Mehmet Altuntaş

11.5K posts

Mehmet Altuntaş banner
Mehmet Altuntaş

Mehmet Altuntaş

@insanhaklarim

Nezaket, insaniyet ve hakkaniyet. Tüm insanların hakları var.. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın..

Katılım Nisan 2012
4.5K Takip Edilen3.2K Takipçiler
Mehmet Altuntaş retweetledi
yusuf kaplan
yusuf kaplan@yenisafakwriter·
TUZAK BU! Bosch İngiltere, ABD, Hırvatistan ve Almanya reklamlarında anne, çocuk, büyükanne-baba var. Aile, büyük aile öne çıkarılıyor. Türkiye reklamında anne, köpeğin annesi olarak sunuluyor! Bu reklamı derhal kaldırın @rtukkurumsal @iletisim #bosch
yusuf kaplan tweet mediayusuf kaplan tweet mediayusuf kaplan tweet media
Türkçe
141
1.6K
4.3K
55.3K
Salih Cenap Baydar
Salih Cenap Baydar@salihcenap·
Ak Parti seçmenleri, Erdoğan'a ve AK Parti'ye birkaç gündür sokak köpekleri meselesi üzerinden daha önce görülmemiş sertlikte eleştiriler yöneltiyorlar. Ben bunun sosyo-psikolojik bir projeksiyon olduğu kanaatindeyim. +
Türkçe
118
105
694
45.5K
Mehmet Altuntaş retweetledi
MAH Ajansı
MAH Ajansı@mahajansi·
TUZAĞIN FARKINDA MISINIZ? Bosch reklamlarında Almanya’da İngiltere’de Amerika’da Hırvatistan’da İspanya’da çocuk var, anne var hatta büyükanne ile büyükbaba var. Ama ne ilginçtir ki Türkiye’de Bosch reklamlarında anne köpek annesi, çocuk köpek oluyor. Tıpkı DW’nin fuhuş için Almanya’da “kötü” derken DW’nin Türkiye’de fuhuşu övmesi ve özendirmesi gibi.
MAH Ajansı tweet mediaMAH Ajansı tweet mediaMAH Ajansı tweet media
Türkçe
98
1.3K
3.3K
195.9K
Mehmet Altuntaş retweetledi
Dr. Muhammed Ersin Toy 🇹🇷
Köpek Çocuk Değildir: Köpek İnsan Değildir! Köpek annesi olunmaz. Köpek evlat yerine ikame edilmez. Anne-evlat ilişkisi, aile değerleri, anne sevgisi, evlat sevgisi ve aile hiyerarşisi hayvanlar âlemine terk edilemez. İnsan hayvanlaşamaz. Elbette hayvan sevilir. Hayvana merhamet edilir. Hayvan korunur. Ama hayvan çocuk değildir. Köpek insan değildir. Köpek annesi olunmaz. Sokakta köpek olmaz. Sokak köpeği olmaz. Bu sözleri artık her gün tekrarlamamız gerekiyor. 📌 Çünkü ciddi anlamda bir bilinç savaşı altındayız. Bugün küresel kapitalizm, tüketim kültürü ve modern etki endüstrileri; toplumların iç yapısını, aile ahlakını ve geleneksel ilişki biçimlerini dönüştürmek için her alanda yeni müdahale biçimleri üretmektedir. Şimdi de bu dönüşüm, hayvanlar üzerinden yürütülmektedir. Hayvanlar insanlaştırılarak insani değerlerin merkezine adeta bomba bırakılmaktadır. İnsanın hayvanla olan dengeli, merhametli ve tabii ilişkisi bozulmakta; bu ilişki aşırılığa taşınmakta; hayvan, hayvan olmaktan çıkarılıp insan gibi konumlandırılmaktadır. İlahi sistem bilinçli bir şekilde bozulmaktadır. Kadın, bir köpeğin annesi olabileceğine inandırılabilmektedir. Toplumsal, sembolik ve kutsal değerler akıl ve fıtrat dışı biçimde yeniden inşa