Evîn@kurdistann_1
BU DÜNYADAN BİR ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ GEÇTİ
Muhammed peygamber tarihin sayfalarına adını altın harflerle yazdığında onun başarısının ardında tabiki dostları da vardı ve her birinin kendine has özellikleri vardı. Muhammed peygamber bu özelliklerin hiçbirini yadırgamadan her birinin hasletine göre onları konumlandırıp görevlendirdi ve sonunda da başarıya ulaştı. Onun bu başarısının filizlenmesinde birçok sahabe vardı ve onlardan biri de tuhaf ve nevi şahsına münhasır bir kişilik olan Ebuzer Gifari adlı sahabeydi.
Muhammed'e biat eden ilk Müslümanlardandır. Ömrü boyunca zahit bir hayat yaşamıştır. Sahabeler güçlenip zenginleşince, o şehri bile terk edip Medine hurmalıklarında bir çadırda yaşamıştır. Peygamberden sonra Osman'ın akrabalarını kayırdığını ve sahabeler arasında artık maddi bir sınıflaşma olduğunu gördüğünde ise mücadele etmeye başlamıştır. İslam'ın ilk muhalif kişiliğidir.
Şimdi bu kadar hikaye neden anlatıldı. Çünkü Şükrü abi bana tarihte Ebuzer'i hatırlatmıştır hep. Ömrü boyunca kendi bildiği yanlış dâhi olsa savunmaktan vazgeçmeyen güçlü bir kişilik. Hatta o kadar güçlü bir kişilik ki kendisinin rağmına besledi bu kişiliği. Ta ki akıl sağlığı artık kendisini de zorlayıncaya kadar.
Batman'daki cevval gençlik yılları, öğretmen okulundaki girişken ve muzip yılları, pkkyi tanıma ve örgütlenme yılları, 5 nolu cezaevi yılları, Bekaa vadisi yılları ve sonrasında bir ömürlük sürgün yılları onun kişiliğini bükemedi ama psikolojisini ve cılız bedenini olancasıyla yıprattı. Yaşadıklarının hepsini birer cümle ile anlattım ama başka yolu da yok zaten, aksi takdirde her bir dönemi için bir roman lazım. Örneğin sadece 5 nolu dedim, Bekaa vadisi dedim, bunların onda oluşturduğu travmayı bir yazı ile anlatmak mümkün mü?
Her yiğit Kürt genci gibi o da ulusal bilinçle donandı ve bilinci açığa çıkarmak istedi. Bunun için gerekli bedelin en az iki katını ödeyip asil bir Kürt miriymişçesine hesabın üstünü de sormadı kimseden. Sadece gördüğü ve incindiği şeylerin üstüne gitti yüreklilikle. Bunun sonucunda PKK'den çektikleri yetmezmiş gibi kendine Kürdistani diyenler de az paylamadı onu. Ama o inatçıydı ve ömrünün sonuna kadar burnunun dikine gitti. Kürdistan'da onun yaşadıklarının bir benzerini çok az arkadaşı yaşamıştır, ama onun çektiklerini çekmemişlerdir. Çünkü bir Diyarbakır kırığı edasıyla pervasızca yaklaşıyordu hayata. Örneğin Diyarbakır sokaklarında benim gibi bir Apocuya laf çakıyordu! Ki normalde onu gördüğüm yerde vurma isteğim vardı ama o kadar cılızdı ki bunu aklınızdan bile geçiremezdiniz.
Onun belleğimde kalan en güçlü özelliği cılız vücuduna rağmen korkusuz yüreği oldu. Ben Avrupa'ya geldikten sonra bana kendi yalnız yaşadığı evine gelip orada istediğim kadar kalabileceğimi söylemişti. Göçeceğini bilsem mutlaka giderdim ama erteleyip durdum. Onu bir yazıyla anlatmak mümkün değil, bu sadece onun aziz hatırasına bir ithaftır. Ama ona dair beni inciten bir kaç noktaya da işaret etmek istiyorum. Bütün yaşadığı o cehennemler, ki en yakıcı cehennemleri 5 nolu ve Bekaa vadisi oldu, bir yana geriye kalan bütün ömrünü dolduracağı o çilehane dediği o küçük evde, yalnız başına vefatı Kürdistan özgürlük savaşçısı olmanın ne denli trajik olduğunun da bir pusulasıdır. Yoldaşlarının ihanetine, arkadaşlarının vefasızlığına, sürgün olmanın kalbe verdiği acıya en iyi şehadet edenlerden biriydi Şükrü abi. Kürdistan'ın, özellikle de Heskîf'in semalarında bir yıldız oldun artık güzel ağabeyim, Ciziri, Xanî, Xeyri Durmuş, Karasungur ve Kürdistan semalarının tüm yıldızları yoldaşın olsun.
Tebuk savaşında bineğinin zayıflığından dolayı savaşçılara yetişemeyen Ebuzer çok geride kalır. Sahabeler peygambere Ebuzer savaşı bıraktı derler. Ebuzer belirir bineğinin üstünde. Peygamber etrafındakilere şöyle der; Buna iyi bakın bu Ebuzer'dir. Ebuzer yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız haşrolunur.
Aziz hatıran önünde saygıyla eğilerek, benim yalnız yaşayan ve yalnız ölen sevgili Şükrü ağabeyim
Yazar: Mihemd Ronahi