DİSK Basın-İş
8.5K posts

DİSK Basın-İş
@diskbasinis
DİSK BASIN-İŞ • Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası
İstanbul, Türkiye Katılım Şubat 2013
78 Takip Edilen29.8K Takipçiler

Ocak 2025'te gözaltına alınıp yaklaşık 5 ay tutuklu kalan üyemiz, gazeteci Reyhan Hacıoğlu’na, yargılandığı davada "örgüte yardım etme" iddiasıyla 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi ve yurt dışı yasağının devamına hükmedildi.
Bu karar, toplumun haber alma hakkını savunan özgür basını susturma ve hakikatin sesini kısma operasyonlarının açık bir kanıtıdır. Reyhan Hacıoğlu’na verilen bu ceza hukuki değil, muhalif sesleri kriminalize etmeyi amaçlayan siyasi bir iradenin ürünüdür.
Özgür basın üzerindeki bu kuşatmayı dayanışmayla ve mücadeleyle dağıtacağız. Zorbalık kaybedecek, hakikat ve özgür basın kazanacak!

Türkçe

HALK TV PATRONU CAFER MAHİROĞLU’NA ELEŞTİRİ
Cafer Mahiroğlu’nun açıklamaları, iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu. Halk TV’nin ekonomik baskı altında olması gerçeği, bu durumun faturasının çalışanlara kesilmesini asla meşrulaştırmaz. Cafer Bey, krizin bedelini gazetecilerden mi çıkarmak istiyor?
Bugün gazetecilerin talebi çok açık: İnsanca yaşayacak bir ücret, güvenceli çalışma koşulları ve editoryal bağımsızlık.
Ancak yayın boyunca bu taleplerin hiçbirine gerçek bir yanıt verilmedi. Mesele bilinçli bir biçimde, “başka kanallarla anlaşan ekran yüzleri” tartışmasına indirgendi. Oysa sorun birkaç isimden ibaret değil; asıl mesele, içeride açlık sınırının altında çalışan emekçilerin varlığıdır. Patronluk yalnızca şirket hissesine sahip olmak değil, çalışma düzeni üzerindeki güç ilişkisini de yönetmektir. İş barışını sağlamak ve ücret sorumluluğunu yerine getirmek işverenin temel yükümlülüğüdür.
“100 bin lira verilse mutlu olmayacaklar” denilen bir ortamda, çalışanlara reva görülen ücretin yaklaşık 40 bin TL olması tabloyu netleştiriyor. İnsanlar lüks değil, hayatlarını sürdürebilecekleri bir ücret talep ediyor. Bugün İstanbul’da 40 bin lira ile bir gazetecinin nasıl ayakta kalacağına dair tek bir somut cevap verilmiş değil.
Üstelik Mahiroğlu, “Giden arkadaşlar yok pahasına çalışmıyordu” dedi. Mesele yalnızca gidenler değil; içeride kalanların her geçen gün ağırlaşan koşullarıdır.
Editoryal bağımsızlık da yalnızca “prompter müdahalesi” tartışmasına indirgenemez. Keyfi yayın yasakları, kara listeler ve konuk tercihlerine yapılan birebir müdahaleler de bu sorunun bir parçasıdır. Gazetecilik; patronların siyasi ve ekonomik hassasiyetlerine göre şekillendirilemez.
Açıklamadaki bir diğer vahim nokta ise sendikamızı hedef alarak sendikal örgütlenmeye yönelik yaklaşım. “Gücünüz bize mi yetiyor?” diyerek sendikal mücadeleyi küçümsemek, sendikanın işlevinin kavranmadığını gösteriyor. Sendika, tam da güçsüz bırakılan emekçilerin ortak gücü ve patron karşısında tek başına bırakılan gazetecinin savunma aracıdır.
Hak talebini “tehdit” olarak görmek de aynı çarpık anlayışın sonucudur. “Bana tehditle gelirseniz…” diyerek çalışanların taleplerini kriminalize etmek, emek mücadelesini bastırma refleksidir. Oysa asıl tehdit; düşük ücret, güvencesizlik ve “ses çıkarırsanız kapı orada” zihniyetidir.
“Ben çalışanlar için vergi ödüyorum,” söylemi de oldukça sorunlu bir yaklaşımdır. Vergi ödemek bir patronun lütfu değil, yasal yükümlülüğüdür. Hiçbir işçi, “Bana maaş verme ama vergimi yatır” demez. Ayrıca gazetecilerin görevi kuruma reklam bulmak ya da gelir azaldığında patron adına siyasi kampanya yürütmek değildir. Gazeteci bunu yapmaya başladığı an, mesleki etiği tartışılır hale gelir.
Muhalif izleyicinin desteğinin arkasına sığınıp ekonomik zorluklar anlatılırken, aynı empati neden çalışanlar için kurulmuyor? Bu gazeteciler büyükşehirlerde açlık sınırında nasıl yaşayacak?
Bugün yaşananlar bireysel bir kavga değil, medya sektöründeki sınıfsal eşitsizliğin bir dışavurumudur. “Neden şimdi konuşuyorsunuz?” sorusunun cevabı ise basittir: Çünkü bıçak kemiğe dayanmış, geçim krizi saklanamayacak boyuta ulaşmıştır.
Son olarak; Sayın Mahiroğlu’na, yayınına çıktığı moderatörün ismini öğrenmesini tavsiye ederiz. Çünkü emekçiyi görünmez kılan anlayış, önce karşısındaki insanı tanımamakla başlar.

