Birleşik Siyaset@birlesiksiyaset
Faşizme ve Savaşa Karşı Birleşik Mücadeleyi 1 Mayıs’ta Büyütelim!
Emperyalist paylaşım savaşlarının ve faşist rejimlerin giderek derinleştiği; halkların emeğine, geleceğine ve yaşamlarına pervasızca saldırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyada ve bölgemizde artan hegemonya mücadeleleri aşırı silahlanma ve savaşlar; ezilenlere daha fazla yoksulluk, daha fazla baskı ve daha fazla ölüm getirmeye devam ediyor. Burjuvazi; devrimci çağında yarattığı değerleri emperyalist çağında kusarak çıkarttığı bir uygarlık krizinde debelenirken, insanlığı da hızla üçüncü dünya savaşının eşiğine sürüklüyor. Karşı karşıya bırakıldıklarımız yeniden reayalaştırılma, krallık/padişahlık rejimleri, teknofaşizm, nükleer yıkım ve epstein ahlakıdır.
Diğer yandan bölgedeki emperyalist paylaşımın hem nesnesi hem de öznesi olan Türkiye'de ise finans kapital açık ve gizli işbirlikleriyle, olağanüstü büyütülen savaş sanayisiyle ganimetten pay alma peşindedir. NATO zirvesinin Türkiye'de yapılması, yeni karargah ve kolorduların kurulma planları, yayılmacı hayallerle emperyalist paylaşımın kesişme göstergeleridir. Tüm bunların ekonomik maliyeti, açlık sınırına itilmiş işçi ve emekçilere ödetilirken; siyasi maliyeti ise baskı ve düşman hukuku yoluyla faşizme ilk evrilen ülkelerden biri olmaktır. Yayılmacılık bölge halklarına olduğu gibi kendi halkına karşı da yürütülen bir savaştır.
İç çelişkilerini tasfiyeler ile gidermeye çalışan AKP-MHP iktidarı, bir dönem daha yerini koruyabilmek için çıplak zor ve hukuksuzluğa dayanarak yükselen toplumsal muhaleteti bastırma ve CHP'yi de çoğunluk konumundan düşürme mücadelesi veriyor.
Kürt sorununda inkar ve imha siyasetinin sürdürülemez hale gelmesiyle, faşist rejim ne demokratikleşme adımları atabildiği ne de savaşa geri dönebildiği bir ikilemde, çözümsüzlük politikasında kilitlenmiş durumdadır.
Yerel, bölgesel ve uluslararası yakıcı sorunların üst üste yığıldığı böylesi bir tarihsel momentte işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ın politik çağrısı; işçilerin, kadınların, gençlerin ve tüm halkların birleşik mücadelesini örgütleme ve bağımsız iradesini inşa etme görevidir.
Demokrasi güçleri bir bütün olarak örgütsüzdür, direnme kapasitesi parçalı ve çeşitlidir. Fakat buna rağmen süregelen direnişlerin toplamı da faşizmin 10 yıldır toplumsal zaferini ilan etmesini engelleyebilmiştir. Direnişin bu bütünsel niteliğini görememek, mücadele biçimlerini ve alanları karşı karşıya getirmek, mevcut dinamiği bölmek, Devrimci Güçlerin tutumu olamaz. Devrimci harekete düşen sokaklara, alanlara taşan direniş potansiyellerini ayrıştırmak değil niteliklerine uygun örgütsel modeller üreterek yan yana getirmeye çalışmak olmalıdır.
1 Mayıs 2026'da Taksim'e çağrı yapmanın devrimciler açısından önemli bir taktik değeri vardır. AKP-MHP iktidarının bütün saldırılarına rağmen toplumsal tabanını kaybetmeye devam edeceği, çatışmasızlık ortamının kitleleri cesaretlendireceği, moral politik üstünlüğün de artarak muhalefet saflarına geçeceği ve bunun önümüzdeki sene yapılacak seçimlere kadar süreceği öngörülmelidir. Toplumsal muhalefetin savunma konumundan çıkışı ve faşizmi geriletme hamlesine geçişinin önemli bir anı 1 Mayıs ve bunun alanı da Taksim meydanıdır. Ancak bu geriletme hamlesi, birleşik mücadeleden koparılarak yalnızca alana indirgenen dar bir perspektifle ele alınmamak koşuluyla değerlendirilmelidir.
Demokrasi ve eşitlik için mücadele eden Kürt halkı, insanca yaşam için sendikal mücadele veren işçi ve emekçilerin, patriyarkanın karşısında toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden kadınların, geleceği kurtarma mücadelesi veren gençlerin bu mücadeleleri Kadıköy mü Taksim mi tartışması ile ayrıştırılamaz.