


Mehmet Altuntaş
11.5K posts

@insanhaklarim
Nezaket, insaniyet ve hakkaniyet. Tüm insanların hakları var.. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın..




















Köpek Çocuk Değildir: Köpek İnsan Değildir! Köpek annesi olunmaz. Köpek evlat yerine ikame edilmez. Anne-evlat ilişkisi, aile değerleri, anne sevgisi, evlat sevgisi ve aile hiyerarşisi hayvanlar âlemine terk edilemez. İnsan hayvanlaşamaz. Elbette hayvan sevilir. Hayvana merhamet edilir. Hayvan korunur. Ama hayvan çocuk değildir. Köpek insan değildir. Köpek annesi olunmaz. Sokakta köpek olmaz. Sokak köpeği olmaz. Bu sözleri artık her gün tekrarlamamız gerekiyor. 📌 Çünkü ciddi anlamda bir bilinç savaşı altındayız. Bugün küresel kapitalizm, tüketim kültürü ve modern etki endüstrileri; toplumların iç yapısını, aile ahlakını ve geleneksel ilişki biçimlerini dönüştürmek için her alanda yeni müdahale biçimleri üretmektedir. Şimdi de bu dönüşüm, hayvanlar üzerinden yürütülmektedir. Hayvanlar insanlaştırılarak insani değerlerin merkezine adeta bomba bırakılmaktadır. İnsanın hayvanla olan dengeli, merhametli ve tabii ilişkisi bozulmakta; bu ilişki aşırılığa taşınmakta; hayvan, hayvan olmaktan çıkarılıp insan gibi konumlandırılmaktadır. İlahi sistem bilinçli bir şekilde bozulmaktadır. Kadın, bir köpeğin annesi olabileceğine inandırılabilmektedir. Toplumsal, sembolik ve kutsal değerler akıl ve fıtrat dışı biçimde yeniden inşa edilmektedir. Böylece insanın varlıkla, hayatla, doğayla ve yaratılmışlarla kurduğu ölçülü ilişki de sarsılmaktadır. En başta insanın kendisiyle olan sahici ve fıtrî ilişkisi bozulmaktadır. Bu süreç yalnızca “hayvan sevgisinin artması” değildir. Burada insan fıtratına, aileye bakışa, annelik ve babalık fikrine, merhametin yönüne ve çocuk kavramına dönük çok daha derin bir anlam kaydırması vardır. Bunun en açık örneklerinden biri aşağıdaki reklam filmidir. 👇 Reklamda bir kadın köpeğe “oğlum” demekte; anne olmak için çocuk doğurmaya gerek olmadığı, kalpte sevmenin yeterli olduğu mesajı verilmektedir. Dahası bu mesaj, bütün toplumun buna inanacağı, bunu normal göreceği ve “annelik-evlatlık” gibi güçlü sembolik değerlerin hayvanlara da atfedilebileceği yönünde sorunlu bir kabul üretmektedir. Böylece insanın fıtratına, aileye bakışına, merhamet bilincine ve annelik kavramına yönelik yeni bir müdahale, reklam estetiği içinde normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa evcil hayvan sevgisi ile evcil hayvanın insanlaştırılması aynı şey değildir. Bir hayvana merhamet etmek, onu korumak, beslemek, ona eziyet etmemek ve onu Allah’ın yarattığı bir canlı olarak gözetmek insanî bir erdemdir. Fakat köpeği veya kediyi “çocuk”, sahibini “anne-baba”, evi de türler arası yeni bir aile formu olarak kodlamak bambaşka bir meseledir. Burada artık sıradan bir hayvan sevgisinden değil; aileyi, ebeveynliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve insanın varoluş düzenini kökünden etkileyen ontolojik bir dönüşümden söz etmek gerekir. Bugün dünyada “pet humanization” denilen süreç tam da bunu ifade etmektedir. Evcil hayvan artık yalnızca