FERHAT TUNÇ

24.1K posts

FERHAT TUNÇ banner
FERHAT TUNÇ

FERHAT TUNÇ

@ferhatttunc

Sanatçı / Hunermend

Dersim Katılım Aralık 2009
3.1K Takip Edilen436.2K Takipçiler
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Tam 54 yıl önce bugün, aralarında Mahir Çayan ve Cihan Alptekin’in de olduğu on devrimci genç, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın özgürlüğünü talep ettikleri Kızıldere’de katledildi. Onların anısına saygıyla… Ferhat Tunç - Kızıldere (1984) youtu.be/2Xh8ARK-AJY?is…
YouTube video
YouTube
Türkçe
2
10
96
2.6K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
24 Mart 2026’da Danimarka’da yapılan genel seçimler, sadece ülke içindeki siyasi dengeleri sarsmakla kalmadı; göçmen kökenli toplulukların temsilinde de yeni bir eşiği işaret etti. Sandıktan çıkan sonuçlarla yeni kuşağı temsilen İbrahim Benli ve Sinem Dybvad Demir parlamentoya girerek bu dönüşümün sembol isimleri oldular. Her iki arkadaşımı tüm kalbimle tebrik ediyor, başarılar diliyorum. @ibrahimbenli_ @SinemDybDemir
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
6
13
277
15K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Katledilen İki Dersimlinin Ardından Geçen hafta Almanya - Raunheim’de bir mekâna yapılan baskında iki Dersimli yaşamını yitirmişti. Bugün, saldırıda bedenine isabet eden kurşunlarla can veren ve henüz otuz beş yaşında olan Kenan Güleç’i toprağa verdik. Cenazeye katılan herkesin gözü yaşlıydı. Cenaze erkânını yürüten dedemiz, acının ortasında haklı bir sitemle konuştu: “Nedeni ne olursa olsun, can almak bu kadar kolay mı? Bu saldırının arkasında kimler var; karanlıkta kalmamalı, aydınlığa çıkarılmalı.” Söz, bir ağıtın içinden çekilmiş bir adalet talebiydi; göğsümüze oturan soruyu yüksek sesle dile getiriyordu. Yarın, aynı saldırıda yaşamını yitiren mekân işletmecisi Nihat Karakaya’nın cenazesi kaldırılacak. Frankfurt’ta son yıllarda neredeyse olağanlaşan bu tür silahlı saldırılarda pek çok gencimizi kaybettik. Olağanlaşma, en sinsi zehir: Ölümü istatistiğe indirger, acıyı sessizliğe gömer, failleri sisin ardına gizler. Burada yaşayan Dersimliler için bu tablo, artık yalnızca bir “asayiş vakası” değil; süreklileşmiş bir tehdidin, toplumsal bir kırılmanın işaretidir. Kentin sokaklarında dolaşan söylentiler, kapalı devre husumet zincirleri, “mekân basma” pratiklerinin bir güç gösterisine dönüşmesi… Bütün bunlar, gurbetin ortasında kurduğumuz dar çevrelere sızan bir çürümenin emareleri. Gençlerin kolayca silahla buluşabildiği, öfkenin dilinin kurşuna tercüme edildiği bir iklimde, kimse kendini güvende hissedemez. “Delikanlılık” adı altında pazarlanan kör cesaret, aslında topluluğun bağrına saplanan bir hançerdir. Bu körlük, yalnızca tetiği çekenin değil, susanın, görmezden gelenin, “bize ne” diyerek geri çekilenin de ortak mesuliyetidir. Kurumlarımız var; Alevi kurumları başta olmak üzere, yıllardır dayanışmanın, yolun-erkanın taşıyıcısı olduklarını söylüyoruz. Söylem kıymetlidir, fakat eylemle sınanmadıkça eksiktir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, taziye mesajlarının ötesine geçen bir sorumluluk hattıdır: Kendi