edilmektedir. Böylece insanın varlıkla, hayatla, doğayla ve yaratılmışlarla kurduğu ölçülü ilişki de sarsılmaktadır. En başta insanın kendisiyle olan sahici ve fıtrî ilişkisi bozulmaktadır. Bu süreç yalnızca “hayvan sevgisinin artması” değildir. Burada insan fıtratına, aileye bakışa, annelik ve babalık fikrine, merhametin yönüne ve çocuk kavramına dönük çok daha derin bir anlam kaydırması vardır. Bunun en açık örneklerinden biri aşağıdaki reklam filmidir. 👇 Reklamda bir kadın köpeğe “oğlum” demekte; anne olmak için çocuk doğurmaya gerek olmadığı, kalpte sevmenin yeterli olduğu mesajı verilmektedir. Dahası bu mesaj, bütün toplumun buna inanacağı, bunu normal göreceği ve “annelik-evlatlık” gibi güçlü sembolik değerlerin hayvanlara da atfedilebileceği yönünde sorunlu bir kabul üretmektedir. Böylece insanın fıtratına, aileye bakışına, merhamet bilincine ve annelik kavramına yönelik yeni bir müdahale, reklam estetiği içinde normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa evcil hayvan sevgisi ile evcil hayvanın insanlaştırılması aynı şey değildir. Bir hayvana merhamet etmek, onu korumak, beslemek, ona eziyet etmemek ve onu Allah’ın yarattığı bir canlı olarak gözetmek insanî bir erdemdir. Fakat köpeği veya kediyi “çocuk”, sahibini “anne-baba”, evi de türler arası yeni bir aile formu olarak kodlamak bambaşka bir meseledir. Burada artık sıradan bir hayvan sevgisinden değil; aileyi, ebeveynliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve insanın varoluş düzenini kökünden etkileyen ontolojik bir dönüşümden söz etmek gerekir. Bugün dünyada “pet humanization” denilen süreç tam da bunu ifade etmektedir. Evcil hayvan artık yalnızca evde bakılan bir canlı değildir; insanî özellikler atfedilen, aile üyesi gibi görülen, çocuk yerine konumlandırılan ve tüketim kültürü içinde sürekli yeniden anlamlandırılan bir varlığa dönüşmektedir. Aynı zamanda ticari bir değerdir. “Pet parent”, “fur baby”, “oğluşum”, “kızım”, “evladım” gibi ifadeler yalnızca sevimli hitaplar değildir. Bunlar, insan ile hayvan, çocuk ile evcil hayvan, ebeveynlik ile sahiplik arasındaki sınırları bulanıklaştıran yeni bir dil rejimidir. Çünkü her şey isimlendirmede, adlandırmada başlar. Çünkü aile, insanın en temel varoluş örüntüsüdür. İnsan aile içinde doğar, bakım görür, dil öğrenir, ahlak kazanır, mahremiyeti tanır, nesle bağlanır, sorumluluğu öğrenir ve geleceğe açılır. Aile hayattır. Aile yalnızca aynı evde yaşamak değildir; insanın kendisini biyolojik, ahlaki, toplumsal ve metafizik olarak kurduğu en temel yapıdır. Bu yapının merkezinde ise insan yavrusu, yani çocuk vardır. Köpeği veya kediyi “bebek” diye sahiplenmek, çocuğun yerine koymak, ona “oğluşum”, “kızım”, “evladım” demek ilk bakışta masum bir sevgi dili gibi görünebilir. Fakat dil yalnızca duyguyu ifade