
Mahmut ARAS
369 posts



Birazda gerçekler ✍️✍️
















Kuran'ın nasıl derlendiği anlatısı bize tek 1 kişi üzerinden geliyor, bu normal mi? Diye soruyorum. Şimdiye dek ciddi bir tepki duymadım. İslam tarihinin en önemli olaylarından biri bu. Normalde onlarca sahabe ve yüzlerce raviden, pek çok isnadla, yığınla rivayet olması beklenirdi. Ama yok! Zeyd'in Kuran'ı topladığına dair delil ne? Zeyd'in kendi anlatısı! Bu size normal geliyor mu? Ömer Kuran'ın kaybolacağından korkmuş, Ebubekir'i ikna etmiş, Zeyd'i görevlendirmişler.... Kim anlatıyor bunları? Zeyd! İşin komiği, Zeyd'den bir sonraki kuşakta da bu bilgiyi duyan tek bir kişi var: Ubeyd b. es-Sebbak. Zeyd madem bu kadar önemli bir iş yaptı, bu olayı sadece Ubeyd'in kulağına mı fısıldadı? Neden ondan başka duyan kimse yok? Ya Ubeyd? O da bu kadar önemli bir olayı nedense sadece Emevilerin Saray İmamı Zühri'ye anlatmış. Yani ilk 110 yıl bu bilgi, 3 kişi arasında bir sır gibi saklanmış sanki! Ama Zühri'den 100 yıl sonra Basra'dan Kurtuba'ya her yere yayılmış bu hikaye. Bu anlatıyı kitaplarına alan tek bir hadisçi bile bu tuhaflığı fark etmemiş. Üstelik bu tek kişiden gelen hikaye kendi içinde de ciddi tutarsızlıklar barındırıyor. Peki Müslümanların bu tuhaflığa tepkisizliği neden? O kadar ki çoğu kişi bunu ilk defa duyuyor. Duyanlar da, din adamlarının sessizliğine bakarak şu haklı soruyu soruyorlar: "Bu kadar ciddi bir sorun olsa, Gürkan'dan önce şu kadar hoca, alim, ilahiyatçı bunu dillendirmez miydi" diyorlar.* Maalesef bu çok önemli mesele açıkça tartışılmıyor, çünkü bu hikayenin zayıflığı kabul edildiğinde geleneksel din yorumlarının dayandığı pek çok kabul sarsılacak. Bakın arkadaşlar biz boşuna "dinde tek kaynak Kuran" demiyoruz. Hakim geleneğin zihinlerde açtığı bu ve benzeri tüm sorulara "iman dairesinde kalarak" tutarlı cevap veren en iyi pozisyon bu çünkü. İzlemede kalın. Serinin son videosu yakında geliyor inşallah. _______ (*) Bu problem benim keşfim değil, literatürde uzun zamandır tartışılan bir mesele. Bazı Müslüman araştırmacılar da bu hikayenin tek bir kanal üzerinden geldiğini kabul etmişler. Fakat geleneksel hadis-merkezli anlayışa sahip olanlar, bu durumu çoğu zaman sadece tespit edip bırakıyorlar. Buna karşılık “dinde tek kaynak Kuran” diyenler, bu tuhaflığı kendi sistemleri içinde daha tutarlı biçimde açıklayabiliyor, çünkü bu rivayetleri dinin temeli yapmak zorunda değiller.













