haden öz

37.5K posts

haden öz banner
haden öz

haden öz

@hadenoz

şair,yazar / poet, author

Katılım Haziran 2014
2K Takip Edilen6.5K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
haden öz
haden öz@hadenoz·
Kavuşma sırası sende sevgili okur 😉 🤗 Bir şiirde, bir dizede, belki de bir sözcükte seni bekliyor #sendengeriyekalan #şiir #poems #poetry (şimdilik kitapyurdu, kitapsepeti, trendkitabevi, babil, bkmkitap gibi internet kitapçılarında satışta.) kitapyurdu.com/kitap/senden-g…
haden öz tweet media
Türkçe
2
20
119
18.6K
haden öz
haden öz@hadenoz·
"Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır."
Sedef Erken@SedefErken

ALFA -EVEREST olayından yola çıkarak Türkiye'de Kültür Sanat Endüstrilerine dair, meraklısına, bu alanda 20 yıldan fazla zamandır çalışmış bir avukattan... .... Ben avukat olarak sadece telif hukuku çalışmış biriyim, gelen başka işleri almam, anladığım ve sevdiğim hukuk alanı budur ve 30 yılı aşan iş yaşamımda 20 yıldan fazla buna emek verdim. 90'larda iş hayatımın ilk 10 yılında perakende sektöründe şirket yöneticiliği yaptım, bir dönem D&R'ın satın alma süreçlerinden sorumlu direktörüydüm ve o zamanlar Everest yoktu ve Alfa bizim en büyük alımları yaptığımız toptancımızdı. Daha sonra yayınevi kuruldu ve bildiğiniz gibi bugün ülkenin en önemli aktörlerinden biri. Telif hakları konusunda müzik, sinema -tv, tiyatro, edebiyat, resim gibi kültür sanat alanlarında çalıştığım sürenin büyük bölümünde sanatçı hakları ve sanat emekçileri konusunda bugünkü tanımıyla aktivizm denilebilecek biçimde çaba gösterdim. Danışmanlık, festival organizasyonu, albüm ve klip yapımcılığı, menajerlik yaptım. Müzik meslek birlikleri, Oyuncular Sendikası ve meslek birliği gibi kurumlarda kurucu avukat olarak bu yapıların geliştirilmesinde emek verdim. Yani bu konuları sahada dibine kadar yaşamış biriyim. Tabiri caizse son 20-25 yıl bu ülkenin kültür sanat alanında girip çıkmadığım yer-konu kalmadı. Bütün bunları kendimden bahsetmek için değil, fikrimin arka planındaki yaşanmışlığı vurgulamak ve deposundan sahnesine bu endüstrileri iyi bilen biri olarak yaptığımı ifade etmek için anlatıyorum. Bu alanların hepsinin sorunları ortaktır, şöyle ki; 1- Örgütsüzlük Sanatçı bireysel olarak yetenekli, güçlü olabilir ama örgütsüz olduğu sürece pazarlık gücü bireysel etkisiyle sınırlıdır ya da yoktur. Özellike alana yeni girenler bu sebeple 1-0 yenik başlar. Türkiye’de kültür-sanat alanında dayanışma refleksi zayıf, ortak hareket etme kültürü kırılgandır. Herkes kendi ayakta kalma mücadelesini verirken sistem karşısında tek tek kaybeder. Güçlü olduğu dönemlerde bunu sorgulamaz ama kötü gün gelince en çok bundan kaybedildiği açığa çıkar. 2- Kurumsallaşma eksikliği Meslek birlikleri, sendikalar ve sektör kurumları ya zayıf ya da etkisizdir. Var olanlar çoğu zaman gerçek temsil gücünden uzaktır, demokratik kültür gelişmediğinde belli grupların tekelinde yürür ya da kapanın elinde kalır. Gelir yapıları sürdürülebilir olmadığından kurumsal bir yapı kurmaları zordur. Kişilere bağlı sistemler olarak işler ve sürdürülebilir gerçek değişimler yaratmaları pek mümkün olmaz. 3- Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır. Kendisini güçlü kılacağını düşündüğü kişilere, yapımcılara, kliklere, sosyal gruplara aidiyet geliştirir. Bu zihniyet değişmeden hiçbir sistem işlemez. 