YamesinLand

31.1K posts

YamesinLand banner
YamesinLand

YamesinLand

@YamesinLand

Kısıtlı zamanım var, seri ve hızlı ilerleyin.

Katılım Ocak 2010
1.2K Takip Edilen2.7K Takipçiler
YamesinLand retweetledi
Sera Kadıgil
Sera Kadıgil@serakadigil·
Senin şu fotoğrafın hiç aldatılmış hissettirmedi biliyor musun? Altı okun üçünü bile algılayacak donanımı olmayan sana pek yakıştı o ampül. En acısı da (dahi anlamındaki de ayrı yazılır) yıllarca yol yürüdüğün insanlar 12 metrekarelik hücrelerde senin de yıllarca mücadele eder gibi yaptığın bir parti tarafından esir tutulurken kalkıp gitmen bile değil. En acısı senin gibi birinin milletvekili, belediye başkanı ve dahi grup başkan vekili olabilmesi. İşte en acısı ülkeyi esir alan bu ideolojisiz siyaset. Ben “partimizden” gittiğimin ertesi günü sokakta eylemdeydim, AKP’nin zulmettiği insanların yanında, CHP’li dostlarımla da yan yanaydım. Gittim diye kırılan, gönül koyan arkadaşlarım oldu ama utanıp da yüzüne bakamayacağım kimse olmadı, çok şükür! Kavgayı satmadığımı, korkup da topuklamadığımı biliyorlardı çünkü. Herkes sen değil, o partide de bu ülkede de onuruyla mücadele eden milyonlarca insan var ve emin ol, değil ben gibi göğsünü gere gere aralarında gezmek, faşizme karşı omuz omuza mücadele etmek, sen onların gözlerine bakmaktan bile korkacaksın bundan sonra. Şimdi söyle bakalım, gerçekten sadece hapse girmemek için mi yaşattığın şu haysiyetsizliği kendine? Yoksa başından beri mi sarayın ajanıydın?
Sera Kadıgil tweet media
BURCU KÖKSAL@burcukoksal03

Aldatıldın öyle mi? Gencecik yaşında milletin yıllarca emek verip giremediği Parti meclisine girdin. Arkasından İstanbul’da kimi koysan seçilecek yerden milletvekili oldun. Sonra ideolojik ayrılıkla karşı karşıya olduğunu söyleyerek istifa edip TİP’e gittin. Biz canla başla köy kasaba dağ tepe iktidara gitmek için oy isterken sen Kadıköy’de konfor alanlarında siyaset yapıyordun.Senin kafana göre yaptığın açıklamalarını birçoğumuz seçim bölgesinde izah etmeye çalıştı.En acısıda tamda seçim öncesi yerdeki karıncadan bile medet umarken partimizi bırakıp gitmendi.Şimdi tekrar gelip bizden aday olmak için mi yapıldı bu açıklama yoksa?Malum genel seçimde yaklaşıyor değil mi?

Türkçe
1.3K
4.3K
28K
843K
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
@cagla__bicer Açıkçası bu abla kimmiş diye gündeme düşünce baktım. Ne adını duydum ne videosunu gördüm… Bayaa yok hükmünde… görsem de trol derdim herhalde.
Türkçe
0
0
2
424
Çağla Biçer
Çağla Biçer@cagla__bicer·
Koca koca gazeteler, gazeteciler bugün “Tamar Tanrıyar’ın hesabına erişim engeli geldi ” diye manşet atıyor… Oysa bu kişi 19 Mart öncesinden itibaren insanların özel hayatlarını hedef alan, sistematik itibar suikastları yapan içeriklerle ortadaydı. Üstelik söz konusu hesap da bugün değil, aylar önce kapatıldı. Ama belli ki kimsenin dönüp “Bu gayri ahlaki yayınlar hangi hesaptan yapıldı?” diye bakmaya niyeti bile olmamış.
Türkçe
18
40
291
18.2K
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
24.00 rutinim resmi gazete okumak son 11 yıldır. Gündem bu kadar hararetli olunca insan tekrar tekrar okuyor, acaba ne karar aldılar, ne yürürlüğe girdi, ne yaptılar diye …
Türkçe
0
0
1
78
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
Siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Tamar ablamızın tam derdi nedir? Aslında sağlam sinkaflı yanıtlar hak ediyor da parmaklarıma yazık yorulacak. Mal değneği!!! Gerçek değil ya da gerçek orada da değilim, sanane ulan!!! Ve ayrıca bize ne??? Ne meraklısınız el alemin seyini ağzınıza dolamaya.
CZR HBR@czr_hbr

TAMAR TANRIYAR: 'Otellerde yapılan GRUPLARA GELELİM 🔴Veli AĞBABA >>> Aysu KAYA 🔴Okan KONURALP >>> Aysu BANKOĞLU 🔴Murat EMİR >>> Evrim RIZVANOĞLU İnkar ederseniz ÖZKAN YALIM Tüm ARŞİVLERİNİZİ yayınlar!.. Benden demesi..'