evde bakılan bir canlı değildir; insanî özellikler atfedilen, aile üyesi gibi görülen, çocuk yerine konumlandırılan ve tüketim kültürü içinde sürekli yeniden anlamlandırılan bir varlığa dönüşmektedir. Aynı zamanda ticari bir değerdir. “Pet parent”, “fur baby”, “oğluşum”, “kızım”, “evladım” gibi ifadeler yalnızca sevimli hitaplar değildir. Bunlar, insan ile hayvan, çocuk ile evcil hayvan, ebeveynlik ile sahiplik arasındaki sınırları bulanıklaştıran yeni bir dil rejimidir. Çünkü her şey isimlendirmede, adlandırmada başlar. Çünkü aile, insanın en temel varoluş örüntüsüdür. İnsan aile içinde doğar, bakım görür, dil öğrenir, ahlak kazanır, mahremiyeti tanır, nesle bağlanır, sorumluluğu öğrenir ve geleceğe açılır. Aile hayattır. Aile yalnızca aynı evde yaşamak değildir; insanın kendisini biyolojik, ahlaki, toplumsal ve metafizik olarak kurduğu en temel yapıdır. Bu yapının merkezinde ise insan yavrusu, yani çocuk vardır. Köpeği veya kediyi “bebek” diye sahiplenmek, çocuğun yerine koymak, ona “oğluşum”, “kızım”, “evladım” demek ilk bakışta masum bir sevgi dili gibi görünebilir. Fakat dil yalnızca duyguyu ifade etmez; ilişkiyi de kurar. Hayvana “çocuk” denildiğinde, hayvan yalnızca sevilmiş olmaz; aile içindeki insanî rollerin içine yerleştirilmiş olur. Böylece “anne”, “baba”, “çocuk”, “yuva”, “bakım”, “sorumluluk” ve “aile” kavramları insan merkezli anlamlarından koparılarak türler arası esnek bir duygu alanına taşınır. Sosyal bilimlerde evcil hayvanların aileye dahil edilmesi üzerine yapılan çalışmalar da bu meselenin basit olmadığını göstermektedir. Bu literatürde hayvanların aile içindeki yeri bazen tamamlayıcı, bazen benzeştirici, bazen de ikame edici rollerle açıklanmaktadır. En can alıcı nokta burasıdır: Hayvan, yalnızca aileye eklenen bir canlı olmaktan çıkıp bazı ailevi rollerin yerine geçen yeni bir varlık konumuna taşınmaktadır. Bu nedenle evcil hayvanın aileye dahil edilmesi, “aile genişledi” denilerek geçiştirilemez. Burada aile üyeliğinin anlamı, ebeveynlik rolü, çocuk fikri ve bakım ahlakı yeniden tanımlanmaktadır. Çocuk, insan soyunun devamını temsil eder. İnsanın en büyük terbiyecilerinden biri de ebeveyn olabilmektir. Çocuk konuşacak, düşünecek, itiraz edecek, büyüyecek, sorumluluk alacak ve kendisini anne-babasından bağımsız bir özne olarak kuracaktır. Köpek veya kedi ise ne kadar sevilirse sevilsin, insan yavrusunun yerine geçemez. Böyle bir şey aslında hayal dahi edilemez. Fakat sevginin aşırılığı, insanın hem kendini hem de Allah’ı unutması, insanı ifrat ve tefrite sürükleyebilmektedir. Çocuk geleceğe açılan bir varlıktır. Evcil hayvan ise insanın kurduğu sınırlar içinde kalan bağımlı bir canlıdır. Hayvan hayvandır. İnsan insanın, aile ailenin, çocuk çocuğun yerindedir. Bu kıyas varoluşsal olarak tartışmaya açık değildir. Çocuk insanı dönüştürür, zorlar, terbiye eder, sorumlulukla yüzleştirir. Evcil hayvan ise çoğu zaman insanın duygusal ihtiyacını daha düşük taleplerle, daha yönetilebilir ve daha kontrollü bir ilişki içinde karşılar. Bu yüzden “pet parent” dili ebeveynliği yüceltmemektedir; aksine ebeveynliğin