Janberk Apiş

13.1K posts

Janberk Apiş banner
Janberk Apiş

Janberk Apiş

@apiscanberk

İşçi, Çerkes, Aktivist.

Reyhanlı, Hatay Katılım Nisan 2011
929 Takip Edilen2K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
TANIMADIĞINIZ İÇİN YOK OLDULAR. TANIMADIĞINIZ İÇİN YOK SAYILMAYA DEVAM EDİYORLAR. Binlerce Çerkes sülalesinden geriye kalan ne mezar taşı, ne arşiv, ne tazminat var. Soykırım böyle işler. Katledersin, sürersin, konuşturmazsın, adlarını kayıtlara geçirmezsin — sonra da “kanıt yok” dersin. Bugün hâlâ “Çerkes Soykırımı tanınmadıysa, yoktur” diyen herkes, o soykırımın bugünkü devamcısıdır. Adını anmadığınız, yüzleşmediğiniz, özür dilemediğiniz her sülale, sizin inkârınızda ikinci kez yok edilmektedir. Bu bir tarih meselesi değil. Bu, bugün devam eden bir suçtur. Rusya Federasyonu, Sovyetlerin sessizliğini miras aldı. Avrupa, insan hakları vitrini altında Çerkes adını görmezden geldi. Soykırımı tanımamak, suç ortaklığıdır. 1864 bir rakam değildir. Yok edilen binlerce soyun, parçalanmış hafızanın ve bugün hâlâ tanınmayan bir ulusun adıdır. Biz unutmadık. Biz susturulmadık. Biz, tanımadığınız sülalelerin kolektif hafızasıyız. Ve size diyoruz ki: Ya tanıyacaksınız, ya da tarihin lanetinde adınız birlikte anılacak. #remember1864 #çerkessoykırımı
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
10
33
164
11.9K
Janberk Apiş retweetledi
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
21 Mayıs 1864. Bir halk öldürüldü. Geleceği doğmadan gömüldü. Bu bir sürgün değil, soykırımdı. #Remember1864 #ÇerkesSoykırımı
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
4
34
106
3.2K
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Bizler, tarihsel bir trajediye kurban gitmiş bir topluluğun bakiyeleri olarak, bu büyük insanlık suçunun tanınmasını ve haklarımızın iadesini talep ediyoruz. Çerkes Soykırımı, unutturulmaya çalışılan bir "kaza" değil, bir imparatorluğun yayılmacı emelleri doğrultusunda planlanmış bir imha operasyonudur. Bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış olan milyonlarca Çerkes’in varlığı, hem bu direnişin hem de telafisi mümkün olmayan bir parçalanmışlığın kanıtıdır. #ÇerkesSoykırımı #CircassianGenocide #ГеноцидЧеркесов #21Mayıs1864 #21May1864 #21мая1864 #KafkasyaSoykırımı #CircassianExile #ЧеркесскийВопрос #Donotforget1864
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
3
10
30
337
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Adalet, geçmişin tozlu raflarında biriken soğuk bir dosya değil; bir halkın çalınan istikbali ve denizin dibindeki sessiz çığlığıdır. 1864'teki bu sistematik kıyımın "soykırım" olarak tescili, sadece bir hakikat değil, vicdani bir onur borcudur. #ÇerkesSoykırımı #CircassianGenocide #ГеноцидЧеркесов #21Mayıs1864 #21May1864 #21мая1864 #KafkasyaSoykırımı #CircassianExile #ЧеркесскийВопрос #Donotforget1864
Türkçe
2
2
16
183
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Bugün dünyada yükselen "hakikat arayışı" ve "soykırım hafızası" pratikleri, doğrudan doğruya bir organizasyon, bir lobi ve bir akademik birikimle hayat bulmaktadır. Bizim yaşadığımız ise, bu evrensel standartların çok uzağında kalan, adeta kendi kendini uyuşturan bir "mevsimsel yas" halidir ve bu döngü derhal kırılmalıdır. Bir halkın varlığını koruma biçimi, sadece kültürel folklorik öğeleri yaşatmak değil, aynı zamanda o halkın maruz kaldığı büyük yıkımın, yani soykırımın, bugün uluslararası hukuk ve siyaset zemininde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu savunmaktır. Biz ise bunu yapmıyoruz; bunun yerine, kederimizi kamusal alandan gizleyen, utangaç ve "uyumlu" bir diaspora figürü çizerek, katliamı meşru kılan o tarihsel inkar mekanizmasının ekmeğine yağ sürüyoruz. Bu utanç verici tutum, derhal bir politik cüretkârlığa ve akademik cesarete dönüşmelidir. apiscanberk.blogspot.com/2026/04/21-may…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