içimize dönüp şu soruları yüksek sesle sormadıkça bu döngü kırılmaz: Gençlerimizi hangi boşluklar şiddete itiyor? Hangi ekonomik-sosyal dışlanma biçimleri, hangi itibar ekonomileri, hangi “saygınlık” mitleri silahı cazip kılıyor? Cenazelerde dedelerimizin dili, yalnızca ritüeli yönetmez; aynı zamanda bir ahlâk çağrısıdır. “Can almak bu kadar kolay mı?” sorusu, yalnızca tetiğe değil, o tetiği mümkün kılan iklime yöneliktir. Bu iklimi değiştirmek, Alevi kurumlarının, hemşehri derneklerinin, gençlik inisiyatiflerinin, ve yerel yönetimlerde görev almış olanların birlikte üstleneceği bir ödevdir. Kenan Güleç’in otuz beş yıllık ömrü, yarım kalmış bir hikâyedir; Nihat Karakaya’nın işletmeciliği, bir emek ve geçim hikâyesi. İkisi de sayı değil, isimdir; ardında anne, baba, kardeş, dost bırakan iki hayattır. Onların ardından “devri daim olsun” demek, yalnızca bir teselli cümlesi değil, bir söz vermedir: Bu ölümlerin sıradanlaşmasına izin vermeyelim; failleri ve azmettiricileri karanlıkta bırakmadan; gençlerimizi şiddetin çekim alanından çekip alacak kolektif bir akıl ve vicdan inşa edelim. Bugün bir mezarın başında, yarın bir başka musalla taşında aynı cümleleri tekrar etmemek için, acının sıcaklığını hakikate, hakikati de sorumluluğa tahvil etmek zorundayız. Eğer bu kentte Dersimli gençler ölmeye devam ediyorsa, sorun yalnızca “dışarıda” değil, “içeride”dir de. İçeriyi onarmadan dışarıyı şikâyet etmek, eksik bir ağıttır. Ve eksik ağıtlar, yeni ağıtları çağırır. Ferhat Tunç
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
56
63
555
66.6K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Varto’dan yükselen bir çağrı var! Halkın haberi olmaksızın belirli bir aşamaya getirilen bir plan çerçevesinde, bir Amerikan şirketi ilçede jeotermal santral kurmaya hazırlanıyor. Geçimini hayvancılıkla sağlayan yöre için bu girişim, yalnızca bir yatırım değil; su kaynaklarını, meraları, tarım alanlarını ve köylerin yaşam alanlarını tehdit eden bir müdahale anlamına geliyor. Günlerdir sesini duyurmaya çalışan insanlar, bu tehdidin ortadan kaldırılmasını istiyor; ruhsatın alındığı ve çalışmaların mayısta başlayacağı ifade ediliyor. Bütün kalbimle Varto halkımızın yanındayım; insanlarımızın yaşam hakkına kasteden bu tür uygulamaların son bulmasını diliyorum. Aydınları, sanatçıları ve siyaset insanlarını duyarlı olmaya, Varto ile omuz omuza durmaya çağırıyorum. Ferhat Tunç #vartoi̇stemiyor
FERHAT TUNÇ tweet mediaFERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
7
92
349
9.5K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Sevgili Mikail Aslan’ın “Kamî rê” adlı yeni çalışması düştü önüme; Mehmet Çetin’in sözleriyle son derece uyumlu, birbirini tamamlayan, adeta aynı nefeste yürüyen bir eser çıkmış ortaya. Klibi izlerken içim burkuldu; mekânlar o kadar tanıdık ki yoluna, taşına, duvarına, sabahın ayazına kadar her şeyi yeniden yaşadım; özlediğim o yerler ekrandan içeri doldu adeta. Mikail, anadilinde ısrar eden bir derviş gibi, sabırla, usul usul, kendi bildiği yoldan yürüyor; gürültüye kulak asmadan, kökünü unutmadan. İt ürür, kervan yürür. Yolun açık olsun, brayê min. @MikailAslan_MA Mikaîl Aslan | Kamî rê (Kime) youtu.be/OUJfR_vmzNc?is…