yükünü, bedelini ve nesiller arası sorumluluğunu azaltarak yeniden tanımlamaktadır. Çocuk yetiştirmenin dönüştürücü, zorlayıcı ve geleceğe açılan sorumluluğu yerine; daha kontrol edilebilir, daha az itiraz eden, daha çok duygusal tatmin sağlayan ve tüketimle yönetilebilen bir bakım nesnesi ikame edilmektedir. Mesele tam da budur: Reklam artık yalnızca ürün satmaz; ilişki biçimi satar. Bir reklam “anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” dediğinde, anneliği biyolojik, ahlaki, toplumsal ve nesiller arası sorumluluk ilişkisinden çıkarıp daha genel, daha esnek ve daha tüketilebilir bir duygu kategorisine dönüştürmektedir. Bu dilde kadın çocuk doğurmak zorunda değildir; bir kedi veya köpek de onun “çocuğu” olabilir. Onu çocuğu gibi büyütebilir, onun için harcayabilir, onunla aile kurabilir, onun üzerinden annelik duygusunu yaşayabilir. Buradaki temel kırılma şudur: Merhamet ortadan kalkmaz; fakat yön değiştirir. Mayası ve fıtratı bozulur. İfrat ve tefrite gidilir. İnsanın insana, annenin çocuğa, ailenin nesle yönelen bakım, şefkat ve sorumluluk kapasitesi başka bir varlık kategorisine aktarılır. Empati, insani duygular ve bakım ahlakı, insan yavrusunun geleceğine değil, evcil hayvanın duygusal konforuna yöneltilir. Elbette hayvana merhamet etmek gerekir. Fakat hayvanı insan yavrusunun yerine koymak, merhametin tabii yönünü bozar. Hiçbir bebek bir köpeğin yerine geçemez. Hiçbir köpek de bir bebeğin yerine geçemez. Buradaki fıtrat bozumu, varoluşun dengesini bozar. Bu dönüşümün bir de ekonomik tarafı vardır. Evcil hayvanların insanlaştırılması yalnızca kültürel bir eğilim değildir; aynı zamanda devasa bir ticari sistemdir. Mama, veteriner, sigorta, oyuncak, kıyafet, bakım ürünleri, otel, kuaför, özel sağlık hizmetleri, akıllı takip cihazları ve premium ürünlerle küresel pet ekonomisi yüz milyarlarca dolarlık bir alana dönüşmüş durumdadır. Hayvan yalnızca hayvan olarak kaldığında ona yapılacak harcamanın sınırı bellidir. Fakat hayvan “evin çocuğu” hâline getirildiğinde harcamanın ahlaki sınırı ortadan kalkar. Çünkü artık mama yalnızca mama değildir; “iyi annelik”tir. Veteriner yalnızca sağlık hizmeti değildir; “sorumluluk”tur. Kıyafet yalnızca aksesuar değildir; “sevgi göstergesi”dir. Oyuncak yalnızca oyuncak değildir; “çocuğunu mutlu etme” aracıdır. Hayvan çocuklaştırıldıkça tüketim ahlakileştirilir; harcama sevginin kanıtına dönüştürülür. Böylece pet ekonomisi merhameti piyasalaştırır. İnsanî duygular tüketim sisteminin içine çekilir. Sevgi harcamaya, bakım satın almaya, annelik ürün tercihine ve marka sadakatine bağlanır. Üstelik evcil hayvanı insanlaştırmak yalnızca aileyi ve insan ilişkilerini bozmaz; hayvanın hayvan olarak varoluşunu da bozar. Çünkü hayvana insanî özellikler yüklemek, onun gerçek fizyolojik, davranışsal ve türsel ihtiyaçlarının yanlış anlaşılmasına yol açabilir. Köpeği çocuk gibi giydirmek, çocuk arabasında taşımak, doğum günü yapmak, insan gibi beslemek ve insan gibi duygulandırmak hayvan sevgisi değil; hayvanın türsel varoluşuna müdahaledir. Hayvanın hakkını gözetmek başka, hayvanı insanlaştırmak