Abdullah Ağar

16K posts

Abdullah Ağar banner
Abdullah Ağar

Abdullah Ağar

@abdullahagar2

Gazi/Yazar/Güney Doğu, Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslar'da görev. 9 Kitap.

Ankara, Türkiye Katılım Nisan 2016
1.3K Takip Edilen508K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
İFTİRALARA CEVAP… Sanırım sizler de farkındasınız? Bir süredir yoğun bir saldırı altındayım. Görülen ve görülmeyen birtakım metotlarla beni yok etmeye, baskı altına almaya, itibarsızlaştırmaya, ayağımı kaydırmaya, şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. Ağzımdan çıkan sözleri kesip biçiyor, maniple ediyor, geçmişimi eşiyor, işlerine yarar bir malzeme bulup kullanmaya çalışıyor, ürettikleri güç, etki, nüfuz ve sızmayla devleti, siyasi iradeyi ve medyayı benim aleyhime-kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya çalışıyorlar. Ellerinden geleni yapabilirler. Anadolu’da; ‘Arkasından 40 itin havlamadığı bir kurt, kurt sayılmaz’ diye bir deyim vardır. - Dağda 3 kurşun yediğim halde bırakmadığım mücadelem nedeniyle sadece PKK’lı teröristler tarafından değil, terörün televizyonu Sterk Tv’de bizzat örgütün lideri Başyılan M. Karayılan tarafından tehdit edilen ve hedef gösterilen… - FETÖ’nün sayısız iftirasına, kumpasına, operasyonu maruz kalan, Ergenekon kuyusuna atılan… - Yasadışı silahlı sol terör örgütlerinin tehditlerine maruz kalan… - Dini ve dindarı istismar eden pek çok şirk yapısının baskı, tehdit ve iftirasına uğrayan, maniple edilen… - Radikal terör örgütlerinden tehditler alan… - Bazı etki ve güç odakları ile bazı devlet ve istihbarat servislerinin yemlemeleriyle, bal tuzaklarıyla karşılaşan… - Kendi dünyasında beni hasım ve engel görüp ‘hasediyle-hesabıyla-buğzuyla-çekememezliğiyle’ akıllarınca şahsıma karşı dolap çevirenleri, entrika ve itibarsızlaştırma operasyonları yapanları gören, yaşayan biri olarak… Yani arkasından değil 40 iti, 40 it sürüsünü havlatmış bir vatan evladı olarak bunlar da beni şaşırtmadı. / Gazze dramı başladığında bir şey gördüm, bir şey hissettim. Ortada yaşanan korkunç bir acı vardı, bir o acıyı yüreğinde yaşayanlar, bir de o acıyı istismar edenler! Sorun da ilk buradan çıktı zaten… Gazze’deki kıyım nedeniyle toplumda bir öfke, bir nefret ve bir şey yapamamaktan kaynaklanan büyük bir gerginlik/hassasiyet vardı ve ilginç bir şekilde bu öfkeyi, çaresizliği, nefreti ‘kendi menfaatleri doğrultusunda’ kullananlar türemişti. Bunlar sinsi bir şekilde öfkenin, nefretin, çaresizliğin ürettiği sosyo-psikolojik dalganın üstüne binip kendi yelkenlerini dolduruyor ve yollarına bakıyorlardı. Bense bu ikiyüzlülerden olmamaya kararlıydım, Gazze’deki masumlara nasıl yardım edilebilir, insanlığın, coğrafyanın, Türkiye’nin lehine nasıl bir akıl ve etki üretilebilir düşüncesiyle, çabalayıp duruyordum. Onlar gibi duyar kasabilirdim, onlar gibi konuşup yoluma bakabilirdim, acıyı-öfkeyi-çaresizliği onlar gibi istismar edebilir popülizm peşinde koşabilirdim, Gazze’deki masumların kanını içip beslenebilirdim, dinin-devletin ve milletin, başka devletlerin ve güç odaklarının çıkarına manipüle edilmesini seyredebilirdim. Yapmadım. Evet, ben bunları yapmadığım için suçluyum! Çok şükür ki böyle bir suçum var ve artık bunlarla (dünyada olmasa bile) mahşerde görülecek bir hesabım var. / Bilin isterim: Gazze’deki masumlar başımın tacıdır, o acıyı yüreğinde yaşayanlar başımın tacıdır, ama bu acıyı istismar edenler, o masumların kanından beslenenler ayaklarımın altındadır. / Şimdi de bir sitemim var… Bunların ayak oyununa gelenler, devletin, siyasetin, medyanın gücünü bunlar lehine-benim aleyhime kullandıranlar, fırsat sunanlar… Bir de olanı biteni görüp de sessiz kalanlar… Bütün yaptıklarım, ettiklerim, dediklerim 40 yıldır apaçık ortadayken sizlere de yazıklar olsun. Sizleri de Allah’a havale ediyorum. / Bir sitemim de bunlara inanıp benden şüpheye düşenlere... Sizden de bir ricam var. Bütün bunlar beni takip eder, arkamdan yazar, çizer, montaj çeker, manipüle eder, kimi dürter muhatap alınmak ister, alıştık bütün bunlara zamanın normalidir, ama benden-bizden olup da bunlara kananlar, peşlerine takılanlar (bırakın sizin için bütün diğer yaptıklarımı, ben sizin için kanımı akıtmışım, tek bu yeter) benden zerre şüphe duyanlar, artık benden uzak dursunlar, benim sizin gibi “bu pisliklerin iftiralarına inanan” dostlara, arkadaşlara, takipçilere kuruş vayım yok. / Şimdi bir sözüm de bunlara… Siz bu kıt ve sığ aklınızla, dogmatik öngörülerinizle, kirli niyet, ego ve popülizm hastalıklarınızla, duyar kasmalarınızla ancak sorunun bir parçası olur, sorunu derinleştirir, Türkiye’nin vekil bir devlet gibi kullanılmasına hizmet eder ve Türkiye’yi büyük bir ateşin içine atarsınız. Bilmem, belki de niyetiniz budur. Bir diyeceğim de şu: Teşbihte hata olmaz, Ebu Cehil’in Muhammed (s.a.v) için söyledikleri sevgili Peygamberimizi anlatmaz, ama Ebu Cehil’i çok iyi anlatır! Onurlu, şerefli, namuslu, haysiyetli biri, Müslüman biri, böyle namussuzluklar yapar mı? Bilip bilmeden konuşur mu? Gıybet eder, yalan, iftira atar mı? Ağızdan çıkan sözü cımbızlayıp, bağlamından kopartıp, manipüle eder mi? Organize ve sistematik bir şekilde ve bir güruh halinde algı operasyonlarına girişir mi? Sağda solda, kapalı kapılar ardında ayak oyunları yapar, ayak kaydırmaya kalkar mı? Arkadan dolanır mı? Tek bir adama sürü halinde saldırır, itibarsızlaştırmaya, şeytanlaştırmaya kalkar mı? Sizin bütün bu yaptıklarınız ve dedikleriniz beni anlatmaz, ama sizi çok iyi anlatır. Siz bu musunuz? Kendinizi sorgulamalısınız. Bu sadece seviyenizi değil, zihniyetinizi, inanışlarınızdaki bozuklukları, ‘Ağar’ı yok edeceğiz’ diye kendinizi konumlandırdığınız yeri ve kimlerin oyuncağı olduğunuzu anlatıyor. / Şimdi bunlar benim kim olduğumu merak ediyorlarmış. Kendimi anlatmak isterdim ama bu çok doğru olmaz. O yüzden yaptıklarımı, yaşadıklarımı, yazdıklarımı bilen, şahit olan bazı değerli insanların sözlerini ve birkaç belgeyi sizinle paylaşacağım. Sanırım yeterli gelir. Saygılarımla… Abdullah Ağar 30 Ekim 2024 Buyrun.👇 Rauf DENKTAŞ, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı: Sizi içtenlikle kutlarım. Yaşadığınız anları, duyguları, bana da yaşattınız. Askerliğin, vatan sevgisinin insanı ne denli güçlü yaptığını, inancın, maneviyatın ne kadar önemli olduğunu yeniden öğrenmiş olduk. “Türkiye’yi nereye götürmek istiyorlar” sorusuna verdiğiniz cevaplar da çok düşündürücü. Kahraman bir gazi, Atatürkçü bir vatan evladı ve şaheser bir yazar olarak sizi selamlıyorum. &&& Tuncer KILINÇ, (E) Orgeneral, MGK (dönemin) Genel Sekreteri: Ata genlerinden intikal eden askerliği, vatanperverliği, vatan uğrunda şahadet pervasızlığını; yaşanan gerçek muhabere ortamlarında irdeleme yeteneği herkese nasip olmuyor. Abdullah Ağar, bu yetenekte bir asker ve yazar… Çıkardığı sonuçları bir yiğit duruş ve ruh haliyle gelecek nesillere aktarırken de son derece usta bir kalem… Onun kalemindeki düz, sade, özlü ifade o kadar güçlü ve betimleyici ki, onda “Şıkırtılarının sessizliğini…” bir huşu halinde dinliyorsunuz. Bu genç yetenekli kalemin Türk Edebiyatına daha çok eserler vereceği beklentisiyle, kendisini yürekten kutluyorum. &&& Hasan KUNDAKÇI, (E) Korgeneral, OHAL Bölge (eski) Komutanı: Üsteğmen Abdullah Ağar’ı, gençlik yıllarının tümünü Güneydoğu’da dağlarda geçirmiş savaşçı bir subay olarak tanımış ve kendisini kutlamıştım. Girdiği çatışmalarda aldığı yaralar nedeniyle gazilik unvanına ulaştı. Gazi olduktan sonra yılmadı. Çok çalıştı. Şimdi de yaşadıklarını yalın bir dille atlatmayı başarmış bir yazar olarak görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Kitapları küçük birliklerin kullanılması ve çatışmalarıyla ilgili güzel örneklerle doludur. İbret verici olaylardır. Bunların ‘özellikle’ genç subay, astsubay, uzman çavuş ve erlerimize çok yararlı olacağına yürekten inanıyorum. &&& Kemal YILMAZ, (E) Korgeneral, J. As. Kol. ve (dönemin) Özel Kuvvetler Komutanı: Birlik ve Bütünlüğümüz, Tek