YouTube video
YouTube
Türkçe
16
55
532
42.6K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Newroz, kışın sabrını baharın inadına bağlayan kadim bir eşiktir; toprağın derininde bekleyen tohumun, demirin örsle konuştuğu ateşin, geceyi yırtan ilk ışığın adıdır. Yüzyıllardır dağdan ovaya, köyden kente taşınan bu umut, bugün de alanlarda bir araya gelen ellerin sıcaklığında büyür; halayın halkası genişledikçe içimizdeki çember de genişler, korku küçülür, söz çoğalır. Bu günlerde Newroz meydanlarında yan yana duracak her yüreğe, uzaktan da olsa selamımızı gönderiyoruz. Yolu uzak düşenlere, hapiste ve sürgünde sesi kısılanlara selamımız aynı ateşten bir kıvılcım gibi ulaşsın. Çocukların koşturduğu, davulun tok vuruşunun kaldırım taşlarını titrettiği o alanda, birbirimizin omzuna değen güvenle yeniden başlıyoruz. Newroz Pîroz be! Newroz fîraz bo! Hewtimal bimbarek bo! Newroz kutlu olsun! Ateşimiz sönmesin, umudumuz eksilmesin; bu bahar, hepimizin evine bir pencere daha açsın. #NewrozPîrozBe
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
0
23
307
4.2K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Ölümün acımasız, buz gibi koynunda sönüp giden gencecik hayatlara ağlıyoruz; çünkü bazı ölümler yalnızca bir canı değil, o canın büyüyeceği bütün ihtimalleri de alır götürür. Dilerim gittiği yerde, düşlerindeki o özgür dünyada kaldırımlar kimsenin üstüne yürümez; sokaklar nefes alır, gece kimseyi yutmaz. Ali İsmail Korkmaz’ın bugün doğum günü; yaşasaydı otuz iki yaşında olacaktı. Doğum günün kutlu olsun.
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
1
26
414
5.3K
FERHAT TUNÇ retweetledi
bianet
bianet@bianet_org·
🔴 Affet bizi Kemal, hepimiz suçluyuz 👉 Kemal’in düştüğü o yerde rüzgâr bir an durur, sonra yine Secan Anne’nin çığlığı yükselir; her Newroz’da aynı yerden başlar ve kulaklarımızı ince ince tırmalar: “Sen baharın daha açmamış çiçeğisin Kemal!” ✍️ Ferhat Tunç yazdı bianet.org/yazi/affet-biz…
Türkçe
2
15
61
4K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Affet bizi Kemal, hepimiz suçluyuz! 2017’nin 21 Mart’ıydı; takvimde Newroz yazıyordu ama geceden beri Diyarbakır’ın üstünde ince bir ayaz dolanıyordu. Malatya’daki evde mutfakta kısık ateşte demlenen çayın buğusu camlara vuruyor, annesi o buğuyu silerken oğlunun yüzüne bakıyordu. Kemal yirmi üçündeydi; konservatuvar öğrencisi, parmakları bir enstrümanın tellerine alışkın, kulakları ritmi hayatın uğultusundan ayırmayı bilen bir genç. O sabah yüz binlerin “barış” diyeceği meydana, kendi sesini de eklemek istemişti. Secan Anne, kapının eşiğinde elini koluna koydu: “Oğlum, Kemal’im! Korkuyorum, gitme.” Kemal gülümsedi; o gülüşte hem mahcubiyet hem inat vardı. “Bahar gelmiş anne,” dedi, “ben de bir selam vereyim.” Geceyi bekledi, evin horultusu düzene girdiğinde odasındaki perdeleri araladı, sırt çantasını sessizce omzuna aldı. Ayakkabılarını eline alıp kapıya kadar yürüdü, sonra vazgeçti; herkes uyanır diye pencereye yöneldi. Demir parmaklıktan sarkıp kendini aşağı bıraktı; ayakları yere değer değmez, geceyi