0
1
10
129
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Diasporanın sözde temsilcileri, dernek yapıları ve uluslararası düzeyde hareket etmesi beklenen kuruluşlar, bu süreci yönetmek yerine, onu sadece "bir gün anıp, geri kalan sürede susma" stratejisine indirgemişlerdir. Bu, sadece bir basiretsizlik değil, bir halkın geleceğine yönelik en büyük sabotajdır ve bu sabotajcı yaklaşımlara derhal son verilmelidir. Açıkça biliniz ki, Rusya'nın "gönüllü göç" yalanı, dünyada çürütülecek hiçbir dirençle karşılaşmadığı sürece hükmünü sürdürecektir. Bu yalanın en büyük destekçisi ise, kendi tarihini sadece bir gün hatırlayan bu edilgen tutumdur. Sizden beklenen, 22 Mayıs sabahından itibaren, bu yalanı çürütecek, somut uluslararası hukuki davalar açacak ve lobi faaliyetlerini kesintisiz bir biçimde sürdürecek, profesyonel, hesap verebilir, şeffaf ve güçlü bir ulusal çatı örgütlenmesini kurmanızdır. apiscanberk.blogspot.com/2026/04/21-may…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
1
1
16
265
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Semboller, bir halkın varlık gerekçesini, hafıza eşiğini ve onur sınırlarını temsil eden kutsal işaretlerdir; Çerkes halkı için yeşil zemin üzerine yerleşmiş on iki altın yıldız ve çaprazlanmış üç ok, kolektif bir iradenin ve teslim alınamayan bir ruhun mührüdür. Bu kutsal mührün karşısında duran, ona zıt bir anlam evreninden beslenen siyah-turuncu Georgiy şeridi ise sıradan bir askeri dekorasyon değil; 19. yüzyılda Çerkesya'nın balta girmemiş ormanlarında Çerkes cesetleri birikirken, "Dağlıları dize getirdik" nidasıyla kutlanan bir vahşetin madalyasıdır. Atalarının katledilme fermanını imzalayanların taşıdığı bu sembolü yakasına iliştirenler, kendi köklerine karşı sembolik ama yıkıcı bir ihanet içindedirler. Bir insan hem kendi varlığını borçlu olduğu kadim kültürü savunup hem de o kültürü yok eden dişlilerin yağını yakasında taşıyamaz; bu iki uç, aynı bedende ancak bir şizofreni haliyle barınabilir. Zira Georgiy şeridi, 1864 yılında vatanından koparılan, Karadeniz’in hırçın sularında mezarsız bırakılan milyonların ahını, General Zass gibi figürlerin topladığı Çerkes kafataslarının gölgesini ve Kafkasya’nın yakılmış köylerinin dumanını taşır. Durum bu kadar açık ve yaralayıcıyken; bir elinde "soykırımı unutmadık" yazılı pankartı tutup, diğer eliyle göğsündeki o şeridi düzeltenlerin verdiği poz, kendi cenaze töreninde tabutunun başındaki katili ayakta alkışlayan bir kurbanın absürtlüğünü anımsatan trajikomik bir tiyatro sahnesidir. Eğer bir halkın çocukları, kendilerini yersiz yurtsuz bırakan, yetim koyan ve tarihin dışına iten kurşunları sıkanların nişanlarıyla süslenmeyi "vatanseverlik" olarak görüyorsa, orada var olan tek şey, tam bir kültürel teslimiyet, mutlak bir irade kaybı ve kendi gerçeğine karşı körleşmiş bir hafıza kaybıdır. Bu teslimiyet hali, basit bir aksesuar seçiminden