Vatan, Tek Millet ve Tek Bayrak için verilen mücadelede, katlanılan fedakârlıkların sonraki nesillere edebi bir üslupla aktarılmasını sağlamak; romancılarımızın, hikâye yazarlarımızın görevi idi. İlgili ve yetkililere her fırsatta bunu belirtmiştim. Ve demiştim ki; “Roman yazarları, hikâye yazarları çıkıp gelmeli buralara… Olaylar onlara anlatılsın. Onlar da kendi değerlerini katsınlar yaşananlara… Geleceğimize ışık tutulsun…” Mücadelenin içinden bir kahraman, en güzelini yaratmış… En büyük edebiyat ödülüne lâyık bir eser… &&& Attila İLHAN: Abdullah, çok önemli olayları, çok basit cümlelerle, çok vurucu anlatıyor. Zamanımızın Fakir Baykurt’u… “O, bir Sahip-i Üslup...” Türkiye’de böyle yazar kaç tane? Ve onun bu yeteneği, Allah vergisi… &&& Alaettin PARMAKSIZ, (E) Tümgeneral, (dönemin) GENKUR İsth. ve İKK. Başkanı, Hakkâri Dağ ve Komd. Tug. K.: Ağar’ın kullandığı dil ve seçtiği kelimeler, terörle mücadeleye gönül verenlerin iç dünyasını anlatan en muhteşem tasvirlerdendir. Kitaplarında bazılarının yaptığı gibi kendi kahramanlıklarını anlatmamıştır. Aksine, içinde yaşanılan coğrafi şartların zorluğunu, mücadelenin çetinliğinin yarattığı duyguları ve askerin inanç dünyasını anlatırken adeta kelimelere dans ettirmiştir. Olayların içindeki manevi yönü anlatmak, hissedilenleri karşınızdakine yaşatmak en zorudur, yetenek ister. Ağar işte bu zoru da başarmıştır. Kitaplarını büyük bir dikkatle okuyorum. Halen bu mücadelenin içinde bulunan kahramanların faydalanacağı maddi ve manevi birçok hususlar olduğunu düşünüyorum. Terörle mücadele de en zayıf noktamız yaşananları yazmamaktır. Ağar işte bu boşluğu kapatıyor. &&& Ramis İLKER, (E) Hv. Plt Tuğgeneral Aklıyla ruhunda bütünleşen vatan sevgisini, ‘yüreğinde açan’ bayrak, ülke, inanç ve görev çiçeklerine çevirmiş. &&& Serdar AKYAZAN, (E) P. Kd. Alb. (dönemin) Özel Kuvvetler Tb. K.: Sevgili Abdullah, son kitabını biraz önce bitirdim. Sevgili kardeşim, beni hem ağlattın hem de gururlandırdın, sağol. Bizler hiç unutmayacağız. Sevgiyle gözlerinden öperim. Özel Kuvvetlerin acar, çakı gibi, yiğit, genç Abdullah’ı gözlerimin önüne geldi. Tekrar öpüyorum kardeşim. &&& İsmet KOTAK, Gazeteci Yazar, Eski TMT üyesi, bakan ve milletvekili, Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı: Kitabınızı içim ürpererek okudum. Kıbrıs’ta 17 yaşında Gazi Magusa’da yeraltı örgütü kurarak emek ve alın teri akıtan, arkadaşlarını sizin gibi yanı başında şehit veren bir kişi olarak hislerinizi çok iyi anlıyorum. Kitap, profesyonel bir yazarın eseri… Onca tasviri değme yazar yapamaz. Sizi kutlarım. Güneydoğu’yu gazeteci olarak iki kez gezen; Irak’ta Bağdat’a kadar ulaşan bir kişi olarak neler çekildiğini biliyorum. Kitaplarınızı teker teker okumayı sürdüreceğim. Saygılar sunarım. &&& Prof. Dr. Mahmut BAYIK, Türk Kan Vakfı ve Türkiye Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği Başkanı: Kitap, bir vatanseverlik destanı... Hayranlık, umut ve gurur uyandırıcı... Gerek içeriği gerekse yazı dili çok etkileyici... &&& Prof. Dr. Talat HALMAN, Bilkent İnsanı Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Dekanı: Sayın Abdullah Ağar; “Ölüm Dağları Bekler: Cudi Dağı” başlıklı çok değerli kitabınız derin ve heyecan verici, büyük bir zevkle okunan olağanüstü bir eser. Başarınızı yürekten kutlarım. Saygılar, tebrik ve teşekkürler, candan dileklerimle. &&& Prof. Dr. (Tbp. Kd. Alb.) Sedat GÜRKÖK, GATA Göğüs Cer. AD., Memorial: Yazmış olduğunuz “Türk Komandoları” isimli kitabınızı zevkle, ibretle, onurla; bazen ağlayarak, bazen de hüzünlenerek okudum. “Zorlukları yaşayan bilir” felsefesi ile kitabını okurken çektiğiniz zorlukları, vatan için çalışan ve çarpışan her askerin çektiği zorlukları ve can pazarını yaşamış gibi oldum. Özellikle Cudi ile yaptığınız muhabbette ağladım. Her şey için teşekkür ederim. Ben vatanını canı gibi seven, kendini ona adayan ve mesleğini şerefiyle yapan tüm Türk Komandolarını kucaklar, saygılarımı iletirim. Saygılarımla… &&& Banu AVAR: Okurken utanarak ağlıyorum. Gözyaşı okumayı zorlaştırıyor. Söylenecek şey yok… Gırtlağımda yumruklar… Allah’ın seni sakladığı gece, aklımdan çıkmayacak… &&& Cengiz ÖZAKINCI, Araştırmacı, Yazar: Bir Türk Hemingway’ı ile karşı karşıyayız. Hemingway, “yaşadığını yazan” ve “yaşadığını yaşatan” bir yazardı. Abdullah Ağar’da öyle; benzerlik yalnızca bu noktada, öykünme yok, tersine özgünlük var. Abdullah Ağar’ı ‘kalem’iyle ‘namlu’sunu ve ‘namus’unu birleştirmiş bir yazar… Okurken anlattıklarını yaşadığım, beni anlattığı olayın içine çekebilen az sayıda yazar vardır. Abdullah Ağar, bu bakımdan “benim yazarım” &&& Hasan YILMAZ, Mühendis-İş Adamı: Abdullah Ağar “Türk Şolohov”u… &&& Süleyman İlhami ÖZDEN, İstanbul Beşiktaş Em. Müftüsü: Beş bin yıllık tarihimizin bin yıllık çilesinin verildiği şanlı mücadelelerde “Karda açan kan çiçeklerinin kokusunu” getiren rüzgârın sesini de duydum bu kitaplarda, yüreğimizin sesini de… &&& Emre GÖNEN, Bilgi Üni/Picus Ed. Dergisi: Hani eski bir tabir vardır, “ibret vesikası” diye, bu da onlardan. Kahraman bir komando subayının –düşük yoğunluklu- savaşta günlük yaşantısı, yanında şehit düşen silah arkadaşları, kendisinin de ağır yaralı olarak savaş alanında, nerede ise tesadüfen hayatta kalması… Güzel tarafı, Erich Maria Remarque benzeri bir yaklaşıma sahip olması, yani savaşı askerin, en ileride çarpışan astsubay ve subayın gözünden nakletmesi. Ne var ki kitap sadece savaş hatıratı ile sınırlı değil, bir de “Silahlı Kuvvetler yüceltmesi” bölümleri var ki, değme bilim kurgu romanları yanına yaklaşamaz. Heinlein’in fevkalade askeri romanı Starship Troopers, bu kitabın yanında ilkokul kompozisyonu gibi kalır. &&& Ahmet ULUDAĞ, (E) Kurmay Albay: Güneydoğu gazisi Abdullah Ağar’ın 5. Tim adlı kitabını hiç değişikliğe gerek kalmadan Askeri Basımevinde talimname olarak bastır, tek er, manga, tim, takım eğitiminde kullan, o kadar gerçekçi yazılmış… &&& Mehmet Ali BİRAND: Felsefe veya siyaset yok. Gerçek bir yaşam kavgası, her an ölüm korkusunun kol gezdiği bir bölgeyi ve savaşı anlatıyor. &&& Melih ŞENDİL, Lig Tv.: Ne diyeyim ki? Yeni bitirdim “Toprak Mehmet’e Susamışsa” kitabınızı… Cd’sini dinliyorum arabada… Sesini açıyorum; “Millet duysun” diye… “Hissetsinler” diye. Bir Kuleli mezunu olarak, “Nasıl açıklayabilirim ki duygularımı” bilmiyorum. Belki yüz yüze anlatabilirim size… Lig bitsin, bir acı kahve eşliğinde… Her şey gönlünüzce olsun. &&& Bilgi Yayınevinden: Ölüm dağlarda mermi kadar hızlı gelir, roket gibi parçalar. Cudi’nin ölüm çağrısıdır bu… &&& Barış PINAR, Gaziler Dergisi: Abdullah Ağar’ın “5. Tim” i gözleriniz dolmadan, tüyleriniz diken diken olmadan, yüreğiniz titremeden okuyamayacağınız bir kitap. Hiç unutulmaması gerekenleri bize hatırlatmak için yazılmış bir kitap. Son olarak yine kitaptan bir mesajı buradan okurlara iletmek istiyorum. “Gazilerin, insanlardan beklediği, suratlara yapıştırdıkları acıma ve hüzün değildir. Bütün mertliğiyle onların fedakârlığını, onlarla beraber yaşayabilecek bir ruha sahip olmaktır.” &&& Erdal KUTLUK, (E) Dnz. İs. Kd. Bnb.: Sevgili Komutan, kitaplarınızı büyük bir heyecanla yaşayarak okuyorum. Kah dudaklarım titriyor, ağlıyorum, ama içim tarif edilmez bir şekilde sizlerle gururu yaşıyor. Eski bir asker olarak yanaklarından öpüyor, sana ve senin görmediğin, ama okurken birlikte yaşadığım bütün silah arkadaşlarıma içten sevgiler, şehitlerimize rahmetler, gazilerimize gururla sabırlar diliyorum. Bu ülke ebediyete kadar var olacaktır. &&& Mustafa ŞAHBAZ, Gazi Uzm. Çvş.: Merhabalar Sayın Ağabey, Dağ Komandoları adlı kitabını okudum. Kitapta, yaşadığınız olaylarda hep kendimi buldum. Böyle bir kitap yazdığınız için sizi şahsım adına kutlar, başarılarınızın devamını dilerim. Ben de bir gazi olarak gerçekten çok duygulandım. Bizler aynı duyguları ve aynı olayları yaşamamızdır. Saygılarımla. &&& Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU, Gözcü: Okurken, zaman zaman yüzünüzde bir gülümseme belirmişken, ansızın gözlerinizden yaşlar akmaya başladığını, içinizin burkulduğunu fark ediyorsunuz. Dileyen gider bir hayal ürünü olan, o ilginç film “Kurtlar Vadisi-Irak”ta Polat Alemdar ve Memati’yi izler. Dileyen de “Ölüm Dağları Bekler-Cudi Dağı” adlı yapıtında “Abdullah Ağar”ın “zaman zaman ironik ve şaşırtıcı edebi bir dille anlattığı” abartısız gerçekleri, zaman zaman gözlerinizde yaşların belirmesini göze alarak okur. Seçim sizlerin elinde efendim. &&& Yeniçağ: Gazi subay Abdullah Ağar’ın başından geçen gerçek olayları derleyip, yaşanmış hayat hikayelerinden kitap haline getirdiği eserleri, her Türk Gencine, dünyaya geliş amacını ve vatanın kutsallığını anlatıyor. &&& Erdal GÜVEN, Tercüman: Kitap bir anı kitabı olduğu için yazılanların tamamı gerçek hikayeler. Kitabı okuyunca, insan Türk olduğundan gurur duyuyor. Özellikle son günlerde yaşananların ardından, insanın böylesine güçlü bir orduya sahip olduğunu öğrenmesi ayrıca büyük bir moral kaynağı. Ağar’ın kitabı insana yitirdiği milliyetçilik duygularını hatırlatıyor. 