dücane cündioğlu

5.8K posts

dücane cündioğlu banner
dücane cündioğlu

dücane cündioğlu

@ducane

[email protected]

İstanbul Katılım Eylül 2010
2 Takip Edilen422.1K Takipçiler
dücane cündioğlu
ŞEZLONG MAFYASI KARŞISINDA HALKIN ÇARESİZLİĞİNE KİM DUR DİYECEK? Bu akşam, saat 22.00'de, canlı, herkese açık! Ege sahilleri şezlong mafyasının işgali altında. Sahillere, kumsallara yüzlerce şezlong, yüzlerce şemsiye atıp işgal eden magandalara insanların haraç ödemeden bırakın denize girmeleri, deniz kenarında yürüyebilmeleri bile mümkün değil artık. Bu maganda sürüleri yüzünden halkımız en temel haklarını bile kullanamaz durumda. Belediyeler bu işgalcilere ya yol veriyorlar ya da bile bile göz yumuyorlar. Mucize kabilinden birkaç namuslu Belediyeci çıkarsa ne a'la, yoksa belediyelerin, temsil ettikleri halkın haklarını koruma yeteneğinden yoksun oldukları çok açık. Çoğu yerde güvenlik, Polis'in değil, Jandarma'nın kontrolü altında. Jandarma da ne yazık ki bu mafya bozuntularının kovanına çomak sokacak konumda değil. Sınırlı personelle hangisine yetişsinler? Daha çok asayiş sorunlarıyla ilgilenmeye çalışıyorlar. Halkın örgütlenme yeteneği de malum. Çoğu emeklilerden, orta yaşlı insanlardan oluşuyor. Asıl itilip kakılanlar da onlar. Beyaz yakalılar zaten halkın bulunduğu yerlere gitmiyorlar. Kanunlar halkın yanında. Halkın yanında olmayanlar, kanun adamları. Geriye tek seçenek kalıyor: Halkın sahilleri işgalden kurtarmak amacıyla örgütlenmeleri, dernekler kurup bu magandalara karşı mücadele etmeleri. Yasalar halkın yanında. Sayısal çoğunluk halkın yanında. Üstelik eğitim, bilgi, görgü de halkın yanında. Tek eksikleri magandalarla mücadele azminin yokluğu, en azından zayıflığı. Depremler, afetler karşısında dayanışan bu halk, biraz refah için de dayanışma yeteneğini geliştirmek zorunda, çünkü birleşen, dayanışan bir halkın önünde hiçbir maganda sürüsü duramaz, yeter ki halk sürü olmaktan çıksın ve yasaların gereğini talep edebilen birer yurttaş durumuna gelebilsin! Sözün özü, şezlong mafyası karşısında halkın çaresizliğine ancak halkın kendisi dur diyebilir. youtube.com/live/kZSaHyqsf… @YouTube aracılığıyla
YouTube video
YouTube
Türkçe
11
32
127
20.1K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
15 TEMMUZ'UN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ -Bir "Şirket Olarak Cemaat- Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı, herkese açık! Kendini "hizmet hareketi" olarak tanımlayan bir cemaatin, kendince en doğal hakkı olarak gördüğü devlete sızma ve kadrolaşma uğruna bankalaşmasının, hatta "şirketleşmesinin" öyküsü, ziyan ettiği yüzbinlerce Anadolu insanını gözönüne alınca bir trajediye dönüşüyor. Kendi aralarındaki tartışmalara kulak kabartınca, içlerindeki en zeki üyelerinin bile en çok içlerinden bazılarının bu işlere karışmış olabileceğini kabul etmekten öteye geçemedikleri görülüyor. Bu insanların en samimisi bile arınmak için gusül abdesti almaları gerektiğini değil, sadece ellerini yıkamalarının yeterli olacağını düşünüyorlar. Ellerini yıkamakla masum sayılmaları gerektiğine inanıyorlar. Bir meyhanede bulaşıkçılık yapan bir dindar çalışan, içki içmediği için kendisini günaha bulaşmamış kabul edebilir mi? Belli ki cemaat mensuplarının tabanı kendilerini böyle görüyorlar. "Biz ne suç işledik ki?" diyerek kendilerini savunuyorlar. Suçun şahsiliği ilkesine sığınıyorlar. Oysa organize işlerde "suçun şahsiliği" ilkesinin çalışmayacağını gözönüne almıyorlar. Kolay değil, grup aidiyeti hemen çözülmez. Bu direnci anlamak lazım. Ne ki anlamak yetmez, yardımcı olmak da gerekir. youtube.com/live/hOX3R4E_S… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
14
13
65
19.6K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
