Burcu

12.6K posts

Burcu banner
Burcu

Burcu

@brcblt__

Respect, kindness and empathy 🦋 No hierarchy🕊 Classless society ✌ 'Peace at home, peace in the world.' M. K. Atatürk 🪔 Vegan 🌱

Multiverse Katılım Kasım 2014
585 Takip Edilen461 Takipçiler
Burcu retweetledi
Timur Soykan
Timur Soykan@timursoykan·
Esra Işık’ın mücadelesine lütfen destek olun. Bu; köylerindeki güzel hayatı açgözlü vahşi kodamanlara karşı koruyanların destansı direnişidir. Toprağımızı korumak için kötülerin karşısında iyilerin yanında durmalıyız.
BirGün TV@BirGun_TV

🔴DEVLET BİZE BUNU NEDEN YAŞATTI? 🎙️Esra Işık: Burası sadece benim değil, annemin babamın köyü. Burası aslında benim kuşaklarımın köyü. Benim son kalan toprağım. Burada büyüdüm; çocukluğum zeytin ağaçlarının başında, çam ağaçlarının dibinde geçti. Bebekken ananemin, babaannemin kucağında tütün tarlalarındaymışım. 🔗youtu.be/cBIwFBUn5wY 🎙️@timursoykan ile Cevap Hakkı'nın yeni bölümü ŞİMDİ YAYINDA!

Türkçe
25
1.7K
7.3K
86.3K
Burcu retweetledi
Kemal Sayar
Kemal Sayar@mkemalsayar·
Gerçek dostluk, hesap kitap mantığını askıya alabilmektir. Faydaya değil, birlikte iyi olma hâline dayanır. Sessiz oturabildiğimiz, aynı hikayeyi defalarca paylaşabildiğimiz insanlardır dostlar. Ve bütün bunları “zaman kaybı” olarak görmemek. Modern dünyanın en nadir sadakat biçimlerinden biri. Bugün birçok insanın yaşadığı derin yalnızlık biraz da bundan kaynaklanıyor: Hayatlarımız bağlantılarla dolu ama aidiyet hissi gittikçe azalıyor. Evet dostluk bazen sadece budur: Hayatın bütün yorgunluğuna rağmen birbirini aramaya, birbirine dönmeye devam eden insanların sessiz sadakati. Zamanın uçuculuğuna, her şeyin faydaya tahvil edilişine karşı samimi bir direniş.
Türkçe
14
254
1.4K
36.1K
Burcu retweetledi
Evrensel Gazetesi
Evrensel Gazetesi@evrenselgzt·
Kapitalizmin yeni stratejisi "yeşil dönüşüm", karbonsuzlaşma söylemi altında yoksul ülkeleri boyunduruk altına alan devasa bir sömürü pazarı yaratıyor. Elektrikli araçlar ve yapay zeka için gereken kritik minerallere yönelik talep; Küresel Güney'de su kıtlığı, topraksızlaştırma ve ağır ekolojik yıkımlara yol açıyor. Her 1 ton nadir toprak elementi üretimi için yaklaşık 2 bin ton toksik atık ortaya çıkıyor. Egemen ülkeler temiz teknolojiyle büyürken, yoksul halklar toksik atıklarla baş başa kalıyor; bu yıkım emperyalizmin yeşil suretidir ✒️Kansu Yıldırım (@KansuYildirim) yazdı evrensel.net/yazi/99283/yes…
Evrensel Gazetesi tweet media
Türkçe
0
48
91
4.9K
Burcu retweetledi
Selâhattin Aydın
Selâhattin Aydın@selahattnaydiin·
Bu düzenin en önemli katalizörlerinden biri de her şeyin zihinlerde normalleşiyor oluşu ve bir bireyin yaşananları görmezden gelişi. Her kötülük, her adetsizlik, her yoksulluk, her talan sanki düzenin olağan akışıymış gibi kodlanırsa yaşananları görmezden gelenlere de sıra gelir. Düzenin her köşesinden sömürü akıyor ve her karar şirketlerin lehine alınıyor. Alın teri ve emek maliyet, doğanın her parçası; su, orman, tarım alanları, köyler kalkınma ve kamu yararı kılıfıyla şirketlerin lehine ekonomik girdi olarak kodlanıyor.