Türkçe

TRT Ana Haber sunucusu Işıl Açıkkar’ın "Ben de bir patili annesiyim" dediği için sosyal medyada hedef gösterilmesini ve görevinden el çektirildiği iddialarını yakından takip ediyoruz.
Kamu yayıncılığı yapması gereken TRT, organize linç kampanyalarına boyun eğerek basın emekçilerini cezalandıramaz! Bir basın emekçisinin iş güvencesi, sosyal medya linçlerine terk edilemez. İfade özgürlüğü hiçbir koşulda gasp edilemez.
Hayvan sevgisini ifade etmenin dahi linç gerekçesi sayıldığı bu akıl tutulmasına ve hukuksuzluğa karşı meslektaşımızın yanındayız.
Türkçe

Genel Başkanımız Turgut Dedeoğlu, Yönetim Kurulu Üyemiz İzel Sezer ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyemiz Esin İleri ile IF Metall ve Olof Palme Internationalle Center ev sahipliğinde İsveç’in Stockholm şehrinde düzenlenen toplantıda, adil dönüşümde İsveç örneği, sektörel sorunlarımız ve Türkiye’de basın-yayın sektöründe adil dönüşümün nasıl sağlanabileceği üzerine değerlendirmelerde bulunduk.
Olof Palme Internationalle Center Genel Sekreteri Oscar Ernerot ve Bölge Sorumlusu Helin Şahin, IF Metall Araştırma Dairesi Sorumlusu Ellika Berglund ve Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Heidi Lampinen’e ev sahiplikleri için teşekkür ediyoruz.
*
Our President General Turgut Dedeoğlu, our Board Member İzel Sezer and our International Relations Officer Esin İleri attended the meeting hosted by IF Metall and Olof Palme International Center in Stockholm. In this meeting, we carried out evaluations on the Swedish model of just transition, our sectoral problems and how a just transition could be ensured in the press and publishing sector in Türkiye.
We would like to thank the Secretary General of Olof Palme International Center Oscar Ernerot, the Regional Officer Helin Şahin, the Head of the Research Department of IF Metall Ellika Berglund, and the International Relations Officer of IF Metall Heidi Lampinen for their hospitality.




