Umut Dağıstan

1.6K posts

Umut Dağıstan banner
Umut Dağıstan

Umut Dağıstan

@UmutStan

Yazı Çizi... Edebiyat- Sosyoloji- Tarih... Akademisyen... https://t.co/GRRXREWhwc

Katılım Ekim 2019
350 Takip Edilen548 Takipçiler
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
İnsan, Guy Debord'un kült eseri Gösteri Toplumu kitabını hatırlamadan edemiyor. Debord'un temel tezi, gerçek yaşamdaki her şeyin bir temsile dönüştüğü şeklindedir. Kuyrukta bekleyen kişi aslında mekanı, denizi, ışığı deneyimlemiyor, o deneyimin kanıtını üretmek için sırasını bekliyor. Esas amaç, o mekanda bulunduğuna dair görüntüyü üretmek. Deneyimin kendisi, o deneyimin dijital temsili, yani fotoğrafı karşısında tamamen önemsiz artık. Gerçek anın tadını çıkarmak değersiz, o anın kurgulanmış kanıtını sunmak ise her şey. Debord yaşasaydı, bu kuyruğu muhtemelen teorisinin en kusursuz ve en hüzünlü kanıtı olarak görürdü.
Boşuna Tıklama@bosunatiklama

Bodrum'da bir işletmede oluşan fotoğraf çekme kuyruğu:

Türkçe
0
4
30
2.4K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Geleneksel canlı bilgi üretimi, kaynağın izlenebilir kalmasına dayanır. Bir akademisyen Bourdieu'yü yanlış aktarırsa, birisi orijinal metne dönüp "hayır, öyle demiyor" diyebilir. Atıf zinciri, bilginin canlılığını sağlayan şey değil sadece aynı zamanda onu denetlenebilir kılan eylem. Yapay zeka bir soruya cevap verdiğinde, o cevabın hangi kitaptan, ne oranda, hangi çarpıtmayla süzüldüğünü kimse göremiyor. Fiziksel nüsha imha edildiğinde bu denetim imkanı da kalıcı olarak ortadan kalkıyor artık. Bir de bunlar ticari şirketler. Yarın birgün, işlerine geldiği gibi belli içerikleri budamaya, belli yorumları öne çıkarıp bazılarını geriletmeye karar verirlerse, bunlari kim nasıl denetleyecek?
soL Haber@soLHaberSusmaz

Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler ◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı. ◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da… ◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı. ◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu. ◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi. ◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda. Detaylar soL’un haberinde 👇 haber.sol.org.tr/haber/yapay-ze…

Türkçe
1
11
60
3.1K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Geleneksel canlı bilgi üretimi, kaynağın izlenebilir kalmasına dayanır. Bir akademisyen Bourdieu'yü yanlış aktarırsa, birisi orijinal metne dönüp "hayır, öyle demiyor" diyebilir. Atıf zinciri, bilginin canlılığını sağlayan şey değil sadece aynı zamanda onu denetlenebilir kılan eylem. Yapay zeka bir soruya cevap verdiğinde, o cevabın hangi kitaptan, ne oranda, hangi çarpıtmayla süzüldüğünü kimse göremiyor. Fiziksel nüsha imha edildiğinde bu denetim imkanı da kalıcı olarak ortadan kalkıyor artık. Bir de bunlar ticari şirketler. Yarın birgün, işlerine geldiği gibi belli içerikleri budamaya, belli yorumları öne çıkarıp bazılarını geriletmeye karar verirlerse, bunlari kim nasıl denetleyecek?
Türkçe
1
1
19
555
ThePaleHorseman
ThePaleHorseman@TPaleHorseman89·
@UmutStan hocam bir sorum var; Eğer bir kitap 'sahafın tozlu raflarında' çürüyüp gidiyorsa bunun akibeti kimin neden umrunda olsun? Bilgi zaten kendini geliştirirerek üzerine ekleme yaparak canlı bir şekilde hayatın içinde yer alıyor. çok da romantizm gerektirmiyor bu konu ne dersiniz?
Türkçe
2
1
4
860
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Yirmi yıl önce Google Books da milyonlarca kitabı taramıştı, ama kitapları imha etmeden. Project Panama'yı asıl kırılma noktası haline getiren, dijitalleştirmenin kendisi değil, dijitalleştirmenin geri dönüşü olmayan bir imhayla birlikte gerçekleşmesi. Satılan kitapların büyük bölümü yıllarca rafta bekleyen, ikinci el piyasasında pratik olarak değersiz, tozlu depo nüshaları. Fiziksel nüsha yok olsa da, metnin kendisi, en azından bir şirketin sunucularında dijital biçimde varlığını sürdürüyor. Hadise buradan okunabilir elbet. Ancak işin bir de etik, ticari ve telif boyutu yönü var. Bir kitabın piyasada dolaşan son nüshalarından biri, belki de sonuncusu, taranıp imha edildiğinde, o metnin fiziksel varlığı insanlık tarihinden çıkıyor. Google Books tartışmalı da olsa nihayetinde kamuya açık bir arama motoru. Kullanıcı en azından bir sayfayı görebiliyordu. Project Panama'nın ürettiği dijital kopyalar ise hiçbir kamusal erişime açılmıyor, sadece bir dil modelinin tabiri caizse hammaddesi olarak yok oluyor. Salt bir veri katmanına katılıyor. Bir avuç AI şirketinin kapalı arşivinde birikiyor ve bir dil modelinin ticari çıktısına dönüşüyor. Bu dönüşüm bilgiyi sanıldığı gibi demokratikleştirmiyor yani. Ortak mera nasıl özel mülkiyete dönüştürülüyorsa, burada da kamusal, yarı kamusal bir kültürel havuz, sahaflarda, kütüphanelerde dolaşan, teorik olarak herkesin erişebileceği kitaplar, tek bir özel arşive çekiliyor.
soL Haber@soLHaberSusmaz

Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler ◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı. ◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da… ◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı. ◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu. ◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi. ◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda. Detaylar soL’un haberinde 👇 haber.sol.org.tr/haber/yapay-ze…

Türkçe
8
157
822
55.3K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Aslında elinde bir şey var. KK'nın elindeki sermaye, klasik anlamda bir başarı sermayesi değil, bir hayatta kalma sermayesi. 2023'e kadar biriktirdiği şey, zaferlerin değil, sürekli ertelenen bir hesaplaşmanın sermayesi. Her seçim kaybı bir sonrakine, bu sefer olacak, diye taşındı, ve taban bu taşımayı sabırla, çoğu zaman da çaresizlikten kabul etti. Bir defa daha olmasını bekliyor. Emekli bir politikacı olarak kaybedecek bir şeyi yok. Yani Kılıçdaroğlu'yla konuşmak, onun hala o eski sermayenin geçerli olduğunu varsaydığı bir zeminde konuşmaktır. Yani gerçek gazeteci açısından bir eziyettir.
Mirgun Cabas@MirgunCabas

Makul bir insanın Kılıçdaroğlu ile konuşmaya çalışması acı verici olmalı. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ederse, hiçbir şey olmamış olacağını varsayıyor. Bu geçmişte sonuç aldığı bir yöntem. CHP seçmeninin ÖÖ ile kıyasladıkça KK’nın tutuk ve iktidara mahkum siyasetini sadece bugün için değil, geriye doğru da yargıladığını anlamamakta direniyor. Geçmişte çok büyük başarıları olan biri onlara yaslanarak tabanın kimi tepkisini atlatmayı deneyebilir. Ama KK’nın durumunda ve böylesi bir konuda?..

Türkçe
0
1
9
658
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Hiçbir siyasi iktidar tamamen homojen veya tek parça değildir. Dışarıdan bakıldığında son derece merkeziyetçi ve tek bir lidere bağlı görünen AK Parti iktidarı da aslında içinde farklı sermaye gruplarını, bürokratik klikleri, dini sosyal cemaatleri ve ideolojik fraksiyonları barındıran devasa bir koalisyon. Bu neofeodal mimaride, sistemin kolay kolay dokunamadığı, kendi etki alanlarında hukukun ve denetimin üstünde hareket eden modern derebeylikler ortaya çıkmış durumda. Vakıflar, belirli tarikatlar veya dev ihalelerle büyüyen sermaye konsorsiyumları, gücünü merkezden alan ancak kendi sınırları içinde özerkleşen yapılar olarak işlev görüyor. Dağıtılacak zenginlik azaldıkça, ortakları memnun etmek zorlaşır ve pastadan pay alma kavgası başlar. Sistemin bazı odaklara müdahale edememesinin temel sebebi, idari bir acziyetten ziyade siyasi bir zorunluluk büyük oranda. Türkiye’deki devlet kapasitesi homojen bir zayıflık değil, seçici ve asimetrik bir karakter sergiliyor. Devlet vergi toplama, güvenlik, toplumsal muhalefeti kontrol etmede son derece kudretli ve yüksek kapasiteli. Zayıflık, kurumsal özerkliğin korunmasında ve hukukun üstünlüğünün iktidar ortaklarına uygulanmasında ortaya çıkıyor.
serbestiyet@serbestiyetweb