Türkçe
1
8
47
1.1K
Berna Özgül
Berna Özgül@bernaozgull·
Canım abimin bu fotoğrafını tesadüfen buldum… Merhametiyle, vicdanıyla, güzel kalbiyle hafızalarımıza kazınan Motokurye Samet Özgül’ü unutmayacağız… 🤍 #SametÖzgülİçinAdalet
Berna Özgül tweet media
Türkçe
21
237
1.9K
13.3K
Burcu retweetledi
Sedef Kabaş
Sedef Kabaş@SedefKabas·
“Bundan böyle seçimler göstermelik olacak… Sandık olacak ama demokrasi olmayacak. Tek çare sivil itaatsizlik!” Bu sözlerim nedeniyle bugünkü duruşmada savcı hakkımda hapis talep etti. Takdir elbet mahkemenin… Ama artık “Ben bu hileli düzeni reddediyorum” demek bile suç sayılıyor. Diyeceğim bu kadar…
Sedef Kabaş tweet media
Türkçe
2
1.6K
12.3K
156.8K
Burcu retweetledi
Hüseyin Vodinalı
Hüseyin Vodinalı@HVodinali·
"Bu seçim gelecekte kazanacağımız büyük zaferlerin ilk adımıdır. Geçmişte bize yapılanların rövanşını alma özlemini içimize gömüyoruz" dedi Özgür Özel 31 Mart 2024 akşamı. Acil erken seçim isteyeceğine Mayıs başı 'normalleşme' dedi. Büyük zafiyet göstergesiydi, affetmediler.
Türkçe
7
22
110
2K
Burcu
Burcu@brcblt__·
Sağlıklı bir toplum totaliter eğilimleri “geçici sertlik” diye normalleştirmez. Örneğin: • Basının susturulması, • Yargının bağımsızlığını kaybetmesi, • Muhaliflerin “hain” ilan edilmesi, • Tek lider etrafında kutsallaştırma gibi işaretler ortaya çıktığında erken tepki üretir
Kemal Büyükyüksel@KBuyukyuksel

Türkiye’de yaşananlar siyasal açıdan ağır olduğu kadar vatandaşlar için onur kırıcı. İnsanların önemli bir kısmı, muhtemelen tam da bu yüzden delilik boyutuna varan şeyler yaşanırken gerçekten tam yaşanmıyormuş gibi devam ediyor. Çünkü olup biteni bütün çıplaklığıyla kabul etmek ülkenin ne hale getirildiğini görmekten de öte kendi onurunun ne kadar çiğnendiğiyle, buna ne kadar maruz kaldığıyla, hatta kimi zaman buna ne kadar uyum sağlamak zorunda bırakıldığıyla yüzleşmek anlamına geliyor. Bu durum görünürlüğü daha fazla olan, kamusal alanda yer kaplayanlar için daha da böyle. Toplumda daha görünür olanlar, gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler, uzmanlar, kanaat üreticileri çoğu zaman bir psikolojik pazarlığın içinde konuşuyor. Gerçekliği bütünüyle inkar etmiyorlar belki, ama onu olduğu ağırlıkta da adlandırmıyorlar. Kelimeleri yumuşatıyorlar, cümleleri dolandırıyorlar, olağanüstü olanı olağan siyaset diliyle anlatmaya çalışıyorlar. Böylece de hem gerçeğe tamamen sırtlarını dönmemiş oluyorlar, hem de o gerçeğin kendilerine ne yaptığını tam olarak kabul etmemiş oluyorlar. Ortaya çıkan şey ise bir tür mış gibi kamusallık. Sanki kurumlar hala işliyormuş gibi, sanki hukuk hala anlamlı bir zemine sahipmiş gibi, sanki seçimler, mahkemeler, medya, üniversiteler, kültür alanı hala normal bir siyasal düzenin parçalarıymış gibi konuşuluyor neredeyse. Oysa herkes bir düzeyde biliyor ki ortada normal bir durum yok. Ama bu bilginin açıkça söylenmesi toplumun maruz bırakıldığı