Türkçe

HALK TV EKRANLARINA ÇIKAN TÜM KONUKLARA SESLENİYORUZ: BU ZULME ORTAK OLMAYIN!
Halk TV emekçilerinin çalışma şartları her gün daha da ağırlaşıyor. Ekran önündeki sunucusundan rejideki teknik ekibe, mutfaktaki aşçısından servis şoförüne kadar tüm çalışanlar; ya tazminatsız işten çıkarılmak için mobbing ile istifaya zorlanıyor ya da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin kapı önüne konuluyor.
Halk TV, dışarıdan "demokrasi ve adalet" vaat eden ancak içeride işçi cehennemine dönüşen bir yapı haline gelmiştir.
Kanalın patronu Cafer Mahiroğlu, arkasına aldığı muhalif kamuoyu desteğine güvenerek eşine az rastlanır bir pervasızlık ve işçi düşmanlığı sergilemektedir. Bu patron; itiraz eden her emekçiye "Kapı orada, nasıl olsa sizi çalıştıracak başka yer yok, dönüp dolaşıp buraya geleceksiniz" diyecek kadar cüretkâr, işçinin kıdem tazminatı birikmesin diye kadroları sürekli farklı şirketlere aktaracak kadar hesapçıdır.
Türkiye medya tarihinin gördüğü bu en karanlık çalışma düzenine karşı ses çıkarma vakti gelmiştir. Gazetecilerin sırtına basarak yükselen, onlara hak etmedikleri bir "itibar" sağlayan bu düzene sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
HALK TV EKRANLARINA ÇIKAN TÜM KONUKLARA ÇAĞRIMIZDIR:
Halk TV ekranlarına çıkarak bu sömürü düzenine meşruiyet kazandırmayın! Emekçinin hakkını gasp eden bir patronun ekranında "hak ve hukuk" konuşmak samimiyetten uzaktır. Pervasız patron Cafer Mahiroğlu’na prim vermeyin, Halk TV ekranına çıkmayın!
HALK TV EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ NET:
* Tüm çalışanlara 212 Sayılı Basın İş Kanunu’na tabi çalışma hakkı derhal verilmelidir. Basın kartı ve yıpranma payı gibi yasal hakların gaspına son verilmelidir.
* Açlık sınırı altındaki maaşlar, insanca yaşam standartlarına çekilmeli; ödenmeyen kıdem tazminatları ve fazla mesai ücretleri derhal yatırılmalıdır.
* Geri alınan servis hakkı iade edilmeli, sağlıksız yemek dayatması yerine yemek kartı uygulamasına geçilmelidir.
* Reji ekibinin 6 saati aşan molasız mesaileri sonlandırılmalı, iptal edilen özel sağlık sigortaları yeniden başlatılmalıdır.
* Sendikalaşma hakkı üzerindeki baskılar durdurulmalı, işçilerin temsilcileriyle masaya oturulmalıdır.
* Dayanışma gösterdiği için işten atılan veya mobbing ile uzaklaştırılan tüm çalışanların hakları istisnasız teslim edilmelidir.
Muhalif kamuoyuna sesleniyoruz: Gazetecilerin emeğini ve onurunu hiçe sayan bu "işçi düşmanı" zihniyeti alkışlamayı bırakın. Bizler ne bu ekrana muhtacız ne de bu vicdansızlığa mahkûmuz!
Dayanışma ve örgütlenme ile bu kötülüğü yeneceğiz!


Türkçe

Gazeteci Sorel Dağıstanlı’nın, beş yıl görev yaptığı Halk TV’den ayrılırken yaptığı açıklamalar; yalnızca bir kurum içi kriz değil, Türkiye medya düzeninin içinde bulunduğu yapısal sorunun yeni bir göstergesidir.
Bir gazetecinin, meslektaşıyla dayanışma gösterdiği sosyal medya paylaşımı nedeniyle ekranlardan uzaklaştırılması; ifade özgürlüğüne, editoryal bağımsızlığa ve gazetecilik onuruna yönelik açık bir müdahaledir. Gazetecilik; patronların iki dudağı arasında sürdürülecek bir faaliyet değil, halkın haber alma hakkı için yürütülen kamusal bir emek faaliyetidir.
Nobran yönetim anlayışı ve gazeteciliğin değersizleştirilmesi başlıkları, bugün çok sayıda medya kuruluşunda çalışan basın emekçilerinin ortak sorunudur.
Güvencesizlik, düşük ücret politikaları, keyfi görev değişiklikleri, mobbing ve sansür; medya sektöründe olağan çalışma rejimi haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Ancak gazeteciler yalnız değildir. Bu koşullara karşı en güçlü yanıt örgütlü mücadeledir!
Basın emekçilerini; çalışma koşullarını, ücretlerini, editoryal bağımsızlıklarını ve mesleki onurlarını korumak için örgütlenmeye çağırıyoruz. Patronların keyfiyetine karşı dayanışmayı büyütmek, iş yerlerinde örgütlenmek ve haklarımız için birlikte mücadele etmek artık bir tercih değil zorunluluktur.
Gazetecilik; biat edenlerin değil, gerçeğin peşinden gidenlerin mesleğidir.
Bu mesleğin geleceğini patronların baskıcı yönetim anlayışı değil, örgütlü gazeteciler belirleyecektir.
DİSK Basın-İş Sendikası olarak; düşük ücretlere, güvencesizliğe, sansüre ve baskıya karşı tüm medya emekçilerini sendikal mücadelede yan yana durmaya çağırıyoruz. Çünkü örgütsüz gazeteci yalnız, örgütlü gazeteci güçlüdür!