350 sayfalık kitabı okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. &&& Suat GÜN, Önce Vatan: Kitabı elime aldığım andan itibaren Türk subayının yüksek vatanseverlik ruhunu yansıtan satırlar ve Türk Ordusunun böyle mümtaz subaylar yetiştirmede üstün vasfı, bende büyük güven hissi oluşturmuştur. Sayın Ağar’ı ziyaret ettiğimde bir gün sırtındaki kurşun yaralarını görmek ve onun şahsında Türk’ün sırtından nasıl hançerlendiğini kafama nakşetmek istemiştim. O’nun mübarek yaralarını gördüm, ona dokunmak şerefine nail oldum. Böyle ulvi şahısları hayat gözü ile görmek bile insanda maneviyata uzanan bir duygu seli oluşturuyor. Abdullah Ağar’ı görmek demek, Türk vatanseverliğinin erişilmez kokusunu almak demektir. Peygamber’in ashabının yankıladığı maneviyat iklimi Abdullah Ağar’da yüksek Türk vatanseverliği olarak tecelli etmiştir. Ben bu zatı hem gördüm hem de ruhum titreyerek kitabını okuyorum. &&& Selin ONGUN, Haftalık Dergisi: Hayat zor kolay değil onlar için, her şey vatan için… evet doğru okudunuz. Böyle yazıyor. Ancak, cümlenin kurgulanışında ya da noktalama işaretlerinde bir bozukluk olacak ki; anlam kulağa bir çırpıda gelmiyor. İdrak etmek için tekrar okumak, düşünmek, bozuk yerleri düzeltmek yani cümleyi yeniden inşa etmek gerek. Yıllarca dağlarda komando subayı olarak terörist takibi yapan Abdullah Ağar’ın “Türk Komandoları” adlı kitabına göz attığınızda dahi böyle hissediyorsunuz. Hayır, kitapta kullanılan dil karışık değil, anlatılanlar zor. Askerlerin yaşadıkları tam anlamıyla meşakkatli… çünkü askerler, iki yüzlü mayınlara basarak canlar verildiğini, tepelere tırmandıkça zorlukların çoğaldığı ancak buna rağmen mücadeleye devam ettikleri bir diyardalar. Yani Güneydoğu dağlarında terör örgütü PKK ile yapılan çatışmaların tam göbeğinde. Doğru, hayatlarını orada noktalayıp şehit olan askerlerin cenazelerinde yaşananları biliyoruz. Ancak ruhu yaralansa da sağ salim dönen askerlerin günlük hayatları konusunda sadece fikir üretebiliyoruz. Gazetelerde ve haber bültenlerinde yer alan haberlerde şehit ve gazilerin isimlerini duyduk. Ancak o isimlerin içinde kopan fırtınaları belki de hiç öğrenemedik. İlk görevine çıkan askerin ilk rüyasında ne gördüğünü, kabuslarının ne zaman başladığını bilemedik. Ağar, kitabında yer alan öykülerde askerlerin o bilmediğimiz kaygılarını, sevinçlerini, şakalaşmalarını, özlemlerini ve kendilerine has konuşma dillerini aktarıyor. &&& Ufuk Ötesi Dergisi: Kitapta; Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen Mehmetler’in, vatan söz konusu olduğunda nasıl bir Mehmetçik haline geldiklerini, yol kesip haraç alarak, öğretmen, doktor, asker, sivil demeden ölüm kusan, köyleri basıp kadın erkek, genç yaşlı demeden kundakları bebelere kadar herkesi katleden ve askeri gördüğü anda da ortalıktan toz olmayı büyük maharet sayan, adına PKK denilen organize suç şebekesinin ardında kimler olduğunu, ilk başlarda vur-kaç (gayri nizami harp) taktiği uygularken birkaç yıl içinde Türk Ordusuna karşı cephe savaşı vermeye kalkışmasını bulacaksınız. &&& Kenan SÖNMEZLER: Size önereceğim kitapla yazdıklarımın ne ilgisi var şimdi? Nereden düştü bu laflar şimdi aklıma? Ama şunu bilin ki bu kitapta “İse de” yok. Sapına kadar gerçek, sapına kadar duygusal. Bu kitap bir türkü… Türklerin söylediği erkekçe, mertçe ve Türkçe söylediği bir türkü… Okumalısınız. &&& Suna KIRAÇ, KOÇ Holding Yön. Kur. Baş. Yrd.: Güneydoğu bölgemizde ülkemizin en büyük sorunu terörle mücadele eden ordumuzun, ne zorluklarla karşılaştığını, nelere katlandığını hepimiz biliyoruz. Ancak sizin de belirttiğiniz gibi, bu mücadelenin ne fedakârlıklarla yapıldığını ne şartlara katlanıldığını hayal etmemiz imkânsız. Anılarınızın yer aldığı, belgesel niteliğindeki dört kitabınızın halkınızın bilinçlenmesine büyük katkısı olacaktır. Sizi, hem bir asker olarak ülkemize yaptığınız değerli hizmetleriniz, hem de kitaplarınız için kutluyorum. &&& Güler SABANCI adına Ali Haydar TAŞLI, SABANCI Holding Yön. Kur. Baş. Kamu İlişkileri Dan.: Yönetim Kurulu Başkanımız Sn. Güler SABANCI Hanım size teşekkür ederken, kitaplarınız hakkında görüşlerini bildiren; başta KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Rauf DENKTAŞ olmak üzere, komutanlığınızı yapan değerli komutanların ve yazarların hakkınızdaki yazılarından son derece etkilendiğini, birlikte savaşırken verdiğiniz şehitleri rahmetle andıklarını, başta siz olmak üzere gazilerimize sıhhat ve huzur dilediklerini iletmemi istemişlerdir. Olayları televizyondan izleyerek yorum yapan bazı işgüzarların yaşamış olduğunuz bu olayları okuyarak utanacaklarını umuyor, ben de kalben kutlayarak sağlık ve uzun ömürler diliyorum. &&& Tuncay ÖZİLHAN, ANADOLU Grubu Yön. Kur. Baş.: Gerçek bir vatan evladı olarak gösterdiğiniz özveri ve başarılarınız için sizi gönülden kutluyorum. Geleceğe iz düşmek adına, önemi büyük olan yazılı kültür geleneğimizin yetersiz olduğu ülkemizde, yaşadıklarınızı yazıya dökme azminizi takdirle karşılıyorum. Yaşananları herkesi sarabilecek şekilde yazıyla ifade edebilmek ayrı bir yetenek… Askerlikte olduğu gibi yazarlıkta da son derece başarılı olduğunuzu ifade etmek isterim. Eserleriniz sade vatandaş olan bizleri, bildiklerimizin ötesine olayların tam kalbine götürüyor. Hayati önemdeki tanıklıklarınız, içimize işleyerek, hepimizi durup düşünmeye davet ediyor. Başarılı çalışmalarınızın devamı arzusuyla, en içten esenlik dileklerimi sunuyorum. Saygılarımla… &&& Ekrem AKYİĞİT, Collezione Yön. Kur. Baş.: Sizin bu değerli kitaplarınızı kendim okuduktan sonra şirketimiz kütüphanesine hediye edeceğim ki, tüm çalışanlarımız sizin bu onurlu mücadelenizi ve orada yaşananları daha iyi anlasınlar. Güneydoğu’da yaptığınız mücadele bittikten sonra orada yaşananları sanal âlemde yaşayan, konudan bihaber olan yeni nesillere aktarmak gibi kutsal bir amaç için kitaplar yazmanızın, tüm ülke vatandaşları tarafından takdirle karşılanacağından hiç şüphem yoktur. Bundan sonra yapacağınız tüm çalışmalarda başarılı olmanız, en büyük dileğimdir. /// &&& /// Şimdilik yeterlidir sanırım… Ben Abdullah Ağar… Nöbetteyim. Bu can bu bedende durdukça… Yüce Yaradan izin verdikçe… Vatan, Millet, Devlet, Mehmetçik, İnsanlık ve Gelecek için… Velhasıl Yaradan hakkı, emanetleri ve rızası için… Ahdimdeyim, yeminimdeyim… Mücadeleye, bilgi, bilinç ve anlam harbine devamdayım.
Abdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet media
Türkçe
753
462
3.6K
1M
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Milletin geleceğiyle ilgili adımlar, niyet beyanlarıyla değil; ortaya çıkaracağı sonuçlarla değerlendirilir. Eğer sınırlarımızın ötesinde terör örgütünün kapasitesi korunuyor, siyasi meşruiyeti güçleniyor ve bölgesel denklem yeniden şekilleniyorsa; Türkiye’nin bunu en ince ayrıntısına kadar sorgulaması bir tercih değil, zorunluluktur. Tarih, yapılan uyarıları da yapılan ihmalleri de kaydeder.
Abdullah Ağar@abdullahagar2

