

Etkisiz hâle getirilen balistik mühimmat ile ilgili açıklama. Statement on the neutralization of ballistic munition. #MillîSavunmaBakanlığı
Ersin Elikoğlu
9.9K posts

@ersinelikoglu
Maritime Studies Ph.D @itu1773 | International Relations @Bahcesehir | Public Administration @EMUOFFICIAL #geopolitics #seapower #MaviVatan #maritimesecurity


Etkisiz hâle getirilen balistik mühimmat ile ilgili açıklama. Statement on the neutralization of ballistic munition. #MillîSavunmaBakanlığı


💵Ekonomiyi krize sokmadan parayı piyasadan nasıl çekerimin (silerim) mimarisi böyle birşey olsa gerek. 📈Miktarsal Sıkılaşma (Quantitative Tightening) için Fed elindeki tahvillerin süresi dolduğunda yeni tahvil almaz. Böylece piyasadaki "fazla" nakit geri çekilmiş olur. 📌Buna ne gerek var? 🔸️Fed'in bastığı veya dijital olarak yarattığı M0 (baz para) üzerinden yayılan M1 ve M2, ticari bankaların (JPMorgan, Bank of America vb.) Fed hesaplarındaki "temel" paraya ve buradan da doğrudan "katlanarak" piyasalarda "kaydi" paraya dönüştü. 📌Bu ne demek? 🔸️10 birim baz para piyasaya 100 birim kaydi para olarak yansıdı. (*teorik olarak) 📎Bu noktada Fed neden bilanço küçültmeyi değerlendiriyor sorusunu daha oturaklı bir zeminde anlamak mümkün. 🔸️Baz parayı azalttığınızda bankalar hassaslaşır, ellerindeki kaydi parayla yaratılmış parasal hacmin zemini aşındığı için krediler sıkılaşır/kesilir, faizler yükselir, ekonomi yavaşlatılır, paranın dolaşım hızı azalır. 📌Son soru; neden şimdi? Ve Fed bu mimaride yalnız mı? 🔸️Fed piyasadan trilyonlarca doları kendiliğinden, herhangi bir destek olmaksızın çekerse, ekonomi kesin ve sert bir resesyona (krize) girer. Tam da burada Amerikan hükümeti ve devasa harcamaları devreye girer. 🔸️Epic Fury, hem savunma sanayii harcamalarını yükseltecek hem de 39 trilyon $'ı aşan ABD ulusal borcuna eklenecek faizle beraber, yaklaşık ~450-500 milyar $ civarı harcama doğuracaktır. 🔸️Hükümet, Fed arka planda parasal temizlik yaparken, savunma, enerji ve çip üretimi, denizcilik gibi kritik sektörlere kaynak yönlendirerek ayakta tutar/ayağa kaldırır. Bu aynı zamanda Fed'in daralma operasyonunu da destekler, etkinsiz sektörler, firmalar ve atıl kapasite ortadan kaldırılır. Fed ve Hükümet, Miktarsal Sıkılaşma ve Epic Fury'i bir nevi Basınç Kompansatörü olarak kullanır. 📌Dolayısıyla ABD/İsrail-İran Savaşı'nda stratejik hedef İran ya da rejimi, petrolü, nükleer silahı değildir. Hükümet ve Fed, uluslararası sistemdeki birikmiş basınçtan kaynaklanan türbülansı Dünya-Ekonomi için "zaman/talep" denklemiyle dengelemeye çalışacaktır.


💵USA Rare Earth'e 1,6 milyar dolar yatırım. Haber bu, peki bu yatırım neden henüz ticari ölçekte üretim tecrübesi olmayan bir şirkete yapıldı. 🔺️Bu, kâr hesabıyla yapılan bir yatırım değil, bir nevi sigorta, güvence. 🔺️USA Rare Erath yatırımıyla Çin'in nadir toprak elementi hegemonyası karşısında bağımsızlık sağlamak elbette mümkün görünmez. Belki kriz anında birkaç ay tutunmak için iş görebilir. 📰bkz.bbc.com/news/articles/… 🔸️Ayırma, saflaştırma, alaşım, mıknatıs üretimi, bunların her biri ayrı bir proses ve altyapı zinciri demektir. 🔸️Cevher çıkarsan bile bu aşamalar için hâlâ Çin'e muhtaç kalabilirsin. Bağımlılığı kırmanın yolu sadece milyar dolarlık yatırımla aşılamayacak kadar kıvrımlı ve zorlu. 🧲Çin, nadir toprak elementlerini stratejik tekel inşası olarak kurguladı. Batı ise bunu sadece ucuz hammadde meselesi olarak gördü. 📊Halbuki Çin, düşük fiyatlarla pazara girdi, rakip madencileri piyasadan itti, işleme altyapısını merkezileştirdi. 🌏Bugün 17 nadir toprak elementinin 15'inde dominant, özellikle ağır elementlerde. Bunların ikamesi jeolojik olarak da, lojistik olarak da son derece zor. 🇨🇳🇯🇵Örneğin; 2010'da Japonya ile Senkaku krizinde Çin nadir toprak ihracatını fiilen kesti. Japonya birkaç haftada masaya oturmak zorunda kaldı. Savunma sistemleri mineral yoğun durumda, tedarik zincirleri derinleşmiş ve iç içe geçmiş halde. 🔺️Dünya-Ekonomi'de Çin ile geri kalanlar arasında Çin lehine karmaşık ama asimetrik bir bağımlılık doğmuş vaziyette.