aşağılanmayı da görünür kılıyor. Bu yüzden gerçeklik sürekli yönetiliyor, küçültülüyor, estetize ediliyor, teknikleştiriliyor. En yıkıcı tarafı budur belki de baskının. Baskı yalnızca insanları susturmuyor, aynı zamanda onlara kendi suskunluklarını daha katlanılabilir gösterecek bir dil de öğretiyor. İnsanlar kendi onurlarının ayaklar altına alındığını açıkça kabul edemedikleri için daha ölçülü, daha makul, daha idare edilebilir cümleler kuruyorlar. Çünkü onurunun çiğnendiğini kabul etmek, insanın kendi benlik duygusunda büyük bir çatlak açar. O çatlağı görmemek için de çoğu kişi bir şekilde gerçeklikle pazarlık ediyor. Ne böyle var olacağıma kamusal alandan çekilirim diyor ne de olanı olduğu gibi söyleyebiliyor. Varsa yoksa pazarlık pazarlık pazarlık. Ama pazarlığı yapmayı sürdürdükçe pazarlığı yaptığı muhatabın seviyesine daha çok iniyor. Ve bu da onu daha da derin bir çıkmaza sokuyor çünkü onurunun çiğnendiğiyle yüzleşemediği için tercih ettiği yolda onurundan daha da feragat ediyor. Bu da insanın kendisine bir hakaret. Tam bir girdap. Türkiye’deki siyasal atmosferin en derin tahribatlarından biri de burada yatıyor. İnsanlar haklarından alıkonulurken bir de kendi aşağılanmışlıklarını açıkça adlandırabilme güçlerinden uzaklaştırılıyor. Bunu kabullenemedikleri için inkar davranışlarını şekillendiriyor. İnkar ile gelen nevrotikleşme başlıyor işte burada da. Onuru çiğnenmiş bir toplumun, kendi onurunun çiğnendiğini tam olarak kabul edememesi. Çünkü kabul ettiği anda bu iklime kendi gündelik uyumuyla, suskunluğuyla, normalleştirmesiyle de yüzleşmek zorunda kalacak.

Türkçe
1
0
7
67
Burcu
Burcu@brcblt__·
@KBuyukyuksel Sağlıklı bir toplum totaliter eğilimleri “geçici sertlik” diye normalleştirmez. Örneğin: • Basının susturulması, • Yargının bağımsızlığını kaybetmesi, • Muhaliflerin “hain” ilan edilmesi, • Tek lider etrafında kutsallaştırma gibi işaretler ortaya çıktığında erken tepki üretir
Türkçe
0
0
0
81
Kemal Büyükyüksel
Kemal Büyükyüksel@KBuyukyuksel·
Türkiye’de yaşananlar siyasal açıdan ağır olduğu kadar vatandaşlar için onur kırıcı. İnsanların önemli bir kısmı, muhtemelen tam da bu yüzden delilik boyutuna varan şeyler yaşanırken gerçekten tam yaşanmıyormuş gibi devam ediyor. Çünkü olup biteni bütün çıplaklığıyla kabul etmek ülkenin ne hale getirildiğini görmekten de öte kendi onurunun ne kadar çiğnendiğiyle, buna ne kadar maruz kaldığıyla, hatta kimi zaman buna ne kadar uyum sağlamak zorunda bırakıldığıyla yüzleşmek anlamına geliyor. Bu durum görünürlüğü daha fazla olan, kamusal alanda yer kaplayanlar için daha da böyle. Toplumda daha görünür olanlar, gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler, uzmanlar, kanaat üreticileri çoğu zaman bir psikolojik pazarlığın içinde konuşuyor. Gerçekliği bütünüyle inkar etmiyorlar belki, ama onu olduğu ağırlıkta da adlandırmıyorlar. Kelimeleri yumuşatıyorlar, cümleleri dolandırıyorlar, olağanüstü