Cem GÜRDENİZ@cemgurdeniznet
Başkan Trump, Pakistan’daki ateşkes görüşmeleri çökünce Hürmüz Boğazı’na abluka uygulamaya karar verdi. Bu kararın bölgesel ve küresel askerî, siyasi ve ekonomik yansımalarına dair görüşlerim aşağıdadır:
Bu durum dünya denizcilik tarihinde ender rastlanacak niteliktedir. Zira İran, savaşın başından bu yana zaten Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda fiilî bir abluka uygulamaktadır. Kendi iradesi dışında hiçbir geminin geçişine izin vermemektedir. ABD gibi süper güç olduğunu iddia eden bir devletin bu duruma karşı tepki olarak yeni bir abluka ilan etmesi değil, aksine Hürmüz Boğazı’nı açık tutarak bu ablukayı kırması beklenirdi. Ancak bunu yapamıyor, zaten günde 4–5 geminin İran izniyle geçtiği bir hatta, çıkış yapan gemilere abluka uygulamaya yöneliyor.
Bu ablukanın temel amacı, barış görüşmeleri çökünce Amerikan kamuoyuna “biz de harekete geçiyoruz” mesajı verebilmektir.
Bir diğer neden, boğazdan İran’a ücret ödeyerek geçen gemilerin dolar dışı ödeme yapması ve bunun petrodolar sisteminden uzaklaşmayı hızlandırmasıdır. Tüccar kimliği ağır basan Trump, sürece küresel jeopolitik perspektiften değil, daha çok ticari refleks ve hegemonik kontrol kaygısıyla yaklaşmaktadır.
Savaşın 40. gününde dahi Hürmüz Boğazı’na 500 mil yaklaşamayan ABD donanması, bu ablukayı fiilen nasıl uygulayacaktır? İran füze ve SİHA tehtidi karşısında son derece riskli bir karardır. Eğer bu kararı desteklemek için Körfez ülkelerinin veya diğer müttefiklerin deniz unsurları devreye sokulursa, bu gemiler İran açısından meşru hedef hâline gelebilir. Bu da ilgili ülkelerin hükümetleri için ciddi bir risk oluşturur.
ABD donanması, hipersonik ve balistik füze tehdidinin dışında kalarak gemileri durdurmaya çalışsa bile; hedef alınan gemiler Çin gibi büyük güçlere aitse (örneğin geçtiğimiz hafta Fransa bir gemisini geçirdi), bu gemilere donanma ile eskort sağlanması durumunda ne yapılacaktır? ABD, ablukaya uymayan gemilere karşı doğrudan güç kullanacak mıdır? Bunlar belirsizdir.
Trump’ın bu kararı, İran–İsrail–ABD hattındaki çatışmayı, tarafsız ticaret gemilerine yönelik hukuksuz bir abluka ile daha da genişletebilir. Bu senaryoda Bab el-Mendeb Boğazı’nın kapanma riski de ciddi şekilde artar.
Bu karar, bir yandan İsrail’in İran’a karşı Amerikan askerî gücünün sonuna kadar kullanılmasını öngören yaklaşımına hizmet ederken, diğer yandan ABD’nin küresel gücünün temel dayanaklarından biri olan deniz ticaret düğüm noktaları üzerindeki kontrolünü zayıflatmaktadır. Hürmüz gibi kritik bir geçiş noktasında dolar dışı ödemelerle geçişe fiilen izin verilmesi, 100 yıllık Amerikan finansal ve jeopolitik düzen anlayışını sarsmaktadır. ABD bunun bilinci ile yaralı bir yırtıcı gibi davranmaktadır. ABD İsrail’in etkisiyle büyük bir yangın başlatmıştır ama başlattığı yangını şu an söndürmemektedir . O büyük yangında Uzak Asya ve Afrika ülkeleri olmak üzere tüm dünya olumsuz etkilenmeye devam edecektir. Bu durum ABD ve İsrail’e karşı antipatiyi her geçen gün arttıracaktır.
Bu gelişmeler yaşanırken doların küresel rezervlerdeki payı %46’ya gerileyerek son 30 yılın en düşük seviyesine inmiştir.
Sonuç olarak Trump’ın aldığı bu karar, akıl süzgecinden ve fayda temelli yaklaşımdan uzak, krize giren bir hegemon gücün, mevcut durumu daha da büyütme ve yayma eğiliminin bir yansımasıdır.