Türkçe

Üyesi olduğumuz Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) Yüzüncü Yıl Dünya Kongresi 4-7 Mayıs tarihlerinde Paris’te toplandı.
Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyemiz Esin Ümit İleri, kongreye sendikamız adına delege olarak katıldı.
Dünyanın dört bir yanından gazetecilerin buluştuğu kongrede Zuliana Lainez, IFJ’nin yeni başkanı seçildi.
Seçilen yeni IFJ yönetimini tebrik ediyoruz!
***
The Centenary World Congress of the International Federation of Journalists (IFJ), of which we are a member, was held in Paris from May 4 to 7.
Esin Ümit İleri, a member of our International Relations Commission, attended the congress as a delegate on behalf of our union.
At the congress, which brought together journalists from all over the world, Zuliana Lainez was elected as the new president of the IFJ.
Congratulations to the new IFJ leadership elected at the Centenary World Congress!
@esinile @IFJGlobal



Türkçe

Basına ve kamuoyuna,
Sendikamız üyesi gazeteci Sarya Toprak’ın, mesleğini icra ettiği için sistematik biçimde hedef gösterilmesi ve bu baskının ailesine yöneltilmesi kabul edilemez bir hukuksuzluktur.
Sarya Toprak’ın yaptığı gazetecilik faaliyeti nedeniyle, babası Hasan Toprak’ın 30 yıllık kamu emekçiliğinin ardından görevinden uzaklaştırılması; yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, açık bir gözdağı ve cezalandırma pratiğidir. Gazetecinin haberinden dolayı ailesinin hedef alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, temel hak ve özgürlüklere yönelik ağır bir ihlaldir.
İktidara yakın medya organlarının ve onların temsilcilerinin açık hedef göstermeleri, gazetecileri yalnızlaştırmayı ve susturmayı amaçlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki, gazetecilik suç değildir. Gerçeğin peşinden gitmek, kamu adına haber yapmak hiçbir şekilde cezalandırılamaz.
DİSK Basın-İş Sendikası olarak altını çiziyoruz:
Sarya Toprak yalnız değildir.
Sendikamız üyesi olan Sarya Toprak’la ve ailesiyle dayanışma içinde olduğumuzu kamuoyuna ilan ediyoruz. Bu hukuksuz uygulamalara karşı tüm yasal ve örgütsel mücadele yollarını sonuna kadar kullanacağız. Gazetecilere yönelik baskılara, hedef göstermelere ve aileleri üzerinden kurulan sindirme politikalarına boyun eğmeyeceğiz.
Basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz.
Sorumluları bir kez daha uyarıyoruz:
Gazetecileri hedef göstermekten, ailelerini cezalandırmaktan derhal vazgeçin.
DİSK Basın-İş Sendikası

Türkçe

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, cezaevindeki meslektaşlarımızın sesini duyurmak için DİSK Basın-İş, AEJ, ÇGD, DFG, KESK Haber-Sen ve MKG olarak Ankara'da bir araya geldik.
Mülkiyeliler Birliği'nde yaptığımız açıklamada, tutsak edilen gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ’ın mektuplarını okuduk.
Haberin tamamı: diskbasinis.org/2026/05/03/bas…
Türkçe

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, cezaevindeki tüm gazetecilerle dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyor; gerçeği savunmaktan vazgeçmeyen tüm meslektaşlarımızı selamlıyoruz.
Biz, aşağıda imzası bulunan gazetecilik meslek örgütleri olarak, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde cezaevlerinde tutulan meslektaşlarımızla dayanışmayı büyütmek amacıyla bir araya geliyoruz.
Baskılara, soruşturmalara, sansüre ve güvencesizliğe karşı ortak sözümüzü yükselteceğimiz bu buluşmada; tutuklu gazeteci arkadaşlarımızdan gelen mektuplar da kamuoyuyla paylaşılacaktır. Gerçeğin peşinde oldukları için özgürlüklerinden mahrum bırakılan meslektaşlarımızın sesi olmayı, onların kalemini ve sözünü dışarıda büyütmeyi sürdüreceğiz.
Basın açıklamamıza tüm basın emekçilerini, demokratik kitle örgütlerini ve halkımızı dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.
Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği
DİSK Basın-iş Sendikası
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği
KESK Haber-Sen
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği
Gazeteciler Cemiyeti
3 Mayıs Pazar
Saat:11:00
Yer – Mülkiyeliler Birliği (Kızılay)

Türkçe

Emeğimizi sömürenlere, haklarımızı gasbedenlere, güvencesizliğe ve yoksulluğa karşı 1 Mayıs’ta hem kortejlerimizde hem de kameraların arkasında meydanlardaydık!
Yaşasın 1 Mayıs!
Bijî yek gulan! #1Mayıs