olanı olağan siyaset diliyle anlatmaya çalışıyorlar. Böylece de hem gerçeğe tamamen sırtlarını dönmemiş oluyorlar, hem de o gerçeğin kendilerine ne yaptığını tam olarak kabul etmemiş oluyorlar. Ortaya çıkan şey ise bir tür mış gibi kamusallık. Sanki kurumlar hala işliyormuş gibi, sanki hukuk hala anlamlı bir zemine sahipmiş gibi, sanki seçimler, mahkemeler, medya, üniversiteler, kültür alanı hala normal bir siyasal düzenin parçalarıymış gibi konuşuluyor neredeyse. Oysa herkes bir düzeyde biliyor ki ortada normal bir durum yok. Ama bu bilginin açıkça söylenmesi toplumun maruz bırakıldığı aşağılanmayı da görünür kılıyor. Bu yüzden gerçeklik sürekli yönetiliyor, küçültülüyor, estetize ediliyor, teknikleştiriliyor. En yıkıcı tarafı budur belki de baskının. Baskı yalnızca insanları susturmuyor, aynı zamanda onlara kendi suskunluklarını daha katlanılabilir gösterecek bir dil de öğretiyor. İnsanlar kendi onurlarının ayaklar altına alındığını açıkça kabul edemedikleri için daha ölçülü, daha makul, daha idare edilebilir cümleler kuruyorlar. Çünkü onurunun çiğnendiğini kabul etmek, insanın kendi benlik duygusunda büyük bir çatlak açar. O çatlağı görmemek için de çoğu kişi bir şekilde gerçeklikle pazarlık ediyor. Ne böyle var olacağıma kamusal alandan çekilirim diyor ne de olanı olduğu gibi söyleyebiliyor. Varsa yoksa pazarlık pazarlık pazarlık. Ama pazarlığı yapmayı sürdürdükçe pazarlığı yaptığı muhatabın seviyesine daha çok iniyor. Ve bu da onu daha da derin bir çıkmaza sokuyor çünkü onurunun çiğnendiğiyle yüzleşemediği için tercih ettiği yolda onurundan daha da feragat ediyor. Bu da insanın kendisine bir hakaret. Tam bir girdap. Türkiye’deki siyasal atmosferin en derin tahribatlarından biri de burada yatıyor. İnsanlar haklarından alıkonulurken bir de kendi aşağılanmışlıklarını açıkça adlandırabilme güçlerinden uzaklaştırılıyor. Bunu kabullenemedikleri için inkar davranışlarını şekillendiriyor. İnkar ile gelen nevrotikleşme başlıyor işte burada da. Onuru çiğnenmiş bir toplumun, kendi onurunun çiğnendiğini tam olarak kabul edememesi. Çünkü kabul ettiği anda bu iklime kendi gündelik uyumuyla, suskunluğuyla, normalleştirmesiyle de yüzleşmek zorunda kalacak.
Türkçe
15
111
350
34.9K
Burcu retweetledi
Selâhattin Aydın
Selâhattin Aydın@selahattnaydiin·
Bartın Amasra'da 13 yaşındaki bir kız çocuğu yoksulluğun yarattığı muhtaçlığın neticesinde 36 kişi tarafından cinsel istismara uğramış. Bir kız çocuğunun bedenini kendine tatmin aracı haline getiren bu aşağılık kişiler 300-500 lira için de pazarlık yapmışlar. Bunu tekil bir olay gibi görmek ve adli vakaya indirgemek yanlışların en büyüğü olur. Yoksulluğun ve açlığın verdiği muhtaçlık, mecburiyet bunları tetikler çünkü çıkış yolu bulunacağına dair inanç bitmiştir. Çocuğun veya ailesinin ekonomik olarak yoksul, güvencesiz ve muhtaç durumda olması failler tarafından korunmasızlık olarak algılanır.