Tarihe Can Alıcı Bir Not: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel ağlar açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. İspatları sahadadır: // Suriye’deki gelişmelere bakarak… Terör örgütü PKK; - Suriye’de yapısal bütünlüğünü, - Silahlı terör gücünü, - Emir-komuta zincirini, - Kimyasını, emellerini, hedeflerini, - Tünellerini ve tahkimatını, - Bağlantılarını ve himaye ağını, - Ülke aşımı hareket kabiliyetini güçlendirerek devam ettiriyor. - Hatta Suriye devletinin unvanlarına, makamlarına, yetkilerine ve kimliğine kavuşarak idari ve özerk yapısını güçlendirmeye ve meşrulaştırmaya devam ediyor. // Irak’taki gelişmelere bakarak… - Şam’daki yönetimin değiştiği Halep ve Şam savaşlarıyla birlikte, özellikle ABD ve Fransa’nın düğmeye basmasıyla Irak IKBY’deki Soran ve Behdinan-Talabani ve Barzaniler başta- Irak Kürt yönetimleri ile Suriye’deki YPG-PYD dahil PKK terör örgütüyle gelişen süreçler ve yakınlaşmalar. - Bu yeni dönem Duhok süreçlerine dahil olan çok katmanlı, çok ülkeli temaslar, ABD’nin Irak ve Suriye’yi entegre değerlendirerek Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı Suriye-Irak temsilcisi ataması. (Tabii Ankara Büyükelçisi olması da en önemli karine) - Talabanilerin İran ekseninden uzaklaşıp ABD eksenine yaklaşması. - PKK’nın özellikle Asos dağı üzerinden Doğu Süleymaniye’deki Penjwen koridorundan Halepçe çevresine genişlemesi. - Oradan Hewreman-Kirmanşah ve İlam’a sarkması… İran’da yaşayan Kürtlerin havzasında yığınağını ve faaliyetlerini arttırması. - PKK’nın Kandil’deki yığınak artışı. - İran’ın Irak’ta kendisine tehdit üreten silahlı Kürt yapılara bugüne kadar Irak sahasında yaklaşık 200 saldırı düzenlemesi. - Olası bir durumda Irak’ın kuzeyinde etki üretecek İran’a müzahir Haşdi Şabi’nin baskı altında kalması. - Irak’ta İran etkisini kırmaya yönelik ABD çaba ve Irak-ABD anlaşmalarının PKK’ya alan açmayla ilgili olası sonuçları. // İran’daki gelişmelere bakarak… - PKK ile İran muhalifi diğer silahlı Kürt grupların istihbarat, eğitim, silah, teçhizat, algı, lojistik ve himaye imkânlarının artırılması, - Muhalif Kürt silahlı grupların İran içinde ve farklı ülkelerde eğitimi, - Irak ve Suriye’deki PKK’nın İran’a sızması, - ABD’nin Suriye’de eğittiği YPG/PKK’lıların Zagroslar’da İran PKK’sı PJAK-YRK’lıları eğitmesi, - PKK’nın Zagroslar başta olmak üzere farklı bölgelerde yığınaklarını genişletmesi, - İran Devrim Muhafızları ile PKK arasındaki çatışmalar, - Devrim Muhafızlarının sınır bölgelerinde askeri yığınağını ve tahkimatını arttırması, - ABD ile İsrail’in İran’ın özellikle Batı bölgelerinde silahlı Kürt yapıların akış ve sızma hatlarının önündeki unsurlarına yönelik saldırıları, - İran-ABD/İsrail savaşının yeni fazında İran’ın sınırları içinde kontrol, irade ve otoritesini etkileyecek derinde ve derin saldırılar. // Özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in bölgeye ilişkin tutumları, siyaset ve strateji ve etkilerindeki değişim ve gelişmeler… // Ve Türkiye… - Terör üreterek Türkiye’deki emellerine ulaşamamış, - Hareket ve eylem kabiliyeti büyük ölçüde yitirmiş, - “Devlet kurdum”, “Kurtarılmış bölge ilan ettim” dediği bütün Irak dağlık sınır hattındaki bütün kamp, mevzi ve çok katmanlı mağara ağını ve yığınağını Türk Silahlı Kuvvetlere kaptırmış ve ağır bir çöküş yaşarken… “Hamas’ın İsrail baskınından sonra güç-tehdit-baskı-jeopolitik entrika ve vaad kullanılarak başlatılan yeni düzen inşa sürecinde” Gazze başta Filistin’de, Lübnan’da, “özellikle Suriye’de”, Irak ve İran’da yaşanan ve yaşanacak askerî, siyasi, jeopolitik ve diplomatik gelişmelerle eşgüdüm içinde, adeta sihirli bir değnek değmişçesine Türkiye’de başlatılan *“Terörsüz Türkiye Süreci”*nden elde etmeyi umdukları kazanımlara bakarak… - Ki bu kazanımların başında; - PKK türevlerinin sözde “Kök Yasa” olarak tanımladıkları Anayasal ve yasal düzenlemeler, - Sözde idari bölgelerle ilgili başlıklar; yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, kayyum sisteminin tartışmaya açılması, - Terör örgütüyle bağlantılı yapıların, teröristlerin ve teröristbaşı Apo’nun statüsüne ilişkin tartışmalar, - Teröristlere “af” sarmalı, - Suriye’de devlet üniforması ve makamı kazanmış örgüt mensuplarının Türk devlet yetkilileriyle temasları, - Siyaset-STK-medya ayağıyla PKK’nın açık ve kripto türevlerinin alana çıkması, - Ve nihayetinde Türkiye’de devlet sisteminin aşındırılması, sosyolojik kopuşun derinleştirilmesi yer alıyor. Ve bunlara ilave… Süreçten siyasi-ekonomik-koltuk ikbali ve menfaat umanların varlığı öne çıkıyor. // Toplumun çok büyük bir kesimi “akan kan dursun” isterken, bunun teröristbaşı ve terör örgütüyle yürütülmesine yönelik toplumsal desteğin ancak yaklaşık %10 seviyesine düştüğü bilinmesine rağmen -ki bunların çoğu PKK’nın ve siyasi türevinin sempatizanı- bunun ısrarla devam ettirilmesi; bunun sonucunda toplumsal güvenin zedelenmesi ve millî birliğin ağır yara alma ihtimalinin ortaya çıkması. // O zaman tekrar yazayım: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel güçler açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. 40 yılını bu işe gömmüş biri olarak bu benim tarihe düştüğüm nottur. Aklımın, vicdanımın, muhakememin, şehitlere ve gazilere olan vefamın, Allah’a vereceğim hesabın, PKK tarafından aldatıldığımız 6 sözde ateşkes süreci dahil başlayan daha kanlı ve riskli süreçler başta yediğimiz kazıkların ve “kayıtsız şartsız silah bırakacaklar” diyerek başlatılan sürecin bu kanun çıkartma safhasında PKK’nın “Biz silah bırakacağız demedik; yalnızca şimdilik ve bu koşullarda silahlı eylem yapmayacağız” kıvırtması ve kurnazlığı dahil saha tecrübemin ürettiği bir not… Yarın geri dönüşsüz bir yara alırsak kimse “Ben bunları bilmiyordum.” demesin. // Son söz… Önce iyi niyetli olanlar için… Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Hele ki söz konusu PKK, Apo, FETÖ, dini ve dindarı istismar eden yapılar ve radikaller olunca… Çünkü onlar da kimin eli kimin cebinde belli değildir. Şimdi uyuyanlar için bir benzetmeyle meramımızı anlatmaya çalışalım: Denir ki; “Fareler burnunuzu yerken bir salgı salgılarlar. Burnunuzun yendiğinin farkına varmazsınız.” Kıssadan hisse bu ya… Bir de uyanmışsınız ki, bakmışsınız ki burnunuz yok! Bir de uyanık, ne yaptığını çok iyi bilenler var: Onları da Allah’ın gazabına havale ediyorum. // Ve son bir soru? Daha önceki sözde çözüm sürecinde İngiltere ve ABD’nin pozisyonları; coğrafyadaki diziliş, konjonktür, aktörlerin duruşu farklıydı. Şimdi İsrail’in de güçlü dahil; hatta dosya sahibi olduğu süreçte özellikle ABD -İsrail- ve İngiltere’nin -ittifak-eşgüdüm-iş birliği ve rekabetleri dahil- ne için ve nasıl pozisyon aldıklarının farkında mıyız? Saygılarımla Abdullah Ağar 27 Temmuz 2026

