Gülbin Çakmak
1.8K posts

Gülbin Çakmak
@glbn_ckmk
başkalarının düdüğünü çalacağıma, sesi az çıksada kendi ıslığımı çalarım. https://t.co/y3Ut0ZgnzG


LÜTFEN OKUYUN #İBBDavası'nda 47.gün "Cinayet büro ev baskına gönderilmiş" Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor. "Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi. Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum. Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler. Çocuklar ağlıyordu. "Bir bardak su vereyim" dedim. "Hayır." "Küçük kızım okula gidecek." "Hayır." "Sakın kimse yerinden kıpırdamasın." Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu. Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım. Bir ara bana: "Kaşe var mı?" diye sordu. "Ne kaşesi?" dedim. "Şirket kaşesi." "Yok" dedim. "Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?" Buna rağmen evi aramaya devam ettiler. Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk. Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu. Bir noktada polise: "Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum. Polis: "Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi. Bunu duyunca kızlarım daha da korktu. "Ne cinayeti?" dedim. "Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi. O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi. Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum. Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm. Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi. Daha sonra tekrar aramama da izin verdi. Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum. Ben evden bu şekilde ayrıldım. Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum. Akşam geri döneceğimi düşünüyordum. Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük. Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm. Fakat içeri girince asistanımı gördüm. "Canan, sen neden buradasın?" dedim. "Beni de aldılar" dedi. Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı. Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi. Sonrasında artık orada yaşamaya başladık. Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız. Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu. Gün mü gece mi anlamıyordunuz. Bir gün kadın polis memuru geldi. "Arama yapılacak" dedi. Bizi sıraya dizdiler. Sonra beni küçük bir odaya aldılar. Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım. Memur: "Üstünü çıkar" dedi. Çıkardım. Sonra: "Altını da çıkar" dedi. Şaşırdım. Ama çıkardım. Ardından: "İç çamaşırını da çıkar" dedi. Ne olduğunu anlayamadım. Ama söylediklerini yaptım. Sonra: "Çömel" dedi. Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi. O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk. Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti. O kadar yabancıydık bu sürece. Sonrasında tutuklandık. Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik. Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi. İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor. Ama olabiliyormuş. Her şey insana dair. Cezaevine geldiğimizde bize: "Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler. Buna çok sevindik. Ancak daha sonra müdür geldi ve: "Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi. Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler. İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik. Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum. Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım. Fatoş'un sesini duyuyordum. Çok ağlıyordu. Bir şey olacak diye korkuyordum. Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti. Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu. İlk gecemiz böyle geçti."

Israeli warplanes carried out airstrikes in recent hours on: Burj Qalaway, Yater, Aita al-Jabal, Khardali, the city of Tyre, Braachit, Yahmar al-Shaqif, and Haris. An israeli drone targeted a vehicle in the town of Ansariyeh. Artillery shelling targeted the towns of Mansouri and Touline.

🔴 According to the Lebanese Ministry of Health, the Israeli army has killed at least 17 people and wounded approximately 50 more in the city of Tyre. This morning, the Israeli army again sent a forced displacement order for the entire city, this time including the Christian quarter, which had not been previously included in displacement orders. Currently they are bombing all over the city. I just received a report that the densely populated al Buss refugee camp was bombed so the casualty toll from today is sure to rise.