4- Hukukun uygulanmaması (en kritik konu) Kanun var. Hatta birçok Avrupa ülkesinden geri değil ama uygulanmıyor. Yıllarca dijital gelirleri de içeren yeni telif yasası taslağı için çalıştık, taslak çoktan eskidi ama o hali bile meclise gelmedi. Denetim yok, yaptırım yok. İhlal eden için risk düşük, hak sahibi için mücadele maliyetli. Bu tabloyu değiştirmeden hiçbir reform mümkün değil. Peki ülkenin bunca yazarı, oyuncusu, yönetmeni, ressamı aklınıza gelebilecek sanatçısının TBMM ve siyasiler üzerinde kendi haklarına dair bir yasayı geçirecek gücü yok mudur? 5- Veri ve şeffaflık eksikliği Bu sektörün gerçek büyüklüğü, geliri, kaybı bilinmiyor. 500 milyar tl civarı olduğu düşünülüyor ama ölçülmeyen şey yönetilemez. Türkiye’de kültür-sanat ekonomisi hâlâ “tahminlerle” konuşuluyor. Bu bile başlı başına bir sorun. 6- Devlet politikalarının parçalı ve vizyonsuz olması Kültür-sanat hâlâ stratejik bir endüstri olarak görülmüyor. Oysa bugün dünya ekonomisinde yaratıcı endüstriler en hızlı büyüyen alanlardan biri. Türkiye bu fırsatı ya görmüyor ya da yönetemiyor. Sanatçılar ise örgütlenmedikleri için siyasilerin bu vizyonsuzluğundan sadece şikayet ediyor. 7- Emek sömürüsünün normalleşmesi “Görünürsen kazanırsın”, “bu iş / kişi sana kapı açar” gibi cümlelerle insanlar ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılıyor. Bu, sektörün kendi kendini değersizleştirmesidir. Bu tabloda para kimin elindeyse kral odur ve tüm geleceğiniz bazen bir kişinin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla orman kanunları geçerlidir, büyük balık küçüğü yutar. Bugün Alfa Yayın Grubu’nun başına gelenler üzerinden yürüyen tartışma da tam olarak bu yüzden yanlış bir zeminde ilerliyor. Bir kurumun hataları olabilir, bir çalışanın yaşadığı sorunlar da dibinek adar gerçek ve kendisi de % 100 haklı olabilir. Bunlar konuşulur, eleştirilir. Ama sosyal medyada birkaç gün süren linçlerle ne bu sektör düzelir ne de bir daha benzer krizler yaşanmaz. Çünkü mesele kişiler değil. Mesele sistem. Bu ülkede kültür-sanat alanı yıllardır aynı döngüyü yaşıyor. Kriz olur → tepki yükselir → taraflar kutuplaşır → birkaç gün konuşulur → unutulur → hiçbir şey değişmez. Sonra aynı hikâye başka bir kurumda yeniden başlar. Dürüstçe fikrimi söylemek istiyorum çünkü biliyorum ki birkaç ay sonra en fazla 1 yıl sonra bugün en yüksek tondan eleştiri yapanların bir kısmı yine dosyasını ya Everest'e ya da yine aynı koşullarda iş yapan bir benzerine göndermek zorunda. Eğer gerçekten bir şey değişecekse, enerjimizi linç etmeye değil, yapı kurmaya harcamak zorundayız. Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. Ve en rahatsız edici ama en gerçek cümle şu: Bu alanda çalışan yazar, editör, çevirmen ya da yazar temsilcilerinin birleşebilseler aslında büyük bir etki alanı ve gücü var ama dağınık. Bir araya gelmediği sürece, ne kendi hakkını koruyabilir ne de karşısındaki sistemi değiştirebilir. Dolayısıyla bugün sorulması gereken asıl soru şu bana göre; Bu kadar büyük bir endüstri neden hâlâ kendi kaderini belirleyemiyor? Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, bana göre hiçbir tartışmanın gerçek bir anlamı yok. Sanatçıların sanatına ve emekçilerin emeğine saygılarımla... Av. Sedef Erken