⚠️Çip arzı tehlikeye girdiyse bundan en başta Çin rahatsız olur. Fakat bu rahatsızlığın yanında Çin açısında bir de fırsat doğuruyor. 🔸Çin, üretimde girdi bulamıyorum, enerji kısıtlı olduğu için mevcudu diğer tüketim ihtiyaçlarına veya savunma sanayisine kaydırıyorum diyebilir. 🔸Bu da nadir toprak elementleri, mıknatıslar, lityum batarya bileşenlerinin ihracatını azaltmasıyla Batı'yı teknolojik ham maddesiz bırakabilir. Çin'in ~%70 tekelinde olan Lityum ve Kobalt özellikle batarya teknolojisi için kritik önemde. 🔸Neodyum mıknatıslar olmaksızın yüksek teknolojik üretim ve modern savunma sanayii üretimi de aksar. 🔸Uluslararası sistemin yükselen basıncını olabildiğince kendi lehine çevirmek adına, enerji ve çip denklemi üzerinden kritik mineral ihracatını baskı altına alabilir. 📌x.com/ersinelikoglu/… 📌x.com/ersinelikoglu/…


China's detention of Panama-flagged vessels is leading to a geopolitical dispute over Panama Canal port concessions, causing operational uncertainty and diplomatic tensions.

"Milgem’in babası, Türk Denizciliğinin dahi amirali, donanmanın altın çocuğu.." Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, Çimenlik Kalesi’nde bulunan ve restorasyonu tamamlanan Nusret Mayın Gemisi’ni yeniden halkın ziyaretine açarken… 11 Mayıs 2004, Çanakkale


ABD’nin Epstein dosyalarında adı sık geçen Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “4 Deniz” söylemi İran, İsrail ve Suriye’deki konjonktür göz önüne alındığında gerçeklikten uzak Türkiye’ye yönelik ucuz bir jeopolitik pazarlama hamlesidir. Hürmüz Boğazından geçen günlük ham petrol ve türevlerinin normal şartlarda miktarı 20 milyon varil idi. Bu dünya tüketiminin % 20 siydi. Bugün için Türkiye üzerinden geçen petrol akışı azami kapasitede Azeri kaynaklı BTC ile 1,3 milyon varil; henüz tam açık olmayan Kerkük kaynaklı Irak sahipli ancak Erbil kontrollü Kerkük-Ceyhan hattı ile 1,5 milyon varil yani en iyi koşullarda üç milyon varil civarındadır. Kerkük–Ceyhan’dan fiili akış yıllardır siyasi krizler, tahkim kararları ve güvenlik sorunları nedeniyle ya çok düşük ya da sıfıra yakındır. Mart 2023’ten Mart 2026’ya kadar neredeyse tamamen kapalı kalmıştır. Eski emlakçı Barrack’ın hayalindeki hatlar aslında mevcut değil. Irak’ın kuzeyinden Suriye’ye, oradan Akdeniz’e uzanan eski Kerkük–Baniyas hattı onlarca yıldır devre dışıdır. Suriye’de egemenlik Ankara’nın da büyük hatası ile parçalanmıştır. Suriyede İsrail, ABD, Rusya ve İran etkisi mevcuttur. Kısacası Suriye konjonktürü karmakarışıktır ve Suriye tekrardan büyük istikrarsızlıklarla karşılaşma potansiyeline sahiptir. İsrailli hükümet üyeleri Suriye devlet başkanı Colani için Sürekli tasfiye kararları ve tehditler savurmaktadır. Lübnan’da istikrarsızlık İsrail Katliamlarıyla devam ederken Suriye’de Dürzilerin, Kürtlerin kışkırtılması ve Golan tepeleri ile Suriye’nin güneyinde İsrail işgalleri her geçen gün artmaktadır. Böylesi koşullarda büyükelçinin Suriye için istikrarlı kelimesini kullanması gerçeklerden çok uzak ancak ABD ve İsrail çıkarlarına hizmet eden bir açıklamadır. Diğer yandan Basra petrolünü kuzeye çıkarıp Suriye veya Türkiye üzerinden taşıyacak bir hat yoktur. Kısacası Aktif olan BTC hariç Kerkük–Ceyhan dışında Türkiye’ye bugün akacak yeni bir petrol akışı yoktur. Türkiye üzerinden geçen petrol yaklaşık 1 milyon varil/gün seviyesindedir. Son tahlilde 3 milyon varil olabilir. Buna karşılık Hürmüz Boğazı’ndan geçen miktarla devasa fark kapanmadan Türkiye için dört denizi buluşturan“alternatif koridor” söylemi teknik değil tamamen siyasidir. Bu nedenle sorun petrolün ya da gazın nereden akacağı değil, bu akışın kim tarafından kontrol edileceğidir. Diğer yandan 14 trilyon dolar yöneten BlackRock yöneticisini devreye girdiği anda konuşulan şey enerji değil, enerji üzerinden kurulan güç mimarisidir. Türkiye’ye biçilen rol “merkez ülke” olarak sunulsa da gerçekte teklif edilen geçiş koridoru olmaktır. Yani sadece taşımak. Sonuç olarak sunulan hayal kapasite ile ilgili değil, kurulmak istenen yeni bir hegemonya düzeni beyanıdır. Eğer bu düzenin vanası Türkiye’de olmazsa, Türkiye enerji merkezi değil, başkalarının kurduğu sistemin taşıyıcısı olur. Asıl mesele tam da budur. Sorun Türklerin İsrail/ABD kurgulu planın parçası olup olmayacağıdır.


