Simon@Lost_Horses
Kürtler Yunus peygamberin çocuklarıdır, aynı kaderi paylaşıyorlar.
Bilirsiniz Hz. Yunus, Güney Kürdistan'da (Bazı Kürtler ona Xoşeng diyor, Ninova bölgesinde Duhok, Musul, Erbil üçgeni) yaşamış bir peygamberdir.
Saîdê Kurdî bir yerde Yunus kıssasını anlatırken, onun içine düştüğü imkansız ve acıklı durumu çok güzel betimler. Özetle Yunus kapkaranlık bir gecede, dalgalı bir denize düşer ve yetmezmiş gibi bir balık onu yutar. Sahil-i selametten uzak, ölmesi için bütün kötü şartların seferber olduğu debdebeli bir süreçten sonra Yunus sağ kurtulmayı başarır.
Son 200 yılda Kürtlerin başına gelenler, Yunus peygamberin aynısı. Yunus yerinde hangi insan olsaydı ölürdü, aynı şekilde Kürtlerin yaşadıkları başka hangi ulusun başına gelseydi, şimdiye on defa tarihten silinmişlerdi.
1800'lerde dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan Osmanlı tarafından toplu saldırıya uğradılar ve bütün yerel mirlikleri dağıtıldı, kitleler halinde İstanbul'a sürüldüler. Herkesin Osmanlı'dan bağımsızlaştığı bir dönemde kıyamet gibi bir şey yaşadılar.
1900lerde dünyanın en büyük iki devleti İngiltere ve Fransa tarafından dörde bölündüler, ordulaşmaları engellendi. Tüm lider ve kadroları sürgün edildi. Herkesin devlet kurduğu bir dönemde tarumar edildiler.
Bölgenin en büyük devletlerinden biri olan Türkiye; Zîlan ve Dêrsim'de toplu katliamlar yaptı, dillerini yasakladı, liderlerini astı, siyasilerini hapsetti, köylerini yaktı, nüfusun yarısını yerinden edip metropollere sürdü, çocuklarını anadilinden mahrum etti, polisle orduyla JİTEMle tekraren sivil katletti ve her gün Türklük vahşetini ateşli bir gürz gibi Kürtlerin başına indirdi.
Bölgenin en büyük devletlerinden bir diğeri olan İran, daha beterini yaptı, liderleri kurşuna dizdi, siyasileri hergün halkın gözü önünde idam etti, dilini kültürünü, ulusal ve geleneksel her türlü zenginliğini talan etti. Bir veba gibi Kürtlerin tüm yaşamsal alanlarına müdahale etti.
Bölgenin güçlü devletlerinden biri olan Irak, önce Kürtleri dağlara sürdü, tüm oluşumları dağıttı, enfal ile on binlercesini katletti, kimyasal ile soykırıma kalkıştı, şeytanın soyu ilan etti. Erkekleri çöle gömüp kadınları ganimet saydı. Şehir şehir köy köy Arap nüfus yerleştirip ırkkırımı yaptı.
Bölgenin diğer güçlü devletlerinden biri olan Suriye ise, yukarıda sayılan her maddeyi uyguladı. Ta'rib siyaseti ile bütün Rojava'yı boşalttı, kimliklerini iptal edip hayvan statüsüne düşürdü. Liderleri çöl hapishanelerinde işkence etti. Göz dağı vermek için sinema salonunda diri diri çocuk yaktı.
Ve bu dört devlet bütün bu zulmü aynı anda, büyük devletlerin gözü önünde onların silahları ile yaptı. NATO kemalizm ile Sovyetler de baasizm ile Kürtlerin ateşine odun taşıdı. Dağdaki yılanın çöldeki çıyanın bile sahibi vardı ama Ortadoğu'daki Kürdün yoktu. Bir milletin yaşayabileceği bütün zulüm ve zilleti yaşadılar.
Yetmedi dünyanın en vahşi terör örgütü DAEŞ, dünyanın dört bir yanından topladığı barbar cihatçılarla dört bir koldan Kürtlere saldırdı, katliam yaptı, çocukları öldürüp kadınları cariye aldı.
..........
Fakat tıpkı Yunus gibi Kürtler de bütün bu zulumattan sağ çıkmayı başardı. Hem de bozulmadan canavarlaşmadan. Bunca şeyi kim yaşasa insanlığın başına bela olur, dünyaya terör saçardı.
Aksine Kürtler insanlığın medarı iftiharı oldu, demokrasi, insan hakları kadın özgürlüğü ve azınlıklar konusunda bölgenin parlayan yıldızı oldu.
Şimdi tıpkı Yunus gibi sahil-i selamete çıktığımız bir zamana girdik. Toprağa gömdükleri Kürtlerin yeşerme zamanıdır. Ölüme terk ettikleri bütün kürdi değerlerin yeniden neşvünema etme dönemidir. Yine Saîd'in tabiriyle, 500 senedir yattığımız yetti, uyanma vaktidir.
Yunus geri döndüğünde kendisini ölüme terk edenlere merhamet etmişti. Biz de edeceğiz. Çünkü merhamet Kürtlüğün şanındandır.
Nasıl ki o günahkar kavim, Yunus'un himmetine ihtiyaç duyduysa, bugün bu günahkar Ortadoğu da merhametli (demokratik) bir Kürdistan'a muhtaç.
Resim: Claude Joseph Vernet