etmez; ilişkiyi de kurar. Hayvana “çocuk” denildiğinde, hayvan yalnızca sevilmiş olmaz; aile içindeki insanî rollerin içine yerleştirilmiş olur. Böylece “anne”, “baba”, “çocuk”, “yuva”, “bakım”, “sorumluluk” ve “aile” kavramları insan merkezli anlamlarından koparılarak türler arası esnek bir duygu alanına taşınır. Sosyal bilimlerde evcil hayvanların aileye dahil edilmesi üzerine yapılan çalışmalar da bu meselenin basit olmadığını göstermektedir. Bu literatürde hayvanların aile içindeki yeri bazen tamamlayıcı, bazen benzeştirici, bazen de ikame edici rollerle açıklanmaktadır. En can alıcı nokta burasıdır: Hayvan, yalnızca aileye eklenen bir canlı olmaktan çıkıp bazı ailevi rollerin yerine geçen yeni bir varlık konumuna taşınmaktadır. Bu nedenle evcil hayvanın aileye dahil edilmesi, “aile genişledi” denilerek geçiştirilemez. Burada aile üyeliğinin anlamı, ebeveynlik rolü, çocuk fikri ve bakım ahlakı yeniden tanımlanmaktadır. Çocuk, insan soyunun devamını temsil eder. İnsanın en büyük terbiyecilerinden biri de ebeveyn olabilmektir. Çocuk konuşacak, düşünecek, itiraz edecek, büyüyecek, sorumluluk alacak ve kendisini anne-babasından bağımsız bir özne olarak kuracaktır. Köpek veya kedi ise ne kadar sevilirse sevilsin, insan yavrusunun yerine geçemez. Böyle bir şey aslında hayal dahi edilemez. Fakat sevginin aşırılığı, insanın hem kendini hem de Allah’ı unutması, insanı ifrat ve tefrite sürükleyebilmektedir. Çocuk geleceğe açılan bir varlıktır. Evcil hayvan ise insanın kurduğu sınırlar içinde kalan bağımlı bir canlıdır. Hayvan hayvandır. İnsan insanın, aile ailenin, çocuk çocuğun yerindedir. Bu kıyas varoluşsal olarak tartışmaya açık değildir. Çocuk insanı dönüştürür, zorlar, terbiye eder, sorumlulukla yüzleştirir. Evcil hayvan ise çoğu zaman insanın duygusal ihtiyacını daha düşük taleplerle, daha yönetilebilir ve daha kontrollü bir ilişki içinde karşılar. Bu yüzden “pet parent” dili ebeveynliği yüceltmemektedir; aksine ebeveynliğin yükünü, bedelini ve nesiller arası sorumluluğunu azaltarak yeniden tanımlamaktadır. Çocuk yetiştirmenin dönüştürücü, zorlayıcı ve geleceğe açılan sorumluluğu yerine; daha kontrol edilebilir, daha az itiraz eden, daha çok duygusal tatmin sağlayan ve tüketimle yönetilebilen bir bakım nesnesi ikame edilmektedir. Mesele tam da budur: Reklam artık yalnızca ürün satmaz; ilişki biçimi satar. Bir reklam “anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” dediğinde, anneliği biyolojik, ahlaki, toplumsal ve nesiller arası sorumluluk ilişkisinden çıkarıp daha genel, daha esnek ve daha tüketilebilir bir duygu kategorisine dönüştürmektedir. Bu dilde kadın çocuk doğurmak zorunda değildir; bir kedi veya köpek de onun “çocuğu” olabilir. Onu çocuğu gibi büyütebilir, onun için harcayabilir, onunla aile kurabilir, onun üzerinden annelik