#İBBDavası'nda 47.gün Elleri kelepçeli olarak 500 km götürülen Atayman'a "çıplak arama" yapılmış. #İpekElifAtayman’ın avukatlarından Faik Eren Kaptan, cezaevinde bir "avukat" tarafından ziyaret edilen müvekkiline avukatın "yeni beyan verirse tahliye edileceğinini" söylediğini açıkladı. "Cezaevi kayıtları incelenirse bu kişinin kim olduğu görülecektir" dedi. Elif Atayman Silivri’de önce hücreye konuyor sonra koğuşa yerleştiriliyor. 4-5 gün koğuşta kalıyor, belki bir yeni yatak veriliyor, orada vaktini geçireceğini düşünürken 'Hazırlan gidiyorsun' diyorlar. Nereye gittiği söylenmiyor ve müvekkili kapalı bir kafese koyuyorlar, 500 km uzaktaki Afyon'a gönderiyorlar. Şimdi bu kapalı kafes dediğimiz şey tabii... Şey değil, mübalağa gerçekten değil. Yani cezaevi nakil aracında ben bulunmadım ama dışarıdan görüyorsunuzdur; avuç kadar pencereleri var, metal bir kafes. İçerisinde insanlar elleri kelepçeli oturtuluyor. Bu belki 10 km, 20 km yere nakledilmek üzere, duruşmaya getirilmek üzere katlanılabilir bir mesafedir belki ama işte geçtiğimiz günlerde Sayın Ekrem İmamoğlu'nun da başına bir benzeri geliyor. Yani 50 km, 60 km duruşmaya götürülüyor, araç bozuldu diye geri getiriliyor, bir o kadar daha... Nasıl bir bozulmaysa 100 km'ye yakın belki bir yol gitmiş oluyor bu süreçte. Bu bile ne kadar garipken müvekkil 500 km gidiyor. 500 km boyunca bir insanın bileklerini neden bağlarsınız? Ve yani bu araç konforlu bir araç tabii ki değil, dışarıyı bile göremiyorsunuz. Mesela yabancı filmlerde görüyorsunuzdur, cezaevi nakil araçları otobüsler aslında. Büyük pencereleri olan, evet güvenliği alınmış, pencereleri güçlendirilmiş, parmaklıklarla donatılmış araçlar. Orada insanlar hiç değilse dışarıyı bile görerek gidebiliyor. Ama bir insanın 500 km dışarıyı göremeden bir kapalı kafeste elleri kelepçeli bir şekilde gittiğini bir düşünürsek gerçekten çok acı bir şey. Yani ben bunu tahayyül bile edemiyorum gerçekten. Ve müvekkil işte buna maruz kaldı. Orada tabii birçok mahkûmun Türkiye'de olduğu gibi yerde yattı, yerde... 🔴 Ve tabii cezaevine her girişte biliyorsunuz insanların çıplak aramayla arıyorlar. 🔴 Evet bu usulen gerekli olabilir ama müvekkil buna bir kere maruz kalmıyor ki. Buraya geldiğinde de aranıyor, Afyon'a götürüldüğünde de aranıyor, buraya getirildiğinde aranıyor. ⚫️ Müvekkilin buraya getirilmesine konu yazıda 'Duruşma bitiminde derhal geldiği ceza infaz kurumuna iade edilmesini' diyor kararı veren hakimlik. Şimdi bu ne demektir? Müvekkil burada tahliye olmazsa; 18 Haziran'daki duruşmada tahliye olmadığında müvekkil tekrar buradan alınacak, tekrar 500 km gidilecek, 500 km elleri kelepçeli Afyon'a gönderilecek, tekrar oraya girdiğinde bir çıplak aramaya maruz kalacak. Ve bu sefer yaz vakti gidecek. Yani o araçlar klimalı araçlar falan değil. O araçlar metalin bütün ısısını yayan metal bir kafesin içerisinde, kapalı kalınmış bir araç. 500 km dışarıyı bile görmeden... Yani bu çok, en hafif deyimle herhalde modern bir işkence olur. İnsanın bu kadar üst üste bir zulme maruz kalmasına sebep olacak bir neticeye gitmemelidir."

Bizler 3 aydır maaş alamayan Özşen Madencilik işçileriyiz, direnişimizin 21. günündeyiz. Müzakerelerde patronun parasını olmadığını ve bize alın terimizin karşılığını veremeyeceğini söylüyorlar. Biz hakkımızı istiyoruz, sonuna kadar da direneceğiz! #KiremitçiyeHuzurYok




Suat Özçağdaş:" Çok büyük bir tehlikeye doğru gidiyoruz. Meclis Başkanı'nın dönüp demesi gerekir ki hangi sıfatla? Çünkü sizin grubunuz bana toplantı için gerekli çağrıyı yaptı, ben de programa koydum. Siz hangi sıfatla, hangi yetkiyle 1400 kişiyle gelip burada yapacaksınız? Aynı anda iki şey yapılmaya kalkarsa büyük bir olay çıkacağından, çok net, o zaman meclis çok çok büyük acılara gebe olabilir yani. O yüzden herkes aklını başına devşirsin."

Foggo: "Nafaka anne ve çocuk için hayati bir destek" 📌 Anayasa Mahkemesi’nin boşanan eşin yoksulluk nafakasını “süresiz olarak” talep edebilmesini sağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görerek iptal etmesine tepki gösteren @yoksulluk_ag’nın kurucusu @hacerfoggo, derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin hali hazırda düzensiz ve sigortasız işlerde çalıştığını hatırlattı. @dogatekneci0’nin haberi ✍️ nihaplus.com/foggo-nafaka-a…