yarmış gibi hızlandı. Arkasında, yarı açık pencereden sızan sarı ışık sabaha kadar yanacaktı. Yol uzun, otobüsler serindi. Camdan dışarı bakarken yollar birbirine ekleniyor, dağlar çekiliyor, ovalar açılıyordu. Diyarbakır’a yaklaştıkça gökyüzü genişledi; Newroz’un rengi, yol kenarındaki tezgâhlarda satılan fularlara, çocukların ellerindeki kurdelelere sinmişti. Alan, sabahın erken saatlerinden itibaren dolmaya başlamıştı; davullar gerilmiş, zurnalar yağlanmıştı. Kemal kalabalığın kıyısında durdu önce, sonra ritim onu içeriye çekti. Omuz omuza bir halka, alkışların arasında yükselen sloganlar, göğüs kafesinde büyüyen o tanıdık çarpıntı… “Aşitî” dedi biri, “Azadî” dedi öteki; Kemal’in içi, ilk kez sahneye çıkacak bir öğrencinin heyecanıyla doldu. Sonra her şey çok hızlı oldu. Bir kontrol noktası, bir bağırış, bir gerilim… Kemal’in üstünde ince bir tişört, elinde belki bir pet şişe, belki hiçbir şey; görüntüler sonradan flu. “Dur” dediler; o, anlaşılmak için kollarını açtı. Bir an, alanın uğultusu yarıldı; bir silah sesi, sonra bir daha. Dizlerinin bağı çözüldü, gömleği rüzgârda savruldu. Yüz binlerin gözleri önünde, baharın daha açmamış çiçeği yere düştü. Annesi o an Malatya’da, pencereden dışarı bakıyordu; çayın buğusu çoktan sönmüştü. Akşam haberlerinde bir fotoğraf döndü durdu: yarı çıplak bir genç, arkasında zırhlı bir araç, önünde koşan zaman. O kare, o meydanın ortasında, Kemal’in son nefesiyle birlikte dondu. Sonra mahkeme salonları, bilirkişi raporları, “kasten” ile “ihmal” arasında gidip gelen kelimeler… Kelimeler Kemal’i geri getirmedi. O günden beri her 21 Mart’ta Diyarbakır’da rüzgâr biraz daha erken eser. Alana çıkan yollar, kontrol noktalarının gölgesini taşır. Secan Anne, mutfakta çayı demlemeden önce perdeyi aralar, dışarı bakar; “Oğlum, Kemal’im!” der, sesi camın buğusuna karışır. Kemal’in düştüğü o yerde rüzgâr bir an durur, sonra yine Secan Anne’nin çığlığı yükselir; her Newroz’da aynı yerden başlar ve kulaklarımızı ince ince tırmalar: “Sen baharın daha açmamış çiçeğisin Kemal!” O sözler alanın uğultusuna karışmaz; üzerinden geçip gider, sonra geri döner, bir daha vurur göğsümüze. Çünkü göz göre göre işlenen o korkunç cinayeti hepimiz gördük. Kameraların önünde, yüz binlerin nefesinde, bir çocuğun kanlı gömleği rüzgârda savrulurken… O gün hepimiz gördük ve sustuk. Sessiz kaldık, tepkisiz kaldık. Affet bizi Kemal; hepimiz suçluyuz. #KemalKurkut
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
21
114
969
22.2K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Bugün takvimde 16 Mart yazıyor; 38 yıl önce, dünyanın gözlerini başka yana çevirdiği bir sabah. Telsizlerden cızırtılı bir emir dökülüyor, pistten kalkan uçaklar gökyüzünü yırtarak Halepçe’nin üzerine diziliyor. Aşağıda hayat, her zamanki telaşında: tandır dumanı, sokakta top peşinde koşan çocuklar, eşiğe bırakılmış bir çift lastik ayakkabı… Sonra hava değişiyor; keskin, tatlımsı bir koku (elma gibi) damlara, avlulara, dar sokaklara siniyor. Çocuklar bu kokuya koşuyor. “Daye, bêhna sêva tê!” diye sesleniyorlar annelerine, “Anne, elma kokusu geliyor!” Ne bombanın ne