duygusunu yaşayabilir. Buradaki temel kırılma şudur: Merhamet ortadan kalkmaz; fakat yön değiştirir. Mayası ve fıtratı bozulur. İfrat ve tefrite gidilir. İnsanın insana, annenin çocuğa, ailenin nesle yönelen bakım, şefkat ve sorumluluk kapasitesi başka bir varlık kategorisine aktarılır. Empati, insani duygular ve bakım ahlakı, insan yavrusunun geleceğine değil, evcil hayvanın duygusal konforuna yöneltilir. Elbette hayvana merhamet etmek gerekir. Fakat hayvanı insan yavrusunun yerine koymak, merhametin tabii yönünü bozar. Hiçbir bebek bir köpeğin yerine geçemez. Hiçbir köpek de bir bebeğin yerine geçemez. Buradaki fıtrat bozumu, varoluşun dengesini bozar. Bu dönüşümün bir de ekonomik tarafı vardır. Evcil hayvanların insanlaştırılması yalnızca kültürel bir eğilim değildir; aynı zamanda devasa bir ticari sistemdir. Mama, veteriner, sigorta, oyuncak, kıyafet, bakım ürünleri, otel, kuaför, özel sağlık hizmetleri, akıllı takip cihazları ve premium ürünlerle küresel pet ekonomisi yüz milyarlarca dolarlık bir alana dönüşmüş durumdadır. Hayvan yalnızca hayvan olarak kaldığında ona yapılacak harcamanın sınırı bellidir. Fakat hayvan “evin çocuğu” hâline getirildiğinde harcamanın ahlaki sınırı ortadan kalkar. Çünkü artık mama yalnızca mama değildir; “iyi annelik”tir. Veteriner yalnızca sağlık hizmeti değildir; “sorumluluk”tur. Kıyafet yalnızca aksesuar değildir; “sevgi göstergesi”dir. Oyuncak yalnızca oyuncak değildir; “çocuğunu mutlu etme” aracıdır. Hayvan çocuklaştırıldıkça tüketim ahlakileştirilir; harcama sevginin kanıtına dönüştürülür. Böylece pet ekonomisi merhameti piyasalaştırır. İnsanî duygular tüketim sisteminin içine çekilir. Sevgi harcamaya, bakım satın almaya, annelik ürün tercihine ve marka sadakatine bağlanır. Üstelik evcil hayvanı insanlaştırmak yalnızca aileyi ve insan ilişkilerini bozmaz; hayvanın hayvan olarak varoluşunu da bozar. Çünkü hayvana insanî özellikler yüklemek, onun gerçek fizyolojik, davranışsal ve türsel ihtiyaçlarının yanlış anlaşılmasına yol açabilir. Köpeği çocuk gibi giydirmek, çocuk arabasında taşımak, doğum günü yapmak, insan gibi beslemek ve insan gibi duygulandırmak hayvan sevgisi değil; hayvanın türsel varoluşuna müdahaledir. Hayvanın hakkını gözetmek başka, hayvanı insanlaştırmak başkadır. Hayvanın hakkını gözetmek, onun türüne uygun ihtiyaçlarını, sınırlarını, doğasını ve refahını dikkate almaktır. Hayvanı insanlaştırmak ise onu insanın yalnızlığına, duygusal ihtiyacına, sosyal medya estetiğine ve tüketim arzusuna göre yeniden kurgulamaktır. Bu noktada açık konuşmak gerekir: bir daha tekrarlamak gerekiyor. Köpek çocuk değildir. Kedi evlat değildir. Evcil hayvan sahibi olmak ebeveynlik değildir. Köpek annesi olunmaz. Hayvana merhamet etmek insanîdir; fakat hayvanı çocuk yerine koymak insanî, ailevi ve ontolojik