başkadır. Hayvanın hakkını gözetmek, onun türüne uygun ihtiyaçlarını, sınırlarını, doğasını ve refahını dikkate almaktır. Hayvanı insanlaştırmak ise onu insanın yalnızlığına, duygusal ihtiyacına, sosyal medya estetiğine ve tüketim arzusuna göre yeniden kurgulamaktır. Bu noktada açık konuşmak gerekir: bir daha tekrarlamak gerekiyor. Köpek çocuk değildir. Kedi evlat değildir. Evcil hayvan sahibi olmak ebeveynlik değildir. Köpek annesi olunmaz. Hayvana merhamet etmek insanîdir; fakat hayvanı çocuk yerine koymak insanî, ailevi ve ontolojik sınırları bozar. İslam’ın hayvanlara bakışı da tam bu dengeyi kurar: Hayvana zulmetme. Ona eziyet etme. Aç ve susuz bırakma. Fakat onu insanın yerine de koyma. Merhamet vardır. Ölçü vardır. Emanet bilinci vardır. Fakat türlerin, fıtratın ve yaratılış düzeninin birbirine karıştırılması yoktur. Oysa modern reklamcılık bu sınırı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde aşındırmaktadır. “Anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” gibi cümleler ilk bakışta duygusal ve kapsayıcı görünebilir. Fakat bu tür ifadeler, anneliği insan yavrusuyla kurulan derin varoluşsal bağdan koparıp genel bir sevgi hissine indirger. Oysa annelik yalnızca sevgi değildir. Annelik; beden, emek, doğum, bakım, fedakârlık, nesil, ahlak, gelecek ve sorumluluktur. Bir köpeği sevmekle bir çocuğa anne olmak aynı düzleme konulamaz. Bu yüzden itirazımız hayvan sevgisine değil, kavramların yerinden edilmesinedir. Hayvan sevilir; ama çocuklaştırılmaz. Hayvana merhamet edilir; ama insan yavrusunun yerine konulmaz. Evcil hayvana bakılır; ama bu bakım ebeveynlik diye adlandırılmaz. Aile, duygusal bağ kurulan her canlıyı içine alan belirsiz bir tüketim kategorisine indirgenemez. Sonuç olarak evcil hayvanların insanlaştırılması, insanın kendi fıtratına mayasına savaş açmasıdır. Bu dönüşüm aileyi, ebeveynliği, anneliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve tüketim alışkanlıklarını aynı anda değiştirmektedir. Bu nedenle bugünkü mesele basit bir reklam tartışması değildir. Bu, ailenin ontolojik sınırlarının, anneliğin anlamının, çocuğun yerinin ve merhametin yönünün tartışmasıdır. İnsan ile hayvan arasındaki merhamet ilişkisi korunmalı; fakat ontolojik sınır kaybedilmemelidir. Çünkü sınır kaybolduğunda yalnızca aile değil, insanın varoluş düzeni de sarsılır. Köpek ve kedi sevilir, korunur, gözetilir; fakat hiçbir köpek çocuk değildir, hiçbir kedi evlat değildir, hiçbir evcil hayvan insan yavrusunun yerine geçemez. Son söz: Sokakta köpek de olmaz. Köpek çocuk da değildir. Köpek insan da değildir. Köpek annesi de olunmaz.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak aile kavramı üzerinden ekranlarda bir değer erozyonuna hiçbir suretle izin vermeyeceğimizi önemle hatırlatıyor, ilgili reklam filmi hakkında Üst Kurulumuzca inceleme başlatıldığını kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.







Şanlıurfa Halfeti’de minibüs bekleyen 70 yaşındaki Abdulkadir Karakuş, başıboş bir köpeğin saldırısına uğradı. Yaşlı adam ayağından, kolundan ve başından aldığı ısırıklarla ağır yaralandı.