Mahkemenin ilkini reddettiği Mehmet Akif Ersoy için hazırlanan yeni iddianamede temizlik: Serkan Toper’in adı geçen ifadeler çıkarıldı serbestiyet.com/featured/mahke… 🔺Mehmet Akif Ersoy ve yedi kişi hakkında düzenlenen ilk iddianame 20 Mayıs'ta reddedilmişti. 🔺Kabul edilen yeni iddianamede, ilk iddianamede çok sayıda ifadede adı geçen MHP’li avukat Serkan Toper’in geçtiği tüm ifadeler çıkarıldı.

Türkçe
0
0
2
416
Umut Dağıstan retweetledi
Kaliteli İzleme Rehberi
Hugo Weaving: Tüm zamanların en sevdiğim yönetmeni "Nuri Bilge Ceylan". Sinema tarihinin en ikonik karakterlerinden bazılarına hayat vermiş usta bir oyuncu. The Matrix serisindeki Ajan Smith, The Lord of the Rings ve The Hobbit üçlemelerindeki Elrond ile V for Vendetta filmindeki V performanslarıyla dünya çapında tanındı. Güçlü oyunculuğu ve karakterlerine kattığı derinlikle öne çıkan Weaving, Nuri Bilge Ceylan'ın en sevdiği yönetmen olduğunu söylüyor
Türkçe
1
9
190
29.4K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Modern pedagoji, çocuğu birey olarak kabul etme ve onun özgür iradesine saygı duyma konusunda kantarın topuzunu fena kaçırdı. Çocuklar doğası gereği anlık haz odaklıdırlar. Diş fırçalamak, odasını toplamak veya ödev yapmak gibi uzun vadede faydalı ama anlık olarak sıkıcı aktiviteleri kendi istekleriyle seçmelerini beklemek gerçekçi değildir. Bir çocuğun zihinsel ve duygusal kapasitesi, yetişkin dünyasına ait kararların sorumluluğunu ve sonuçlarını taşımaya yetmez. Sürekli karar merci olmak çocukta özgüven değil, aksine derin bir kaygı ve güvensizlik yaratır. Modern ebeveynlikte otoriter olmakla otorite sahibi olmak birbirine karıştırılıyor artık.
Çağatay Yegen@cagataytarih

Dinlediğim en güzel ve sade disiplin tanımı.