Türkçe
0
0
0
124
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
Siyaseti bir "temsiliyet ahlakı" değil de sadece bir "güç ve kaynak yönetimi" olarak görenler, seçmenin iradesiyle başka kapıya giderken asıl darbeyi demokratik inanca vuruyorlar.
Türkçe
0
0
0
37
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
İkincisi ise seçmen iradesinin gaspı. Seçmen sandıkta bir değişim iradesi, yeni bir hikaye satın alıyor. Siz oyunun tam ortasında başrolün kostümünü değiştirirseniz, o seyirciyi bir daha o salona getiremezsiniz.
Türkçe
1
0
0
41
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
CHP’den AKP’ye geçen 17 belediye başkanının listesine bakıp “Zaten satılmışlardı”, “Gizli iktidar yanlısıydılar” ya da “Kesin kaset/şantaj var” gibi sığ komplo teorilerine sığınmak işin en kolayı. CHP'den AKP'ye geçen belediye başkanlarının listesi: 1. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu 2. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal 3. Dinar Belediye Başkanı Veysel Topçu 4. Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan 5. Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz 6. Karkamış Belediye Başkanı Mustafa Güzel 7. Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım 8. Seydişehir Belediye Başkanı Hasan Ustaoğlu 9. Yenipazar Belediye Başkanı Malik Ercan 10. Hasankeyf Belediye Başkanı Hamit Tutuş 11. Altınova Belediye Başkanı Yasemin Fazlaca 12. Göle Belediye Başkanı Gökhan Budak 13. Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu 14. Karalar Belde Belediye Başkanı Hasan Turgut 15. Aşdağul Belde Belediye Başkanı Şenol Öncül 16. Serik Belediye Başkanı Kadir Kumbul 17. Sultanhisar Belediye Başkanı Osman Yıldırımkaya
Türkçe
1
0
1
146
YamesinLand retweetledi
hilmi hacaloğlu
hilmi hacaloğlu@hilmihacaloglu·
CEVAT KAYA'DAN BAŞKAN'A: "BENİM KİMSEYE YAMUĞUM OLMAZ, O KOLTUKTA OLSAM HEPSİNİ BIRAKIRIM" Dilek İmamoğlu'nun abisi Cevat Kaya savunmasında yer yer duygusallık yaşadı. Özellikle savunmasının son bölümü çok samimiydi. -Ben çok üzgünüm Sayın Başkanım. -Bana devletimiz yeşil pasaport verdi. Bu bir eleştiri değil ama söylemek istiyorum. Ben alıyorum. Almanya beş yıl Schengen veriyor. Bu ülkede vize problemi var. -Ben 26 Nisan sabahı, İtalya’dan gelen müşterim beni fabrikada bulamadı. 'Ne oluyor?' diye. Doğal olarak ne oldu, satışlarımız düştü, tashilatlarımız düştü, işçi sayımız azaldı. -13 aydır canım kafeste. Her şeyde gözlerinize bakıyoruz. Acaba bırakırlar mı diye. Her SEGBİS’i gün gün saydık. -İddianame çıktı, mahkeme başkanı tensiple bırakır dedim. Savcılıktan, sulh cezada ne dediysem onu anlattım. Ortada bir şey yok. -Ortada olan tek bir şey var. 380 gündür ben cezaevindeyim. Sözün en öenmlisi söylenmeden anlaşılanıdır. Anlaşılmayacak bir sözü söylemnin manası yoktur Sayın Başkanım. Kul hakkı çok önemli Sayın Başkanım. Yapabilirsiniz yapamazsınız ama ben iyi bir iş insanıyım. Sözüm geçer, güvenilirim, kimseye yamuğum olmaz. -Ben koltukta olsam bunların hepsini bırakırım. Van’a giderim. -Anlayış bekliyorum. Babam geçen yılın Mayıs aylarında gelmeye başladı. 'Başını dik tut' dedi. Artık bana 15 Ocak’ta onu aradım -açık görüşüme de geliyor- “Benim ne kadar vaktim kaldı ki, ben bu kadar uzun tahmin edemedim. 94 yaşındayım”. -Gam su kaldırmaz. Şerefimle namusum üzerine söylüyorum biz aile olarak her türlü hesabı her yerde vermeye hazırız. Veremezsek veremezsem gereğini yapın. -Suç varsa ceza olur sayın başkanım. Burada ceza var suç yok. Olur mu böyle? -Benim sizden ne farkım var? Size kalkıp eve gidiyorsunuz, ben hücreye gidiyorum. #İBBDavası