#İBBDavası'nda 46.gün İnan Güney benim arkadaşım. Savcı ısrarla "hiç mi yok" dedi. İş İnsanı #SerkanÖztürk "Canım kızım Nilsu burada şimdi. İsmini duyunca “Baba neden söyledin?” diyecek ama bunu paylaşmak zorundayım. Bir telefon görüşmesinde, o zaman 11 yaşındaydı, şimdi 12’sine bastı. 23 Nisan kızıdır kızım. Doğum gününü kutlayamadık. Tekrar kutluyorum burada. 🔴 Bir telefon konuşmamızda bana aynen şöyle bir şey söyledi: “Babacığım, sen şimdi oradan çıkmak için başkalarına iftira atma. Onların da çocukları vardır, üzülmesinler.” 11 yaşındaki yüreğiyle bunu söyledi. Ben çok gururlandım, çok onurlandım, çok duygulandım. Ne güzel çocuklar yetiştirebilmişiz diyorum. Bu yaşta bunları düşündürmüş olmak kötü bir şey tabii ama günün sonunda beni çok etkileyen bir durumdu. Sizlerle paylaşmak istedim. 🔴 Başkanım, eylemlere geçmeden önce bu dava sebebiyle hemen hemen tüm Türkiye’nin merak konusu olan İnan Güney ile Serkan Öztürk dostluğu üzerine de biraz konuşmak isterim. #İnanGüney, köklerden akraba olduğumuz, aynı coğrafyanın insanları olduğumuz birisidir. Dedelerimiz tanışır. Cenazelerde, düğünlerde beraber olduğumuz bir çevreden geliriz. 1995 yılında, tam tarihini kendisi daha iyi hatırlar; üniversiteyi kazanmasıyla Bursa’da yollarımız kesişti. Ben de Bursa’da doğup büyüdüm, Uludağ Üniversitesi mezunuyum. O da oradaydı. O dönemden bu yana arkadaşlığımızın geliştiği, dostum, kardeşim diyebileceğim, aynı partide siyaset yaptığımız, tanıdığım birisidir. İnan Güney’in başında bulunduğu hiçbir şirkette hiçbir zaman bana iş verilmedi. Bana pozitif ayrımcılık yapmış gibi gösterilen şeyler de doğru değildir. ⚫️ Az önce bahsettiğim savcılıktaki ifadelerimde bunlar farklı kullanılmış başkanım. 🔴 Bana “İnan Güney hiç mi destek olmadı?” diye soruluyor. Hiç mi olmadı? Oldu efendim. ⚫️ Nasıl oldu? Ben 3K firmasının kuruluşunda, firmanın anlatılması ve teklif alınacak zamanlarda teklif havuzuna eklenmesi için iki üç defa görüşme yaptım. Bu görüşmelerimde de Cem Istıranca yanımızdaydı. Özellikle Cem’in benim matbaa kökenli olduğumu bilmesi ayrı bir şey. Ben piyasada Cem Bey’e göre daha yeniyim. Cem’in geçmişini, daha önce Beşiktaş Belediyesi’nde çalıştığını, önceki şirketlerden iş aldıklarını, hangi reklam alanlarını kullandıklarını biliyordum. Ben de bir dönem Cem’le aynı firmada bulunmuştum. Cem Istıranca’nın bulunduğu firmada, İsmail Ünal döneminde Beşiktaş Belediyesi’nin dergisinin basım işiyle ilgilendiğim için bu konulara hâkimdim. Bunları anlatarak, güven sağlayarak o havuza girmek için görüşmeler yaptım başkanım. 🔴 Yani İnan Güney’den aldığım destek buysa, “Hiç mi destek olmadı?” sorusunun cevabı budur efendim. ⚫️ Bir de Sayın Savcılara defaatle söylediğim bir şey var. Allah korumuş bizi başkanım. Onu da söyleyeyim. 🔺️İnan Güney benim arkadaşım. Dostlar, arkadaşlar kendi aralarında para trafiğine girebilirler, birbirlerinden borç isteyebilirler. Allah korumuş ki istememişiz. Nasıl açıklayacaklar bilmiyorum ama borç isteyebilirdik. Bilmiyorum nasıl bir borç olurdu. ⚫️ Bu yüzden Sayın Savcılara şunu söyledim: Kendi ailemden, yakınlarımdan, kardeşimden, yeğenimden, İnan’ın ailesinden, kim olursa olsun; MASAK vasıtasıyla araştırın. Yapın incelemeyi. Bir tek kuruş bulun. Yani biz böyle kasa işlerine de girmişiz deniyor. Kasası... Ya ben kasa olmuşum. 🔴 Savcılar bana hakkınızda 15 sayfalık MASAK rapor var dedi.. "ben de benim hesabım yok nasıl olur" dedim. Sonra o MASAK raporu bir daha ortaya çıkmadı. Ben Ekrem İmamoğlu ile burada tanıştım. Partili olarak biliyorum tabi ki ama aramızda hiç görüşme olmadı.

AKP'li Kaya'nın kızının çarptığı çoban hayatını kaybetti Van’ın Gürpınar ilçesinde, AKP Hakkari İl Başkanı Zeydin Kaya’nın kızı Avukat Ümran Kaya’nın kullandığı otomobilin karıştığı kazada çoban Musa Tunç hayatını kaybetti, oğlu Yusuf Tunç yaralandı. Ümran Kaya ise gözaltına alındı. numedya24.com/gozaltina-alin…



Hanaa Ebu Zeynep.. 19 yaşında, Suriyeli işçi.. Konya Meram'da garson olarak çalıştığı kafenin deposunda elleri arkadan bağlı şekilde asılı halde ölü bulundu.. Necmettin Erbakan Üniversitesi öğrencisiydi. Saat ücreti 110 TL'ye, sigortasız olarak, okul masrafını çıkarmak için çalışıyordu.. Olay intihar vakası diye geçse de ailesi hayata neşeyle bağlı olduğunu belirterek ölümünü şüpheli buluyor.. / 28 Mayıs 2026