sınırları bozar. İslam’ın hayvanlara bakışı da tam bu dengeyi kurar: Hayvana zulmetme. Ona eziyet etme. Aç ve susuz bırakma. Fakat onu insanın yerine de koyma. Merhamet vardır. Ölçü vardır. Emanet bilinci vardır. Fakat türlerin, fıtratın ve yaratılış düzeninin birbirine karıştırılması yoktur. Oysa modern reklamcılık bu sınırı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde aşındırmaktadır. “Anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” gibi cümleler ilk bakışta duygusal ve kapsayıcı görünebilir. Fakat bu tür ifadeler, anneliği insan yavrusuyla kurulan derin varoluşsal bağdan koparıp genel bir sevgi hissine indirger. Oysa annelik yalnızca sevgi değildir. Annelik; beden, emek, doğum, bakım, fedakârlık, nesil, ahlak, gelecek ve sorumluluktur. Bir köpeği sevmekle bir çocuğa anne olmak aynı düzleme konulamaz. Bu yüzden itirazımız hayvan sevgisine değil, kavramların yerinden edilmesinedir. Hayvan sevilir; ama çocuklaştırılmaz. Hayvana merhamet edilir; ama insan yavrusunun yerine konulmaz. Evcil hayvana bakılır; ama bu bakım ebeveynlik diye adlandırılmaz. Aile, duygusal bağ kurulan her canlıyı içine alan belirsiz bir tüketim kategorisine indirgenemez. Sonuç olarak evcil hayvanların insanlaştırılması, insanın kendi fıtratına mayasına savaş açmasıdır. Bu dönüşüm aileyi, ebeveynliği, anneliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve tüketim alışkanlıklarını aynı anda değiştirmektedir. Bu nedenle bugünkü mesele basit bir reklam tartışması değildir. Bu, ailenin ontolojik sınırlarının, anneliğin anlamının, çocuğun yerinin ve merhametin yönünün tartışmasıdır. İnsan ile hayvan arasındaki merhamet ilişkisi korunmalı; fakat ontolojik sınır kaybedilmemelidir. Çünkü sınır kaybolduğunda yalnızca aile değil, insanın varoluş düzeni de sarsılır. Köpek ve kedi sevilir, korunur, gözetilir; fakat hiçbir köpek çocuk değildir, hiçbir kedi evlat değildir, hiçbir evcil hayvan insan yavrusunun yerine geçemez. Son söz: Sokakta köpek de olmaz. Köpek çocuk da değildir. Köpek insan da değildir. Köpek annesi de olunmaz.
Türkçe
33
72
268
38.1K
Mehmet Altuntaş retweetledi
Ahmet Şevki Z E N G İ N 💧
@zafersahin06 @sedatkiroglu O halde madem ‘tam yerine rast geldi manzara koymak’ elzem oldu… “Merhamet,insan yavrusu yerine hayvanlara yönlendirilirse evlilik arzusunun bileşenlerinden biri olan çocuk yapma isteği azalacak ve sonuç olarak üreme yavaşlayacak.” (Hekaton’la Son Tango/Mustafa Merter) #AileYılı
Türkçe
0
2
8
387
Mehmet Altuntaş retweetledi
Zafer Şahin
Zafer Şahin@zafersahin06·
Tepkiler üzerine reklamı kaldırdılar. Bu ülke nüfus artış hızındaki azalmayı “Varoluşsal tehdit” olarak tanımlayacak. Cumhurbaşkanı daha dün bu konuda çağrı yapacak.Sen annelik kavramını “Köpek sevgisi” boyutuna indirgeyeceksin! Sevsinler “Reklam” görünümlü algı çalışmanızı.