öte, zihinsel bir sömürgeleşmenin en uç noktasıdır. Sömürgeci, sadece toprağı işgal etmekle kalmaz; kurbanın zihnini, değer yargılarını ve semboller dünyasını da yeniden inşa eder, öyle ki kurban bir süre sonra kendisine vurulan zincirlerin parlaklığına hayranlık duymaya başlar. Bugün o şeridi gururla taşıyan her Çerkes, aslında 19. yüzyıldaki o büyük kırımı meşrulaştıran zihniyetin bir parçası haline gelmekte ve celladın ödülünü göğsüne takarak o celladın kurbanı olan atasına sırtını dönmektedir. Bu, tarih bilincinden yoksunluğun ötesinde, varoluşsal bir kopuştur. Bu pozisyon, basit bir törensel katılımın değil, öznenin kendi celladıyla kurduğu patolojik bir aidiyet ilişkisinin dışavurumudur. Kendi halkının tarihsel mağduriyetini, kendisine bu mağduriyeti yaşatan mekanizmanın zafer bayramına meze yapmak, tarihsel bir körleşmedir ve sömürgecinin en büyük başarısıdır; çünkü bir halkı fiziksel olarak yok etmekten daha etkili olan tek şey, o halkın çocuklarına kendi katillerinin ideallerini alkışlatmaktır. Kendi sembollerinden utananların güçlünün sembollerine sığınması siyasi bir tercihten ziyade psikolojik bir yenilgidir, dahası uluslararası kamuoyuna "biz soykırıma uğradık" derken o soykırımı gerçekleştiren zihniyetin devamı niteliğindeki sembolleri kutsallaştırmak, hak arama mücadelesinin içini boşaltmakta ve talepleri sadece folklorik birer serzenişe indirgemektedir. Bu yüzden, o şeridi takmak bir fotoğraf karesi değil, cellat kurbanının kendi nişanlarını sevdiğini gördüğünde işini tam anlamıyla bitirdiğini gösteren bir teslimiyet belgesidir. Hafıza, bir halkın kalesidir ve bu kale düştüğünde, geri kalan her şey sadece bir teferruattır. Çerkes halkının çocukları, o kaleyi savunmak yerine kaleyi yıkanların sancaktarlığını yapmaya başladığında, gelecek nesillere bırakılacak tek miras "kabullenilmiş bir esaret" olacaktır. Zihinsel köleliğin en acı verici tezahürü, kurbanın celladına ait nişanları kendi göğsünde bir onur madalyası gibi taşımasıdır. Bu sembolik intiharın "Nazi işgaline karşı zafer" gibi evrensel ve haklı bir zemine yaslanarak meşrulaştırılmaya çalışılması, manipülasyonun en sinsi halidir. Bu, bir elinde soykırımın acısını tutarken, diğer eliyle o acının müsebbiplerinin ödülünü okşayanların girdiği, hastalıklı bir hayranlıktan başka neyle açıklanabilir. Bu sahne, kendini "direnişin evladı" olarak tanımlayanların, pratikte o direnişi kıranların nişanlarına sığınmasıyla oluşan ahlaki bir çöküşün ve ontolojik bir sapmanın çıplak yansımasıdır. Bir toplumun sembollerini düşmanının ganimetleriyle takas etmesi, iradesini bir başka güce devrettiğinin ve artık kendi geleceğine dair bir tasarrufunun kalmadığının en somut dışavurumudur. Celladın zaferini kendi başarısı sanan bir kurban psikolojisi, sömürgeciliğin ulaştığı en sinsi ve en tehlikeli aşamadır, zira baskı burada artık dışarıdan değil, bizzat kurbanın kendi zihninden gelmektedir. Georgiy şeridi ile kurulan bu hastalıklı bağ koparılmadığı sürece, Kafkasya’nın hürriyet davası, bizzat o davayı sahiplendiğini sananların ellerinde can verecektir. O şeridi takanlar, 19. yüzyılın o karanlık ormanlarında can veren direnişçilerin değil, o direnişi kanla bastıran generallerin safında durduklarını fark etmeyecek kadar derin bir uykudadır. Semboller bir toplumun namusudur ve o namusu düşmanının ellerine teslim edenler, tarih karşısında daima mahcup kalacaklardır.
