı bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü Yalçınkaya içtihadını derinleştirerek terör örgütü üyeliği suçunda kasıt unsurunun Sözleşme’nin 7. maddesine özgü, bağımsız bir gereklilik olduğunu netleştirmiştir. Artık yalnızca genel örgütsel mülahazalar, tanık beyanları veya geçmiş yasal faaliyetler temel alınarak mahkumiyet verilemez. Her bireysel dosyada başvurucunun bu yapının iddia edilen nihai amacını bildiği, bu amaçla hareket ettiği ve suç kastı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Bu, Cemaat mensuplarına yönelik neredeyse tüm suçlamaların artık cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını ortaya koymaktar. Çünkü karar (§ 205-212), eğitim, öğrenci sorumluluğu, sohbet toplantıları gibi faaliyetlerin terör kastıyla ilişkilendirilmesinin bireyselleştirilmiş ve zaman bağlamında kanıtlanmasını şart koşöaktadır. Yasak kararı, delil yetersizliğinden öte bir hukuki tokattır! Türk yargısının kolektif sorumluluk yaklaşımını reddetmiş ve bireysel suçluluğun olmazsa olmazı olan manevi unsur ilkesini Avrupa insan hakları hukukunun merkezine yerleştirmiştir. Bu karar, benzer binlerce davada emsal teşkil edecek ve ulusal makamları kasıt unsurunu gerçekten araştırmaya zorlayacaktır. Sonuç olarak AİHM, ulusal egemenlik ile uluslararası insan hakları standartları arasındaki dengeyi 7. maddenin mutlak koruması altında yeniden tesis etmiş, terörle mücadele reflekslerinin ceza hukukunun öngörülebilirlik, yasallık ve şahsi sorumluluk ilkelerini yok etmesine izin vermemiştir.
Bilgisel Analiz@bilgiselanaliz

FETÖ'cüler o kadar ahmak ki! Kendi elleriyle FETÖ'nün terör örgütü olduğunu ve darbeye kalkıştığını AİHM'de tescil ettirmiş oldular. Bu FETÖ'cü eleman da AİHM'nin Şaban Yasak kararını izah etmeye çalışıyor.. AİHM'nin FETÖ'yü terör örgütü olarak tescil ettiğini anlatıyor aslında.. AİHM örgüte üyelik için deliller yetersiz kararı almış.. AİHM Şaban Yasak kararında FETÖ'yü terör örgütü kabul etmiş oldu.. Şaban Yasak'ın terör örgütüne üyeliğinin yeterli delili olmadığına hükmetti... Karara sevinenler AİHM'nin FETÖ'yü terör örgütü kabul etmesine de seviniyor.. Aslında FETÖ'nün terör örgütü olduğu AİHM kararıyla tescilleniyor. Ayrıca Türk yargısı AİHM kararlarını uygulamak zorunda değil. Uygulamayan çok sayıda Avrupa ülkesi var.

Türkçe
16
216
445
112.2K
Mürsel, MD
Mürsel, MD@dr_murselguler·
Ich bin jemand, der Deutschland und das Arbeiten in Deutschland schätzt. Die positiven Seiten dieses Landes, seine Entwicklung und die Dinge, die hier gut funktionieren, erkläre ich meinen Followern in der Türkei immer wieder ausführlich. Nachdem ich mein medizinisches C1-Sprachzertifikat (FSP) erhalten hatte, begann ich hier zu arbeiten. Seit meinem ersten Arbeitstag gehe ich ohne Unterbrechung zur Arbeit. Jeden einzelnen Tag, ohne Ausreden. Auch meinen Beruf als Arzt versuche ich so gut wie möglich auszuüben. Bis heute habe ich von meiner Klinik ausschließlich Anerkennung und Wertschätzung erhalten. Was muss jemand wie ich eigentlich noch tun, um in Deutschland wirklich anzukommen? Warum dauern meine Anerkennungs- und Gleichwertigkeitsverfahren so lange? Ich habe in Deutschland Erasmus gemacht. Deutsch gelernt. Ich habe in der Türkei über 7 Jahre Berufserfahrung gesammelt. Dort habe ich mehr als 120.000 Patientinnen und Patienten behandelt. In 7 Jahren! Seit 2,5 Jahren behandle ich auch in Deutschland Menschen, übernehme Dienste und arbeite verantwortungsvoll! Problemlos. Aber sind die bürokratischen Schwierigkeiten, die ich und meine Familie seit 2.5 Jahren erleben, wirklich gerecht? Ich weiß nicht einmal, wer meine Unterlagen bearbeitet. Vielleicht liegen sie irgendwo vergessen in einer Ecke. Viele qualifizierte Ärztinnen und Ärzte entscheiden sich genau deshalb gegen Deutschland. Ich finde, es ist Zeit, dass sich daran etwas ändert.
Mürsel, MD@dr_murselguler

