Ümit Nar
19.3K posts


İZSU Genel Müdürlüğü bünyesinde atık nakliyesinde görev yapan personelimiz Sabri Kılınç’ın, elim bir kaza sonucu yaşamını kaybetmesinin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi sahasında kullandığı kamyonun manevra yaptığı sırada çamur havuzuna devrilmesi sonucu yaşamını yitirdiği belirlenen personelimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve mesai arkadaşlarına baş sağlığı diliyoruz. Yaşanan bu üzücü olayın nedenleriyle ilgili adli soruşturmayla birlikte, kurumumuz tarafından da idari inceleme başlatılmıştır. Süreç belediyemizce tüm yönleriyle yakından takip edilmektedir. Saygılarımızla…






KAYIP İLANIDIR! Lütfen destek olup paylaşır mısınız? Arkadaşımızdan haber alamıyoruz. Gören, duyan lütfen benimle iletişime geçsin.



SON DAKİKA | 107 tutuklu bulunan İBB davasında 18 kişi tahliye edildi: Sırrı Küçük Fatih Yağcı Ali Üner Evren Şirolu Altan Ertürk Ebubekir Akın Hüseyin Yurttaş Kadir Öztürk Mustafa Bostancı Sabri Caner Kırca Baran Gönül Mahir Gün Kadriye Kasapoğlu Davut Bildik Esra Huri Bulduk Şehide Zehra Keleş Yüksel Başak Tatlı Nazan Başelli







Milas İkizköy'de bir hukuk skandalı daha: Muhtar Nejla Işık'ın kızı tutuklanırken evi kamulaştırıldı Ailenin adliyede tutuklama kararını beklediği sırada boş evde yapılan bu işlem, avukatlarca bir "gözdağı" ve "peşinen cezalandırma yöntemi" olarak tanımlandı evrensel.net/haber/5977883/…



Türkiye'nin, ithal ettiği etin yarısını satın aldığı Polonya şirketinin ortağının, AKP Gençlik Kolları yöneticisi 19 yaşındaki Halil Efe Tunç olduğuna dair çıkan haberlere erişim engeli getirildi. (Bahadır Özgür)






Tescilli tarihi eser olarak günümüze ulaşması gerekirken 1982’de kör kazmaya teslim olan Krepen Pasajı’nın hüzünlü öyküsü: “Krepen Pasajı Nerededir? Pera Tarihinde Bir Uğrayış…/ Ümit Nar = @hermessahaf/ Turkuaz/ ’24” Pasaj yok olmuşsa da en azından hk’da bilinenler Ümit Nar sayesinde iki kapak arasında derlenerek yok olmaktan kurtuldu… Büyük emek doğrusu. Ayrıca bildiğim kadarıyla İstanbul’un bir pasajı üzerine yazılan ilk ve tek monografi…


“Kafka, Kafkaesk ve Türkiye” Semineri Eğitmen: Deniz Yıldırım Başlangıç Tarihi: 2 Nisan 2026 Ders Gün ve Saatleri: Perşembe günleri, 19.00-21.00 saatleri arasında Hibrit (Çevrimiçi+Yüz yüze) eğitim yöntemiyle gerçekleşecektir. Toplam Ders Saati: 10 Saat / 5 Hafta Çözülmekte olan eski düzen ile yaklaşmakta olan yıkımlar arasındaki boşlukta, Orta Avrupa’da doğdu, yazdı ve yaşadı Kafka. Doğup büyüdüğü topraklarda (Prag ve genel olarak Çekoslovakya) uzun süre yok sayılsa da, özellikle 20. yüzyılın son çeyreği, Kafka’nın eserlerinin ve Kafkaesk kavramının hemen hemen tüm dünyada yeniden okunup dolaşıma girdiği bir dönem oldu. Kafka, karamsarlık, döngüsellik, çıkışsızlık hissinin egemen olmaya başladığı her dönemde yeniden hatırlanmaya, açıklamalarda yardıma çağrılmaya başlandı. Kafka’nın bizdeki serüveni de bu seyirle hem buluşuyor hem de ayrışıyor. Tarihsel serüvenimizde otoriter, baskıcı devirler istisnadan çok kural olsa da, Kafka ile alımlama, açıklama ya da yaşananları Kafkaesk olarak adlandırma sürecimiz 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yoğunlaşıyor. Son yıllarda ise Kafkaesk kavramının, özellikle Dava romanı üzerinden (geçtiğimiz yıl yayınlanışının 100. yılı olması, bu tartışmaları daha da alevlendirmişe benziyor), yaşadığımız yeni otoriterleşme süreçlerindeki yargılama pratiklerini anlatmak için sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Kafkaesk kavramının bugün bu güncellikte, edebi alanı aşarak gündelik siyasal ve toplumsal dile bu yoğunlukta yerleştiği bir başka ülke, en azından bugün için, olmadığını da bir tez olarak ifade edebiliriz. Bu seminerde bu somut gerçekliği de dikkate alarak, Kafka aracılığıyla Türkiye’ye, Türkiye tarihsel ve güncel gerçekliği üzerinden de Kafka’ya bakmayı, yukarıdaki tezin nedenlerinin izini sürmeyi ve sonunda da merkezine Dava’yı almayan bir Kafkaesk çözümlemesi ile alternatif bakış geliştirmeyi öneriyorum. Detaylı bilgi ve kayıt için umagkitap.com/kafka-kafkaesk… adresini ziyaret edebilirsiniz.

Karamazov Kardeşler'in Türkçede 40 farklı çevirisi varsa bunların 38'i sansürlüdür. Kimse de farkında değil veya dert eden yok. "İsyan" başlıklı bölüm İletişim baskısında bile sansürlüdür mesela ki çevirmeni Ergin Altay, editörü de Orhan Pamuk idi bir ara.


dönemin dostoyevski çevirilerine bakınırken 1941 tarihli tercüme dergisinde inanılmaz bir eleştiri yazısına denk geldim. mütercim hakkı süha gezgin 1941 tarihli "karamazof kardeşler" çevirisinde, romandan sayfalar atıyor, romana sayfalar ekliyor, tasvirleri değiştiriyor, romanı ilgilendirmediğini düşündüğü bölümleri çıkartıyor, diyalogları kafasına göre yazıyor, ahlaksız bulduğu yerleri terbiye ediyor, karakterleri uçuruyor. kitaptan bir dipnot: "burada romanı alakadar etmeyen birkaç sayfa atılmıştır" eleştiri yazısı şöyle bitiyor "çevirideki tek doğru şey kapaktaki "karamazof kardeşler" adı, onu da koymak doğru mu bilemedim." meraklısı için beş sayfalık yazıyı ekliyorum.