Zafer Şahin tweet media
Türkçe
467
1.3K
5.4K
133K
Mehmet Altuntaş
Mehmet Altuntaş@insanhaklarim·
Köpek Çocuk Değildir: Köpek İnsan Değildir! Köpek annesi olunmaz. Köpek evlat yerine ikame edilmez. Anne-evlat ilişkisi, aile değerleri, anne sevgisi, evlat sevgisi ve aile hiyerarşisi hayvanlar âlemine terk edilemez. İnsan hayvanlaşamaz. @BoschGlobal x.com/i/status/20510…
Dr. Muhammed Ersin Toy 🇹🇷@muhammedetoyy

Köpek Çocuk Değildir: Köpek İnsan Değildir! Köpek annesi olunmaz. Köpek evlat yerine ikame edilmez. Anne-evlat ilişkisi, aile değerleri, anne sevgisi, evlat sevgisi ve aile hiyerarşisi hayvanlar âlemine terk edilemez. İnsan hayvanlaşamaz. Elbette hayvan sevilir. Hayvana merhamet edilir. Hayvan korunur. Ama hayvan çocuk değildir. Köpek insan değildir. Köpek annesi olunmaz. Sokakta köpek olmaz. Sokak köpeği olmaz. Bu sözleri artık her gün tekrarlamamız gerekiyor. 📌 Çünkü ciddi anlamda bir bilinç savaşı altındayız. Bugün küresel kapitalizm, tüketim kültürü ve modern etki endüstrileri; toplumların iç yapısını, aile ahlakını ve geleneksel ilişki biçimlerini dönüştürmek için her alanda yeni müdahale biçimleri üretmektedir. Şimdi de bu dönüşüm, hayvanlar üzerinden yürütülmektedir. Hayvanlar insanlaştırılarak insani değerlerin merkezine adeta bomba bırakılmaktadır. İnsanın hayvanla olan dengeli, merhametli ve tabii ilişkisi bozulmakta; bu ilişki aşırılığa taşınmakta; hayvan, hayvan olmaktan çıkarılıp insan gibi konumlandırılmaktadır. İlahi sistem bilinçli bir şekilde bozulmaktadır. Kadın, bir köpeğin annesi olabileceğine inandırılabilmektedir. Toplumsal, sembolik ve kutsal değerler akıl ve fıtrat dışı biçimde yeniden inşa edilmektedir. Böylece insanın varlıkla, hayatla, doğayla ve yaratılmışlarla kurduğu ölçülü ilişki de sarsılmaktadır. En başta insanın kendisiyle olan sahici ve fıtrî ilişkisi bozulmaktadır. Bu süreç yalnızca “hayvan sevgisinin artması” değildir. Burada insan fıtratına, aileye bakışa, annelik ve babalık fikrine, merhametin yönüne ve çocuk kavramına dönük çok daha derin bir anlam kaydırması vardır. Bunun en açık örneklerinden biri aşağıdaki reklam filmidir. 👇 Reklamda bir kadın köpeğe “oğlum” demekte; anne olmak için çocuk doğurmaya gerek olmadığı, kalpte sevmenin yeterli olduğu mesajı verilmektedir. Dahası bu mesaj, bütün toplumun buna inanacağı, bunu normal göreceği ve “annelik-evlatlık” gibi güçlü sembolik değerlerin hayvanlara da atfedilebileceği yönünde sorunlu bir kabul üretmektedir. Böylece insanın fıtratına, aileye bakışına, merhamet bilincine ve annelik kavramına yönelik yeni bir müdahale, reklam estetiği içinde normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa evcil hayvan sevgisi ile evcil hayvanın insanlaştırılması aynı şey değildir. Bir hayvana merhamet etmek, onu korumak, beslemek, ona eziyet etmemek ve onu Allah’ın yarattığı bir canlı olarak gözetmek insanî bir erdemdir. Fakat köpeği veya kediyi “çocuk”, sahibini “anne-baba”, evi de türler arası yeni bir aile formu olarak kodlamak bambaşka bir meseledir. Burada artık sıradan bir hayvan sevgisinden değil; aileyi, ebeveynliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve insanın varoluş