Türkçe
14
117
683
18.8K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Devlet aklı; alkışla değil, ihtiyatla hareket eder. Terör örgütlerinin beyanlarından çok, sahadaki fiillerine bakmak gerekir. Dün yapılan hataların bedelini bu millet fazlasıyla ödedi. Temennimiz yanılmak, sorumluluğumuz ise uyarmaktır.
Abdullah Ağar@abdullahagar2

Tarihe Can Alıcı Bir Not: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel ağlar açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. İspatları sahadadır: // Suriye’deki gelişmelere bakarak… Terör örgütü PKK; - Suriye’de yapısal bütünlüğünü, - Silahlı terör gücünü, - Emir-komuta zincirini, - Kimyasını, emellerini, hedeflerini, - Tünellerini ve tahkimatını, - Bağlantılarını ve himaye ağını, - Ülke aşımı hareket kabiliyetini güçlendirerek devam ettiriyor. - Hatta Suriye devletinin unvanlarına, makamlarına, yetkilerine ve kimliğine kavuşarak idari ve özerk yapısını güçlendirmeye ve meşrulaştırmaya devam ediyor. // Irak’taki gelişmelere bakarak… - Şam’daki yönetimin değiştiği Halep ve Şam savaşlarıyla birlikte, özellikle ABD ve Fransa’nın düğmeye basmasıyla Irak IKBY’deki Soran ve Behdinan-Talabani ve Barzaniler başta- Irak Kürt yönetimleri ile Suriye’deki YPG-PYD dahil PKK terör örgütüyle gelişen süreçler ve yakınlaşmalar. - Bu yeni dönem Duhok süreçlerine dahil olan çok katmanlı, çok ülkeli temaslar, ABD’nin Irak ve Suriye’yi entegre değerlendirerek Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı Suriye-Irak temsilcisi ataması. (Tabii Ankara Büyükelçisi olması da en önemli karine) - Talabanilerin İran ekseninden uzaklaşıp ABD eksenine yaklaşması. - PKK’nın özellikle Asos dağı üzerinden Doğu Süleymaniye’deki Penjwen koridorundan Halepçe çevresine genişlemesi. - Oradan Hewreman-Kirmanşah ve İlam’a sarkması… İran’da yaşayan Kürtlerin havzasında yığınağını ve faaliyetlerini arttırması. - PKK’nın Kandil’deki yığınak artışı. - İran’ın Irak’ta kendisine tehdit üreten silahlı Kürt yapılara bugüne kadar Irak sahasında yaklaşık 200 saldırı düzenlemesi. - Olası bir durumda Irak’ın kuzeyinde etki üretecek İran’a müzahir Haşdi Şabi’nin baskı altında kalması. - Irak’ta İran etkisini kırmaya yönelik ABD çaba ve Irak-ABD anlaşmalarının PKK’ya alan açmayla ilgili olası sonuçları. // İran’daki gelişmelere bakarak… - PKK ile İran muhalifi diğer silahlı Kürt grupların istihbarat, eğitim, silah, teçhizat, algı, lojistik ve himaye imkânlarının artırılması, - Muhalif Kürt silahlı grupların İran içinde ve farklı ülkelerde eğitimi, - Irak ve Suriye’deki PKK’nın İran’a sızması, - ABD’nin Suriye’de eğittiği YPG/PKK’lıların Zagroslar’da İran PKK’sı PJAK-YRK’lıları eğitmesi, - PKK’nın Zagroslar başta olmak üzere farklı bölgelerde yığınaklarını genişletmesi, - İran Devrim Muhafızları ile PKK arasındaki çatışmalar, - Devrim Muhafızlarının sınır bölgelerinde askeri yığınağını ve tahkimatını arttırması, - ABD ile İsrail’in İran’ın özellikle Batı bölgelerinde silahlı Kürt yapıların akış ve sızma hatlarının önündeki unsurlarına yönelik saldırıları, - İran-ABD/İsrail savaşının yeni fazında İran’ın sınırları içinde kontrol, irade ve otoritesini etkileyecek derinde ve derin saldırılar. // Özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in bölgeye ilişkin tutumları, siyaset ve strateji ve etkilerindeki değişim ve gelişmeler… // Ve Türkiye… - Terör üreterek Türkiye’deki emellerine ulaşamamış, - Hareket ve eylem kabiliyeti büyük ölçüde yitirmiş, - “Devlet kurdum”, “Kurtarılmış bölge ilan ettim” dediği bütün Irak dağlık sınır hattındaki bütün kamp, mevzi ve çok katmanlı mağara ağını ve yığınağını Türk Silahlı Kuvvetlere kaptırmış ve ağır bir çöküş yaşarken… “Hamas’ın İsrail baskınından sonra güç-tehdit-baskı-jeopolitik entrika ve vaad kullanılarak başlatılan yeni düzen inşa sürecinde” Gazze başta Filistin’de, Lübnan’da, “özellikle Suriye’de”, Irak ve İran’da yaşanan ve yaşanacak askerî, siyasi, jeopolitik ve diplomatik gelişmelerle eşgüdüm içinde, adeta sihirli bir değnek değmişçesine Türkiye’de başlatılan *“Terörsüz Türkiye Süreci”*nden elde etmeyi umdukları kazanımlara bakarak… - Ki bu kazanımların başında; - PKK türevlerinin sözde “Kök Yasa” olarak tanımladıkları Anayasal ve yasal düzenlemeler, - Sözde idari bölgelerle ilgili başlıklar; yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, kayyum sisteminin tartışmaya açılması, - Terör örgütüyle bağlantılı yapıların, teröristlerin ve teröristbaşı Apo’nun statüsüne ilişkin tartışmalar, - Teröristlere “af” sarmalı, - Suriye’de devlet üniforması ve makamı kazanmış örgüt mensuplarının Türk devlet yetkilileriyle temasları, - Siyaset-STK-medya ayağıyla PKK’nın açık ve kripto türevlerinin alana çıkması, - Ve nihayetinde Türkiye’de devlet sisteminin aşındırılması, sosyolojik kopuşun derinleştirilmesi yer alıyor. Ve bunlara ilave… Süreçten siyasi-ekonomik-koltuk ikbali ve menfaat umanların varlığı öne çıkıyor. // Toplumun çok büyük bir kesimi “akan kan dursun” isterken, bunun teröristbaşı ve terör örgütüyle yürütülmesine yönelik toplumsal desteğin ancak yaklaşık %10 seviyesine düştüğü bilinmesine rağmen -ki bunların çoğu PKK’nın ve siyasi türevinin sempatizanı- bunun ısrarla devam ettirilmesi; bunun sonucunda toplumsal güvenin zedelenmesi ve millî birliğin ağır yara alma ihtimalinin ortaya çıkması. // O zaman tekrar yazayım: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel güçler açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. 40 yılını bu işe gömmüş biri olarak bu benim tarihe düştüğüm nottur. Aklımın, vicdanımın, muhakememin, şehitlere ve gazilere olan vefamın, Allah’a vereceğim hesabın, PKK tarafından aldatıldığımız 6 sözde ateşkes süreci dahil başlayan daha kanlı ve riskli süreçler başta yediğimiz kazıkların ve “kayıtsız şartsız silah bırakacaklar” diyerek başlatılan sürecin bu kanun çıkartma safhasında PKK’nın “Biz silah bırakacağız demedik; yalnızca şimdilik ve bu koşullarda silahlı eylem yapmayacağız” kıvırtması ve kurnazlığı dahil saha tecrübemin ürettiği bir not… Yarın geri dönüşsüz bir yara alırsak kimse “Ben bunları bilmiyordum.” demesin. // Son söz… Önce iyi niyetli olanlar için… Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Hele ki söz konusu PKK, Apo, FETÖ, dini ve dindarı istismar eden yapılar ve radikaller olunca… Çünkü onlar da kimin eli kimin cebinde belli değildir. Şimdi uyuyanlar için bir benzetmeyle meramımızı anlatmaya çalışalım: Denir ki; “Fareler burnunuzu yerken bir salgı salgılarlar. Burnunuzun yendiğinin farkına varmazsınız.” Kıssadan hisse bu ya… Bir de uyanmışsınız ki, bakmışsınız ki burnunuz yok! Bir de uyanık, ne yaptığını çok iyi bilenler var: Onları da Allah’ın gazabına havale ediyorum. // Ve son bir soru? Daha önceki sözde çözüm sürecinde İngiltere ve ABD’nin pozisyonları; coğrafyadaki diziliş, konjonktür, aktörlerin duruşu farklıydı. Şimdi İsrail’in de güçlü dahil; hatta dosya sahibi olduğu süreçte özellikle ABD -İsrail- ve İngiltere’nin -ittifak-eşgüdüm-iş birliği ve rekabetleri dahil- ne için ve nasıl pozisyon aldıklarının farkında mıyız? Saygılarımla Abdullah Ağar 27 Temmuz 2026