AHBAP BURADA, ÇAVUŞ NEREDE? Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı, herkese açık. Sanırım bir iki gündür "inandığımız dağlara kar değil, kâr yağmış da haberimiz olmamış" diyenlerimizin sayısı hiç de az değil. Tüm Türkiye, bir yardım derneğinin şaibeli yöneticilerinin iç ettiği milyarların hesabıyla çalkalanıyor. Şaibe sözcüğünün anlamını çok az kişi bilir. Boşuna hukuk terimleri sözlüklerine bakmayınız, bu sözcük bir hukuk terimi değil, aksine kaynağı halk irfanında saklı bir içgörü anlatımı. Şaibeli kişi, ne suçlu kişi, ne de suçlu olma olasılığı bulunan kişi demektir. (Şaibeli olmak sabıkalı olmak anlamına gelmez.) Peki ne anlama gelir? Şaibeli kişi "suçsuz olmama olasılığı bulunan kişi" demektir. Arada çok ince bir fark var. Bazı insanlar güvenilirdir, bazıları da güvenilmez. Şaibeli insanlar güvenilmez insanlar kategorisinde yer almaz, aksine böyleleri "güvenilir olmayabilir" kategorisinde yer alırlar. (Aradaki farkı hala anlamadıysanız, salın gitsin, kendinizi boşuna yormayın.) Şaibe, insanları kantarla değil, kuyumcu terazisiyle tartmaya çalışanların başvurduğu bir ahlaki ölçüttü. Şimdi toplumumuzda hiçbir karşılığı kalmadı, çünkü birbirimize o denli yabancılaştık ki artık herkes şaibeli. En çok da şaibeli olanlar "ahbaplar", yani halk. Peki çavuş nerede? Çavuş devletin, devletluların ta kendisi. Adalet halktan değil devletten, insanlardan değil tanrıdan, duygulardan değil akıldan beklenir. KIZILAY devletti, AHBAP ise halk. Varın gerisini siz hesab eyleyin! youtube.com/live/TT0lLmCRA… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
38
30
149
31K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
KENDİNİ MEŞGUL EDEMEYENİ BAŞKALARI İŞGAL EDER! Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı. Yalnızlık korkusunun, daima başkalarıyla, başkaları üzerinden varolma arzusunun en temelinde ruhsal gelişmenin eksikliği saklıdır. Bir "çoban yalnızlığı"ndan, bir "dağdaki derviş" meselinden, ya da sosyal anksiyete triplerinden söz etmiyorum, aksine insanların çoğunda rastlanan kendi içine çekilebilme, kendisiyle başbaşa kalma yeteneksizliğine göndermede bulunuyorum. İnsan, kendisinden kaçtıkça ya başkalarının oyuncağı olur ya da başkalarını oyuncak gibi kullanır. Burası kesin. Bu söyleşide becerebildiğimiz denli insanın dikenli derinliklerine bakmaya çalışacağız. Not: Bu söyleşi yalnızca üyelere özeldir. youtube.com/live/59GvAJ3RC… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
6
21
165
30.2K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
TERS KELEPÇE - Zorunlu bir güvenlik önlemi mi, keyfi bir aşağılama stratejisi mi?- Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı herkese açık. Bu söyleşide bir güvenlik önlemi olarak ters kelepçenin tarihini ele alacağız. • Güvenlik önlemi olarak niçin önden değil, arkadan kelepçe? • Bu kelepçeleme biçimine niçin ihtiyaç duyuluyor • Dünyada yasal ve hukuksal karşılığı nedir? • ABD ve Avrupa hukuku aynı mı, farklı mı? • Güvenlik memurları niçin bu yola başvuruyorlar? • İnsan haklarına uygun mu? • Hukukçulardan hiç itiraz eden olmamış mı? • Zorunlu bir rutin uygulama mı? • Yol açtığı ruhsal ve bedensel hasarlar neler? Bu söyleşide bu sorulara yanıt arayacağız. NOT 1: Ben bu satırları yazarken, Deniz Göktaş'ın tutuklandığını öğrendim. Artık bir şüpheli de değil, suçlu veya hükümlü de değil, yalnızca tutuklu bir maznun ve sanık. Yargılanıp hakkında karar karar verilene değin masumdur, çünkü beraat-ı zimmet asıldır, yani suçu kanıtlanana değin her sanık masumdur. NOT 2: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 216. maddesi "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" başlığı taşır. Benim yükümlülüğüm ise, halkımı sevgi ve dostluğa teşvik veya hz. insan'ı yüceltmekten ibaret. Kendi seçimlerimle insan olma ve insan kalma hakkımı kullanıyorum. "Sahipleneni az diye hakikate hürmet etmekten vaz mı geçeceğiz?" youtube.com/live/JrrvcoQj9… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
18
40
263
31.9K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
düşünmek: • yakınmak değil çözümlemek, • suçlamak değil eleştirmek, • karalamak değil açıklamak demektir. yakınma, suçlama, karalama, gerçekte, düşünmenin henüz yetkinleşmediğini gösterir.