rüzgârın adını biliyorlar; sadece burnuna dolan o garip ferahlığın peşinden gidiyorlar. Kapı eşikleri bir anda mezara dönüşüyor; kucağında bebeğini sımsıkı tutan kadınlar, eşiği aşamadan yığılıp kalıyor. Beş bini aşkın Kürt (bebekler, kadınlar, yaşlılar) o sabah hayatın kıyısından koparılıyor. Geride kalanlar, soluk soluğa, sendeleyerek dağ yollarına vuruyor kendini; kimisi yaralı, kimisi sakat, kimisinin gölgesi bile eksik. Halepçe’nin üstüne çöken o koku, yıllar boyu silinmedi. Evlerin duvarlarında, çocukların ciğerlerinde, doğan bebeklerin bedenlerinde kaldı. Biz unutmuyoruz; o sabahı, o kokuyu, o son sözleri. Kaybettiklerimizi saygıyla anıyoruz. #HalepceKatliamı
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
11
109
660
10.3K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
“Prof.” ön eke, unvan diye yapışınca işin kendisi geri çekiliyor; geriye ambalajın parlaklığı kalıyor. Ortaya da birbirini pohpohlayan, aynı teraneleri döndüren bir kalabalık çıkıyor. Gerçekten düşünen-üreten insanın vitrine ihtiyacı yok; sessiz çalışır, bağırdıkça değil anlaşıldıkça değer görür. Dışarıdan bakınca kimse kendini böyle etiketlemiyor; işiyle, duruşuyla belli ediyor kendin ve en önemlisi, ırkçılıktan uzak bir bakışla. Bizdeyse ne kadar üstenci ve ayrımcıysan, o kadar “canım-ciğerim” oluyorsun; sahneler, alkışlar, şaşaa… Midemiz bulanıyorsa şaşılacak bir şey yok. Az laf, çok iş; gösteriş değil, sahicilik.
Türkçe
3
6
140
8.7K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Bugün, 14 Mart, ve ben bir yaş daha ilerliyorum. Ama bu ilerleyiş beni üzüntüye değil, tefekküre davet ediyor. Her yeni yaş bir kapı aralıyor; eşiğinde yeni eserler, yeni insanlar, yeni umutlar beliriyor. Ben de bu hayata tıpkı sizin gibi hüznünü, sevincini, bütün renklerini kattım. Hayat, bir palet, bir fırça; ve biz bu paleti kendi renklerimizle boyuyoruz. Ben de bu palete kendi renklerimi ekledim, bazen sevindim, bazen üzüldüm, bazen hatalarım da oldu. Ama her zaman, her şeye rağmen, yaşamaya, sevmeye, umut etmeye çabaladım. Bu gün, benim için geçmişin kapılarını açan bir anahtar aynı zamanda. Çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşanmışlığın bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmesine izin veriyorum. Ve bu anıların beni bu güne, bu sevgiyle, bu umutla getirmesine şükrediyorum. Anneme ve babama beni herkes gibi sabırla büyüten iki cana minnetim sonsuzdur. Sevgili Babamı üç yıl önce Dersim’de sonsuzluğa uğurlarken yanında olamayışım, içimde ince bir sızı olarak kaldı. Annemin bizimle oluşu ise o sızıyı dindiren teselli, yaramızı saran merhem gibi. Üzerimdeki emeği için sevgili anneme minnettarım. Bir sanatçı olarak, açık bir duruş sahibi olmanın ağır bir sorumluluk olduğunu bilerek yaşadım. Bu yüzden takdir edenler, sevenler olduğu kadar sevmeyenler de oldu; zaten başka türlüsü sanatçı duruşumun doğasına aykırı olurdu. Bu sorumluluğun bedelini cesaretle ödemekten bir an bile pişmanlık duymadım. Doğum günümü kutlayan herkese kalbimin en derin yerinden teşekkür ederim. Sizi seviyorum; bu sevgiyle yaşamaya, inatla şarkılar söylemeye devam edeceğim.