Türkçe
4
123
497
14.6K
Zülâl Kalkandelen Ⓥ 🐑
İstanbul Aydın Üniversitesi tarafından 4. kez düzenlenen Uluslararası İletişim, Dijitalleşme ve Toplum Sempozyumu’nda (ICDS) sunulan bir araştırma, sosyal medya manipülasyonunun boyutunu gözler önüne serdi. Dr. Öğr. Üyesi Burak Gökalp ve akademisyenlerden oluşan araştırma ekibi tarafından X (Twitter) platformunda yapılan çalışmada; “sokak”, “hayvan”, “başıboş”, “sahipsiz”, “köpek”, “kısırlaştır” ve “itlaf” gibi kelimeleri içeren paylaşımlar analiz edildi.   Araştırmanın sonuçlarına göre, hayvansever taraftaki en etkili 18 hesabın tamamı organik kullanıcı profillerinden oluşurken; karşıt görüşteki en etkili 18 hesabın tamamının trol hesap olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, manipülatif dijital aktörlerin yalnızca tartışmalara “gürültü” eklemediğini, aynı zamanda karşıt kampın dijital liderliğini tamamen ele geçirdiğini belirtti. Kaynak: Artuklu Haber
Zülâl Kalkandelen Ⓥ 🐑 tweet media
Türkçe
75
316
647
30.3K
Burcu retweetledi
Kansu Yıldırım
Kansu Yıldırım@KansuYildirim·
🧵 Türkiye'de gıda enflasyonu dünya ortalamasının yaklaşık 19 katı. Gıda fiyatlarındaki hiper artışı tek başına maliye politikalarıyla açıklamak, "kötü ekonomi yönetimine" bağlamak yetersiz çünkü basit bir "fiyat" sorununun ötesinde bir durum var. Sermayenin merkezileşmesine bağlı köklü bir dönüşüm ve tasfiye söz konusu. 🔎 Tarımsal üretimde kamu kaynaklarının uluslararası tekellere aktarılması, küçük ölçekli üreticilere ait tarım arazilerine acele kamulaştırma gibi mekanizmalarla el konması, büyük sermaye lehine arazi toplulaştırmaları ve toprak satışları, küçük üreticilerin ve köylülerin proleterleşmesi gibi çok sayıda faktörün bulunduğu sermaye birikim rejimi ve gıda egemenliğiyle ilgili çok boyutlu bir süreç söz konusu. 💰 Bankacılık ve finans sisteminin asli rolü, küçük üreticiye "büyümesi" için kredi vermek değil, dağınık durumdaki küçük sermayeleri finansal bir havuzda toplayarak, devasa yatırımlar yapabilmeleri için büyük kapitalistlerin hizmetine sunmak: 📈 Tarım sektöründe batık kredi tutarı 2025 martta 5.4 milyar TL iken, 2026 yılında yüzde 292.5’lik artışla 21.2 milyar TL'ye yükseldi. 📈 Her yıl icra daireleri üzerinden satışa çıkarılan tarım arazisi ve traktör/biçerdöver sayısı, geçmiş beş yıla oranla yüzde 25-30 civarında arttı. Özellikle traktör hacizleri, çiftçinin üretim gücünü doğrudan kıran bir unsur olarak öne çıktı. 🚜 Haczedilen ve icra yoluyla satılan küçük ölçekli araziler, genellikle büyük tarım-sanayi şirketleri veya yatırım fonları tarafından satın alınarak, tarımsal üretim araçlarının giderek daha az sayıda büyük sermaye grubunun elinde toplanmasını hızlandırır. Çiftçileri ve küçük üreticileri borçlandırarak proleter ve yarı-proleter hale getiren bir sistem söz konusu. 