Türkçe
13
54
339
24.8K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma) Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir. Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir? Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar! Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir. Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık. Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki. Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde. İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından. Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?! Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir. Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir. • "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8) Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu? Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum. Sözün özü, ey devlet erkanı! Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum. Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de. Saygılarımla. Dücane Cündioğlu
dücane cündioğlu tweet media
Türkçe
402
1.7K
8K
468.8K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
DENİZ AŞIRI DALGALAR: İstibdad ve Mizah Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık. Deniz Göktaş'a soruşturma açılmış. Şaşırdık mı? Hayır! Benim tepkim bir acı tebessüm oldu. Ülkem adına içim sızladı. Baskının olduğu yerde ister istemez eleştiri saklanır, ironiye dönüşür ve mizah ortaya çıkar. Eleştiri inceldikçe incelir ve en sanatsal biçimine kavuşur: "dalga geçmeye". Acı tebessüme yol açan da budur: hem acı, hem tebessüm. Gülmek değil, kahkaha değil, acı tebessüm, en hafif biçimiyle: tebessüm. Aşırı tuzluluktan ötürü su altı yaşamının olmadığı denizin adıdır ÖLÜ DENİZ. Ölü Deniz istibdadın/baskının, otokrasinin simgesi. Doğal yaşamın azlığından çok yokluğu. Oysa toplumun yaşamak için tuzdan arınmaya, nefes almaya ihtiyacı var, gülmeye, neşelenmeye, yaşam umudundan vazgeçmemek için direnmeye ihtiyacı var. Bu dönemlerde ciddi eleştiriler geri çekilir, ironi ortaya çıkar: mizah, yani gülünç olan. Korkuyu bastırmanın en kısa yoludur dalga geçmek. Evet dalga geçmek, yani küçümsemek, önemsememek, hafife almak. Korku ancak böylelikle cesarete dönüşür. Seni korkutan şeyden korkmadığını göstermenin en etkili yolu dalga geçmektir: acziyetini kudrete dönüştürmek. Sanatçılar bunun için var: acziyetimizi cesarete, cesaretimizi umuda dönüştürmek için. Ölü Deniz'i tuzdan arındırmak için sanatçılar sorunlarla dalga geçerek topluma nefes aldırırlar. Nefes alamazsak ölürüz çünkü. youtube.com/live/NvNqRl2kO… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
43
76
522
79.3K
dücane cündioğlu retweetledi
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
Farkında mısın, zaman geçiyor, sen geçiyorsun, hakikat geçiyor.
Türkçe
56
137
1.2K
103K
dücane cündioğlu retweetledi
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
yalnızlıktan zevk alabilmen için yalnız olduğunu unutman gerekir.