düzenini kökünden etkileyen ontolojik bir dönüşümden söz etmek gerekir. Bugün dünyada “pet humanization” denilen süreç tam da bunu ifade etmektedir. Evcil hayvan artık yalnızca evde bakılan bir canlı değildir; insanî özellikler atfedilen, aile üyesi gibi görülen, çocuk yerine konumlandırılan ve tüketim kültürü içinde sürekli yeniden anlamlandırılan bir varlığa dönüşmektedir. Aynı zamanda ticari bir değerdir. “Pet parent”, “fur baby”, “oğluşum”, “kızım”, “evladım” gibi ifadeler yalnızca sevimli hitaplar değildir. Bunlar, insan ile hayvan, çocuk ile evcil hayvan, ebeveynlik ile sahiplik arasındaki sınırları bulanıklaştıran yeni bir dil rejimidir. Çünkü her şey isimlendirmede, adlandırmada başlar. Çünkü aile, insanın en temel varoluş örüntüsüdür. İnsan aile içinde doğar, bakım görür, dil öğrenir, ahlak kazanır, mahremiyeti tanır, nesle bağlanır, sorumluluğu öğrenir ve geleceğe açılır. Aile hayattır. Aile yalnızca aynı evde yaşamak değildir; insanın kendisini biyolojik, ahlaki, toplumsal ve metafizik olarak kurduğu en temel yapıdır. Bu yapının merkezinde ise insan yavrusu, yani çocuk vardır. Köpeği veya kediyi “bebek” diye sahiplenmek, çocuğun yerine koymak, ona “oğluşum”, “kızım”, “evladım” demek ilk bakışta masum bir sevgi dili gibi görünebilir. Fakat dil yalnızca duyguyu ifade etmez; ilişkiyi de kurar. Hayvana “çocuk” denildiğinde, hayvan yalnızca sevilmiş olmaz; aile içindeki insanî rollerin içine yerleştirilmiş olur. Böylece “anne”, “baba”, “çocuk”, “yuva”, “bakım”, “sorumluluk” ve “aile” kavramları insan merkezli anlamlarından koparılarak türler arası esnek bir duygu alanına taşınır. Sosyal bilimlerde evcil hayvanların aileye dahil edilmesi üzerine yapılan çalışmalar da bu meselenin basit olmadığını göstermektedir. Bu literatürde hayvanların aile içindeki yeri bazen tamamlayıcı, bazen benzeştirici, bazen de ikame edici rollerle açıklanmaktadır. En can alıcı nokta burasıdır: Hayvan, yalnızca aileye eklenen bir canlı olmaktan çıkıp bazı ailevi rollerin yerine geçen yeni bir varlık konumuna taşınmaktadır. Bu nedenle evcil hayvanın aileye dahil edilmesi, “aile genişledi” denilerek geçiştirilemez. Burada aile üyeliğinin anlamı, ebeveynlik rolü, çocuk fikri ve bakım ahlakı yeniden tanımlanmaktadır. Çocuk, insan soyunun devamını temsil eder. İnsanın en büyük terbiyecilerinden biri de ebeveyn olabilmektir. Çocuk konuşacak, düşünecek, itiraz edecek, büyüyecek, sorumluluk alacak ve kendisini anne-babasından bağımsız bir özne olarak kuracaktır. Köpek veya kedi ise ne kadar sevilirse sevilsin, insan yavrusunun yerine geçemez. Böyle bir şey aslında hayal dahi edilemez. Fakat sevginin aşırılığı, insanın hem kendini hem de Allah’ı unutması, insanı ifrat ve tefrite sürükleyebilmektedir. Çocuk geleceğe açılan bir varlıktır. Evcil hayvan ise insanın kurduğu sınırlar içinde kalan bağımlı bir canlıdır. Hayvan hayvandır. İnsan insanın, aile ailenin, çocuk çocuğun yerindedir. Bu kıyas varoluşsal olarak tartışmaya açık değildir. Çocuk insanı dönüştürür, zorlar, terbiye eder, sorumlulukla yüzleştirir. Evcil hayvan ise çoğu zaman insanın duygusal ihtiyacını daha düşük taleplerle, daha yönetilebilir