Türkçe
0
0
3
443
haden öz
haden öz@hadenoz·
@pexwas_duses Çok sıkıntılı gerçekten. Bazen sınav sorularında test ediyorum, sonra yanlışını düzeltmekle uğraşıyorum :)
Türkçe
1
0
1
10
haden öz
haden öz@hadenoz·
Afişi görünce bi heyecanlandım. Sonra internette küçük bi araştırma yaptım, yalanmış :( Evet 5. sezon gelecekmiş ama oyuncular belli değilmiş henüz, sadece söylenti var. Bir kez daha yapay zekanın böyle kullanımına lanet ettim. Artık her şey etkileşim için 🤑
haden öz tweet media
Türkçe
1
0
0
130
haden öz
haden öz@hadenoz·
İlk baskı Mart 1977. İlk okur, Nisan-1977 yazıp "Sevil" diye imzalamış. Ben 49 yıl sonra alıp yeri, yılı yazıp imzaladım. Bakalım ben sonraki okura ne zaman ulaşacak😊
haden öz tweet mediahaden öz tweet mediahaden öz tweet media
Türkçe
1
1
33
1.1K
haden öz
haden öz@hadenoz·
şu gül yapraklarının güzelliğine bakar mısınız? bugün çektim. #gündenkalanlar
haden öz tweet mediahaden öz tweet mediahaden öz tweet mediahaden öz tweet media
Türkçe
0
0
22
347
haden öz
haden öz@hadenoz·
@SedefErken Çok iyi bir yazı. İyi ki yazdınız 🙏 Sevgili annenizin yattığı yer incitmesin, anılarınızda hep güzel yaşasın 🖤🍀
Türkçe
1
0
1
293
Sedef Erken
Sedef Erken@SedefErken·
sevgili dostlar bugün önceden planlamaksızın hızlıca kaleme aldığım bu yazı epey ilgi gördü, çokça paylaşıldı ve değerli katkılar verenler oldu annemin vefatından beri son 5 ayda olan biteni anlatmak zor, yeni tanıştığım başka bir benle bu yeni kavşaktan daha önce hiç geçmediğim bir patikayı yürüyorum, bazı anlarda nefes almak zorlaşıyor, bugün bu iletişimler bana iyi geldi, biraz nefes aldırdı, var olun
Sedef Erken@SedefErken