Türkçe

"Tutuklu gazetecilere özgürlük" talebimizle Kadıköy'deyiz!
Alın terimizin değersizleştirilmesine, insanca yaşam hakkımızın yok sayılmasına sessiz kalmıyoruz.
Yaşasın 1 Mayıs!
Bijî yek gulan! #1Mayıs




Türkçe

Emeğimizi sömürenlere, haklarımızı gasp edenlere, güvencesizliğe ve yoksulluğa karşı 1 Mayıs’ta meydanları dolduruyoruz. Alın terimizin değersizleştirilmesine, insanca yaşam hakkımızın yok sayılmasına sessiz kalmıyoruz.
1 Mayıs, yalnızca bir gün değil; eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin adıdır. Bu düzene karşı emeğin gücünü büyütmek, haklarımızı geri almak için alanlardayız. Sen de emeğine, geleceğine sahip çık—yanımızda ol, sesimizi birlikte yükseltelim.
Toplanma yerleri:
📍İstanbul: Haydarpaşa Numune Hastanesi önü (Saat 10.00)
📍Ankara: AKM önü (Saat 11.30)
📍İzmir: Basmane Alanı (Saat 11.00)

Türkçe

Rahmi Yıldırım’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. “Askeri Darbelere Karşı Askerler Derneği”ni kuracak kadar cesur, sosyalist kimliğini demokrat duruşuyla birleştirecek kadar ilkeliydi.
12 Eylül karanlığının ardından yargılandığı mahkeme salonunda, tek tip elbise dayatmasına karşı iç çamaşırlarıyla verdiği o unutulmaz protesto; onun ve ait olduğu kuşağın “boyun eğmeyen, direnen” karakterinin simgelerinden biri olarak hafızalara kazındı. O siyah beyaz fotoğrafta yalnızca bir itiraz değil, insan onurunun savunusu vardı. Ardından maruz kaldıkları işkence, baskı ve zulüm ise bu onurlu direnişi asla gölgeleyemedi.
Rahmi Yıldırım, yaşamı boyunca hakikatin, özgürlüğün ve eşitliğin yanında saf tuttu. Gazeteciliği yalnızca bir meslek olarak değil, bir sorumluluk ve mücadele alanı olarak gördü. Geride, susmayan bir vicdanın, eğilmeyen bir iradenin mirasını bıraktı.
Onu saygıyla, sevgiyle ve minnetle uğurluyoruz.
Mücadelesi yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
Başta ailesi olmak üzere tüm dostlarının, yoldaşlarının ve basın emekçilerinin başı sağ olsun.

Türkçe

Doruk Madencilik işçilerinin kararlı mücadelesi sonuç verdi. Direniş ve dayanışma sayesinde önemli kazanımlar elde edildi.
Alın terinin, emeğin ve örgütlü mücadelenin gücü bir kez daha gösterildi. İşçilerin haklı talepleri karşılık buldu, umut büyüdü.
Bu kazanım; birlik olunca, yan yana durunca ve mücadeleden vazgeçmeyince nelerin değişebileceğinin en somut örneğidir.
Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın örgütlü mücadelemiz!




Türkçe

1 Mayıs, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Bu tarih, sadece bir kutlama değil; aynı zamanda emeğin tarihine kazınmış acıların, direnişlerin ve kayıpların anıldığı bir gündür. 1 Mayıs’larda katledilen emekçileri anmak ne suçtur ne de engellenebilir bir haktır.
Bugün, Kazancı Yokuşu’nda hayatını kaybedenleri anmak için bir araya gelen 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi’ne yönelik müdahale ve gözaltılar kabul edilemez!
Aralarında Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin ve Genel Sekreter Emin Atsız’ın da bulunduğu arkadaşlarımızın gözaltına alınması, demokratik hak ve özgürlüklere açık bir saldırıdır.
Aynı şekilde Ankara’da, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun gözaltına alınması, emeğin örgütlü mücadelesine yönelik baskının bir başka göstergesidir.
İşçilerin, emekçilerin ve özellikle maden işçilerinin mücadelesini baskılarla durduramayacaksınız. Gözaltılar, yasaklar ve engellemeler bizi yıldırmaz; aksine mücadelemizi büyütür.
Buradan bir kez daha ifade ediyoruz:
1 Mayıs’larda kaybettiklerimizi anmaya, emeğin haklarını savunmaya ve alanlarda olmaya devam edeceğiz.
Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçilerin birliği
DİSK Basın-İş

Türkçe