Über 2 Jahre warte ich schon auf ein Dokument. Über 2 Jahre!! Und die Antwort vom Regierungspräsidium: „Wir bitten um etwas Geduld.“ Wassss?

Deutsch
16
7
121
29.1K
e_mek_diyarı🥀
e_mek_diyarı🥀@e_mk_dyari·
Peygamber efendimizin s. a. v. hayatını dinliyorum da, ne kadar gariban olduğumuzu daha çok farkediyorum🥺 Bari, inşaallah bu garibanlığın yüzü suyu hürmetine affediliriz, yoksa işimiz hepten şey
Türkçe
1
2
27
370
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
AİHM DiyorKi yaşanan hukuksuzluklara son verin
Türkçe
0
1
7
59
Ömer Faruk Gergerlioğlu
Ömer Faruk Gergerlioğlu@gergerliogluof·
Hiç utanmadınız mı? Sizin kızınız yok mu? @CankiriValiligi @CankiriEmniyet O polis ekibini hala nasıl görevde tutuyorsunuz? @EmniyetGM ve @TC_icisleri nezdinde konuyu sonuna kadar takip edeceğimi biliniz! "...sabah 06.00 sularında ailemle yaşadığım eve düzenlenen operasyonla uyandım. Hakkımda gözaltı kararı olduğunu fakat nedenini bilmediklerini söylediler. Emniyete gittik ve yaklaşık 7-8 saat nezarethanede tutuldum. Bana o gün yemeği bırakın, su bile vermediler. Aksama doğru Çankırı’dan ekip geldi ve Çankırı’ya götürüldüm. Kimse hâlâ neden gözaltında olduğumu, neden Çankırı’ya götürüldüğümü söylemiyordu. Gece Çankırı Emniyet’e vardığımızda yorgunluktan, uykusuzluktan, açlıktan bitap düşmeme rağmen başkomiser 5-6 polis ile beraber “mülakat” adı altında depo gibi bir odada beni sorguya çektiler. Gece 2’ye 3’e kadar süren bu sorguda uğradığım psikolojik işkenceyi, hakaretleri, tehditleri şuan hatırlamak bile istemiyorum. Yanımda getirdiğim 2 parça kıyafetle üstümü değiştirmeme bile izin vermediler. Ertesi gün yine “mülakat yapıyoruz” diyerek sorguya devam ettiler. Resmi ifademi onların istediği şekilde vermem için baskı yaptılar. Ben bunu reddettiğimde ise hakaretlere ve küfür etmeye başladılar. İşkence etmekle tehdit ettiler. Üzerime içtikleri sıcak kahveyi fırlattılar. (Afedersiniz) Yüzüme tükürerek, ellerine geçeni fırlatarak isteklerini reddettiğim için kendilerinden özür dilettiler. Başkomiserin bana dediği şuydu: “Sana söz veriyorum seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim.” Suçsuz olduğumu bildiğim halde onun gözlerindeki hırsı görünce dediğini yapacağını anladım. Sonraki günlerde de aynı baskı, şiddet devam etti. Nezarethanede dahi kelepçelerle durdum. Tutuklanma kararı çıktığında başkomiser de bizimle beraber Bolu’ya geldi. Plakasız bir araçla, başkomiserin kendi ifadesi ile “korkutmak amacıyla tenha yollardan” geldik. 3-4 saatlik bu yolculukta psikolojik baskı devam etti. Yanımda oturan kadın polisi kaldırıp yanıma gelerek tehditlere devam ediyordu. “Yol kenarında alkol alıp içerek gidelim” diyerek kahkaha attılar. Korkudan hemen cezaevine varmak istiyordum. Kim bir an önce cezaevine girmek ister ki? O 3-4 saatlik yol bana yıllar gibi geldi. Cezaevine giriş yaptığımızda onları bir daha görmeyeceğim için çok sevindiğimi hatırlıyorum. Başkomiser de bizimle giriş yaptı ve oradaki başmemura "Bunları terör koğuşuna değil adlilerin, cinayet suçunun olduğu koğuşa koyun" diye fısıldadı. Bir yandan da bana dönerek "Burada boğulacaksın, seni çiğ çiğ yiyecekler, bunu sen istedin" gibi söylemlerde bulundu..." Merve Büyükyıldız - Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi - Kuyuların Dibinden Gelen Sesler - 75
Türkçe
141
1.1K
2.1K
77.8K
Hayrettin Demir retweetledi
Lale Demirkazan
Lale Demirkazan@EmpressTheOrion·
Adalet Bakanımız Sn Akın Gürlek @abakingurlek ile yüz yüze görüşmek için Adalet Bakanlığından randevu talep ettim. Randevu verir mi, ne dersiniz? RT edip yayabilir misiniz sonucu gerçekten merak ediyorum.
Türkçe
26
127
218
7.3K
Hayrettin Demir retweetledi
Mehmet Can Seyhan
Mehmet Can Seyhan@isveckrali_·
1 kardeşime 300 dolarlık hediye RT atmanız yeterlidir. Instagram üzerinden canlı yayınla: isveckrali_ Instagram yoksa da katılıyorsunuz. Simpliers ile çekiliş oluyor. #udemig
Mehmet Can Seyhan@isveckrali_