Türkçe
33
105
1.3K
85.3K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
HAYAT DERSLERİ: BABAYA İHANET veya EVLAT NANKÖRLüĞÜ (XIII) Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı. Bu akşam aile için sadakat ve ihanet kavramlarından hareketle babalar ve oğullar, anneler ve kızlar arasındaki çelişkiler üzerine söyleşeceğiz. • Evlatlıktan reddetmek bir ebeveyn hakkı değil midir? • "Sen artık benim babam değilsin!" demek bir evladın haddine mi? Rahmetli babam zaman zaman bizlere şöyle derdi: "Benim sülbümden evladım olmanız o kadar önemli değil, asıl benim mânâ'mdan evladım olun!" Ne yalan söyleyeyim, o yaşlarda babamın bize ne demek istediğini anlamazdık ve fakat ortada bir tehdidin varlığını da sezerdik. Sanırım, rahmetli babacığım "Sakın ola ki beni utandırmayın" türünden bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Yıllar sonra ben de kızlarıma benzer şeyler söylerken buldum kendimi. Cündioğullarının meşhur defteri tarihe karışmadı henüz, hâlâ en iyi yaptığımız şey kızdığımız zaman birbirimize defterden silme tehdidi savurmak. Kimi cahil psikologlar narsisistleri bir hastalık, hatta bir ahlaksızlık biçimine sahip olmakla aşağılıyorlar. Bilmiyorlar ki insan tininin en değerli, en yaygın savunma araçlarından biridir narsisizm. Baba narsisizmi, evlat narsisizmi, grup narsisizmi, vs. Narsisizm olmasa zavallı insan ayakta kalmayı nasıl başaracak? Güçsüzlüklerini, yoksunluklarını nasıl tamir ve telafi edecek? İnsan aç kaldığında mecbursa çalar, şefkatten, ilgiden, sevgiden yoksun kalırsa çaresiz narsisizme sığınır. Kendisini kendisinin ne kadar güçlü, büyük, yetenekli olduğuna ikna eder. Eh bazen buna başkalarını da ikna edebileceğini sanır. Olsun "her zafer biraz hasar ister" deyu yoluna devam eder. Ne yazık ki bedeli de büyüktür bu çözüm yolunun. Aile içi ihanet yıkıcıdır ve sanıldığından daha da yaygındır. Allah kimseye tattırmasın! Not: Bu söyleşi üyelere özeldir. youtube.com/live/OJs-WGwaF… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
6
9
84
24.1K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
ŞÖHRETLERİN TRAJEDİSİ (Michael Jackson Belgeseli) Bu akşam saat: 22.00'de, canlı, herkese açık. Bu söyleşide Michael Jackson'un üç bölümlük son belgeselinden hareketle şöhretlerin trajik yaşamları üzerine konuşacağız. Aptallar ve abdallar dışında her insanın yaşamı -özü gereği- trajiktir, çünkü yaşamın kendisi trajiktir. Doğal yaşam değil, asıl toplumsal yaşamdır trajik olan. Bu nedenle tanınmış insanların yaşamı daha da trajiktir. Dışarı bakan tarafta ihtişam görünür, içe bakan tarafta sefalet. Tanınmışlık ihtişam ve sefaletin bir tek kişinin ruhunda birleşmesinden değil, çiftleşmesinden köken alır. Her ikilik öldürücüdür. Kendini ve başkasını. Daima. NOT: Daha önce planladığım bu söyleşiyi elde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleştirememiştim. Bu akşam vaadimi yerine getirmeye çalışacağım. Umarım bu aksaklıktan yararlanmış ve hiç değilse belgeseli izlemişsinizdir. youtube.com/live/nevfrffTQ… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
4
9
69
19K
dücane cündioğlu
dücane cündioğlu@ducane·
Dorukhan Büyükışık Dosyası: 8 Yıllık Mücadele Türkiye’yi Sarsan Operasyona Dönüştü Boran Karadeniz fevkalade başarılı bir video hazırlamış, mutlaka izleyin! ELİ KANLI TANYER İNŞAATİN KARANLIK ÖYKÜSÜ bir an önce aydınlanmalı ve adalet yerini bulmalı. Polis, Jandarma, Adliye, Adli Tıp içinde neredeyse 100'e yakın devlet memuru aralarında işbirliği yapıp yalnızca sıradan (!) bir cinayeti örtmek için nasıl olur da bu denli örgütlü bir karartmaya iştirak edebilir? Hadi, bunda Tanyer İnşaat'ın sağlamış olabileceği ekonomik olanakların etkisi olduğunu varsayalım, iyi ama yıllarca aralarından hakikati itiraf edecek vicdanlı bir Allahın kulu da mı çıkmaz? Ne denli büyük, ne denli bitmek tükenmek bilmez bir ekonomik güç olmalı ki bu, yıllarca bu kadar memuru kendi personeli gibi besleyebilmiş? Bu soruların yanıtı bilmiyorum, bildiğim tek şey, önce topluluk değil toplum, hükümet değil devlet, fakat her zaman toplumun ve devletin hoyratlıklarına karşı birey, yani insan. Önce HZ. İNSAN. İnsanımızı korumak ve insan kalmak istiyorsak, Dorukhan Büyükışık ve Gülistan Doku cinayetlerinin unutulmasına izin veremeyiz. Bakınız Rabia Naz cinayetini unuttuk da ne oldu? Hasretini çektiğimiz o adalet hayali içimizde bir yumru olarak kaldı. Unutmayın, biz adalete yürüyerek ulaşmaya çalışırsak, o bize koşarak gelecektir. Yeter ki bir adım atalım. Öyle ya, haksızlık karşısında kımıldamadan durmak insan olana yakışmaz. youtu.be/IMSq4Gc-Vvc?si… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
24
181
730
63.5K