Türkçe
21
188
1.7K
180.5K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
1848 yılının yazında Normandiya’daki bazı gazetelerde küçük bir haber çıkar. Delphine Delamare adında 27 yaşında evli bir kadın, kullanmayacağı kıyafetler ve ev eşyalarıyla doldurduğu evinde intihar etmiştir. Geride küçük bir kız çocuğu ve perişan bir koca bırakarak. Çoğu kişinin gözünden kaçan bu haber yirmili yaşlarını süren genç bir yazar adayını ise derinden etkiler. Gustave Flaubert'in ünlü romanı Madame Bovary'nin çıkış noktası işte bu gazete haberidir. Tüketim alışkanlıklarıyla cinsellik arasındaki ilişkiyi inceleyen sadece ilk romancı değildi Flaubert, aynı zamanda ilk sosyal bilimciydi belki de. Flaubert bir romancı sezgisiyle adeta tüketimle cinsellik arasındaki ikame ilişkiyi formüle etmişti. O zamanın okurunu hayrete düşüren ve kitabın yargılanmasına neden olan sadece Emma’nın zina işlemesi değildi, zira onu felakete götüren şey erotik düşlerinden ziyade, alışverişe duyduğu tutkuydu. Emma yaşadığı ilişkilerde aradığı duygusal tatmini bulamadıkça, bu tatmini nesneler dünyasında aramaya başlamış ve sürekli yeni şeyler satın alarak borç yığını altında ezilmişti. Para harcamak Emma Bovary için libidonun dışavurumuydu. Cinsel ve tüketimsel orgazmın felakete sürüklediği Madame Bovary tam da endüstriyel kapitalizmin palazlanmaya başladığı dönemin karakteridir. Marx Kapital’i Madame Bovary’den on yıl sonra yayımlayacaktır. Sadece edebiyat tarihi değil aynı zamanda dünya tarihi boyunca da, ihtiyaç temelli olmayan tüketime yönetilen saldırıyla, üreme temelli olmayan cinselliğe yönetilen saldırının tam ortasında kalacaktır Flaubert’in, “benim zavallı Emma’m,” dediği karakteri. Flaubert bunun adını cesurca koymuştur, bu aslında sistem tarafından hazzın kışkırtılması ve yine aynı sistem tarafından eyleme geçen hazza yönelik bir saldırıdır.
Umut Dağıstan tweet mediaUmut Dağıstan tweet media
Türkçe
1
3
22
1.7K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Zizek için öznenin tanımı; karakteristik özelliklerinizi, tikel gereksinimlerinizi, ilgi ve inançlarınızı bir kenara bıraktıktan sonra geriye kalandır. Bunun arkasından çok basit bir soru geliyor: geriye ne kalıyor peki? Zizek'e göre bizi özne yapan şey, içimizdeki o kapatılamaz, doldurulamaz eksiklik duygusu. Karakter özelliklerin, inançların veya isteklerin, aslında o içindeki derin boşluğu kapatmak için aceleyle üzerine geçirdiğin kıyafetler. Bunların hepsini çıkardığında, geriye sadece o boşluğun kendisi, yani saf arzulama potansiyeli kalıyor. Bir şeylere tutunma ihtiyacının ta kendisi kalıyor. Kendine has özelliklerini bir kenara bıraktığında, artık hiçbir toplumsal role veya kimliğe bağımlı değilsin. Geriye kalan şey, her an her şey olabilme potansiyeline sahip, hiçbir yere ait olmayan radikal bir özgürlük alanıdır artık. Biyolojik ya da psikolojik olarak seni hayatta tutan, durdurulamaz bir ısrar orada seni bekler.
Umut Dağıstan tweet media
Türkçe
1
2
20
1.8K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Kazancakis'in "Zorba" romanındaki Aleksi Zorba, yazarın kendi içsel alter egosudur. Roman boyunca "Patron" diye hitap edilen anlatıcı, Kazancakis’in ta kendisidir. Hayatı kâğıtlar, kelimeler ve soyut fikirler üzerinden anlamlandırmaya çalışır o. Bunu yaparken yaşamın rengini neşesini ıskalar. Bu ikilem tüm yazar çizer takımının kafasını kurcalar zaten. Oysa Zorba’nın temsil ettiği yaşam, teorisiz, çiğ ve vahşidir. "Ulan, insan canavar be!" dedi. "Kitapları bırak, utanmıyor musun, insan canavardır ve canavarlar okumaz!"
Umut Dağıstan tweet mediaUmut Dağıstan tweet media
Türkçe
0
3
19
1.7K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Psikiyatrist Wilhelm Reich, asıl açıklanması gereken neden aç insanların çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir, diye sorar. Klasik kitle teorileri veya ortodoks Marksist yaklaşımlar, insanların ekonomik çıkarlarına göre rasyonel davranacağını varsayar. Bir insan sömürülüyorsa, doğal olarak buna başkaldırmalıdır. Bir insan açsa, hayatta kalmak için çalmalıdır. Reich ise tarihin ve toplumsal gerçekliğin hiç de böyle işlemediğini erken dönem görenlerden. İnsanlar ezildikleri, sömürüldükleri ve aç bırakıldıkları halde, kendilerini ezen sistemleri canla başla savunabilir, hatta faşizan liderlerin arkasından kitleler halinde sürüklenebilirler. Reich'a göre asıl gizem başkaldırı değil, itaat ve boyun eğmedir. Otorite korkusu (baba korkusu, devlet korkusu, günah korkusu) bireyin psikolojisine o kadar derin işler ki, birey artık dışsal bir baskıya ihtiyaç duymadan kendi kendini denetleyen ve ezen bir mekanizmaya dönüşür. Reich özellikle çocukluk ve gençlik döneminde cinsel arzuların sistemli bir şekilde bastırılmasının da itaat olgusunu beslediğini söyler. Sonuç olarak, aç insan çalmaz veya sömürülen işçi grev yapmaz, çünkü içselleştirilmiş ahlak, suçluluk duygusu ve otoriteye bağlılık, onun açlık ya da sömürüden kaynaklanan doğal öfkesini felç etmiştir. Sistem, mazlumun zihnine öyle bir ideolojik ağ örer ki, kişi makul bir talepte bulunmayı bir düzen bozuculuk olarak görür. Bu talepte bulunmayı göze alanları ise hain.
Umut Dağıstan tweet media
Türkçe
0
1
8
534
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Bir söylemi kasıtlı olarak yanlış anlamak, çarpıtmak ile gerçekten yanlış anlamak, idrak edememek arasındaki çizgi çok incedir. Bir tarafta kötü niyet ve belirli bir ajanda, diğer tarafta ise bilişsel ve kültürel bir kapasite veya bağlam eksikliği vardır. Kasıtlı yanlış anlamada bir idrak sorunu yoktur. Bir ahlak problemi vardır. Onun için muhatap almaya değmez. Gerçekten yanlış anlamada ise niyet temizdir ancak zihinsel şema, söylemin karmaşıklığını, alt metnini veya neden sonuç zincirini taşımaya yetmemiştir. Halbuki ortada çok basit bir ironi vardır söz konusu olayda. Ama işte idrak var idrak var...
Nasimi@sufistcoalition