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
56
21
638
13.4K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Bugün 12 Mart; takvimin kenarına iliştirilmiş bir başka yaranın yıldönümü. Üstünden otuz bir yıl geçti ama Gazi’nin ateşi sönmedi, acısı dün gibi taze. Yirmi iki canın susmasıyla kapanan o gün, aydınlık bir yüz görmedi; dava, kaçırılırcasına Trabzon’a taşındığında hükmün rengi belliydi. “Adalet tecelli edecek” sözü, pek çok katliamda olduğu gibi burada da lafın gölgesinde kaldı; geriye, taşlara sinmiş is, duvarlara işlemiş bir suskunluk ve her 12 Mart’ta yeniden kabuk bağlamayan bir yara.
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
0
29
215
3.3K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Nisan 2014’te, Enfal anması için gittiğimiz Süleymaniye’de yollarımız kesişti; uzun bir sohbete oturduk. Rojava’ya geçme kararlılığımı söylediğimde, ‘Rojava halkı, yanında duran sanatçısıyla gurur duyar’ dedi; omzuma ince bir cesaret bıraktı. Salih Müslim, yaşadığı o toprakların acısını yüreğinde taşıyan bir siyasetçiydi; diyaloğu ve barışçıl yolları zorladı. IŞİD saldırısında genç evladını yitirmiş bir babaydı; yaralı yüreğiyle Rojava’nın selameti için durmadan çalıştı. Vefat haberini alınca içimde derin bir sızı uyandı. İstanbul’da evimde ağırlamaktan onur duyduğum kıymetli eşi Ayşe Efendi ve çocuklarına sabır diliyorum. Başta Rojava olmak üzere bütün Kürt halkının başı sağ olsun.
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
0
101
1.9K
28K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
On beşindeydi henüz; bir elinde somun ekmek, ötekinde çocukluğun saf telaşı… Aramızdan çekilip alınalı tam on iki yıl oldu. Dünya onun masumiyetini taşıyamadı; o masumiyet, küçücük bir kalbin acısına sığdı ve o acı, koca dünyayı içine aldı. #BerkinElvan’ın yokluğu bir kapının eşiğinde kalmadı; hepimizin vicdanında susmayan bir sızı olarak kaldı.
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
3
31
390
4.9K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Munzur vadisinin dingin sularına, “Hızır Gölü”nün masmavi aynasına dönüktü yüzümüz. Sevgili Emre Saltık'la çocuklar gibi şen, neşeliydik o gün. Keşke acele etmeseydi ve aynı çocuksu duygularla Dersim'in kışında, o masalsı coğrafyada buluşsaydık hep. Aramızdan ayrılışının 9. yıl dönümü bugün. Özlemle, sevgiyle anıyorum sevgili dostumu. #Emresaltık
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
9
18
559
15.4K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Cem Özdemirs großer Erfolg! Dieser Erfolg ist ein Wendepunkt für Menschen mit Migrationshintergrund in Deutschland. Dass Kinder von Migranten an der Regierung teilhaben können, zeigt, dass Deutschland Vielfalt umarmt. Özdemirs Erfolg ist nicht nur ein politischer Sieg, sondern auch ein Zeichen von Hoffnung und Gleichheit für Millionen von Migranten. Wir gratulieren unserem lieben Freund Cem Özdemir und wünschen ihm viel Erfolg in seiner Rolle als Ministerpräsident.