🏦 Bankalara olan bağımlılık ve borç nedeniyle çiftçiler ve köylüler tapuda mülk sahibi olarak görünseler de, toprağın üzerindeki ipotek ve hasadın doğrudan bankaya gitmesi nedeniyle kendi topraklarında yarı proletere dönüşmüşlerdir. Tarımsal kapitalizmin yerleşiklik kazanmasında ve gelişiminde, buna karşılık küçük üreticiliğin tasfiyesinde devletin ekonomik aygıtlarının rolü kritik öneme sahiptir: 💸 2024 yılında yaklaşık 1150, 2025 yılının ilk yarısında ise 580 teşvik belgesi düzenlendi. ⚗️ Tarımda endüstriyel tekellerin işlevi sadece üretim ve dağıtım işiyle de sınırlı değil; Elif Karaçimen'in belirttiği üzere tekeller üretimin ön koşullarını belirleyen alanlarda (tohum, gübre imalatı gibi) yeniden örgütlenmekte, tarımsal üretimde tüm aşamalarında denetimi yoğunlaştırmaktadır. DEVAMI: evrensel.net/yazi/99262/tar…
Kansu Yıldırım tweet mediaKansu Yıldırım tweet media
Türkçe
1
95
167
11.1K
Burcu retweetledi
Kemal Sayar
Kemal Sayar@mkemalsayar·
Psikiyatrinin ve küresel ruh sağlığı anlayışının en temel iddiasını sorgulamak istiyorum: “İnsan zihni evrensel kategorilerle açıklanabilir mi?” Modern psikiyatri çoğu zaman kendi kavramlarını biyolojik gerçeklikler gibi sunar. Oysa bu kategorilerin önemli bir kısmı tarihsel, kültürel ve politik olarak üretilmiştir. Kolonyal dönemde Avrupalı psikiyatristler sömürgeleştirilmiş halkları “ilkel”, “irrasyonel”, “duygusal olarak dengesiz” olarak tanımlıyordu. Böylece psikiyatri yalnızca hastalıkları tanımlayan bir alan değil; aynı zamanda kimlerin “medenî”, kimlerin “geri kalmış” olduğunu belirleyen bir iktidar mekanizması hâline geldi. Bugün artık şunu sormak zorundayız: Psikiyatri gerçekten iyileştiriyor mu, yoksa bazı insanlık deneyimlerini görünmez kılarak belirli bir dünya görüşünü mü evrenselleştiriyor? Dekolonizasyon tartışmasının merkezinde “epistemik şiddet” kavramı yer alır. Bu kavram, bir toplumun kendi bilgi üretme biçimlerinin değersizleştirilmesi anlamına gelir. Modern psikoloji büyük ölçüde WEIRD toplumların yani Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplumların insan modelini temel alır. Bu modelde insan: bireyseldir, rasyoneldir, sekülerdir, lineer zaman içinde ilerleyen bir özne olarak düşünülür. Fakat dünyanın büyük kısmı insanı böyle deneyimlemez. Birçok toplumda benlik kolektiftir. Ruhsal deneyim toplulukla iç içedir. Acı bireysel değil, tarihsel ve kuşaklararasıdır. Kolonyal psikiyatri yalnızca hastalıkları sınıflandırmadı; insanların kendilerini anlama biçimlerini de dönüştürdü. Kişi artık kendisine kendi kültürünün gözünden değil, egemen kültürün merceğinden bakmaya başladı. Siyah derili insanlar beyaz maskeler taktı. Kendi hikayesini değersizleştirdi. Frantz Fanon’un söylediği gibi: “Sömürgecilik yalnızca toprağı değil, bilinci de işgal eder.” Modern psikoterapinin en büyük sorunlarından biri, yapısal sorunları bireysel sorunlara çevirmesidir. Yoksulluk, ırkçılık, savaş, dışlanma, sömürülme… Bütün bunlar tarihsel ve politik meselelerdir. Ama çoğu zaman klinik dil içinde bireysel “bozukluklar” hâline getirilir. Jonathan Metzl’in The Protest Psychosis adlı çalışması bunun çarpıcı bir örneğidir. Metzl, ABD’de siyah erkeklere şizofreni tanısının çok daha yüksek oranlarda konulduğunu gösterir. Özellikle siyasal öfke, direniş veya sisteme güvensizlik gibi davranışlar zamanla “psikotik belirtiler” olarak kodlanmıştır. Böylece psikiyatri