Türkçe
28
398
2.1K
50.2K
YamesinLand retweetledi
nesrin nas
nesrin nas@Nesrinnas·
Bugün Cafer Mahiroğlu aradı beni. Duygusal bir hezeyan yaşadım dedi. Ben de bu krizi kendisinin başlattığını ve çok kötü yönettiğini, Halk Tv izleyicilerinden ve çalışanlarından özür dilemesinin doğru olacağını söyledim. O da bana ben hata yaptım özür dileyeceğim ama siz de bana yönelik sert sözlerinizden dolayı özür dileyecek misiniz dedi. Ben de özür dileme sözü verdim. Bu vesileyle Cafer Mahiroğlu’ndan özür dilerim. Umarım Halk Tv’nin kamusal bir iş yaptığını hep hatırlayarak orayı bugünlere getiren çalışanlarına sahip çıkar. Bu platform hepimiz için çok değerli çünkü. Oraya bu değeri katan da orada çalışan ekran önündeki ve arkasındaki arkadaşlardır.
Türkçe
159
183
2.5K
115.4K
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
Ez cümle, adil yargılama isterim. Ne Çiğdem, ne Osman, ne Mine, ne Tayfun, ne Can… Ve yıllar süren tutukluluklardan sonra beraat eden insanlar gerçekten adil biçimde yargılandı hissi bırakmadı bu ülkede. Yaşadığımız şey çoğu zaman bir yargı sürecinden çok, uzun bir toplumsal cezalandırma hissiydi. Bugün yaşananları izlerken insanın hafızasının sürekli geçmişe gitmesinin sebebi de bu zaten. Şimdi aynı şeyi Ekrem İmamoğlu üzerinden izliyoruz. Yetmedi. Ailesini hedef aldılar. Çalışma arkadaşlarını hedef aldılar. Yıllardır birlikte çalışan insanları “casusluk”, “ajanlık”, “örgüt” gibi akıl dışı suçlamaların içine yerleştirdiler. Diploması tartışıldı. Fotoğrafları suç delili gibi dolaştırıldı. Normal siyasi ilişkiler kriminalize edildi. Bir belediye başkanı değil de sanki uluslararası bir suç örgütü lideri yargılanıyormuş gibi bir atmosfer kuruldu. Ve insan ister istemez şunu soruyor: Bu nasıl bir öfke? Bu nasıl bir nefret? Hayır, suçluyorsunuz bari elle tutulur bir şey olsun. Çünkü bir noktadan sonra mesele hukuki olmaktan çıkıyor. Gerçeklik duygusu dağılıyor. @ekrem_imamoglu ’nun “casusluk” soruşturmasındaki savunmasında söylediği şu cümle bu yüzden bu kadar çarpıcıydı: “Roma’yı benim yaktığım daha gerçekçidir.” Çünkü gerçekten insan bir süre sonra neyin iddianame, neyin hiciv olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor. Yıllardır ekranlarda konuşan, yazan, siyasetin ve medyanın tam ortasında yaşayan insanlar… Bir anda “ajan”, “casus”, “devlet güvenliği tehdidi” gibi kavramlarla aynı cümlede anılmaya başlanıyor. Gerçekten insanın aklı almıyor. Hukuk bir gün herkese lazım olur cümlesi artık fazla kullanıldığı için etkisini yitirdi belki. Ama gerçek bu. Hukuksuzluk hiçbir zaman başladığı yerde durmaz. Önce sevmediğiniz birine uygulanır. Sonra sessiz kaldığınız bir dosyada normalleşir. Sonra başka birine döner. En sonunda herkes için bir ihtimale dönüşür. O yüzden bu davalara yalnızca bugünün siyasi kavgası gibi bakamayız. Bu, bir ülkenin hukuk duygusunun nasıl aşındığının hikâyesi. Ve belki de en tehlikeli şey, bu aşınmaya alışmamız. Çünkü olağanüstü olan tekrarlandıkça normalleşiyor. İnsanlar bir süre sonra şunu söylemeye başlıyor: “Devletin bildiği bir şey vardır.” Oysa hukuk tam da bunun için vardır. Devletin bildiği söylenen şeyin gerçekten delil olup olmadığını sınamak için. Hukuk savcıya güvenmek değil, savcının iddiasını denetlemektir. Hukuk iddianameyi manşet yapmak