ALFA -EVEREST olayından yola çıkarak Türkiye'de Kültür Sanat Endüstrilerine dair, meraklısına, bu alanda 20 yıldan fazla zamandır çalışmış bir avukattan... .... Ben avukat olarak sadece telif hukuku çalışmış biriyim, gelen başka işleri almam, anladığım ve sevdiğim hukuk alanı budur ve 30 yılı aşan iş yaşamımda 20 yıldan fazla buna emek verdim. 90'larda iş hayatımın ilk 10 yılında perakende sektöründe şirket yöneticiliği yaptım, bir dönem D&R'ın satın alma süreçlerinden sorumlu direktörüydüm ve o zamanlar Everest yoktu ve Alfa bizim en büyük alımları yaptığımız toptancımızdı. Daha sonra yayınevi kuruldu ve bildiğiniz gibi bugün ülkenin en önemli aktörlerinden biri. Telif hakları konusunda müzik, sinema -tv, tiyatro, edebiyat, resim gibi kültür sanat alanlarında çalıştığım sürenin büyük bölümünde sanatçı hakları ve sanat emekçileri konusunda bugünkü tanımıyla aktivizm denilebilecek biçimde çaba gösterdim. Danışmanlık, festival organizasyonu, albüm ve klip yapımcılığı, menajerlik yaptım. Müzik meslek birlikleri, Oyuncular Sendikası ve meslek birliği gibi kurumlarda kurucu avukat olarak bu yapıların geliştirilmesinde emek verdim. Yani bu konuları sahada dibine kadar yaşamış biriyim. Tabiri caizse son 20-25 yıl bu ülkenin kültür sanat alanında girip çıkmadığım yer-konu kalmadı. Bütün bunları kendimden bahsetmek için değil, fikrimin arka planındaki yaşanmışlığı vurgulamak ve deposundan sahnesine bu endüstrileri iyi bilen biri olarak yaptığımı ifade etmek için anlatıyorum. Bu alanların hepsinin sorunları ortaktır, şöyle ki; 1- Örgütsüzlük Sanatçı bireysel olarak yetenekli, güçlü olabilir ama örgütsüz olduğu sürece pazarlık gücü bireysel etkisiyle sınırlıdır ya da yoktur. Özellike alana yeni girenler bu sebeple 1-0 yenik başlar. Türkiye’de kültür-sanat alanında dayanışma refleksi zayıf, ortak hareket etme kültürü kırılgandır. Herkes kendi ayakta kalma mücadelesini verirken sistem karşısında tek tek kaybeder. Güçlü olduğu dönemlerde bunu sorgulamaz ama kötü gün gelince en çok bundan kaybedildiği açığa çıkar. 2- Kurumsallaşma eksikliği Meslek birlikleri, sendikalar ve sektör kurumları ya zayıf ya da etkisizdir. Var olanlar çoğu zaman gerçek temsil gücünden uzaktır, demokratik kültür gelişmediğinde belli grupların tekelinde yürür ya da kapanın elinde kalır. Gelir yapıları sürdürülebilir olmadığından kurumsal bir yapı kurmaları zordur. Kişilere bağlı sistemler olarak işler ve sürdürülebilir gerçek değişimler yaratmaları pek mümkün olmaz. 3- Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır. Kendisini güçlü kılacağını düşündüğü kişilere, yapımcılara, kliklere, sosyal gruplara aidiyet geliştirir. Bu zihniyet değişmeden hiçbir sistem işlemez. 4- Hukukun uygulanmaması (en kritik konu) Kanun var. Hatta birçok Avrupa ülkesinden geri değil ama uygulanmıyor. Yıllarca dijital gelirleri de içeren yeni telif yasası taslağı için çalıştık, taslak çoktan eskidi ama o hali bile meclise gelmedi. Denetim yok, yaptırım yok. İhlal eden için risk düşük, hak sahibi için mücadele maliyetli. Bu tabloyu değiştirmeden hiçbir reform mümkün değil. Peki ülkenin bunca yazarı, oyuncusu, yönetmeni, ressamı aklınıza gelebilecek sanatçısının TBMM ve siyasiler üzerinde kendi haklarına dair bir yasayı geçirecek gücü yok mudur? 5- Veri ve şeffaflık eksikliği Bu sektörün gerçek büyüklüğü, geliri, kaybı bilinmiyor. 500 milyar tl civarı olduğu düşünülüyor ama ölçülmeyen şey yönetilemez. Türkiye’de kültür-sanat ekonomisi hâlâ “tahminlerle” konuşuluyor. Bu bile başlı başına bir sorun. 6- Devlet politikalarının parçalı ve vizyonsuz olması Kültür-sanat hâlâ stratejik bir endüstri olarak görülmüyor. Oysa bugün dünya ekonomisinde yaratıcı endüstriler en hızlı büyüyen alanlardan biri. Türkiye bu fırsatı ya görmüyor ya da yönetemiyor. Sanatçılar ise örgütlenmedikleri için siyasilerin bu vizyonsuzluğundan sadece şikayet ediyor. 7- Emek sömürüsünün normalleşmesi “Görünürsen kazanırsın”, “bu iş / kişi sana kapı açar” gibi cümlelerle insanlar ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılıyor. Bu, sektörün kendi kendini değersizleştirmesidir. Bu tabloda para kimin elindeyse kral odur ve tüm geleceğiniz bazen bir kişinin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla orman kanunları geçerlidir, büyük balık küçüğü yutar. Bugün Alfa Yayın Grubu’nun başına gelenler üzerinden yürüyen tartışma da tam olarak bu yüzden yanlış bir zeminde ilerliyor. Bir kurumun hataları olabilir, bir çalışanın yaşadığı sorunlar da dibinek adar gerçek ve kendisi de % 100 haklı olabilir. Bunlar konuşulur, eleştirilir. Ama sosyal medyada birkaç gün süren linçlerle ne bu sektör düzelir ne de bir daha benzer krizler yaşanmaz. Çünkü mesele kişiler değil. Mesele sistem. Bu ülkede kültür-sanat alanı yıllardır aynı döngüyü yaşıyor. Kriz olur → tepki yükselir → taraflar kutuplaşır → birkaç gün konuşulur → unutulur → hiçbir şey değişmez. Sonra aynı hikâye başka bir kurumda yeniden başlar. Dürüstçe fikrimi söylemek istiyorum çünkü biliyorum ki birkaç ay sonra en fazla 1 yıl sonra bugün en yüksek tondan eleştiri yapanların bir kısmı yine dosyasını ya Everest'e ya da yine aynı koşullarda iş yapan bir benzerine göndermek zorunda. Eğer gerçekten bir şey değişecekse, enerjimizi linç etmeye değil, yapı kurmaya harcamak zorundayız. Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. Ve en rahatsız edici ama en gerçek cümle şu: Bu alanda çalışan yazar, editör, çevirmen ya da yazar temsilcilerinin birleşebilseler aslında büyük bir etki alanı ve gücü var ama dağınık. Bir araya gelmediği sürece, ne kendi hakkını koruyabilir ne de karşısındaki sistemi değiştirebilir. Dolayısıyla bugün sorulması gereken asıl soru şu bana göre; Bu kadar büyük bir endüstri neden hâlâ kendi kaderini belirleyemiyor? Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, bana göre hiçbir tartışmanın gerçek bir anlamı yok. Sanatçıların sanatına ve emekçilerin emeğine saygılarımla... Av. Sedef Erken