📣Deniz Jeopolitiğinin kitlenen sistemini anlatacağız, ilgililerine ve meraklılarına duyurulur. 📌Bir önceki programda ABD'nin OFAC yaptırımları üzerinden finansal cıvataları nasıl yavaş yavaş sıkıp Rusya, Venezuela ve İran'ı baskı altına almaya çalıştığını ancak bunun da dünya-sistemde sistem-karşıtı hareketler yarattığını ve deniz taşımacılığını bifürkasyona (çatallanma) uğrattığını anlatmıştık. 📌Yarın da devam niteliğinde bir program daha hazırladık. Bu sefer sıkılan cıvataların dünya-sistemi nasıl yüksek basınç alanına çevirdiğini ve ABD'nin istemese de OFAC yaptırımlarını geçici olarak gevşetip acil durum valflerini açtığından bahsedeceğiz. 📌Böylece günümüzü anlatan hikayenin diğer yüzü, ikinci parça da tamamlanmış olacaktır. 📌Arzu edenleri beklerim efenim...💐

"Milgem’in babası, Türk Denizciliğinin dahi amirali, donanmanın altın çocuğu.." Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, Çimenlik Kalesi’nde bulunan ve restorasyonu tamamlanan Nusret Mayın Gemisi’ni yeniden halkın ziyaretine açarken… 11 Mayıs 2004, Çanakkale


A User's Guide to Reducing the Federal Reserve's Balance Sheet federalreserve.gov/econres/feds/a…

İstanbul Boğazı’nın kalbinde, Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı haberi; Güneydoğu’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı planının hemen ardından gündeme geldi. Buna, iki gün önce Boğaz yaklaşma sularında 1.500.000 varil ham petrol taşıyan Türk sahipli bir tankere, Ukrayna taktik ve teknikleriyle örtüşen insansız hava ve deniz araçlarıyla müdahale edilmesi eklendi. Aynı dönemde küresel finansın en büyük aktörlerinden BlackRock’un Ankara ziyareti de tabloyu tamamlıyor. Tüm bu gelişmeler, birbirinden bağımsız değil; aksine aynı jeopolitik baskı hattının parçaları olarak görülmelidir. İran-ABD-İsrail çatışmaları sürerken ve İran sahada direnç göstermeye devam ederken, Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’yı doğrudan karşısına alabilecek bir NATO deniz unsurunu İstanbul Boğazı girişine konuşlandırması, stratejik denge açısından son derece riskli bir adımdır. Bu hamle, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Dört yılı aşkın süredir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak dengeli ve tarafsız bir politika izlemeyi başarmıştı. Bugün ise bu dengeyi zedeleyebilecek bir kararın gündeme gelmesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Türkiye bu kararı hangi koşullar altında almıştır? Yoğun bir dış baskı mı söz konusudur? Yoksa ülke, NATO’nun bölgesel hamlelerinde ön cepheye sürülen bir araç haline mi getirilmektedir? Daha da önemlisi; bu adım, Karadeniz’de başta Romanya olmak üzere bazı aktörlerin oldubittilerine ve olası “sahte bayrak” senaryolarına zemin hazırlayacak bir sürecin kapısını mı aralamaktadır? Bu soruların cevabı, yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki jeopolitik konumunu da belirleyecektir.