▫️

136 posts

▫️ banner
▫️

▫️

@czmnl

müzikten anlayan kulağa söyle şarkını…

Katılım Eylül 2025
84 Takip Edilen95 Takipçiler
▫️
▫️@czmnl·
hoyrattır bu akşamüstüler daima gün saltanatıyla gitti mi bir defa yalnızlığımızla doldurup her yeri bir renk çığlığı içinde bahçemizden, bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan lavanta çiçeği kokan kederleri; hoyrattır bu akşamüstüler daima dalga dalga hücum edip pişmanlıklar unutuşun o tunç kapısını zorlar ve ruh, atılan oklarla delik deşik; işte, doğduğun eski evdesin birden yolunu gözlüyor lamba ve merdiven, susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir kâğıtlarda yarım bırakılmış şiir; insan, yağmur kokan bir sabaha karşı hatırlar bir gün bir camı açtığını, duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu, çöküp peynir ekmek yediği bir taşı bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla halay çeken kızlar misali kolkola ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri, ihtiyar ağaçlı kuytu bahçelerden ayışığı gibi sürüklenip giden; geceye bırakıp yorgun erkekleri salınan etekler fısıltıyla, nazla ebedi âşığın dönüşünü bekler yalan yeminlerin tanığı çiçekler artık olmayacak baharlar içinde ey, ömrün en güzel türküsü aldanış! aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış; her garipsi ayak izi kar içinde dönmeyen âşığın serptiği çiçekler ya sen! ey sen! esen dallar arasından bir parıltı gibi görünüp kaybolan ne istersin benden akşam saatinde? bir gülüşü olsun görülmemiş kadın, nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın; hatıraların bu uyanma vaktinde sensin hep, sen, esen dallar arasından ey unutuş! kapat artık pencereni, çoktan derinliğine çekmiş deniz beni; çıkmaz artık sular altından o dünya bir duman yükselir gibidir kederden macerası çoktan bitmiş o şeylerden. amansız gecenle yayıl dört yanıma ey unutuş; kurtar bu gamlardan beni… #AhmetMuhipDıranas
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
54
436
▫️
▫️@czmnl·
ben çok alışmışım kendi şiirimi kendim okumaya ben çok alışmışım kendimle kalmaya ben ne çok alışmışım yalnız kaldığımda şiir olmaya... #CemalSüreya
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
45
401
▫️
▫️@czmnl·
hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim elmanın kokusundayım anısındayım, kimbilir kimin anılarda görünür, düşlerde görünmez insan düşlerde görünen anlamlardır özelliklerdir bir de belli belirsiz ve insansız anı yoktur, var mıdır?… #EdipCansever
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
71
875
▫️
▫️@czmnl·
ne çok ölü düşün var senin kırık dökük gerçeklerin üşüşünce düşüncene ne çok canlı acın var senin bölük pörçük gerçeklerin inince içine ne çok katı kanın var senin ne çok diri ölün var senin param parça yaşamın bastırınca bakışına ne çok akan kanın var senin ne çok yiten anın var senin delik deşik yaşamın ulaşınca durağına ne çok biten anın var senin ne çok halin var senin… #OruçAruoba
▫️ tweet media
Türkçe
0
4
83
1.3K
▫️
▫️@czmnl·
o bana baktı, ben ona baktım o güldü, ben güldüm o gitti, ben kaldım… #ÜmitYaşarOğuzcan
▫️ tweet media
Türkçe
0
2
93
925
▫️
▫️@czmnl·
boşversene sen, niye beklemeli sıktı artık bu kent beni çekip gitmeliyim hiç düşünmeden bulmalıyım aradığım o yeri şiirmiş, bilgelikmiş, her neyse ne varsa benden kalsın geride kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde nerdesin ey benim her gün yeniden doğan oğlum sevginin çoğul oğlu senin ülkende yalnız bütün özlemler bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku bayrağındaki bir tek çiçekli dalla orda uçsuz bucaksız olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi tanımadığım oteller, genelevler, nar ağaçları dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı ve bir yağmur öncesinde belli belirsiz üç beş çocuğun birbirini çağırdığı sopasını düşürdüğü bir dilencinin unutup gittiği sonra ses çıkarmadan anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı iner gibi ben de örgüsünden başını kaldıran bir kadının gözlerinde nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya bulacağım elbette aradığım o yeri yıllar yılı tuttuğum aklımda hani salkımlar içinde bir ev vardı eski bir gemici feneri asılıydı kapısında duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki eksilmiş gibi ağzımda bir