Türkçe
3
6
26
1.4K
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Anavatan Çerkesya ile kurulan ilişkinin analizi ise, diasporanın zihninde var olan "duygusal bir yoğunluk" ile "pratik bir kopukluk" arasındaki sürekli gerilimde kendisini var eden bir çelişkiyi barındırmaktadır. Anavatana gitme arzusu, oradaki gelişmeleri yakından takip etme oranı anket verilerinde yüksek görünse de, bu yoğun duygusal bağın somut bir "geri dönüş" (repatriation) iradesine, yani kalıcı ve kitlesel bir yer değiştirme eylemine evrilmediği açıktır. Kafkasya, diaspora için coğrafi bir bölgeden ziyade, çoğu zaman mitolojik bir "altın çağ" mekanı, trajedinin yaşanmadığı, Xabze’nin tam olarak yaşandığı, kayıp kimliğin restore edilebileceği bir tür sığınılacak hayal bahçesi işlevi görmektedir. Bireyler, gerçek Kafkasya’nın siyasi istikrarsızlıkları, ekonomik zorlukları ve sosyal gerçeklikleriyle yüzleşmek yerine, zihinlerinde kurguladıkları idealize edilmiş bir "anavatan tasviriyle" yetinmekte ve bu tasviri duygusal bir enerji kaynağı olarak kullanmaktadırlar. Bu "uzaktan sevme" hali, diasporanın Türkiye’deki göreceli konfor alanını, kurulu yaşam düzenini ve ekonomik istikrarını terk etmeden kimliğini duygusal düzeyde koruma çabasının bir parçasıdır. Ancak bu durum, anavatan ile diaspora arasındaki kültürel ve siyasi makasın giderek açılmasına, kültürel kodların birbirinden farklılaşmasına ve nihayetinde birbirini anlayamaz hale gelen, farklı önceliklere sahip iki ayrı toplumun oluşmasına yol açmaktadır. Verilerdeki "anavatanla bağların zayıflığı" itirafı, aslında diasporanın kendi gerçekliğiyle, yani Türkiye’deki kalıcılığı ve asimilasyona karşı mücadelesiyle yüzleştiği en dürüst andır. Dönüş düşüncesinin sadece bir "ütopya" olarak kalması, diasporanın Türkiye’deki kalıcılığını bir kader olarak tescil ederken, bu kalıcılığın bedeli olan kültürel erozyonu da, duygusal bir yas süreci eşliğinde kabullendiği anlamına gelmektedir; bu, pratik tercihin duygusal arzuyu yendiği kritik bir kesişim noktasıdır. apiscanberk.blogspot.com/2026/05/kolekt…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
1
1
14
255
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
2010’lu yıllarda, İstanbul’un o sert ayazında Çerkes Soykırımı Tanınsın İnisiyatifi olarak yola çıktığımızda ve HDK çatısı altında Çerkes farkındalığı için kısıtlı imkânlarla büyük hayaller kurduğumuzda, Murat abi en saf ve cesur haliyle yanımızdaydı. Kimsenin elini taşın altına koymaya çekindiği o günlerde, hak arama mücadelemize kattığı o kıymetli emeğin ve sarsılmaz duruşunun bendeki vefası bakidir. O günlerden bu yana hafıza ve hakikat yolunda yürümekten vazgeçmeyen Murat Özden, bu akşam çok önemli bir konuyla bizlerle oluyor. ÇERTAV Başkanı kimliğiyle, tarihin derin yaralarından biri olan Gönen Manyas Çerkes Sürgünü’nü ve yürütülen çalışmaları anlatacak. Bu akşam saat 22.30’da Nart Ateşi platformunda gerçekleşecek bu yayını, hem geçmişteki emeğe bir selam durmak hem de toplumsal hafızamızı diri tutmak adına dinlemenizi tavsiye ederim.
