



yalnız kurt
2.2K posts











CHP'yi konuşup İş Bankası'nı işaret etti! Cumhur İttifakı'nın minik ortağı HÜDA PAR Milletvekili Şahzade Demir, ağzındaki baklayı çıkardı: “İş Bankası bir partinin değil, kamunun malıdır. Tek parti iktidarı, kendisini birçok şirkette olduğu gibi bankaya da ortak yapmıştır. Çok partili düzende bu ortaklığın sürmesi siyasette fırsat eşitliğine aykırıdır. Hindistanlı Müslümanların yardımlarıyla kurulmuş bu banka… Faizli işlemlerden çekilerek katılım bankasına dönüştürülmesi en uygun olandır.”








HÜDAPAR Milletvekili Şahzade Demir: "İş Bankası bir partinin değil, kamunun malıdır. İş Bankası'nın faizli işlemlerden çektirilmesi ve bir katılım bankasına dönüştürülmesi en uygun olandır."








Bugün Atatürk hisselerinin Hazine’ye devri veya kayyum atanması tartışılıyorsa, öncelikle şu temel sorunun cevaplandırılması gerekir: Atatürk’ün vasiyetinin, vasiyeti korumak ve yerine getirmekle yükümlü olanlar tarafından eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı… Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin, Anayasa’nın 134. maddesi ile koruma altında bulunmasına rağmen, kurucu intifa senetleri ile A ve B grubu imtiyazlı hisselere ilişkin gelirlerin sınırlandırılması ve bu nedenle vasiyet alacaklısı kurumlara yıllardır eksik veya kısıtlı ödeme yapıldığı yönündeki iddialar, hukuken cevaplandırılması gereken en önemli meseledir. Nitekim 1963 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında, Atatürk’ün vasiyetine yapılacak en küçük müdahalenin dahi kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım esas alındığında, vasiyet gelirlerine müdahale edildiği ve bunun uzun yıllar uygulandığı iddialarının hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi hukuk devletinin gereğidir. Bir yandan “Atatürk’ün hisselerine ve vasiyetine sahip çıkıyoruz” denilirken, diğer yandan vasiyetin eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı konusunun görmezden gelinmesi önemli bir çelişkidir. Öncelikle cevap verilmesi gereken husus, Atatürk’ün vasiyetinin bugüne kadar tam ve eksiksiz yerine getirilip getirilmediğidir. Bu nedenle mesele “kayyum” tartışması değildir. Asıl mesele, Atatürk’ün vasiyetinin hukuka uygun şekilde ve eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sağlanmasıdır. Sorulması gereken soru şudur: Atatürk’ün vasiyet gelirleri eksik veya kısıtlı ödenmeye devam mı etsin; yoksa hukuk devleti ilkesi gereğince vasiyetin tam ve eksiksiz uygulanması yasal yollarla sağlansın mı? Tartışılması gereken konu kayyum değil; Atatürk’ün vasiyetinin eksiksiz yerine getirilmesidir.