Türkçe
22
159
914
25.6K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Tarihe Can Alıcı Bir Not: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel ağlar açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. İspatları sahadadır: // Suriye’deki gelişmelere bakarak… Terör örgütü PKK; - Suriye’de yapısal bütünlüğünü, - Silahlı terör gücünü, - Emir-komuta zincirini, - Kimyasını, emellerini, hedeflerini, - Tünellerini ve tahkimatını, - Bağlantılarını ve himaye ağını, - Ülke aşımı hareket kabiliyetini güçlendirerek devam ettiriyor. - Hatta Suriye devletinin unvanlarına, makamlarına, yetkilerine ve kimliğine kavuşarak idari ve özerk yapısını güçlendirmeye ve meşrulaştırmaya devam ediyor. // Irak’taki gelişmelere bakarak… - Şam’daki yönetimin değiştiği Halep ve Şam savaşlarıyla birlikte, özellikle ABD ve Fransa’nın düğmeye basmasıyla Irak IKBY’deki Soran ve Behdinan-Talabani ve Barzaniler başta- Irak Kürt yönetimleri ile Suriye’deki YPG-PYD dahil PKK terör örgütüyle gelişen süreçler ve yakınlaşmalar. - Bu yeni dönem Duhok süreçlerine dahil olan çok katmanlı, çok ülkeli temaslar, ABD’nin Irak ve Suriye’yi entegre değerlendirerek Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı Suriye-Irak temsilcisi ataması. (Tabii Ankara Büyükelçisi olması da en önemli karine) - Talabanilerin İran ekseninden uzaklaşıp ABD eksenine yaklaşması. - PKK’nın özellikle Asos dağı üzerinden Doğu Süleymaniye’deki Penjwen koridorundan Halepçe çevresine genişlemesi. - Oradan Hewreman-Kirmanşah ve İlam’a sarkması… İran’da yaşayan Kürtlerin havzasında yığınağını ve faaliyetlerini arttırması. - PKK’nın Kandil’deki yığınak artışı. - İran’ın Irak’ta kendisine tehdit üreten silahlı Kürt yapılara bugüne kadar Irak sahasında yaklaşık 200 saldırı düzenlemesi. - Olası bir durumda Irak’ın kuzeyinde etki üretecek İran’a müzahir Haşdi Şabi’nin baskı altında kalması. - Irak’ta İran etkisini kırmaya yönelik ABD çaba ve Irak-ABD anlaşmalarının PKK’ya alan açmayla ilgili olası sonuçları. // İran’daki gelişmelere bakarak… - PKK ile İran muhalifi diğer silahlı Kürt grupların istihbarat, eğitim, silah, teçhizat, algı, lojistik ve himaye imkânlarının artırılması, - Muhalif Kürt silahlı grupların İran içinde ve farklı ülkelerde eğitimi, - Irak ve Suriye’deki PKK’nın İran’a sızması, - ABD’nin Suriye’de eğittiği YPG/PKK’lıların Zagroslar’da İran PKK’sı PJAK-YRK’lıları eğitmesi, - PKK’nın Zagroslar başta olmak üzere farklı bölgelerde yığınaklarını genişletmesi, - İran Devrim Muhafızları ile PKK arasındaki çatışmalar, - Devrim Muhafızlarının sınır bölgelerinde askeri yığınağını ve tahkimatını arttırması, - ABD ile İsrail’in İran’ın özellikle Batı bölgelerinde silahlı Kürt yapıların akış ve sızma hatlarının önündeki unsurlarına yönelik saldırıları, - İran-ABD/İsrail savaşının yeni fazında İran’ın sınırları içinde kontrol, irade ve otoritesini etkileyecek derinde ve derin saldırılar. // Özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in bölgeye ilişkin tutumları, siyaset ve strateji ve etkilerindeki değişim ve gelişmeler… // Ve Türkiye… - Terör üreterek Türkiye’deki emellerine ulaşamamış, - Hareket ve eylem kabiliyeti büyük ölçüde yitirmiş, - “Devlet kurdum”, “Kurtarılmış bölge ilan ettim” dediği bütün Irak dağlık sınır hattındaki bütün kamp, mevzi ve çok katmanlı mağara ağını ve yığınağını Türk Silahlı Kuvvetlere kaptırmış ve ağır bir çöküş yaşarken… “Hamas’ın İsrail baskınından sonra güç-tehdit-baskı-jeopolitik entrika ve vaad kullanılarak başlatılan yeni düzen inşa sürecinde” Gazze başta Filistin’de, Lübnan’da, “özellikle Suriye’de”, Irak ve İran’da yaşanan ve yaşanacak askerî, siyasi, jeopolitik ve diplomatik gelişmelerle eşgüdüm içinde, adeta sihirli bir değnek değmişçesine Türkiye’de başlatılan *“Terörsüz Türkiye Süreci”*nden elde etmeyi umdukları kazanımlara bakarak… - Ki bu kazanımların başında; - PKK türevlerinin sözde “Kök Yasa” olarak tanımladıkları Anayasal ve yasal düzenlemeler, - Sözde idari bölgelerle ilgili başlıklar; yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, kayyum sisteminin tartışmaya açılması, - Terör örgütüyle bağlantılı yapıların, teröristlerin ve teröristbaşı Apo’nun statüsüne ilişkin tartışmalar, - Teröristlere “af” sarmalı, - Suriye’de devlet üniforması ve makamı kazanmış örgüt mensuplarının Türk devlet yetkilileriyle temasları, - Siyaset-STK-medya ayağıyla PKK’nın açık ve kripto türevlerinin alana çıkması, - Ve nihayetinde Türkiye’de devlet sisteminin aşındırılması, sosyolojik kopuşun derinleştirilmesi yer alıyor. Ve bunlara ilave… Süreçten siyasi-ekonomik-koltuk ikbali ve menfaat umanların varlığı öne çıkıyor. // Toplumun çok büyük bir kesimi “akan kan dursun” isterken, bunun teröristbaşı ve terör örgütüyle yürütülmesine yönelik toplumsal desteğin ancak yaklaşık %10 seviyesine düştüğü bilinmesine rağmen -ki bunların çoğu PKK’nın ve siyasi türevinin sempatizanı- bunun ısrarla devam ettirilmesi; bunun sonucunda toplumsal güvenin zedelenmesi ve millî birliğin ağır yara alma ihtimalinin ortaya çıkması. // O zaman tekrar yazayım: Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama… Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel güçler açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır. 40 yılını bu işe gömmüş biri olarak bu benim tarihe düştüğüm nottur. Aklımın, vicdanımın, muhakememin, şehitlere ve gazilere olan vefamın, Allah’a vereceğim hesabın, PKK tarafından aldatıldığımız 6 sözde ateşkes süreci dahil başlayan daha kanlı ve riskli süreçler başta yediğimiz kazıkların ve “kayıtsız şartsız silah bırakacaklar” diyerek başlatılan sürecin bu kanun çıkartma safhasında PKK’nın “Biz silah bırakacağız demedik; yalnızca şimdilik ve bu koşullarda silahlı eylem yapmayacağız” kıvırtması ve kurnazlığı dahil saha tecrübemin ürettiği bir not… Yarın geri dönüşsüz bir yara alırsak kimse “Ben bunları bilmiyordum.” demesin. // Son söz… Önce iyi niyetli olanlar için… Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Hele ki söz konusu PKK, Apo, FETÖ, dini ve dindarı istismar eden yapılar ve radikaller olunca… Çünkü onlar da kimin eli kimin cebinde belli değildir. Şimdi uyuyanlar için bir benzetmeyle meramımızı anlatmaya çalışalım: Denir ki; “Fareler burnunuzu yerken bir salgı salgılarlar. Burnunuzun yendiğinin farkına varmazsınız.” Kıssadan hisse bu ya… Bir de uyanmışsınız ki, bakmışsınız ki burnunuz yok! Bir de uyanık, ne yaptığını çok iyi bilenler var: Onları da Allah’ın gazabına havale ediyorum. // Ve son bir soru? Daha önceki sözde çözüm sürecinde İngiltere ve ABD’nin pozisyonları; coğrafyadaki diziliş, konjonktür, aktörlerin duruşu farklıydı. Şimdi İsrail’in de güçlü dahil; hatta dosya sahibi olduğu süreçte özellikle ABD -İsrail- ve İngiltere’nin -ittifak-eşgüdüm-iş birliği ve rekabetleri dahil- ne için ve nasıl pozisyon aldıklarının farkında mıyız? Saygılarımla Abdullah Ağar 27 Temmuz 2026
Türkçe
93
533
1.8K
137.9K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Trump, Netanyahu ve Görünen Kavganın Ardındaki Strateji ve Ortadoğu’da Yeni Nükleer Satranç Jeopolitiği ve bölgesel güç mücadelelerini okuyamayan bazı arkadaşlar; Trump ile Netanyahu, ABD ile İsrail arasında görünen gerilimlerden, tenakuzlardan ve “kayıkçı kavgası” görüntüsünden sonuç çıkarmaya çalışıyor. Oysa ispat sahadadır. Benim okumam şu: Oyun bozulmasın diye ABD, İsrail’i bir ölçüde geri plana çekti. Hatta belirli alanlarda İsrail’in daha fazla eleştirilmesine göz yumdu. Hatta hafif şeytanlaştırdı. Bunun nedeni; ABD-İsrail stratejik kurgusunun, inşa edilmeye çalışılan bölgesel ve küresel ittifak sisteminin; kontrol edilecek alanların, stratejik kaynakların, enerji ve ulaştırma koridorlarının dirençle karşılaşmamasını sağlamak olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda mevcut ve potansiyel ortakların ürkütülmemesi, kendi iç kamuoylarında baskı altına girmemeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak okunabilir. Sahaya bakın. İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’de elde ettiği askerî, siyasi ve stratejik kazanımlara; İran’ın ise özellikle Irak’taki nüfuzunun hangi ölçüde geriletildiğine bakın. “Ve artık yeni bir faza taşınan ve derin niyetlerle derinde vurulan İran’a bakın.” // Bu tablo içinde, nükleer boyutu da bulunan ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinin ve onay sonrasında ortaya çıkabilecek olası anlaşmanın, bu stratejik çerçevenin dışında kaldığını düşünmüyorum. Asıl soru şu: BAE’ye uygulanan “Altın Standart” fiilen devreden mi çıkıyor? Yoksa sadece bu standardın uygulanış biçiminde bir esneme mi söz konusu? Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme hakkı konusunda direndiği görülüyor. Ancak bu tartışmanın gizli öznesi hâlâ İsrail’in güvenliği, niteliksel askerî üstünlüğünün korunması ve İran’la kurulacak stratejik mütekabiliyet dengesi. Peki Türkiye? Bölgede ve küresel ölçekte; nükleer teknoloji, nükleer yakıt döngüsü, nükleer kırılma (ya da nükleer eşik) kabiliyeti, nükleer şemsiye, stratejik himaye ve caydırıcılık ekseninde yeni bir rekabet, güç mücadelesi, hatta savaş yaşanırken, Türkiye bu denklemde nasıl bir yol izleyecek? Türkiye; zenginleştirmesiz nükleer enerjiye mi razı olacak, yoksa Altın Standart dışı bir kırılma kabiliyetini mi hedefleyecek?` Nükleer kabiliyet, nükleer kırılma kabiliyeti, nükleer kalkan ya da nükleer himaye; Türkiye gibi bir ülkenin jeopolitik güvenliğini, stratejik özerkliğini, bağımsız karar alma kapasitesini, caydırıcılığını ve tersinden stratejik bağımlılık düzeyini belirleyecek en üst düzey meseleler arasında yer alıyor. // Altın Standart nedir? Nükleer anlaşmalarda “Altın Standart” (Gold Standard), bir ülkenin sivil nükleer enerji programına sahip olmasına izin verilirken, uranyum zenginleştirme ve kullanılmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesi haklarından gönüllü olarak vazgeçmesini ifade eder. Amaç, sivil nükleer programların nükleer silah üretimine evrilme riskini en düşük seviyeye indirmektir. Saygılarımla Abdullah Ağar 23 Temmuz 2026
Türkçe
4
23
151
34.4K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Jeopolitikte en büyük hata, aktörlerin sözlerine bakıp stratejiyi kaçırmaktır. Söylemler değişebilir; ancak güç dengesi, sahadaki kazanımlar ve nükleer rekabet geleceği şekillendirir. Türkiye’nin tercihi bu oyunun en kritik başlıklarından biri olacaktır.
Abdullah Ağar@abdullahagar2