Türkçe
4
2
127
9.4K
haden öz
haden öz@hadenoz·
Az önce çektim bu arkadaşı. Bıraktığı iz hayatını kurtardı 🐌 🐌
haden öz tweet mediahaden öz tweet media
Türkçe
0
0
19
466
haden öz
haden öz@hadenoz·
*edit: "ben" değil, "benden"
Türkçe
0
0
0
66
haden öz
haden öz@hadenoz·
"Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez."
Sedef Erken@SedefErken

ALFA -EVEREST olayından yola çıkarak Türkiye'de Kültür Sanat Endüstrilerine dair, meraklısına, bu alanda 20 yıldan fazla zamandır çalışmış bir avukattan... .... Ben avukat olarak sadece telif hukuku çalışmış biriyim, gelen başka işleri almam, anladığım ve sevdiğim hukuk alanı budur ve 30 yılı aşan iş yaşamımda 20 yıldan fazla buna emek verdim. 90'larda iş hayatımın ilk 10 yılında perakende sektöründe şirket yöneticiliği yaptım, bir dönem D&R'ın satın alma süreçlerinden sorumlu direktörüydüm ve o zamanlar Everest yoktu ve Alfa bizim en büyük alımları yaptığımız toptancımızdı. Daha sonra yayınevi kuruldu ve bildiğiniz gibi bugün ülkenin en önemli aktörlerinden biri. Telif hakları konusunda müzik, sinema -tv, tiyatro, edebiyat, resim gibi kültür sanat alanlarında çalıştığım sürenin büyük bölümünde sanatçı hakları ve sanat emekçileri konusunda bugünkü tanımıyla aktivizm denilebilecek biçimde çaba gösterdim. Danışmanlık, festival organizasyonu, albüm ve klip yapımcılığı, menajerlik yaptım. Müzik meslek birlikleri, Oyuncular Sendikası ve meslek birliği gibi kurumlarda kurucu avukat olarak bu yapıların geliştirilmesinde emek verdim. Yani bu konuları sahada dibine kadar yaşamış biriyim. Tabiri caizse son 20-25 yıl bu ülkenin kültür sanat alanında girip çıkmadığım yer-konu kalmadı. Bütün bunları kendimden bahsetmek için değil, fikrimin arka planındaki yaşanmışlığı vurgulamak ve deposundan sahnesine bu endüstrileri iyi bilen biri olarak yaptığımı ifade etmek için anlatıyorum. Bu alanların hepsinin sorunları ortaktır, şöyle ki; 1- Örgütsüzlük Sanatçı bireysel olarak yetenekli, güçlü olabilir ama örgütsüz olduğu sürece pazarlık gücü bireysel etkisiyle sınırlıdır ya da yoktur. Özellike alana yeni girenler bu sebeple 1-0 yenik başlar. Türkiye’de kültür-sanat alanında dayanışma refleksi zayıf, ortak hareket etme kültürü kırılgandır. Herkes kendi ayakta kalma mücadelesini verirken sistem karşısında tek tek kaybeder. Güçlü olduğu dönemlerde bunu sorgulamaz ama kötü gün gelince en çok bundan kaybedildiği açığa çıkar. 2- Kurumsallaşma eksikliği Meslek birlikleri, sendikalar ve sektör kurumları ya zayıf ya da etkisizdir. Var olanlar çoğu zaman gerçek temsil gücünden uzaktır, demokratik kültür gelişmediğinde belli grupların tekelinde yürür ya da kapanın elinde kalır. Gelir yapıları sürdürülebilir olmadığından kurumsal bir yapı kurmaları zordur. Kişilere bağlı sistemler olarak işler ve sürdürülebilir gerçek değişimler yaratmaları pek mümkün olmaz. 3- Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır. Kendisini güçlü kılacağını düşündüğü kişilere, yapımcılara, kliklere, sosyal gruplara aidiyet geliştirir. Bu zihniyet değişmeden hiçbir sistem işlemez. 