10-16 YAŞ ARASI ÇOCUKLAR İÇİN ONLINE YAZILIM EĞİTİMİ. Her Cumartesi ve Pazar; Türkiye Saati ile 18.00(1.5 saat) Algoritma, HTML, CSS, JS, GİTHUB ve Projeler Yapacaklar. Dersler 0 dan başlıyor ileri düzeye gidiyor eğitimler. - Online eğitim Zoom üzerinden yapılıyor. - Ders Kayıtlarını izleyebiliyorlar -Örnek Videolar: @isvec_krali" target="_blank" rel="nofollow noopener">youtube.com/@isvec_krali Kursun sonunda şirketimiz tarafından sertifika verilecektir. Kursun sonunda artık yazılım yapacak, proje üretebilecekler. Kazanımlar: - Yapılsal, Analitik, Mantıksal, Sistematik ve Algoritmik Düşünme. - Karmaşık Problemleri Çözme ve Çözüm yolu üretme. - 1 Yazılım dili öğrenme. - Proje yapabilme. Link: udemig.com/webforchildren… Avrupa, USA, Kanada, İngiltere ülkeleri ücret 300$, Türkiye ve Diğer Ülkeler ücret 200$ toplamda. Başlangıç Tarihi: 5 Nisan(4 ay) Ön kayıt için lütfen, program adını 'Çocuk Yazılım' info@udemig.dev mail adresine mail atınız. Eğitime katılan öğrenciler arasında yapılacak çekiliş ile 1 adet Telefon hediye edilecektir. #udemig

Türkçe
28
103
118
8.4K
Hayrettin Demir
Hayrettin Demir@TutsakGuvercin·
#AİHMKararları ivedi olarak uygulanmalıdır.
Türkçe
0
1
0
28