değil, duruşmayı takip etmektir. Hukuk suçlamayı büyütmek değil, delili tartmaktır. Bugün hâlâ bazı isimleri tekrar tekrar anmamızın sebebi onları unutmamak istememiz değil sadece. Osman Kavala’yı, Çiğdem Mater’i, @tayfun_kahraman’ı, @CanAtalay1’i, @MineninDostlari’nı hatırlamak; aslında kendi hukuk hafızamızı kaybetmemeye çalışmak. Çünkü bazı davalar yalnız sanıkları yargılamaz. Bir ülkenin hafızasını da yargılar. Ve hafıza kaybetmeye başladığında, adaletsizlik sıradanlaşır. Bugün İBB davasına bakarken geçmişi hatırlamak bu yüzden önemli. Bugünkü sanıklar hakkında peşin hüküm vermek için değil. Tam tersine, peşin hükmün kendisine itiraz etmek için. Çünkü biz bunu daha önce yaşadık. Ve bir daha aynı soruyu sormak zorunda kalmamak için, bu kez hatırlamak zorundayız.
Türkçe
0
0
0
34
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
@merdanyanardag ve casusluk mu? Merdan abiyi kaç yıldır tanıyorum, hatırlamıyorum bile. İletişim sektörüne ilk başladığım yıllarda da vardı. Politik olarak ayrıştığımız, uzaklaştığımız, yakınlaştığımız çok zaman oldu. Aynı yerde durmadığımız zamanlar da oldu, aynı cümlede buluştuğumuz zamanlar da. Ama kimse kalkıp da Merdan Yanardağ’a böyle suçlamalar yöneltemez. Yöneltirse de insanın aklı almıyor. Bir gazeteciyi, yıllardır herkesin gözü önünde konuşan, yazan, tartışan bir insanı bir anda “casusluk” kelimesiyle yan yana getirmek sadece hukuki bir mesele değil. Gerçeklik duygusunun dağılması bu. Ve sevgili @NecatiOzkan … Orada gerçekten insanın söyleyecek sözü kalmıyor. Necati ile 2009 yerel seçimlerinde çalışmaya başladık sanırım. Aklı mantığı çalışan, disiplinli, dürüst bir adamdır. İşini bilen, ne yaptığını bilen, emeğe saygı duyan biridir. Ayrıca iyi bir ağabeydir de. Elbette herkes eleştirilebilir. Siyasi kampanyalar, stratejiler, tercihler tartışılır. Hatalar da konuşulur. Ama Necati Özkan’a yöneltilen bu tür suçlamalar başka bir şey. Bu, eleştiri değil. Bu, ceza hukukunun akıl sınırlarını zorlayan bir kurgu. Ve insan ister istemez soruyor: Merdan Yanardağ ve casusluk mu? Necati Özkan ve casusluk mu? Siz gerçekten ne yaptığınızın farkında mısınız?
Türkçe
1
0
0
27
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
Dosyadan Taşanlar: Bir Hafıza Meselesi Türkiye’de bazı davalar vardır. Dosyadan çıkıp memleket meselesine dönüşürler. Bir süre sonra artık sadece hukuk konuşulmaz. Hafıza konuşulur. İnsanlar birbirine dönüp aynı şeyi sorar: Biz bunu daha önce yaşamadık mı? Bugün İBB davasını izlerken hissettiğim şey tam olarak bu. Sanki yıllardır aynı filmin başka versiyonlarını izliyoruz. Oyuncular değişiyor, savcı değişiyor, manşetler değişiyor, suçlamaların isimleri değişiyor ama o tuhaf his değişmiyor. Önce büyük bir hikâye kuruluyor. Sonra insanlar o hikâyenin içine yerleştiriliyor. Ve biz her seferinde sanki ilk kez oluyormuş gibi şaşırıyoruz. Acaba toplumsal bir hafıza kaybı mı yaşıyoruz? Kimsenin mi aklına gelmiyor? Bu ülkede Gezi davası yaşandı. @FreeOsmanKavala ’nın yıllarca süren tutukluluğu yaşandı. Büyükada davası yaşandı. Daha önce Ergenekon ve Balyoz yaşandı. Her dönemde başka insanlar hedefteydi ama yöntemler birbirine ürkütücü biçimde benziyordu. Ağır suçlamalar. Geniş iddianameler. Gizli tanıklar. Bağlamından koparılan telefon görüşmeleri. Toplantılar. Tanışıklıklar. Sivil toplum faaliyetleri. Ve bütün bunların üzerine kurulan büyük bir suç anlatısı. Özellikle Gezi davasını bugün yeniden