bazen acıyı anlamak yerine, düzeni koruyan bir mekanizmaya dönüşebilir. İnsanlar kendi hikâyeleriyle değil, klinik etiketlerle konuşmaya başlar: depresif, borderline, bipolar, antisosyal… Ve kişi giderek kendisini bir insan olarak değil, bir tanı olarak deneyimler. Ethan Watters’ın Crazy Like Us kitabında anlattığı gibi bugün yaşadığımız şey, Amerikan ruh anlayışının küreselleşmesidir. Batı’nın travma, mutluluk, normallik ve iyilik hâli tanımları dünyanın geri kalanına ihraç edilmektedir. Ancak bu her zaman işe yaramaz. Örneğin Sri Lanka’daki tsunami sonrasında uygulanan Batılı travma terapileri birçok bölgede başarısız oldu. Çünkü bazı kültürlerde acı konuşularak değil, birlikte susularak paylaşılır. Yas bireysel bir iç dünya meselesi değil; kolektif bir kader deneyimidir. Batı psikolojisi çoğu zaman şunu varsayar: “İyileşmek için travmanı anlatmalısın.” Ama her toplum acıyı aynı şekilde işlemez. Bazı toplumlarda sessizlik de bir bilgidir. Ritüel de bir terapidir. Topluluk da bir ilaçtır. Peki çözüm nedir? Dekolonizasyon, psikolojiyi tamamen reddetmek değildir. Asıl mesele, tek bir insan modelinin evrensel ilan edilmesine itiraz etmektir. Bunun için üç temel dönüşüme ihtiyacımız var: 1. Epistemik Çoğulluk Bilgiyi yalnızca akademik Batı epistemolojisiyle sınırlamamak gerekir. Hikâye anlatıcılığı, sözlü gelenekler, manevi pratikler, topluluk bilgeliği de meşru bilgi biçimleridir. 2. Kültürel Alçakgönüllülük Terapist “nötr” değildir. Her terapist belirli bir tarihsel ve kültürel konumdan konuşur. Bunun farkında olmak etik bir zorunluluk. +
Türkçe
23
148
686
88.8K
Burcu retweetledi
Salda Gölü Koruma Derneği
301 madenci yaşamını yitirdi. 11 yıl geçti. Soma davasında cezaevinde tek bir patron ya da sorumlu kalmadı. Bugün parmaklıklar ardında olanlar ise, madencilerin hakkını savunan avukatlar: Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay. Bu tablo, ülkedeki adalet tartışmasının özeti gibi.
Salda Gölü Koruma Derneği tweet media
Türkçe
1
110
259
1.5K
Burcu retweetledi
Saadet Özkan
Saadet Özkan@SaadetOzkanEfe·
Jeffrey Epstein dosyalarında adı geçen bazı çevrelerde, dünyanın en saygın akademik kurumlarından insanların, hatta Nobel Prize sahibi isimlerin bile anılması tüm sistemi sorgulamamız gerektiğini bizlere gösteriyor. Ruh sağlığında tek çözümün yalnızca ilaçlar olduğunu düşünmek büyük bir eksiklik olur. İnsan ruhu sadece kimyasallarla değil, sporla, hareketle, sağlıklı sosyal ilişkilerle, konuşma terapileriyle, doğayla, sanatla ve kendini güvende hissedebildiği bir yaşamla da iyileşir. Bugün modern dünyanın en büyük sorunlarından biri, insanı sadece tedavi edilmesi gereken bir sisteme indirgerken, yalnızlığı, dijital bağımlılığı ve sosyal kopuşu yeterince konuşmamasıdır. Ben artık şuna inanıyorum insanlığı ayakta tutacak olan şey sadece ilaçlar ya da teknoloji değil, vicdan, hareket, gerçek iletişim ve sağlıklı toplumsal bağlardır. Çünkü ruhu iyileşmeyen bir toplumun geleceği de sağlıklı olmaz.
Prof. Dr. Veysi Ceri@VeysiCe

Depresyona girmek istemeyen yürüsün. Depresyondan çıkmak isteyen yürüsün.