Nart Ateşi@Circassianology

22.30 da yayındayız. #NartAteşi

Türkçe
0
2
9
382
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Diasporanın modern dünyaya ödediği en ağır ve telafisi güç bedel, kuşaklar arası dil aktarım zincirinde yaşanan o keskin ve yapısal kırılmada somutlaşmıştır. 1952-1977 kuşağının anadil üzerindeki görece sağlam hakimiyeti ile, bugün anadili sadece kültürel bir miras olmaktan çıkarıp bir "siyasi talep" nesnesine indirgeyen 1993 sonrası kuşağın durumu arasındaki karşıtlık (H1: İyi konuşabiliyorum vs. Bilmiyorum), toplumsal çözülmenin trajik ve düşündürücü manzarasını gözler önüne sermektedir. Dil, bir topluluk için sadece gündelik bir iletişim kodu yığını değil, aynı zamanda o milletin düşünce sistemini, estetik algısını, kültürel kodlarını ve hayata bakış açısını şekillendiren temel bir yaşam felsefesi ve bilişsel yapıdır. Dilden kopuk büyüyen ancak bu dil için politik bir hak arayışına giren gençlik kuşağı, bir taraftan kaybolmakta olan kimliğini koruma ateşine tutunma arzusuyla yanıp tutuşurken, diğer taraftan da o kimliği inşa edeceği entelektüel binanın temelini maalesef boşlukta kurmaya çalışmaktadır. Bu çaba, doğası gereği felsefi ve pratik bir paradoksu barındırmaktadır; zira Çerkeslerin kadim ahlaki ve toplumsal felsefesi olan Xabze, dilden bağımsız, soyut ve salt teorik bir bilgi yığınına indirgendiğinde, kaçınılmaz olarak özündeki ruhu ve günlük yaşamı düzenleme gücünü yitirerek, yüzeysel ve folklorik bir gösteri ritüeline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu derin dilsel ve kültürel boşluğa rağmen, gençlerin kimliğin en çıplak ve sembolik tapusu olan soyadlarına tutunma gayreti (P1: orijinal soyadınızı almak ister miydiniz? evet), kaybolmakta olan kolektif hafızanın son kalesini elde tutma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Soyadını kullanmak, köklerine bir "dönüşçü" kimliği inşa etmenin en az maliyetli ancak en etkili sembolik yolu haline gelmiş, böylece bireyin kimliğiyle yaşadığı derin ontolojik boşluk, güçlü ve tatmin edici bir sembolik aidiyet ile ikame edilmeye çalışılmıştır. Bu durum, asimilasyonun dışarıdan gelen baskılarla (devlet politikaları gibi) değil, Çerkeslik tanımının dil ve Xabze gibi temel yapı taşlarının günlük pratiklerdeki varlığını yitirmesiyle, içeriden boşaltılan anlamlarla gerçekleşmeye başladığının en net ve en acı göstergesidir. Topluluğun, kültürü koruma yükümlülüğünü sadece biyolojik devamlılığa odaklayarak ("kiminle evlendiğimiz" sorusuna yanıt arayarak) yerine getirebileceği yanılsaması, kendi özünü kaybetmesine neden olabilecek büyük bir vizyon darlığıdır. apiscanberk.blogspot.com/2026/05/hafza-…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
0
2
7
266
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Bizler, tarih sahnesine gözlerini 1864'ün dinmeyen yasıyla açmış bir halkın çocuklarıyız. Bu sebeple kaybımız, geçmişin belirli bir anına hapsedilmiş, müzelik bir olgu değildir; o kayıp, kimliğimizin hamuruna karışmış, siyasal DNA'mızın en temel yapı taşı haline gelmiştir. Artık o, bir sonuç değil, bir başlangıç noktası, hatta varoluşumuzun ta kendisidir. Her anma eylemi, bu devasa mezar taşının dibine hürmetle bir çiçek daha bırakma jestinden öteye geçemiyor. Asıl trajedimiz, bu mezarların kutsallığına o denli inanmış olmamızdır ki, onların üzerinde yeni bir yaşamın filizlenebileceğine, yeni bir gelecek inşa edilebileceğine dair en ufak bir cüreti gösteremiyoruz. Elbette ki güçlü bir hafızamız var; fakat bu hafıza, dinamik bir politik bilince dönüşüp bugünün sorunlarına çözüm üretecek bir enerji kaynağı olmak yerine, bizi geçmişin