“Dinde tek kaynak Kuran'dır” fikrini Edip'ten ilk dinlediğimde, bunun doğruluğunu kabul etmem ~1 dakika sürmüştü. Çünkü bu fikir kafamdaki pek çok ayrı sorunun aslında aynı kökten doğduğunu gösteriyordu: Hakim ehli sünnet gelenek Kuran'a dair neredeyse hiçbir şey bilmiyor! - Besmeleler Kuran ayeti mi? - Sure sıralaması vahiyle mi belirlendi? - Elif-lam-mim gibi kesik harfler ne anlama geliyor? - Kuran'ın bazı ayetlerini sadece Allah mı bilir, yoksa Allah ve ilim sahipleri mi? (Al-i İmran 3:7) - Hangi ayetlerin neshedildiğine dair neden 1 (bir) tane bile net rivayet yok? - En sağlam ezberle gelmesi gereken Fatiha suresinin 4. ayetinin 22 farklı okuması olması normal mi? - Peki ya abdest ayeti? Ayakları yıkanacak mı, mesh mi edilecek? gibi onlarca soru tek bir şeye işaret ediyordu. Hakim gelenek bu kadar basit şeyleri bile bilmiyor. Ama bu nasıl olabilirdi? Rasul bunlarla ilgili hiç mi açıklama yapmamıştı? Sahabe hiç mi sormamıştı? Sahabenin bunları bilmemesi mümkün değildi ama o zaman neden bu bilgiler sonraki nesle aktarılmamıştı? Daha da acı olan, ehli sünnet hakim geleneğin bildikleri de yanlıştı! Neler yok ki yanlış anladıkları ayetler arasında: - Haram kılınan yiyecekler, kölelik, cariyelik, çocuk evliliği... gibi onlarca konu - Ama en çarpıcı alanlardan biri ehli kitapla ilgili ayetlerdi. Mesela Kuran'ın en merkezi kavramlarından biri olan “ümmi”. Kuran bu kavram üzerinden çok temel bir dini-siyasi ayrım kuruyordu. Fakat hakim gelenek bu kavramı “okuma yazma bilmeyen” diye anlayarak, Kuran'ın en önemli tartışma konusunu tamamen ıskaladı. Bu kadar temle bir kavramı bile anlayamayan geleneğin yorumlarına güvenerek din inşa edilebilir mi? Üstelik konu sadece Kuran'ın yanlış anlaşılması da değildi. Tarihi kayıtlar çok tuhaf bir tablo çiziyordu. - Rasul'ün ölümünden 140 yıl sonra Mekke'liler paralı seksin helal olduğuna dair fetvalar veriyor ve bunu ibni Abbas gibi bazı büyük sahabelere dayandırıyorlardı. İnsanların paralı seks için bu fetvaları kullandığı tefsir kitaplarına bile girmişti. - Aynı şekilde Kufe halkı sarhoşluk edici içkileri helal görüyordu. Ebu Hanife dahil Hanefi çizgisindeki isimlerden tutun; Süfyan es-Sevri, el-Ameş gibi Hanefi çizginin dışında kalan Kufeli hadis otoriteleri de içki konusunda aynı görüşteydiler. Ve hepsi, kendi bölgelerine gelen sahabe üzerinden aldıkları hadislere dayanıyorlardı. Kufe'ye 1500 civarında sahabe gittiği söyleniyor, bu adamlar içkinin helal olmadığını bilmiyorlar mıydı? Benzer farklı anlayışlar farklı konularda diğer merkezlerde de vardı. Yani Rasul'ün ölümünden 150 yıl sonra, her şehirde bambaşka bir din yaşanıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Allah Rasul'ünün ashabı, her şehir için farklı bir din mi anlatmışlardı? Ben kendi adıma bu soruların cevabını “dinde tek kaynak Kuran'dır” fikrinde bulduğumu düşünüyorum. Bu yazıyı biraz da bunun için paylaştım. Sizin de aklınıza gelen, “ehli sünnet hakim geleneğin Kuran konusunda gerçekten açıklayamadığı” net örnekler varsa yorumlara yazarsanız sevinirim. Ama subjektif veya yoruma dayalı şeyler değil; mümkün olduğunca somut, çarpıcı ve anlatması kolay örnekler olursa iyi olur.

Enis Doko: " Gizli namaz kılıp oruç tutan akademisyenler biliyorum. Türkiye'deki meşhur birkaç psikiyatrist mesela dindardır, anlamazsınız Çünkü elit olmanın, dindar olmamayı gerektirdiğini düşünüyorlar."



Bazıları üretir, bazıları da üretenlerin Cambridge ve Q1 yayınlarını konuşur. Akademide herkesin rolü farklı tabii.






Ebu Lehep'i düsünüyorum bazen. Tebbet süresi indikten sonra " ben müslüman oldum" deseydi hz. Muhammed'i yalancı konumuna düsürüp islamı yayılmadan bitirebilirdi fakat yapamadı