4- Hukukun uygulanmaması (en kritik konu) Kanun var. Hatta birçok Avrupa ülkesinden geri değil ama uygulanmıyor. Yıllarca dijital gelirleri de içeren yeni telif yasası taslağı için çalıştık, taslak çoktan eskidi ama o hali bile meclise gelmedi. Denetim yok, yaptırım yok. İhlal eden için risk düşük, hak sahibi için mücadele maliyetli. Bu tabloyu değiştirmeden hiçbir reform mümkün değil. Peki ülkenin bunca yazarı, oyuncusu, yönetmeni, ressamı aklınıza gelebilecek sanatçısının TBMM ve siyasiler üzerinde kendi haklarına dair bir yasayı geçirecek gücü yok mudur? 5- Veri ve şeffaflık eksikliği Bu sektörün gerçek büyüklüğü, geliri, kaybı bilinmiyor. 500 milyar tl civarı olduğu düşünülüyor ama ölçülmeyen şey yönetilemez. Türkiye’de kültür-sanat ekonomisi hâlâ “tahminlerle” konuşuluyor. Bu bile başlı başına bir sorun. 6- Devlet politikalarının parçalı ve vizyonsuz olması Kültür-sanat hâlâ stratejik bir endüstri olarak görülmüyor. Oysa bugün dünya ekonomisinde yaratıcı endüstriler en hızlı büyüyen alanlardan biri. Türkiye bu fırsatı ya görmüyor ya da yönetemiyor. Sanatçılar ise örgütlenmedikleri için siyasilerin bu vizyonsuzluğundan sadece şikayet ediyor. 7- Emek sömürüsünün normalleşmesi “Görünürsen kazanırsın”, “bu iş / kişi sana kapı açar” gibi cümlelerle insanlar ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılıyor. Bu, sektörün kendi kendini değersizleştirmesidir. Bu tabloda para kimin elindeyse kral odur ve tüm geleceğiniz bazen bir kişinin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla orman kanunları geçerlidir, büyük balık küçüğü yutar. Bugün Alfa Yayın Grubu’nun başına gelenler üzerinden yürüyen tartışma da tam olarak bu yüzden yanlış bir zeminde ilerliyor. Bir kurumun hataları olabilir, bir çalışanın yaşadığı sorunlar da dibinek adar gerçek ve kendisi de % 100 haklı olabilir. Bunlar konuşulur, eleştirilir. Ama sosyal medyada birkaç gün süren linçlerle ne bu sektör düzelir ne de bir daha benzer krizler yaşanmaz. Çünkü mesele kişiler değil. Mesele sistem. Bu ülkede kültür-sanat alanı yıllardır aynı döngüyü yaşıyor. Kriz olur → tepki yükselir → taraflar kutuplaşır → birkaç gün konuşulur → unutulur → hiçbir şey değişmez. Sonra aynı hikâye başka bir kurumda yeniden başlar. Dürüstçe fikrimi söylemek istiyorum çünkü biliyorum ki birkaç ay sonra en fazla 1 yıl sonra bugün en yüksek tondan eleştiri yapanların bir kısmı yine dosyasını ya Everest'e ya da yine aynı koşullarda iş yapan bir benzerine göndermek zorunda. Eğer gerçekten bir şey değişecekse, enerjimizi linç etmeye değil, yapı kurmaya harcamak zorundayız. Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. Ve en rahatsız edici ama en gerçek cümle şu: Bu alanda çalışan yazar, editör, çevirmen ya da yazar temsilcilerinin birleşebilseler aslında büyük bir etki alanı ve gücü var ama dağınık. Bir araya gelmediği sürece, ne kendi hakkını koruyabilir ne de karşısındaki sistemi değiştirebilir. Dolayısıyla bugün sorulması gereken asıl soru şu bana göre; Bu kadar büyük bir endüstri neden hâlâ kendi kaderini belirleyemiyor? Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, bana göre hiçbir tartışmanın gerçek bir anlamı yok. Sanatçıların sanatına ve emekçilerin emeğine saygılarımla... Av. Sedef Erken

