Simorgh
213 posts

Simorgh
@ZindanZeZe
Sosyalizmde ısrar, İnsan olmakta ısrardır !










Ragıp Duran, Selim Çürükkaya ve Ayşe Hür’ü referans alınacak gazeteci olarak görüyor. Yektan bey’de kendisini de eklediği için memnun. Bu yazı şu mesajı veriyor esasen. Hiç bir gazeteci Kandil’e gitmesin, giden de psikolojik harp haberciliği yapsın. Gideni değil gitmeyini




📌"Öcalan bir kez daha 'Kürt'ten Türk'ü ayırırsan Kürt kalmaz. Türk'ten Kürt'ü ayırırsan Türk kalmaz' diyerek aslında çözümün hakikatini ortaya koymuştur" 🗣️DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: 📌"Demokratik cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil iddialı ama gerçekçidir" 📌"Tek taraflı, dayatmacı, 100 yıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur" ilketv.com.tr/dem-parti-es-g…





🔴 "Duran Kalkan'a neden zorlayıcı soru sormadınız?" 💬 "Ayşe Hür beni zorlayıcı soru sormamakla itham etmiş. Gazeteciliği ne sanıyorlar, bilmiyorum. Orada sorulabilecek tüm soruları sordum. Bir saatimiz daha olsa başka sorular da sorardım" 🎙️ Ruşen Çakır izleyicilerden gelen soruları yanıtlıyor ⏩ youtube.com/watch?v=XxfksD…




Adaşım ve meslektaşım Ruşen Çakır’ın Duran Kalkan ile gerçekleştirdiği röportaj, şüphesiz kıymetli bir gazetecilik faaliyetidir. Ancak bu röportaj Türkiye medyasındaki derin yapısal krizi, editoryal otosansürü ve hukuki çifte standartları bir kez daha net şekilde yüzeye çıkarma potansiyeline de sahiptir. Meslek büyüğümüz Çakır’ın bu röportajı gazetecilik açısından ne kadar önemliyse, bağımsız haberciliğin önündeki engelleri, kamunun gerçeği öğrenme hakkını ve toplumsal barış zeminini sakatlama riskini ortaya koyması açısından da bir o kadar önemlidir. Şöyle ki; 11 Temmuz 2025 tarihinde PKK, sembolik bir törenle silahlarını bırakmaya hazır olduğunu duyurmasının ardından ben de pek çok gazeteci gibi bir an önce Kandil’e gitmek ve silah bırakma töreninde öne çıkan üst düzey yönetici olan Bese Hozat ve diğer yöneticiler ile bu tarihi dönüm noktasına dair görüntülü bir mülakat gerçekleştirmek istemiştim. Sorularımın çerçevesi hazırdı: 1-) Yasın ve ödenen bedellerin anlam krizi 2-) Toplumun umut yorgunluğu ve duygusal felç ihtimali 3-) Dağın mitolojisi ve "eve dönüşün" ağır sorumluluğu 4-) Sivil siyasetin tıkanma ihtimali ve yeni radikalleşme riskleri 5-) Güvenilmeyen otorite karşısında "stratejik intihar" eleştirileri 6-) Tabandaki savunmasızlık korkusu ve "terk edilmişlik" duygusu 7-) Kadın kimliği ve militarizmin sınırları 8-) Toplumsal itimat ve güven krizi 9-) Türklerin ve Türkiye’nin devam eden bölünme kaygısı Bu çerçeve doğrultusunda tüm teknik ve siyasi hazırlıklarımı tamamladım. Kandil’e gitmek için gerekli temasları kurdum ve mülakat talebime de olumlu yanıt aldım. Yani habercilik açısından önümde hukuki baskı dışında artık hiçbir engel yoktu. Hazırlıkların ardından, Türkiye’nin en yüksek tirajlı ve etkili gazetelerinden birinin haber müdürünü aradım. Görüşme planımı ve soru çerçevemi aktardım. Haber müdürü, bunun büyük bir haber olduğu kadar kritik bir karar olduğunu belirterek konuyu genel yayın yönetmenine iletti. Bir süre sonra ise tarafıma dönerek, "hukuki ve siyasi riskler" gerekçesiyle bu haberi yapamayacaklarını bildirdi. Şansımı Türkiye’nin en çok izlenen televizyon kanallarından biriyle denedim ancak yanıt değişmedi: "Çok önemli bir gazetecilik faaliyeti ama biliyorsun, sadece bizim için değil senin açından da çok riskli." Mesleki inadı sürdürerek başka kurumlarla da temasa geçtim fakat cevaplar üç aşağı, beş yukarı aynıydı. Zaten bugün bile hala o kurumlardan kimse Kandil’e gidip bir röportaj yayınlamadı. Yaşadığım bu deneyim şahsıma münhasır değil elbette; Türkiye’deki pek çok gazeteci arkadaşımın karşı karşıya kaldığını bildiğim yapısal ve antidemokratik bir sorun bu. Tam da bu yüzden Medyascope’un gerçekleştirdiği röportaj, bir gazetecinin tüm altyapıyı hazırlamasına rağmen haber merkezlerinin ve editörlerin korku duvarını aşamayarak çalışmaları daha başlamadan bitirmesiyle oluşan yapısal eşitsizliği görünür kılması açısından oldukça önemlidir. PEKİ BU EŞİTSİZLİĞİN RİSKLERİ NELERDİR? (1/2)