dişim yerini dilimle oynaya oynaya dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara geçerim kurduğum hayallerin altından bir gökkuşağının altından geçermiş gibi budakları kalın ellerimi andıran asmaların yanıbaşından yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla o geçimsiz akşamla ve mutlaka kayalardan doğmuş olan göğün mavi yapmadığı bir şahin başımın üstünde tek başına kırmızı dallar, göğe uzanır çitler yıldızları birbirinden ayıran bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan ey gün batımı! benden duymuş olma bu yakınmayı bir gül bana kendini kopardı verdi daha dün akşam, daha dün akşam yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür ben o yüreğimle görmüşüm anlaşılan çözüldü artık o büyü, yanımda sıcaklığı parmaklarımı acıtan bir haziran üstelik çoktan buldum aradığım o yeri tam yedi kez doğan güneşlerin altında bir yitip bir yükselen sıradağların ardından yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının izine pek rastlamasam ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye bunu bir daha sorsam ne çıkar bir daha sorsam sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam ve bu yoğun, bu üzünçlü yüreği benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam… #EdipCansever
▫️ tweet media
Türkçe
0
4
71
975
▫️
▫️@czmnl·
kuşları okuyorum içimde, ağacın kuşlarını yeni pişmiş çilek reçeli gibi kaynayan dalların üzerinde gemilere dadanan kuşları okuyorum bir de göklerde bir başına dolaşan görkemle büyük denizlerdeki yalnız kuşları ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları okuyorum da kuş olsun, insan olsun yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı işte suları fiyakayla göğüsleyen yelkovan kuşları geçiyorlar martıların peşi sıra ve küçük bir evin üst katı martı duvarlarından sümbüller akan sanki çok öpüşmelik kuşlar bunlar,çok sevişmelik ve seninle biz iyi ki sevmelerin ustasıyız, güzel şaşkınlıkların önce yüreklerimizi alıştırmışız buna, sonra kafalarımızı ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil yoksul olmadı bak bu kalın kalın ellerimi soruyordun, bu çürük çürük bakan gözlerimi dokunuyor ellerim gördüğün gibi anlıyor dokunduğunu benden önce emiyor suyu gözlerimse emziriyor güneşi ve uçsuz bucaksız bir maviliği yaratıyor onlar her gün yaratacaklar elbette ve sözgelimi ben üstünde gökyüzünün kum taşıyan mavnalar gibiyim kimi zaman kavuniçi, kimi zaman osmanlı yeşili sabahtan akşama kadar seyrederim ve derim ki biz çok değerli bir yüzük taşının halkasında sıralanmışız ana sütü gibi bir aydınlık içinde yani şu yeryüzünü bir uçtan bir uca kuşatmışız dik tutarak gövdemizi umutla bazan da yıkılarak kendiliğimizden ya da bir kurşunla ve bu hızlı akışa yaşayıp ölmek deriz yaşayıp ölmek, deriz, ne denir daha başka denir, çok şeyler denir, biliyorum geçecektir hayatımıza mutlaka çok inandığımız bir şeyin çocukluğu sonra gençliği, sonra oturmuşluğu sonra hayat hayat gibi olacaktır bakma sen, kuşlar bir uçumluktur ne de olsa denizler bir fırtınalık görkemli bizse kendimizi insan olarak bir tohum gibi dikmişiz sonsuzluğa… #EdipCansever
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
54
761
▫️
▫️@czmnl·
bütün mutluluklar birbirine benzer fakat mutsuzluğun kendine has bir hikayesi vardır… #LevTolstoy
▫️ tweet media
Türkçe
1
0
68
877
▫️
▫️@czmnl·
boynundaki o cumartesi kokusu nereden geldi, nereden sızdı yalnızlığıma… #AhmetErhan #portakalçiçeği
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
85
684
▫️
▫️@czmnl·
biz, zaman kırıntıları zaman sinekleri, tozlu camlarında günlerin sessiz kanat çırpanlar ve lüzumsuz görenler artık bu aydınlıkta kendi gölgelerini! sanki siyah, simsiyah taşlar içinde siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz, sanki hiç görmedik birbirimizi, sanki hiç tanışmadık! dünya bize öyle kapattı kendisini neye yarar hatırlamak, neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde hatırlamak geçmiş şeyleri, bu beyhude akşam bahçesinde kapanırken üstümüze böyle zaman çemberi hatırlıyor yetmez mi güneşe uzanan ellerimiz! aynalar sonsuz boşluğa çoktan salıverdi çehremizi yüzüyoruz, ipi kopmuş uçurtmalar gibi biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun, birdenbire bulanlar içlerinde gülüncün sırrını, ne kadar benziyoruz şimdi, aynı tezgâhtan çıkmış