Nizamettin Ariç@aricnizamettin
Xewa Aqil Cinawiran Diafirîne 4
Bu adamın sözleri ibretliktir. Herkes görmeli. Okumalı.
Bu çalışmam, bir adamın, bir sözün değil, bir zihniyetin resmidir.
Burada gördüğünüz şey yalnızca bir sahne değil; bir düşünce biçiminin, bir dilin ve bir ahlakın görünür hale gelmiş halidir.
“Düşmanını yenemeyen ölsün” diyen bir anlayış, aslında sadece bir cümle kurmaz.
Bir dünya kurar. Bu dünyada yaşam hakkı koşulludur.
İnsan, ancak kazandığı sürece var olabilir.
Kaybeden ise yaşamayı hak etmez.
Bu, insanı insan olmaktan çıkaran bir eşiğin başlangıcıdır.
Bu dilde insan artık bir özne değildir. Bir değeri yoktur.
“aşağılık”, “namussuz”, “şerefsiz” gibi kavramlarla tanımlanır ve sonunda yok edilmesi gereken bir nesneye dönüşür.
Böyle bir dil, şiddeti yalnızca mümkün kılmaz; onu gerekli ve meşru hale getirir.
Bu zihniyet, sorgulamayı kabul etmez.
“Benim felsefem bu” diyerek kendini mutlaklaştırır.
Alternatifleri yok sayar. Eleştiriyi düşmanlaştırır.
Ve böylece düşünceyi kapatır.
Düşüncenin kapandığı yerde itaat başlar.
Bu metin, sadece düşmana karşı bir çağrı değildir.
Aynı zamanda bireyin kendisine yöneltilmiş bir müdahaledir.
İnsan kendi iradesinden koparılır, kendi benliğinden uzaklaştırılır.
Kendi hayatı bile artık kendisine ait değildir.
İdeolojinin bir parçası haline gelir.
Bu, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir şiddettir.
Duvarlara yazılan sözler sadece birer cümle değildir.
Bir kuşatmadır.
Kaçışı olmayan bir atmosferdir.
Zemindeki yazı ise bu zihniyetin en çıplak halidir.
Çünkü artık yukarıdan konuşan bir söylem değil,
yaşanan ve içselleştirilen bir gerçekliğe dönüşmüştür.
İnsanlar bu sözlerin üzerinde durur.
Farkında olarak ya da olmayarak.
Bu resimdeki kurt ve sahibi, dışarıdan gelen bir tehdit değil,
içeride dolaşan bir gerçekliğin sembolüdür.
Şiddetin doğallaşmış hali, zihniyetin içselleşmiş biçimidir.
Bu çalışmam halkıma bu zehirli zihniyeti göstermek içindir.
Ve şunu sormak için:
Bir insan, ne zaman insan olmaktan çıkar?
Bir Kürt nasıl ve ne zaman ulusal benliğinden uzaklaşır?
Bir söz, ne zaman bir silaha dönüşür?
Ve bir toplum, ne zaman sessiz kalarak bu dile ortak olur?