FERHAT TUNÇ tweet media
Deutsch
35
82
918
52.5K
FERHAT TUNÇ
FERHAT TUNÇ@ferhatttunc·
Sevgili kardeşim Nadire, Bugün 8 Mart, ve zamanın sessiz akışında kaybolan 8 yıl, bir rüya gibi geçti. 8 yıldır bizden uzakta, doğduğun ve çocukluğumuzun geçtiği 'Tulık'ta, hafızalarımızın derinliklerinde, bir hatıra gülü gibi açıyorsun. Çocukluk günlerimizden kalan bu eski fotoğraf karesine bakınca, duygularım derin bir nehir gibi dalgalandı ve sana yazmak istedim. Bu fotoğrafın çekildiği köyümüz, eski canlılığını yitirmiş olsa da, en güzel anılarımızla, seninle paylaştığımız o masumiyet dolu günlerin özlemiyle iç içesin. Baharın sessiz adımlarla gelişi yakındır, eminim ki sen de etrafını saran meşe ağaçlarının rüzgârla dans eden yapraklarının hışırtısını duyuyor olmalısın. Bu yıl, beklenmedik bir bollukla yağan karın erimesiyle, derelerin şırıl şırıl sesleri, baharın müjdesini taşıyacak; rengarenk açan kır çiçeklerinin eşliğinde, doğanın uyanışını karşılıyor olacaksın. Ah, sevgili Nadire, o köyde, zamanın dokunmadığı bir cennetteymişçesine, ne güzel günlerimiz geçti. Yokluğun, yoksulluğun ve tehlikelerin gölgesinde bile, seninle paylaştığımız çocukluk, bir umut şarkısı gibi yüreğimde çınlıyor. Şafak vakti güne başlayıp, etrafı saran özgürlükle, korku tanımadan koşuşturduğumuz, oynadığımız o masum günler... Büyüklerimizin endişeli bakışları altında, ağaçların tepelerinde daldan dala atlayarak sergilediğimiz o doğal cesaret gösterileri, hafızamın derinliklerinde hâlâ canlı, hâlâ heyecanlı. Bir keresinde, köyümüzün çeşmesi "Heniye Sıpe"nin gölgesindeki dut ağacından, yaprakların arasından bir kuş gibi düşmüş, yere çakılmış ve kendimden geçmiştim. Öldüğümü sanıp, çığlık çığlığa bağırıp ağlayışın, hâlâ kulaklarımda yankılanıyor, yüreğimi acıtıyor. Kendime geldiğimde, sanki az önceki olay benim başıma gelmemiş gibi, düştüğüm dut ağacına yeniden tırmanmaya çalışırken, beni engelleyen ellerin, senin koruyucu ellerindi. O masum çocuk aklımla, düştüğüm dut ağacından, yeniden tırmanarak ve bu kez düşmeyerek, kaderime karşı bir zafer kazanacağımı düşünmüştüm. Sevgili Nadire, kafamın içinden geçen bir fısıltı sanki: Keşke hep çocuk kalsaydık. Zaman, bizi acıların ve hayal kırıklığının sert rüzgarlarına teslim etmeden önce, o masumiyet dolu günlerde kalabilseydik. Hatırladıkça yüreğime tebessüm eden her şey, çocukluğumuza dairdir. O günler, sanki bir masalın sayfalarında kalmış, geriye sadece tatlı bir hatıra olarak dönüyor. Eminim, sen de merak ediyorsundur: Yaşam, değişen bir şey var mı? Kötülüklerin girdabında, hâlâ kurtulmaya çalıştığımız karanlık günlerdeyiz. Ama bu yıl, seni üzmekten, moralini bozmaktan kaçınmak istiyorum. Kötülüklerin gölgesi altında ezilmeden, gelecek güzel günlerin hayaline tutunmak istiyorum. Her şeye rağmen, umudum var: Gelecek, güzel günlerimiz olacak. Nadire, güzel günlerin gölgesiz ışığında, bir mutluluk rüyasında buluşmanın özlemini yüreğimin derinliklerinde taşıyorum. Bu özlem duygusu içinde seni kucaklıyorum, sevgili bacım. Yalnız değilsin artık; babanın yanında olması, bizim için büyük bir teselli, bir avuntu oldu. Selam ediyor, o emek dolu ellerinden, saygıyla ve sevgiyle öpüyoruz sevgili babamızın. Ağabeyin
FERHAT TUNÇ tweet media
Türkçe
19
28
798
26.5K