Sabitlenmiş Tweet

📌Kürt Milli Platformu: Yeni Bir Tabela Değil, Gecikmiş Bir Mecburiyet
Kürdistan ulusal mücadelesini yürüten yeni yapının kendisini “parti” olarak tanımlamaması son derece isabetlidir. Çünkü ulusal mücadele bir parti kalıbına sığmaz. Parti, doğası gereği parçadır; bir çevreyi, bir ideolojiyi, bir sınıfı ya da belli bir kadroyu temsil eder. Oysa ulusal mücadele, bir parçanın değil, milletin tamamının meselesidir. Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey bir hizip daha üretmek değil, Kürt milletinin farklı sınıflarını, inançlarını, sosyal katmanlarını ve tarihsel hafızasını aynı siyasal zeminde buluşturabilecek bir çerçevedir. “Platform” kavramı bu yüzden yalnızca daha doğru değil, aynı zamanda daha dürüst bir tanımlamadır.
Kürt Milli Platformu’nun sonuç metninde ilk dikkat çeken husus, dilindeki olgunluk ve siyasî ciddiyettir. Bu metin, artık herkesin ezbere bildiği yakınmaları tekrar etmiyor. Sürekli geçmişe dönük öfke üretmiyor. Eski sloganların, tükenmiş ajitasyonların ve kısır polemiklerin arkasına saklanmıyor. Tersine, neyi hedeflediğini ve o hedefe hangi yöntemle yürümek istediğini tarif etmeye çalışıyor. Kürt siyaseti bakımından asıl yenilik de budur. Çünkü uzun zamandır ilk kez, enerjisini başkalarına sövmekten değil, kendi istikametini tarif etmekten alan bir siyasal metinle karşı karşıyayız.
Bu küçümsenecek bir kırılma değildir. Kürt siyaseti yıllardır ya sol ezberlerin dar kalıpları içinde boğuldu ya da ulusal hakları sürekli tali başlıklara yedekleyen çizgilerin sınırları içine hapsedildi. Özellikle klasik sol-Stalinist örgüt kültürü, Kürt toplumunun çok katmanlı gerçekliğini anlamak yerine ona tepeden bakan bir siyaset dili dayattı. Halkı dinlemek yerine halka yön vermeye kalktı. Toplumsal hakikati anlamak yerine onu ideolojik şablonlara zorladı. Sonuç ortadadır: temsil krizi, siyasal yorgunluk ve toplumla kadrolar arasında giderek büyüyen mesafe.
Kürt Milli Platformu’nun önemi, tam da bu yorgun siyasetin dışına çıkma iradesi göstermesindedir. Ulusal ölçekte bir hareket kurmak isteyenler, küçük militan çevrelerin hırçın diliyle konuşamaz. Kavgacı, dışlayıcı ve sürekli karşıtlık üreten bir söylemle dar bir kadro kurulabilir; ama millet çapında bir hareket kurulamaz. Bu nedenle metnin herkesi tam tatmin etmemesi bir kusur değil, tersine doğru yönde atılmış bir ilk adımdır. Çünkü ulusal olan, belli bir kesimi mest eden değil; farklı kesimlerin kendisini bütünüyle dışlanmış hissetmeyeceği bir ortak zemin kurabilendir.
Asıl meselenin burada başladığını görmek gerekiyor: temsil meselesi. Kürt milletinin yıllardır sahici ve onurlu temsilden mahrum bırakıldığı artık inkâr edilemez bir gerçektir. Kürt halkı adına konuştuğunu söyleyen pek çok yapı, gerçekte Kürtlerin tarihsel haklarını merkeze almak yerine onları başka ideolojik ajandaların, başka stratejik hesapların ve başka siyasal önceliklerin içine yedekledi. Kürt meselesi, çoğu zaman Kürt milletinin kendi kaderi meselesi olarak değil; başka projelerin alt başlığı olarak ele alındı. Tam da bu yüzden bugün yeni olan şey sadece yeni bir oluşum değil, yeni bir temsil iddiasıdır.