Türkçe
1
17
133
8.6K
Burcu retweetledi
Zülâl Kalkandelen Ⓥ 🐑
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan: “Şunu söylemek zorundayım, başka devletlerle, fonlarla, sermaye gruplarıyla ilişkili bir sol zaten sol değildir. Öte yandan, bunca yoksulluk varken, toplumsal adaletsizlik zirve yapmışken komünizme karşı söyleyebilecekleri bir tek ‘kökü dışarıda’ suçlamasıdır. İliklerine kadar Amerikancı, NATO’cu, piyasacı bir toplumsal sistemin savunucularının ağzında bu suçlama garip dursa da, ellerinde başka hiçbir şey yok.” “Yaşadığın ülkeyle, onun sembolleriyle, değerleriyle kavga ederek devrimcilik olur mu? Bunun enternasyonalizmle ilişkisi yok. Sosyalizmin evrenselliği, her ülkede o toprağın bize sunduğu enerji kaynaklarıyla hareket etme yükümlülülüğünü ortadan kaldırmıyor. Hep söylediğim gibi, sevmediğiniz bir şeyi değiştiremezsiniz. Biz bu ülkeyi çok sevdiğimiz için değiştirmek istiyoruz ve değiştireceğimiz için çok seviyoruz. 1919-1924 arası bu toprakların en devrimci dönemidir. Bu döneme at gözlükleriyle bakamayız, fetişleştiremeyiz ama onunla bağımızı güçlendirmediğimiz taktirde köksüzleşiriz. O bayrağın NATO’culara, Amerikancılara, tarikat-holding düzeninin uşaklarına teslim edilmesi kadar büyük bir hata olamaz. Bu yalnız Türkiye için değil. Her ülkede devrimciler, ülkelerinin gelişkin değerleriyle ilişkilenmek durumundalar.” odatv.com/gundem/tkp-gen…
Türkçe
12
111
490
22.9K
Burcu retweetledi
Selâhattin Aydın
Selâhattin Aydın@selahattnaydiin·
CHP'den AKP'ye geçen belediye başkanlarının dönmelerini ahlaki ve etik zeminde açıklamak doğru yere götürmüyor bizleri. Bugün dönenler kendi sınıfsal menfaatleri ve şahsi çıkarları için yön değiştirdiler. Bu düzenin işleyişinde bu olağan. Asıl mesele parası olanın yükseldiği, işçiyi-köylüyü, halkı siyasetin tamamen dışına iten ve onları hor gören bu çürümüş iklimdir. Karar mekanizmaları zengin elitlerin tekelinden alınmalı, tarlada çalışan köylü, üreten işçi kendi geleceğine (emekçi-köylü demokrasisi) bizzat kendisi yön verebilmeli ve halk özne olabilmelidir. Siyaset, parası olanların oyun alanı olmaktan çıkarılıp üreten sınıfların örgütlü gücüne teslim edilmelidir. Emekçinin söz ve karar sahibi olmadığı, doğrudan yönetime katılmadığı hiçbir formül bu yağma düzenini ve bu döneklikleri bitiremez. Deşmemiz gereken hat budur, bu minvalde söylemler üretmek elzemdir.
Türkçe
1
14
68
1.6K
Burcu
Burcu@brcblt__·
@kursadoguz "İnsan evrenin sınırlarını aklının sınırları sanır." ~ Montaigne
Türkçe
0
0
5
169
Kürşad Oğuz
Kürşad Oğuz@kursadoguz·
Bu kuşlar değiştirerek beyinlerinin yarısını uyutup diğer yarısıyla uçuyorlar. Bildiğim kadarıyla bunu yapan tek canlı örneği bu. Gerçekten durmadan, yemeden, içmeden bir mucize yaratıyorlar. Biz de kendimizi akıllı sanıyoruz…
XpressTR@XpressTR

5 aylık bir çulluk kuşu, Alaska’dan Avustralya’ya 13.560 kilometreyi hiç durmadan uçarak tarihin en uzun kesintisiz uçuşlarından birine imza attı. Yiyecek, su veya dinlenme molası vermeden süren yolculuk tam 11 gün sürdü.

Türkçe
15
46
394
23.4K
Burcu retweetledi
Sedef Kabaş
Sedef Kabaş@SedefKabas·
22 yılda 2.5 MİLYON hektar tarım arazisi kaybedilmiş. Kaynak: @fethigurer Bu ne demek biliyor musunuz? 3 Milyon 650 bin futbol sahası demek! Ya da yaklaşık 5 İstanbul büyüklüğünde bir alan demek!
Türkçe
0
745
2.7K
45.6K