Trump, Netanyahu ve Görünen Kavganın Ardındaki Strateji ve Ortadoğu’da Yeni Nükleer Satranç Jeopolitiği ve bölgesel güç mücadelelerini okuyamayan bazı arkadaşlar; Trump ile Netanyahu, ABD ile İsrail arasında görünen gerilimlerden, tenakuzlardan ve “kayıkçı kavgası” görüntüsünden sonuç çıkarmaya çalışıyor. Oysa ispat sahadadır. Benim okumam şu: Oyun bozulmasın diye ABD, İsrail’i bir ölçüde geri plana çekti. Hatta belirli alanlarda İsrail’in daha fazla eleştirilmesine göz yumdu. Hatta hafif şeytanlaştırdı. Bunun nedeni; ABD-İsrail stratejik kurgusunun, inşa edilmeye çalışılan bölgesel ve küresel ittifak sisteminin; kontrol edilecek alanların, stratejik kaynakların, enerji ve ulaştırma koridorlarının dirençle karşılaşmamasını sağlamak olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda mevcut ve potansiyel ortakların ürkütülmemesi, kendi iç kamuoylarında baskı altına girmemeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak okunabilir. Sahaya bakın. İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’de elde ettiği askerî, siyasi ve stratejik kazanımlara; İran’ın ise özellikle Irak’taki nüfuzunun hangi ölçüde geriletildiğine bakın. “Ve artık yeni bir faza taşınan ve derin niyetlerle derinde vurulan İran’a bakın.” // Bu tablo içinde, nükleer boyutu da bulunan ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinin ve onay sonrasında ortaya çıkabilecek olası anlaşmanın, bu stratejik çerçevenin dışında kaldığını düşünmüyorum. Asıl soru şu: BAE’ye uygulanan “Altın Standart” fiilen devreden mi çıkıyor? Yoksa sadece bu standardın uygulanış biçiminde bir esneme mi söz konusu? Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme hakkı konusunda direndiği görülüyor. Ancak bu tartışmanın gizli öznesi hâlâ İsrail’in güvenliği, niteliksel askerî üstünlüğünün korunması ve İran’la kurulacak stratejik mütekabiliyet dengesi. Peki Türkiye? Bölgede ve küresel ölçekte; nükleer teknoloji, nükleer yakıt döngüsü, nükleer kırılma (ya da nükleer eşik) kabiliyeti, nükleer şemsiye, stratejik himaye ve caydırıcılık ekseninde yeni bir rekabet, güç mücadelesi, hatta savaş yaşanırken, Türkiye bu denklemde nasıl bir yol izleyecek? Türkiye; zenginleştirmesiz nükleer enerjiye mi razı olacak, yoksa Altın Standart dışı bir kırılma kabiliyetini mi hedefleyecek?` Nükleer kabiliyet, nükleer kırılma kabiliyeti, nükleer kalkan ya da nükleer himaye; Türkiye gibi bir ülkenin jeopolitik güvenliğini, stratejik özerkliğini, bağımsız karar alma kapasitesini, caydırıcılığını ve tersinden stratejik bağımlılık düzeyini belirleyecek en üst düzey meseleler arasında yer alıyor. // Altın Standart nedir? Nükleer anlaşmalarda “Altın Standart” (Gold Standard), bir ülkenin sivil nükleer enerji programına sahip olmasına izin verilirken, uranyum zenginleştirme ve kullanılmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesi haklarından gönüllü olarak vazgeçmesini ifade eder. Amaç, sivil nükleer programların nükleer silah üretimine evrilme riskini en düşük seviyeye indirmektir. Saygılarımla Abdullah Ağar 23 Temmuz 2026

Türkçe
3
20
182
16.2K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Prof. Dr. Hilmi Demir hocam Hakk’ın rahmetine kavuştu. Kendisiyle en son Türk Ocaklarındaki konferansımızda görüşmüştük. Aydın bir ilim ve fikir insanı, büyük bir vatanseverdi. Yüce Allah’tan kendisine gani gani rahmet; kıymetli ailesine ecir ve sabır diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Abdullah Ağar tweet media
Türkçe
41
53
773
18.8K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Vatan için canını ortaya koyan insanlara, haklarını aramak için parklarda nöbet tutturmak hiçbir vicdanı rahat bırakmamalı. Gazilerimize vefa, geleceğimize vefadır. 🇹🇷
Abdullah Ağar@abdullahagar2

Onlar Bizim İçin Eksildiler… Güven Park’ta seslerini duyurmaya çalışan er gazilerimizi ve ailelerini ziyaret ettim. Kiminin bacağı, bacakları yok… Kiminin kolu, kolları yok… Kiminin gözü, gözleri yok… Kiminin ise kolları, bacakları ve gözleri… Birkaçı, hatta hepsi birden yok. Bir an kendinizi onların yerine koyun. Verir miydiniz? Onlar verdi. Sizin için… Vatan için, devlet için, gelecek için, askerlik onuru ve milletin namusu için canlarını ortaya koyup bedenlerinden parçalar verdiler. Ve giden o kollar, o bacaklar, o gözler bir daha hiç geri dönmedi; dönmeyecek de. Hayatlarının baharında kaybettikleri uzuvlar, kalan ömürlerine de damgasını vurdu. Devlet için çıktıkları görevden; kolsuz, bacaksız, gözsüz ya da ağır yaralı olarak döndüler. Kaybettikleri uzuvlarla birlikte hayatın yükünü ve ekmek kavgasını omuzlamak zorunda kaldılar. Şimdi ise haklarını arıyorlar. Seslerini sağır kulaklara duyurmaya çalışıyorlar. İstedikleri şeyler aslında çok açık ve çok basit: * Rütbe ayrımı yapılmaksızın emsal statü verilmesi. * Özlük haklarındaki farklılıkların giderilmesi ve sosyal haklarda eşitliğin sağlanması. * Maaş, sosyal yardım ve istihdam haklarının güçlendirilmesi; insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyine ulaşılması. * Ortez ve protez hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, bürokrasinin azaltılması ve bu hizmetlerin yalnızca Ankara ile sınırlı kalmaması. İçlerinde, zaten kısıtlı olan maaşlarının yarısını, dörtte üçünü tedavi ve ilaç masraflarına harcadıklarını söyleyenler var. * Haklarının, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilişkilendirilmesini de reddediyorlar. “Teröristler için yasa çıkarılmaya kalkılmışken bize de bir şey vermeye kalkmasınlar. Biz onurlu insanlarız. Gerekirse açlıktan ölmeye razıyız.” diyorlar. * “Kimileri işlerine geldiğinde bizi hatırlıyor, fotoğraf çektiriyorlar; ama haklarımız söz konusu olduğunda yıllardır bizi oyalıyorlar.” diyorlar. Bu insanlar, hayatlarının baharında yükümlü er olarak dağa çıktılar. Vatan, millet, devlet ve askerlik onuru için canlarını ortaya koydular. Bugün taşıdıkları eksiklikler, bu millet için ödedikleri bedelin nişanesidir. Onlar bizim onurumuzdur. Devletin onurudur. Milletin onurudur. Ve bize Hakk’ın emanetidir. Gaziler, bu milletin yaşayan vicdanıdır. Baş üstünde taşınması gereken değerlerdir. Eğer bu insanlar haklarını aramak için günlerdir bir parkta geceleyip gündüzleri seslerini duyurmaya çalışıyorsa, ortada gerçekten bir sorun var demektir. Üstelik bu sadece idari ya da mali bir sorun değil… kavramsal, vicdani ve vefa ile ilgili bir sorundur. // Bir de gazi oldukları hâlde “uzuv kaybetmedikleri gerekçesiyle” gazi sayılmayan gazilerimiz var. Gazilik, özünde yalnızca devletin verdiği bir unvan değildir. Hakk’a aittir. Yaradan’ın insana emaneti olan vatan, devlet, yaşam, onur ve namus uğruna verilen mücadelenin; dökülen kanın, alınan yaranın ve çekilen çilenin karşılığıdır, nişanıdır. Hakk’ın verdiği unvan hak edenden esirgenir mi hiç? Doğru olan; hak edilmiş bu unvanı tartışmaya açmak değil; onu hak ettiği değere yükseltmek, sahibine teslim etmektir. // Bu vesileyle bir önerim de var. Mücadele alanlarından geçmiş yaralı ya da yarasız, ama canını ortaya koymuş, ter dökmüş, çile çekmiş milyonlarca askerimiz, polisimiz, istihbaratçımız ve korucumuz var. Devletimiz bu vatan evlatlarına “Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı imzalı” birer “Şeref Belgesi” verse… İnsanlar o belgeyi evlerinin en güzel köşesine assa… Çocukları, torunları, torunlarının torunları; “Benim atam bu vatan için mücadele etti.” diyerek gurur duysa, aidiyetini hissetse… İnanıyorum ki sırf bu belge bile gelecek kuşakların vatana ve devlete sahip çıkmasında güçlü bir ruh, derin bir aidiyet ve kalıcı bir referans olur. // Devletimizin, gazilerimizle ilgili bu sorunları en kısa zamanda çözeceğine inanıyorum. Çünkü bunlar sadece gazilerin meselesi değildir… Devletin devletliği, milletin vefası meselesidir. Saygılarımla Abdullah Ağar 22 Temmuz 2026