o karanlık zeminine mıhlayan, hareket etmemizi engelleyen, ruhlarımızı ağırlaştıran bir lenger çapasına dönüşmüştür. Geçmişin güvenli limanına sığınıyoruz, onun hikayeleriyle avunuyoruz, ancak o limandan bugünün fırtınalı denizlerine açılacak gemileri inşa edemiyoruz. Bu, basit bir nostaljiye saplanma sorunu değildir; bu, bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkını eline alamamasının, tarih karşısında edilgen bir nesne konumundan, tarih yapan bir özne konumuna geçememesinin en derin, en yapısal krizidir. Bu krizin en somut tezahürü, eylemsizlik döngüsünde yatar. Hatırlıyoruz, fakat hatırladıklarımız bizi harekete geçirmiyor. Anıyoruz, fakat anmalarımız bizi daha güçlü bir örgütlenmeye taşımıyor. Konuşuyoruz, en ateşli nutukları atıyoruz, fakat bu sözler somut bir siyaset üretmiyor, bir stratejiye dönüşmüyor. Bu durum, anlık bir duygusal tıkanıklığın çok ötesinde, kolektif iradenin bütün sinir sistemini etkileyen topyekûn bir siyasal felç halidir. Bir halkı tarihsel bir aktör kılan en temel yetenek, yani kendi geleceğini kurma ve tarih yapma kapasitesi, bizde neredeyse tamamen körelmiş, yerini sadece geçmişin acılarını anlatan bir tarih anlatıcılığına bırakmıştır. Geçmişi bugünün diliyle yeniden kurmak, onun içinden yeni dersler çıkarmak yerine, onu bir ayin metni gibi, hiçbir harfini değiştirmeden tekrar ediyoruz. Zamanla bu tekrarlar, düşünsel bir tembelliğe, acıyla yoğrulmuş duygusal bir teslimiyete, hatta bu teslimiyetten beslenen gizli bir konfora dönüşüyor. apiscanberk.blogspot.com/2025/09/cerkes…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
1
4
17
252
Janberk Apiş retweetledi
Nart Ateşi
Nart Ateşi@Circassianology·
📢 Duyuru 8 Mayıs Cuma günü saat 22:30’da, ÇERTAV Başkanı Sn. Murat Özden’in konuk olacağı “Gönen & Manyas Sürgünü ve ÇERTAV Faaliyetleri” konulu yayınımız gerçekleşecektir. Tüm Çerkesleri ve Çerkes dostlarını yayınımıza bekliyoruz. #NartAteşi #ÇerkesGündemi
Nart Ateşi tweet media
Türkçe
0
6
21
1.5K
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Diaspora dediğimiz yapı, eğer sadece anma günlerinde bir araya gelen bir topluluktan ibaret kalırsa, o zaman bu kurumlar da asimilasyonun sessiz suç ortaklarına dönüşürler. Bu kurumlara profesyonel bir diplomasi, lobi faaliyetleri ve uluslararası kamuoyunu etkileyecek akademik üretimler kazandırmak, duygusallığın ötesine geçen bir akıl gerektirir. Bizim acımız, bir başkasının "tarihsel notu" değil, bizim "varoluş kavgamızın" merkezi olmalıdır. Ve bu kavga, bir masanın başında, bir kürsüde veya bir sosyal medya gönderisinde değil, hayatın her alanında, her gün verilen bir varlık mücadelesiyle kazanılır. Bu varlık mücadelesinin ilk adımı, kendi trajedimizin yönetimini, utangaçlıktan ve korkaklıktan arındırılmış, uluslararası standartlarda bir siyasi güce dönüştürmektir. apiscanberk.blogspot.com/2026/04/21-may…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
0
3
8
237
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Bugün dünyada yükselen "hakikat arayışı" ve "soykırım hafızası" pratikleri, doğrudan doğruya bir organizasyon, bir lobi ve bir akademik birikimle hayat bulmaktadır. Bizim yaşadığımız ise, bu evrensel standartların çok uzağında kalan, adeta kendi kendini uyuşturan bir "mevsimsel yas" halidir ve bu döngü derhal kırılmalıdır. Bir halkın varlığını koruma biçimi, sadece kültürel folklorik öğeleri yaşatmak değil, aynı zamanda o halkın maruz kaldığı büyük yıkımın, yani soykırımın, bugün uluslararası hukuk ve siyaset zemininde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu savunmaktır. Biz ise bunu yapmıyoruz; bunun yerine, kederimizi kamusal alandan gizleyen, utangaç ve "uyumlu" bir diaspora figürü çizerek, katliamı meşru kılan o tarihsel inkar mekanizmasının ekmeğine yağ sürüyoruz. Bu utanç verici tutum, derhal bir politik cüretkârlığa ve akademik cesarete dönüşmelidir. apiscanberk.blogspot.com/2026/04/21-may…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