Daha açık söyleyelim: Öcalan merkezli çizginin, DEM Parti ekseninin ve KCK yapılanmasının Kürt milletini temsil ettiği iddiası artık ciddi biçimde aşınmıştır. Çünkü temsil ile denetim aynı şey değildir. Halk adına konuşmak ile halkın iradesini kendi tekelinde tutmak aynı şey değildir. Ulusal hakları savunmak ile o hakları sürekli ertelenen bir siyasetin içinde buharlaştırmak aynı şey değildir. Bugün geniş Kürt toplumsallığında hissedilen huzursuzluğun temel nedenlerinden biri de budur. Kürt halkı uzun zamandır temsil edildiğini değil, yönetildiğini; özgürleştirildiğini değil, belli sınırlara mahkûm edildiğini hissetmektedir. Kürt Milli Platformu, işte bu boğucu çemberi kırma iddiasıyla ortaya çıkmaktadır.
Platformun temel amaç olarak ilan ettiği çerçeve bu bakımdan önemlidir:
“Temel amacımız, Kürt milletinin statü kazanmasına hizmet etmektir. Kürtler için ‘Millet’ olmaktan kaynaklanan siyasi, coğrafi, idari ve hukuki statü, Kürtçenin resmî dil olması gibi kolektif hak talepleri, doğal ve uluslararası hukukun gereğidir. ‘Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’ çerçevesinde meşru ve hukuki yollarla her türlü statüyü talep etmenin Kürtlerin en doğal ve hukuki hakkı olduğunu savunuyoruz. Bu statünün ne olacağını belirleyecek olan da Kürt Milleti’nin kendi özgür iradesidir.”
Bu cümleye dönük olarak “muğlak” eleştirileri yapılabilir. Evet, daha açık yazılabilirdi. Bağımsız devlet, konfederasyon, federasyon, otonomi ya da idari özerklik gibi seçenekler isimleriyle sayılabilirdi. Bu, kuşkusuz daha berrak bir ifade olurdu. Fakat burada eleştiriyi yaparken siyasal zemini de görmek gerekir. Türkiye gibi bir ülkede, legal bir siyasal oluşum kurmaya çalışanların ilk metninde her şeyi en çıplak haliyle yazmamasını korkaklık diye okumak kolaycılıktır. Siyaset bağırmak değil, hedefe yürüyebilecek dili kurabilmektir. Strateji, sadece ne dediğinle değil, onu hangi zeminde ve hangi dozda söylediğinle ilgilidir.
Yine de metnin esas yönü açıktır: Kürt milletinin statü talebi meşrudur, bu hak uluslararası hukuka dayanır ve nihai tercihi belirleyecek olan da Kürt milletinin özgür iradesidir. Bu başlı başına önemli bir eşiğin adıdır. Çünkü uzun zamandır Kürtlere ya ne isteyecekleri dikte edildi ya da ne istememeleri gerektiği öğretildi. İlk kez daha derli toplu biçimde şu söyleniyor: Kürt milleti kendi geleceğinin öznesidir; kendi kaderine ilişkin kararın sahibi başkaları değil, kendisidir.
Bugün bu platformu küçümseyenler, aslında Kürt milletinin onurlu temsil arayışını küçümsüyorlar. Bu oluşumu sıradan bir tabela, geçici bir heyecan ya da yeni bir küçük çevre denemesi gibi görenler yanılıyor olabilir. Çünkü burada beliren şey sadece yeni bir isim değil, gecikmiş bir mecburiyettir. Kürt milletinin artık başkalarının diliyle konuşmayı, başkalarının öncelikleri içinde erimeyi ve sürekli başkalarının çizdiği sınırlar içinde siyaset yapmayı reddetmeye başladığı bir döneme giriyoruz.
Elbette hiçbir şey otomatik olarak başarıya dönüşmeyecek. İyi bir metin tek başına tarih yazmaz. Kurumsallaşma gerekir, toplumsal destek gerekir, sabır gerekir, fedakârlık gerekir, iç vesayetlerden arınma gerekir. Ama bütün bunlardan önce yön gerekir. Kürt Milli Platformu’nun şimdilik yaptığı en önemli şey, işte o yönü göstermesidir.
Bu nedenle bu çıkışı hafife almıyorum. Tam tersine, bunu Kuzey Kürdistan’da yeni bir siyasal dönemin işareti olarak okuyorum. Kürt milletinin kendi adına, kendi diliyle, kendi çıkarlarını merkeze alarak yeniden konuşmaya başlaması küçük bir hadise değildir. Eğer bu irade kurumsallaşırsa, bu sadece yeni bir platformun doğuşu olmayacaktır; aynı zamanda yıllardır boğulan ulusal siyasetin yeniden nefes almaya başlaması anlamına gelecektir.

Türkçe