tam olarak bunu demesi öyle böyle yarmadı amk ahahahahahajahahajajja

Türkçe
0
0
10
2.3K
Tezcan Varol
Tezcan Varol@TezcanVarol·
@UmutStan Hocam, bu biraz da eziklik duygusunun, bastırılmış aşağılık kompleksinin halktaki bir çığlığı değil mi? Avrupa avrupa duy sesimizi tezarühatındaki gibi. Bizden biri çok güçlüyse biz de güçsüz değiliz gibi bir züğürt tesellisi
Türkçe
1
0
2
82
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Türkiye'de artık her mekan, meydan, televizyon stüdyosu, sosyal medya hatta cenazeler ve düğünler bir sahneye dönüşmüş durumda. Her yerde taşra siyaseti... Siyaset, karar alma sürecinden çok bir gösteri estetiğine evrilmiş durumda. Siyasal alanda yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayrım, yalnızca bir temsil ilişkisi değil, aynı zamanda bir sermaye biriktirme mekanizmasıdır. Yöneten sınıf, gündemde kaldığı her an kendi varlığını bir zorunluluk olarak yeniden dayatır. Ciddiye alınmak, burada sıradan bir itibar meselesi değil, doğrudan bir tahakküm biçimi olur artık. Bu yüzden mizah yasaktır. Burada ironik olan şu ki, yönetilenler, yönetenleri gündemde tuttukça, ciddiye aldıkça onların iktidarını meşrulaştıran rızayı da üretirler. 3. sınıf bir gazinoda sahneye çıkıp etrafındakilere, "beni sizler yarattınız" diyen şarkıcılar gibidir siyasetçiler. Haksız sayılırlar mı?
Etkili Haber@etkilihaberyeni

Trump’a selam veren generalin köy grubunda yapılan paylaşım:

Türkçe
2
1
5
1.4K
Umut Dağıstan
Umut Dağıstan@UmutStan·
Oldukça ilginç bir antropolog olan ve ne yazık ki aramızdan erken ayrılan David Graeber'e göre cehennem, hayatının büyük kısmını hoşlanmadığı ve özel bir yeteneğinin olmadığı bir işte geçiren insanların meclisidir. Ona göre burada derin bir psikolojik şiddet vardır. Keynes 1930'da yüzyıl sonunda haftalık çalışmanın 15 saate ineceğini öngörmüştü. Teknolojik olarak bu mümkün ama olmadı. Graeber'a göre bunun nedeni tembellik ya da tüketim iştahı değil, sistemin bilinçsizce ama sistematik biçimde anlamsız iş icat etmesi. Normalde beklenen, bir işin ne kadar fayda ürettiği ile ne kadar ücretlendirildiği arasında pozitif bir ilişki olması. Graeber'ın gösterdiği sistemde bu ilişki tersine dönmüş görünüyor. Toplumsal faydası açık işler (hemşirelik, öğretmenlik, temizlik, ulaşım) düşük ücretli ve düşük statülü. Toplumsal faydası belirsiz ya da hiç olmayan işler (kurumsal hukuk, lobicilik, bazı finans katmanları, orta yönetim) yüksek ücretli ve prestijli. Çünkü değer, kullanım değerinden değil, kurumsal finansal hiyerarşideki konumdan türüyor. Popülist öfkenin finans sektörüne değil, kamu emekçisine ya da "tembel" sanılan gruplara yönelmesi buradan kaynaklanıyor. Graeber bunu, üretimden çok idare ve denetimin kendisinin bir endüstri haline geldiği bir rejim olarak görüyor. Eğer insanlara gerçekten günde 3-4 saat çalışma imkanı tanınsaydı, ellerinde kalan boş zaman potansiyel olarak tehlikeli olurdu. Düşünmeye, örgütlenmeye, siyasete ayrılabilirdi bu zaman.
Umut Dağıstan tweet media
Türkçe
0
10
44
4.9K