düşündüğümde, en sarsıcı tarafının iddianameden çok savunmalar olduğunu görüyorum. Çünkü bazen bir ülkenin gerçek hukuk hafızasını mahkeme kararları değil, savunmalar oluşturuyor. @FreeOsmanKavala ’in savunması mesela. Mahkeme salonunda söylediği o cümle hâlâ kulaklarda: “Çekilmemiş bir filmle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmişim.” Bu cümle ilk duyulduğunda insana absürt geliyor. Ama asıl trajedi de burada zaten. Ortada film yoktu. Senaryo yoktu. Hazırlanmış bir proje yoktu. Yapım dosyası yoktu. Prodüksiyon süreci yoktu. Çekim yoktu. Yani ceza hukukunda “somut faaliyet” diyebileceğiniz hiçbir şey yoktu. Ama birkaç telefon görüşmesi, bazı kültürel temaslar, tanışıklıklar ve çağrışımlar üzerinden bir suç anlatısı kuruluyordu. Hatta daha da ötesi; katıldığı iddia edilen toplantılar, fiziksel gerçeklikle çelişen tarihler, pasaport kayıtları, seyahat bilgileri bile bu büyük anlatının içinde eriyip gidiyordu. Bir noktadan sonra insan şunu sormadan edemiyor: Bir ülkede hukuk, gerçekleşmiş fiili değil de varsayılan niyeti yargılamaya başladığında sınır nerede bitecek? Osman Kavala dosyasında da benzer bir gerçeklik kırılması yaşandı. Önce Gezi’yi organize etmekle, finanse etmekle suçlandı. Sonra beraat etti. Ama cezaevinden çıkamadı. Bu cümle bile tek başına Türkiye hukuk tarihinin özeti gibi: Beraat etti ama çıkamadı. Ardından başka suçlamalar geldi. Casusluk geldi. Ajanlık imaları geldi. Uluslararası bağlantılar, sivil toplum ilişkileri, kültürel faaliyetler, medya, sosyal medya, algı operasyonu gibi kavramlar dosyanın içine yerleştirildi. Oysa savunmanın temel itirazı çok açıktı: Somut fiil nerede? Kavala’nın aktif sosyal medya kullanımıyla bilinen biri olmamasına rağmen, dosyada dijital çağın bütün klişeleri dolaşıma sokuldu. “Algı yönetimi”, “kaos”, “uluslararası medya”, “yeni medya yapılanması” gibi ifadelerle bir atmosfer yaratıldı. Ama ceza hukuku atmosferle işlemez. Ceza hukuku somut delille işler. İşte Gezi davasında avukat savunmaları bu yüzden çok önemliydi. Deniz Tolga Aytöre’nin savunmalarında tekrar tekrar duyulan itiraz aslında bütün bu dönemin en temel hukuk cümlelerinden biriydi: Büyük anlatı delil değildir. Bir iddianamenin hacimli olması, onun güçlü olduğu anlamına gelmez. Bir hikâyenin büyük kurulması, o hikâyenin doğru olduğunu göstermez. Savcılık makamı uluslararası ağlardan, kültürel ilişkilerden, toplantılardan, telefon görüşmelerinden, yurtdışı temaslarından söz edebilir. Ama ceza hukukunun sorusu değişmez: Somut suç fiili nerede? Çünkü modern ceza hukukunda ilişki suç değildir. Yakınlık suç değildir. Tanışıklık suç değildir. Aynı masada oturmak suç değildir. Bir vakıfta çalışmak, bir toplantıya katılmak, bir kültür projesi konuşmak suç değildir.
Türkçe
1
0
1
69
YamesinLand
YamesinLand@YamesinLand·
“İnsan haklarının tehdit altında olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Umudu kaybetmek kolay. Ama daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum.” Özgürlük herkesin hakkı. Adalet herkes için. Umut ise karanlığa rağmen vazgeçmeme hâlidir. 🕊️ #FreeOsmanKavala
Kavala'ya Özgürlük@FreeOsmanKavala

Osman Kavala, Liberal International 2025 Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü. “Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum.” 🕊️ İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler için. #FreeOsmanKavalaosmankavala.org/tr/aciklamalar…

Türkçe
0
5
3
543