1
0
8
196
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
21 Mayıs geldiğinde sergilediği ajitasyon, acının samimiyetiyle değil, yalnızca vicdanı teskin etme çabasıyla açıklanabilir. Asimilasyon cenderesi, bizi öyle bir noktaya getirdi ki, artık kendi soykırımımızın hikâyesini bile başkalarının kulaklarına hoş gelecek, kimseyi ürkütmeyecek, düzenin huzurunu bozmayacak bir tonda anlatmaya alıştık. Bu tavır derhal terk edilmelidir. "Devlete dokunmayalım, düzeni bozmayalım, uyumlu azınlık kalalım" şeklindeki telkinlerle büyütülen kuşaklar, tarihlerini bir onur nişanı gibi taşımak yerine, onu bir yük gibi sırtlarında taşıyıp her fırsatta bir kenara bırakmanın yollarını aradılar. Sizin göreviniz, bu korkaklık masalını yırtıp atmaktır. Bütün bir yıl boyunca, kimliğinizi kamusal alandan gizleyen o "makul vatandaş" kimliğinden sıyrılmalı ve tarihsel gerçekliği en sert ve çıplak haliyle savunacak bir siyasi kararlılık göstermelisiniz. Kendi davanızı, başkalarının konforunu düşünerek yumuşattığınız her an, katilin elini güçlendirdiğinizi unutmamalısınız. apiscanberk.blogspot.com/2026/04/21-may…
Janberk Apiş tweet media
Türkçe
0
3
12
293
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
Yeşil bir zemin üzerine yerleşen on iki altın yıldız ve birbirine kenetlenmiş üç ok, bugün sadece bir topluluğun simgesi değil, zamanın ve mekanın ötesine taşan bir aidiyet bilincinin en saf tezahürüdür. Nisan güneşinin Kafkasya dağlarının eteklerine düştüğü o ilk anlardan itibaren bu bayrak, bir halkın karakterini, asaletini ve bir arada durma iradesini gökyüzüne nakşeder. Vatan kavramı bizim için sadece coğrafi bir koordinat değil, nesiller boyu aktarılan bir edep, bir duruş ve bir hatırlayış biçimidir. Çerkesya bugün bizden uzakta bir düş gibi görünse de, bayrağımızın üzerindeki her bir yıldız o toprakların ruhunu, dağların sertliğini ve vadilerin dinginliğini taşıyıp getirir soframıza. Bu özel gün, bir kaybın yasını tutmak değil, var olmanın ve kimliğine sahip çıkmanın vakarını paylaşmaktır. Bizler dünyanın dört bir yanına dağılmış olsak da, o yeşil kumaşın gölgesi hepimizi aynı köklü çınarın dalları gibi birleştirir. Üç okun temsil ettiği birlik ve dayanışma ruhu, bugün her zamankinden daha canlı bir şekilde kalplerimizde çarpmaktadır. Vatana duyulan o derin özlem, bir sızıdan ziyade bizi diri tutan, geleceğe dair umudumuzu yeşerten bir memba suyudur. Kendi kültürümüzün zenginliğini yaşatırken başkalarının hakikatine de saygı duymayı öğreten o kadim terbiye, bugün bu bayrağın altında yeniden anlam kazanır. Çerkes bayrağı, Kafkasya’nın o eşsiz doğasından süzülüp gelen bir barış ve onur nişanesidir. Gökyüzüne her bakışımızda o yıldızların parıltısında kendi tarihimizin dürüstlüğünü ve yarınlarımızın aydınlığını görürüz. Aidiyetin bu sessiz ama derin gücüyle, 25 Nisan Çerkes Bayrağı Günü’müz kutlu olsun, gönlümüzdeki vatan sevgisi ve bayrağımızın temsil ettiği o yüce ahlak daim kalsın.
Türkçe
4
12
77
1.9K
Janberk Apiş
Janberk Apiş@apiscanberk·
"Bu keskin ve yer yer rahatsız edici tespitlerin her bir satırı, bir halkın geleceğine duyduğum sarsılmaz inancın ve bu inancın örselenişinden doğan derin kederimin mahsulüdür." Diasporanın Zihniyet Krizi ve Gençliğin Görevi @apiscanberk apiscanberk.blogspot.com/2026/04/diaspo…
Türkçe
0
1
5
232