

Demokrasi Platformu
925 posts

@dmkplatformu
Adalet • Demokrasi • Cumhuriyet | Demokrasi Platformu Resmi X Hesabı




Daha fazla hukuk, daha fazla adalet, daha fazla akademik özgürlük... İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılmasına ilişkin karar, sadece bir yükseköğretim kurumunu değil; öğrencileri, akademisyenleri, idari personeli, mezunları ve Türkiye’de üniversite özerkliği fikrini doğrudan ilgilendiren son derece vahim bir gelişmedir. Geçmişte Şehir Üniversitesi’nin kapatılması ne kadar yanlış ve vahim idiyse, bugün İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında alınan bu karar da aynı ölçüde hukuk devleti, akademik özgürlük ve yükseköğretimin kurumsal güvencesi bakımından ciddi şekilde tartışılmalıdır. Bir üniversite, herhangi bir idari tasarrufun konusu yapılabilecek sıradan bir yapı değildir. Kanunla kurulan bir yükseköğretim kurumuna ilişkin her işlem, hukuk devleti ilkesi, ölçülülük ve kazanılmış hakların korunması çerçevesinde değerlendirilmelidir. İdari tedbir başka şeydir; bir üniversitenin hukuki varlığını, akademik kimliğini ve binlerce öğrencinin geleceğini fiilen yok saymak başka şeydir. Burada üzerinde hassasiyetle durulması gereken temel ilke şudur: “Tüzel kişilikler suç işlemez; suçu kişiler işler.” Eğer İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde hukuka aykırı bir işlem, mali veya idari bir usulsüzlük varsa; bunun sorumluları mütevelli heyeti başkanı, mütevelli heyeti üyeleri, ilgili yöneticiler veya işlemde kusuru bulunan şahıslardır. Hukuk devleti, suçu şahsileştirir; kurumu, öğrencileri, akademisyenleri ve çalışanları topluca cezalandırmaz. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da siyasi parti kapatmaları konusunda geçmişte yaptığı değerlendirmelerde, tüzel kişilik olan siyasi partilerin suç işlemeyeceğini; suçu işleyenlerin her zaman kişiler, yani şahıslar olduğunu; bireylerin hatalarından dolayı parti tüzel kişiliğinin kapatılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Aynı ilkenin üniversiteler için de geçerli olması gerekir. Hukukun temel prensipleri kişi ve kuruma göre değişmez. Bir üniversiteyle ilgili meselede esas olan; öğrencilerin eğitim hakkını, akademik ve idari personelin kazanılmış haklarını, mezunların hukuki statüsünü, akademik özgürlüğü ve üniversite özerkliğini korumaktır. Aksi yöndeki her uygulama, sadece bir kuruma yönelik idari tasarruf olmaktan çıkar; doğrudan doğruya yükseköğretim düzenine, akademik hayata ve gençlerin geleceğine müdahale niteliği kazanır. Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu ve ilgili kamu makamları, öğrencilerin eğitim hakkı, diploma süreçleri, akademik personelin statüsü, idari çalışanların hakları ve üniversitenin tüzel kişiliği konusunda kamuoyunu derhal, açık ve tatmin edici biçimde bilgilendirmelidir. Devletin görevi, hukuksuzluk iddialarını soruşturmak kadar, masum insanların mağdur edilmesini önlemektir. Üniversiteler siyasi, idari veya dönemsel tartışmaların nesnesi haline getirilmemeli; bilimsel özerklik, hukuki güvenlik ve eğitim hakkı her şart altında korunmalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla belirsizlik değil; daha fazla hukuk, daha fazla adalet, daha fazla akademik özgürlük ve daha güçlü kurumsal güvencedir.

Mahkeme kararıyla siyasete hiza verilemez. Siyasetin karar vericisi, hakemi, hakimi halktır. Bu yöntem yanlıştır. Karara muhatap parti, içerde savaşmak yerine ortak akılda buluşmanın, özverili davranmanın ve barışmanın yolunu seçerse, oyunu bozabilir. Yoksa, geçmiş olsun.

"AİHM FETÖ yok kararı verdi" söylemi koca bir manipülasyondan ibaret… Örgütün adı ne olursa olsun, demokratik sistemi engelleyecek her türlü darbe girişimine karşıyız; ancak bu gerçek bizi hukuk çerçevesinden bakmaktan alıkoymamalı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi "hukuksuz ceza olmaz" der. Bu zaten bizim Türk Ceza Kanunumuzun 2. maddesinde de açıkça yazıyor: Kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Eğer biz kendi yasamızın ruhuna ve metnine sadık kalsaydık, bugün AİHM kapılarında bu kararlarla karşılaşmak zorunda kalmazdık. #KitabınOrtasından anlattım, tamamını izlemek için: youtube.com/watch?v=aTsxhd…











📌 KAMUOYUNA DUYURU Son günlerde bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli platformlarda, Demokrasi Platformu’nun faaliyetleri ile ilgili gerçeği yansıtmayan, yanıltıcı ve maksatlı iddiaların dolaşıma sokulduğu görülmektedir. 5 Nisan 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Bahar Konferansları I: Önce Siyaset Değişmeli” başlıklı etkinlik, Demokrasi Platformu tarafından tamamen bağımsız bir sivil girişim olarak organize edilmiştir. Söz konusu konferansın herhangi bir siyasi partiyle doğrudan ya da dolaylı hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Konferansta yer alan tüm konuşmacılar, bireysel birikimleri doğrultusunda katkı sunmuş; hiçbir siyasi oluşum adına hareket etmemiştir. Bu durum etkinlik boyunca açık ve net biçimde ifade edilmiştir. Demokrasi Platformu olarak “önce siyaset değişmeli” derken; siyasetin etik, ahlak ve ilke temelinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Siyasetin itibarının güçlendirilmesi, kamu vicdanının korunması ve doğru bilginin esas alınması gerektiğini vurguluyoruz. Tam da bu ilke ve hassasiyetleri dile getirdiğimiz bir süreçte, platformumuzu farklı siyasi oluşumlarla ilişkilendirmeye çalışan bu asılsız haberlerin ortaya atılması son derece manidardır. Gerçek dışı, yanıltıcı ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik bu iddiaları açık biçimde kınıyoruz. Bazı paylaşımlarda adı geçen siyasi oluşumlar ile Demokrasi Platformu arasında herhangi bir bağ bulunmamaktadır. Bu yöndeki iddialar tamamen asılsızdır. Nitekim konferansın açılışında da ifade edildiği üzere: “Bu platformu oluşturan isimlerin her biri; devletin en üst kademelerinde görev yapmış, sorumluluk üstlenmiş, tecrübe biriktirmiş insanlardır. Hiçbirimizin siyasi bir ikbal beklentisi yoktur. Bu topluluk, yalnızca bu ülkenin, toplumun vicdanı olmaya, sesi olmaya çalışmaktadır.” Demokrasi Platformu’nun amacı; herhangi bir siyasi yapı oluşturmak ya da desteklemek değil, yalnızca bu ülkenin ve toplumun vicdanına ses olmaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Demokrasi Platformu #ÖnceSiyasetDeğişmeli