testilere bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları! baksak aynalara tanır mıyız kendimizi, tanır mıyız bu kaskatı bu zalim inkârın arasından sevdiklerimizi ben zamanı gördüm, içimde ve dışımda sessiz çalışıyordu, bir mezar böyle kazılırdı ancak, yıldırımsız ve baltasız, bir orman böyle devrilirdi! ben zamanı gördüm, kaç bakışta bozdu hayalimi, ve kaç düşüncede! ben zamanı gördüm, şimşek gibi bir ânın uçurumunda kim tanır bizi şimdiden sonra, aydınlığı kıt gecemize misafir olanlardan başka; kuru tahta üstünde bizimle paylaşanlar günlerimizi ve benim gözlerimle bakanlar güneşe ancak tanır bizi mor çemberlerin uçuştuğu akşam sularından! akşamın tek bir ağaç gibi dal budak saldığı sular çocukluk rüyalarının bahçesi! sakın kimse el sürmesin dallara, yapraklar, meyveler olduğu gibi kalsın benim uykum boyunca! ben zamanı gördüm, devrilmiş sütunları arasından çok eski bir sarayın alnında mor salkımlar vardı ve ilâhlar kadar güzeldi. uçmak için kanatlanmayı bekleyen yavru kuş gibi doğduğu kayada ben zamanı gördüm çırpınırken avuçlarımda bak martılar kanat çırpıyor sana bir rüyadan kopmuş gibi bembeyaz yelkovan kuşları yalıyor suyu, sen ki bakışından yumuşak bir yaz gülümser en yeşil gecesinden ve sesin durmadan, durmadan örer, yıldız yosunu bir uykuyu… bak, martılar kanat çırpıyor sana süzülen yelkenler var enginde, dalgalar var, güneş var. güneş ayna ayna, güneş pul pul güneş saçlarınla oynar omzundan tutar giydirir seni, sırtında tül olur belinde kemer boynunda inci ve dişlerinin zâlim çocuk sevinci bir tanrılaşırsın genç adımlarında mevsimler önünde çözer yükünü bahçeler yığılır eteklerine! rüya ile hayal arasında hayal ile hakikat arasında yalnız sen varsın! gece ile gündüz arasında güneşle göz arasında yalnız sen varsın! niçin sen yaratmadın bu dünyayı? ellerinin mesut işaretlerinden daha güzel doğardı eşya! daha zengin olurdu aydınlık kendi karanlığından çağırsaydı sesin, sular başka türlü akardı sert kayalardan göklere doğru büyük, mavi, aydınlık sular! eğilme sakın üstüne kendi yeşilinde boğulmuş havuzların, ve bırakma saçlarını tarasın rüzgâr, durmadan çukurlaşan bu aynada! bilinmez hangi uzaklara götürür seni dudak dudağa öpüştüğün hayal! sokma güneşle arana, imkânsızın parıltısını! ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları! değişmenin ebedî olduğu yerde güzeldir hayat! ne kadar uzak, uzak yollardan gelir bize ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz, keder durmadan çiçek açar içimizde ne çıkar unuttuk hepsini! biz ki boş yere gerilmişiz anladık artık, yıldızların amansız çarkına ve boş yere sızlamış kemiklerimiz, bilmiyoruz şimdi, mevsim yaz mı, bahar mı bahçelerde hâlâ güller açar mı, bilmiyoruz, kadınlar, kızlar, şarkılar masallar var mı? gece ile gündüz, acıdan kaskatı kesilmiş yüz, uykusuzluktan harap göz, öpüşen dudaklar, çözülmeye razı olmayan eller var mı? ayrılık var mı gurbet var mı? biz beyhude yere gecikenler, çoktan bitmiş bir yolun ucunda bilmiyoruz şimdi ıssız gecede ne yapar ne eder, gidip de gelmeyenler, beyhude bekleyenler! biz ayın çıplak arsasında savurulan zaman kırıntıları nerden bilelim bunları… #AhmetHamdiTanpınar
▫️ tweet media
Türkçe
0
1
64
934
▫️
▫️@czmnl·
soruyordun ilkyaz işte uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz tenhalık böyle dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde beklesem hemen gelecek olduğun tam öyle olduğun oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda kırık dökük de olsa yanımda mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda o deniz ki aramızda hiç kımıldamadan erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan ikimizdik, iki kişi değildik bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum sanki bir bakıma ayrılık böyle karşılıklı otursak da ne zaman masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi bir tırnak yeşilinden gerisin geriye ayak bileklerimizden gerisin geriye bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma gereksiz ama yalnızlık böyle bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu çıkarsak toplamak yerine her hüzün başka türlü olurdu ne yaparsan yap saati kurma öyle dağıldık ki hepimiz her günün geçmesi bir gerçek oluyor seninle her uzaklık gibi böyle… #EdipCansever
▫️ tweet media
Türkçe
0
0
41
714