Sayın Fikri Sağlar, Yazınızda İş Bankası hisselerinin Atatürk’ün vasiyeti bakımından tarihî ve hukukî bir emanet niteliği taşıdığını, bu nedenle vasiyetin korunmasının önemini vurguluyorsunuz. Bu tespit, ilke olarak katılınabilecek bir değerlendirmedir. Ancak aynı hassasiyetin, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanması konusunda da gösterilmesi gerekir. Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkmaktan söz edilirken, uzun yıllardır vasiyet gelirlerinin Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na Atatürk’ün iradesine uygun şekilde tam olarak ödenmediğine ilişkin iddialar ve bu konuda açılmış davalar görmezden gelinmemelidir. Bu tartışmaların merkezinde yer alan husus, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanmasına ilişkin hukukî uyuşmazlıklardır. Bu çerçevede, Atatürk’ün vasiyetinin yerine getirilmesini gözetmekle yükümlü olduğu ileri sürülen CHP’nin, vasiyetin eksiksiz uygulanması konusunda yeterli girişimde bulunmadığı ve açılan davalarda vasiyetin tam olarak uygulanmasını savunmak yerine zamanaşımı gibi usul itirazlarına dayandığı yönündeki eleştiriler de kamuoyunda ciddi şekilde tartışılmaktadır. Bu iddiaların hukuk önünde değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Yazınızda dile getirdiğiniz ilkelerde samimiyseniz, size ulaştıracağım bilgi ve belgeleri herhangi bir ayıklama veya değişiklik yapmadan kamuoyuyla paylaşabilir ve bunlara ilişkin değerlendirmenizi de açıklayabilir misiniz? Farklı görüşlerin ve somut belgelerin birlikte tartışılması, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine katkı sağlayacaktır. Öte yandan, olası bir kayyum tartışması da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Böyle bir tedbir, keyfî bir uygulama olarak değil; eğer gerçekten 35 yılı aşkın süredir Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin vasiyet hükümlerine, Anayasa’nın 134 ve 35. maddelerine ve Anayasa Mahkemesi’nin 1963 tarihli kararında ortaya konulan ilkelere aykırı şekilde eksik veya kısıtlı ödendiği yargısal olarak tespit edilirse, bu hukuka aykırılıkların ve doğduğu ileri sürülen kamu zararının giderilmesi amacıyla hukuk düzeninin öngördüğü mekanizmalar kapsamında değerlendirilebilir. Kanaatimce asıl üzerinde durulması gereken husus; Atatürk’ün vasiyetinin eksiksiz uygulanmasının sağlanmasıdır. Eğer yıllar önce açılan davalarda usul itirazları yerine vasiyet hükümlerinin tam olarak yerine getirilmesi yönünde bir yaklaşım benimsenmiş olsaydı, bugün bu tartışmaların önemli bir kısmı muhtemelen hiç yaşanmayacaktı. Sonuç olarak mesele, kurumlar veya kişiler üzerinden yürütülen bir siyasi tartışma değil; Atatürk’ün iradesine, hukukun üstünlüğüne ve vasiyet hükümlerinin eksiksiz uygulanmasına ilişkin bir hukuk devleti meselesidir.


















Bu açıklama normal şartlarda soruşturma açılması gereken bir açıklama. İş Bankası halk açık işlem görüyor, kaldı ki bu durum BDDK açısından da sıkıntılı. Ama tabi bir şey olmayacak!






Yargı, uyuşmazlığın esasına ilişkin ileri sürülen tüm delilleri tartışarak bir değerlendirme yapmamıştır. Kararda, kurucu intifa senedi haklarının rıza alınmaksızın ortadan kaldırılamayacağı yönünde bir hukuki tespit yapılmasına rağmen, bankanın mahkemeye sunduğu yazılı beyanlarda hak sahiplerinden rıza alınmadığını kabul ettiği hususu kararın gerekçesinde değerlendirilmemiştir. Aynı şekilde, Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin yıllardır kısıtlanarak vasiyet alacaklısı kurumlara eksik ödendiğine ilişkin ileri sürülen iddialar ve bu konuda sunulan deliller de, tüm ısrarlı taleplerimize rağmen gereği gibi incelenmemiştir. Buna rağmen, kamuoyuna sanki yargı Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin eksik ödenmesini hukuka uygun bulmuş gibi bir algı oluşturulması doğru değildir. Kanaatimizce, ortada delillerin değerlendirilmesi bakımından ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Tüm dava dilekçeleri, cevap dilekçeleri, savunmalar, mahkemeye sunulan belgeler ve gerekçeli kararlar olaya özel internet sayfasında yayımlandığında, kamuoyu sürecin tamamını bizzat inceleme imkânı bulacaktır. O gün geldiğinde, kimin hukuki dayanaklarla hareket ettiği, kimin eksik veya yanıltıcı değerlendirmelerde bulunduğu herkes tarafından görülecektir. Kamuoyuna “yargıdan gerekli karşılığın alındığı” yönünde yapılan açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Hukuki süreçler tamamlandığında, yargının değerlendirmesinin herkes açısından bağlayıcı sonuçlar doğuracağı açıktır. Hukukun üstünlüğüne olan inancımızla, tüm delillerin eksiksiz değerlendirileceği ve gerçeklerin ortaya çıkacağı günü bekliyoruz.