Türkçe
0
0
6
401
haden öz
haden öz@hadenoz·
"amacını aşan bir boyut" dediğiniz ne mesela? sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarınız mevcut mu, yayınevi emekçilerine, çevirmenlere, yazarlara verdiğiniz ücretler, telifler insanca kriterleri karşılıyor mu, yoksa "ama piyasa böyle" deyip kulağınızın üstüne mi yatıyorsunuz?
Alfa Kitap@alfakitap

Bayram tatilinde Cağaloğlu binamızda yaşanan talihsiz su baskını sonrası yürütülen çalışmalar hakkında... #AlfaKitap #AlfaYayinGrubu

Türkçe
0
1
21
903
haden öz
haden öz@hadenoz·
@ozguripek86 İzledim. Çok sıcak, mutlu ve hüzünlü ve kalbe dokunan bir hikaye olmuş gerçekten 🍀
Türkçe
0
0
1
1K
haden öz retweetledi
Özgür İpek
Özgür İpek@ozguripek86·
Peyk grubunun merhum solisti İrfan Alış’ın yazıp yönettiği ve aynı zamanda başrolünde yer aldığı Satılık Araba filmini izledim. Öyle içten, öyle güzel ve mutluluk dolu bir öykü anlatıyor ki, bir yandan onunla birlikte yolculuk ediyor bir yandan da o efsanevi müziğin nasıl doğduğuna, nelerden ilham aldığına tanık oluyorsunuz. İzlememiş olanlar için linki bırakıyorum. #peyk #irfanalış youtu.be/g08E5vHCico?si…
YouTube video
YouTube
Özgür İpek tweet media
Türkçe
7
96
1.2K
76.7K
haden öz
haden öz@hadenoz·
Yayınevlerinin de kâr amacı güden kurumlar olduğuna ve kârlarını arttırmak için bir kitabın yayınevine ulaşmasından tutun okurun eline geçmesine kadar geçen sürede her aşamada emeği olanları nasıl sömürdüğüne dair güzel bir yazı. @evrenselgzt evrensel.net/haber/5976732/…
Türkçe
0
2
16
847
haden öz
haden öz@hadenoz·
İnsanın bir duruşu olmalı, ilkeleri olmalı, yazdıkları/söyledikleri/düşünceleri neyse öyle (tam olarak mümkün olmasa bile ona en yakın) yaşamalı. Aksi iki yüzlülüktür, erdem yoksunluğudur, pazarlıklı yaşamaktır.
Türkçe
0
4
31
787
haden öz
haden öz@hadenoz·
... ustina herd û asmênê mi be, bes o mi rê wa no eşqê mi teberik bo destanê to de ... bext, mehmet çetîn
haden öz tweet media
Türkçe
0
0
14
283
haden öz
haden öz@hadenoz·
Bak şimdi Kurtuluş filmine dair bir şeyler düştü önüme. Hikayesini şunu bunu geçtim. Dil konusu şöyleydi. Hani iki dilde yarım yamalak kötü dublajlı bir şey izlersin de saç baş yolarsın ya, evet aynen öyleydi. Feyyaz Yiğit'çe ifade edecek olursam, işte böyle👇
Türkçe
0
0
5
639