Nazif Muhtaroğlu@nazifmuhtaroglu
Vesilecilik ve Sudur
Vesilecilik literatüre occasionalism’in çevirisi olarak girmiş bir terim. Fransızca cause occasionnelle ve İngilizce occasional cause için Türkçede vesile-neden veya ara-neden tabirleri kullanılıyor. Burda kastedilen şu: Bütün hakiki güç ve etkin nedensellik Tanrı’ya aittir, doğa veya ruhani alem etken değildir. Fakat doğada (veya ruhani alemde) bir düzen caridir, belli olaylar belli olaylarla ortaya çıkar ki bu Tanrı’nın yaratma tarzıdır. Örneğin Tanrı pamuğun yanmasını ateş ile yaratır, su ile yaratmaz. Ateş dolayısıyla pamuğun yanmasının vesile nedenidir. Hakiki etkin neden ise Tanrı’nın kudretinin doğrudan tecelli etmesidir. Bu görüşü bu anlamda hem İslam dünyasında hem de Batıda savunanlar vardır. İslam dünyasındaki en köklü temsilcileri Eşariler ve Matüridi kelamcılarıdır. Ayrıca tasavvufta da benzer yaklaşımlar görülür.
Bu anlamda vesilecilik çok farklı formlarda karşımıza çıkabilir. Önemli olan, aşkın bir Tanrı’ya bütün etkin nedenselliğin atfedilmesi. Spinoza da örneğin bütün nedenselliği tek bir varlığa atfeder ama onun tözü aşkın bir varlık değildir. Deus sive natura, ha Tanrı ha doğa. Dolayısıyla Spinoza’nın monizmi tam bir vesilecilik değildir. Louis de la Forge, insanın ve ruhani varlıkların etkin nedenselliğe sahip olduğunu düşünür ancak maddenin güç ve nedensellikten yoksun olduğunu kabul eder. Her ne kadar Tanrı nihai anlamda tek fail ise de ruhani varlıklara sınırlı bir nedensellik verdiği için bu görüş de tam bir vesilecilik sayılmaz, ancak dar kapsamlı bir vesilecilik olabilir.
Şimdi bizim İslam dünyasında Eşari ve Matüridilerin büyük çoğunluğu yaratılmışların başka bir yaratılmışa gücünün veya nedensel etkisinin olmadığını, her şeyin doğrudan aşkın ve fail-i muhtar olan Allah tarafından yaratıldığını kabul etmekle tam bir vesilecilik anlayışı benimserler. Doğadaki düzeni ifade etmek için de Allah’ın takip ettiği yaratma tarzını bazen Adet, Adetullah, Sünnetullah gibi terimlerle ifade ederler, doğal nesne ve olaylara da sebeb-i adi (adete dayalı sebeb) derler. Biz bugün sebeb-i adi yerine vesile-neden tabirini kullanıyoruz.
Felasifedeki sudur görüşü ise evrenin Allah tarafından bir taşma şeklinde ezeli olarak çıktığını, hiç kesilmeden ilahi kaynağa bağımlılığını devam ettirdiğini, bu taşmanın hiyerarşik bir yapıda akılları, ruhları, felekleri ile dünyamıza gelene kadar farklı mertebeleri olduğunu savunur. Suduru savunan felasife için ilahi basitlik görüşünden dolayı Allahın zatı zaten sıfatlarıyla özdeştir. Ancak sudur eden kainat ne sıfatlarla ne de zat ile özdeştir. Çünkü kainat mümkün, Allah ise vacibdir. Allah vacib olduğu için zatında potansiyel taşımayan bir ontolojik konuma sahiptir. Evren ise mümkün olması hasebiyle potansiyellik ona içkindir. Sudur görüşü bu yüzden Spinoza’nın töz monizmi gibi yorumlanırsa Allah’ın zatını mümküne mahal yapmakla zata potansiyelliği sokar ve bütün sistemi dinamitler, vacib ve mümkün ayrımını ortadan kaldırır. Bu yüzden sudurun en makul yorumu, Allah’ın ilk çıkan aklı doğrudan etkilediği, geri kalan varlıkların ara varlıkların nedenselliği altında olduğudur. Spinozacı bir yorum altında Allah herşeyin doğrudan sebebi kabul edilebilir, ama bu yorum sistemi dinamitler.
Bunu söylemekle beraber Devvani’nin felasifeye böyle bir görüş atfettiğini de söylemeliyim. Devvani, felasifenin de kelamcılar gibi Allah’ın herşeyin Haliki olduğunu, doğrudan yarattığını söylüyor. Ama bu görüşünü çok açmıyor. Felasifeye bu görüşü atfedecek yorumun neleri içerdiğini ifade etmeye çalıştım. O yüzden bu yorum şaz kalmıştır.
Bu ve benzeri tartışmaları hem İslam dünyasında hem de batıdaki formlarıyla orijinal metinlerinden takip etmek isteyenler iki cilt olarak hazırladığım ve Küre yayınlarından çıkan Vesilecilik Derlemelerine bakabilirler. Bunlar vesileciliği savunan ve eleştiren orijinal metinlerin Türkçe çevirileridir. Bu metinler üzerine yapılmış akademik yorumlar değildir.