Türkçe
20
411
1.9K
24.8K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Onlar Bizim İçin Eksildiler… Güven Park’ta seslerini duyurmaya çalışan er gazilerimizi ve ailelerini ziyaret ettim. Kiminin bacağı, bacakları yok… Kiminin kolu, kolları yok… Kiminin gözü, gözleri yok… Kiminin ise kolları, bacakları ve gözleri… Birkaçı, hatta hepsi birden yok. Bir an kendinizi onların yerine koyun. Verir miydiniz? Onlar verdi. Sizin için… Vatan için, devlet için, gelecek için, askerlik onuru ve milletin namusu için canlarını ortaya koyup bedenlerinden parçalar verdiler. Ve giden o kollar, o bacaklar, o gözler bir daha hiç geri dönmedi; dönmeyecek de. Hayatlarının baharında kaybettikleri uzuvlar, kalan ömürlerine de damgasını vurdu. Devlet için çıktıkları görevden; kolsuz, bacaksız, gözsüz ya da ağır yaralı olarak döndüler. Kaybettikleri uzuvlarla birlikte hayatın yükünü ve ekmek kavgasını omuzlamak zorunda kaldılar. Şimdi ise haklarını arıyorlar. Seslerini sağır kulaklara duyurmaya çalışıyorlar. İstedikleri şeyler aslında çok açık ve çok basit: * Rütbe ayrımı yapılmaksızın emsal statü verilmesi. * Özlük haklarındaki farklılıkların giderilmesi ve sosyal haklarda eşitliğin sağlanması. * Maaş, sosyal yardım ve istihdam haklarının güçlendirilmesi; insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyine ulaşılması. * Ortez ve protez hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, bürokrasinin azaltılması ve bu hizmetlerin yalnızca Ankara ile sınırlı kalmaması. İçlerinde, zaten kısıtlı olan maaşlarının yarısını, dörtte üçünü tedavi ve ilaç masraflarına harcadıklarını söyleyenler var. * Haklarının, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilişkilendirilmesini de reddediyorlar. “Teröristler için yasa çıkarılmaya kalkılmışken bize de bir şey vermeye kalkmasınlar. Biz onurlu insanlarız. Gerekirse açlıktan ölmeye razıyız.” diyorlar. * “Kimileri işlerine geldiğinde bizi hatırlıyor, fotoğraf çektiriyorlar; ama haklarımız söz konusu olduğunda yıllardır bizi oyalıyorlar.” diyorlar. Bu insanlar, hayatlarının baharında yükümlü er olarak dağa çıktılar. Vatan, millet, devlet ve askerlik onuru için canlarını ortaya koydular. Bugün taşıdıkları eksiklikler, bu millet için ödedikleri bedelin nişanesidir. Onlar bizim onurumuzdur. Devletin onurudur. Milletin onurudur. Ve bize Hakk’ın emanetidir. Gaziler, bu milletin yaşayan vicdanıdır. Baş üstünde taşınması gereken değerlerdir. Eğer bu insanlar haklarını aramak için günlerdir bir parkta geceleyip gündüzleri seslerini duyurmaya çalışıyorsa, ortada gerçekten bir sorun var demektir. Üstelik bu sadece idari ya da mali bir sorun değil… kavramsal, vicdani ve vefa ile ilgili bir sorundur. // Bir de gazi oldukları hâlde “uzuv kaybetmedikleri gerekçesiyle” gazi sayılmayan gazilerimiz var. Gazilik, özünde yalnızca devletin verdiği bir unvan değildir. Hakk’a aittir. Yaradan’ın insana emaneti olan vatan, devlet, yaşam, onur ve namus uğruna verilen mücadelenin; dökülen kanın, alınan yaranın ve çekilen çilenin karşılığıdır, nişanıdır. Hakk’ın verdiği unvan hak edenden esirgenir mi hiç? Doğru olan; hak edilmiş bu unvanı tartışmaya açmak değil; onu hak ettiği değere yükseltmek, sahibine teslim etmektir. // Bu vesileyle bir önerim de var. Mücadele alanlarından geçmiş yaralı ya da yarasız, ama canını ortaya koymuş, ter dökmüş, çile çekmiş milyonlarca askerimiz, polisimiz, istihbaratçımız ve korucumuz var. Devletimiz bu vatan evlatlarına “Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı imzalı” birer “Şeref Belgesi” verse… İnsanlar o belgeyi evlerinin en güzel köşesine assa… Çocukları, torunları, torunlarının torunları; “Benim atam bu vatan için mücadele etti.” diyerek gurur duysa, aidiyetini hissetse… İnanıyorum ki sırf bu belge bile gelecek kuşakların vatana ve devlete sahip çıkmasında güçlü bir ruh, derin bir aidiyet ve kalıcı bir referans olur. // Devletimizin, gazilerimizle ilgili bu sorunları en kısa zamanda çözeceğine inanıyorum. Çünkü bunlar sadece gazilerin meselesi değildir… Devletin devletliği, milletin vefası meselesidir. Saygılarımla Abdullah Ağar 22 Temmuz 2026
Abdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet media
Türkçe
59
611
2.6K
92.5K
Abdullah Ağar retweetledi
Taner BAŞ
Taner BAŞ@specialist1998·
Komutanları, Mehmetçiklerinin yanında. Güvenpark'ta yapılan Er Gazi Hak arama mücadelesi için Desteğe gelen Sn. Abdullah Ağar'a @abdullahagar2 teşekkür ederiz. Sağ ol komutanım.
Taner BAŞ tweet media
Türkçe
4
97
735
15.9K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Göklerde beliren şıkşıksız T-10 paraşütleri, tek motorlu UH-1 “Patpat”lar, denizin ufkundan sıyrılan mütevazı çıkarma gemileri… Hepsi, yokluğun içinden süzülen kahramanları, umudu ve sarsılmaz bir iradeyi taşıyordu. Onlar; acıyla, kanla, yoklukla ve fedakârlıkla yalnızca Beşparmaklar’a değil, haklılığın bağrına da şanlı bir bayrak dikti. Ve o bayrak, orada ayyıldızlı Türk’ün Kıbrıs’taki hürriyet nişanına, ardından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin şanlı bayrağına dönüştü. 20 Temmuz 1974; yalnızca Kıbrıs Türkleri için değil, hakka, adalete, umuda ve geleceğe inananların da zaferidir. 20 Temmuz’un dersleri, bilinçli insanların ve tavizin neye mal olacağını bilenlerin hafızasında hâlâ dimdik ayaktadır. Kanla kazanılan hak; yalana, tehdide ve sinsi vaatlere teslim edilmesin. 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı kutlu olsun. Dersi de, bedeli de, tehdidi de, kısıtları da, hakikati de unutulmasın. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyorum. 🇹🇷
Abdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet mediaAbdullah Ağar tweet media
Türkçe
16
165
1.1K
21.7K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Kahraman uçaksavarcımız Ergun, Suat’a göndermiş. O da bana gönderdi. Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Mevzide roketi tepemize yemiştik. Koca koca kayalar üzerimize yıkılmıştı. Ben pert… Ergun, başımda, “Komutanım öldüü!” diye ağlıyor. “Yok lan, ölmedim.” diyebildim. “Ha, o zaman iyi.” dedi. Sonra şahlanmış uçaksavarı doğrulttuğu gibi, o terbiyeli, edepli Ergun’a hiç yakışmayan sövgüler eşliğinde roketin atıldığı bölgeyi ateşe boğmaya başladı. Fotoğraftaki canım kardeşim, Suat Başçavuş. Bir Cudi hatırası… Cudi Yeşildağ (Zerika). Ebepli Ergun’un sövgülerini ise buraya yazmak mümkün değil. 🤭
Abdullah Ağar tweet media
Türkçe
39
139
2K
79.2K
Abdullah Ağar retweetledi
SÖZCÜ Televizyonu
SÖZCÜ Televizyonu@szctelevizyonu·
🔴 ABD-İran geriliminde yeni perde! Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Sözcü TV canlı yayınında Ortadoğu'daki yeni denklemi değerlendirdi: 🗣️ "Abluka hem havada, hem karada, hem denizde kendisini göstermiş durumda." Trump'ın hamleleri ve Körfez'deki yeni ittifak arayışları bölgeyi nasıl şekillendirecek? Haberin detayları videomuzda. 📺👇 @abdullahagar2 @ddilanpolatt
Türkçe
4
9
25
14.4K
Abdullah Ağar
Abdullah Ağar@abdullahagar2·
Devlet ile vatandaşın, Allah ile kulun arasına hiçbir vesayet odağının girmemesi gerektiğini hatırlatan ağır bir bela… 15 Temmuz’dan çıkardığım ders budur.
Abdullah Ağar@abdullahagar2

15 Temmuz’dan benim çıkardığım ders şudur: Devlet; Allah ile kulun arasına… Devlet ile vatandaşının arasına… Hiç kimseyi… Hiçbir ruhbanı… Hiçbir iki ayaklı putu… Hiçbir din, devlet, güç, sistem ve dindarlık istismarcısını… Hiçbir menfaat ve etki odağını; tarikatı, cemaati, mezhebi, meşrebi, aşireti, terör yapılanmasını, din baronlarını, etki ajanlarını ve başka devletlere angaje kişi ya da güç odaklarını sokmamalıdır. Bu tür yapıların devletin, dinin, ordunun, istihbaratın, medyanın, toplumun, tarihin ve zihinlerin içine yuvalanmasına izin veren bir devlet ve millet; er ya da geç ağır bir fitneyle, derin bir güven, sistem ve varoluş bunalımıyla yüzleşmek zorunda kalır. Bunun en ağır bedellerinden biri de tevhidin zedelenmesi ve şirke kapı aralayan bir düzenin ortaya çıkmasıdır. 15 Temmuz’a, dökülen kana, fitneye ve derin güven bunalımına sebep olanları Allah’ın lanetine havale ediyor; aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık, afiyet ve esenlik diliyorum. Din, devlet ve millet adına olduğu kadar, Allah’a vereceğimiz hesap adına da doğru dersleri çıkarmak; aynı hatalara bir daha düşmemek ve gereğini yerine getirmek umut ve duasıyla… Çünkü 15 Temmuz’da dişini gösteren şirk; sadece günümüzün değil, insanlık ve inanç tarihinin en sinsi, en yıkıcı ve Allah’a vereceğimiz hesabı tehlikeye atan en büyük tehdididir. Saygılarımla Abdullah Ağar 15 Temmuz 2026

Türkçe
10
44
340
29K
Abdullah Ağar retweetledi
TGRT HABER
TGRT HABER@tgrthabertv·
📌'Asıl önemli olan 15 Temmuz'u bize yaşatan zihniyet!' 🗣️Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar: "Buradan çıkartılacak bir ders var. Eğer bu dersi çıkartamazsak zafer kazanmış olamayız." 📺youtube.com/live/-D52ZajlX… #buakşam @pinarardor @abdullahagar2
YouTube video
YouTube
Türkçe
1
2
5
3.9K
Abdullah Ağar retweetledi
TGRT HABER
TGRT HABER@tgrthabertv·
📌'Mesele sadece FETÖ meselesi değil!' 🗣️Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar: "FETÖ'nün deşifre olmamış mensupları farklı maske ve mazeretler altına girmeye başladı." 📺youtube.com/live/-D52ZajlX… #buakşam @pinarardor @abdullahagar2
YouTube video
YouTube
Türkçe
0
1
9
3.7K