ve daha kontrollü bir ilişki içinde karşılar. Bu yüzden “pet parent” dili ebeveynliği yüceltmemektedir; aksine ebeveynliğin yükünü, bedelini ve nesiller arası sorumluluğunu azaltarak yeniden tanımlamaktadır. Çocuk yetiştirmenin dönüştürücü, zorlayıcı ve geleceğe açılan sorumluluğu yerine; daha kontrol edilebilir, daha az itiraz eden, daha çok duygusal tatmin sağlayan ve tüketimle yönetilebilen bir bakım nesnesi ikame edilmektedir. Mesele tam da budur: Reklam artık yalnızca ürün satmaz; ilişki biçimi satar. Bir reklam “anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” dediğinde, anneliği biyolojik, ahlaki, toplumsal ve nesiller arası sorumluluk ilişkisinden çıkarıp daha genel, daha esnek ve daha tüketilebilir bir duygu kategorisine dönüştürmektedir. Bu dilde kadın çocuk doğurmak zorunda değildir; bir kedi veya köpek de onun “çocuğu” olabilir. Onu çocuğu gibi büyütebilir, onun için harcayabilir, onunla aile kurabilir, onun üzerinden annelik duygusunu yaşayabilir. Buradaki temel kırılma şudur: Merhamet ortadan kalkmaz; fakat yön değiştirir. Mayası ve fıtratı bozulur. İfrat ve tefrite gidilir. İnsanın insana, annenin çocuğa, ailenin nesle yönelen bakım, şefkat ve sorumluluk kapasitesi başka bir varlık kategorisine aktarılır. Empati, insani duygular ve bakım ahlakı, insan yavrusunun geleceğine değil, evcil hayvanın duygusal konforuna yöneltilir. Elbette hayvana merhamet etmek gerekir. Fakat hayvanı insan yavrusunun yerine koymak, merhametin tabii yönünü bozar. Hiçbir bebek bir köpeğin yerine geçemez. Hiçbir köpek de bir bebeğin yerine geçemez. Buradaki fıtrat bozumu, varoluşun dengesini bozar. Bu dönüşümün bir de ekonomik tarafı vardır. Evcil hayvanların insanlaştırılması yalnızca kültürel bir eğilim değildir; aynı zamanda devasa bir ticari sistemdir. Mama, veteriner, sigorta, oyuncak, kıyafet, bakım ürünleri, otel, kuaför, özel sağlık hizmetleri, akıllı takip cihazları ve premium ürünlerle küresel pet ekonomisi yüz milyarlarca dolarlık bir alana dönüşmüş durumdadır. Hayvan yalnızca hayvan olarak kaldığında ona yapılacak harcamanın sınırı bellidir. Fakat hayvan “evin çocuğu” hâline getirildiğinde harcamanın ahlaki sınırı ortadan kalkar. Çünkü artık mama yalnızca mama değildir; “iyi annelik”tir. Veteriner yalnızca sağlık hizmeti değildir; “sorumluluk”tur. Kıyafet yalnızca aksesuar değildir; “sevgi göstergesi”dir. Oyuncak yalnızca oyuncak değildir; “çocuğunu mutlu etme” aracıdır. Hayvan çocuklaştırıldıkça tüketim ahlakileştirilir; harcama sevginin kanıtına dönüştürülür. Böylece pet ekonomisi merhameti piyasalaştırır. İnsanî duygular tüketim sisteminin içine çekilir. Sevgi harcamaya, bakım satın almaya, annelik ürün tercihine ve marka sadakatine bağlanır. Üstelik evcil hayvanı insanlaştırmak yalnızca aileyi ve insan ilişkilerini bozmaz; hayvanın hayvan olarak varoluşunu da bozar. Çünkü hayvana insanî özellikler yüklemek, onun gerçek fizyolojik, davranışsal ve türsel ihtiyaçlarının yanlış anlaşılmasına yol açabilir. Köpeği çocuk gibi giydirmek, çocuk arabasında taşımak, doğum günü yapmak, insan gibi beslemek ve insan gibi duygulandırmak hayvan sevgisi değil; hayvanın türsel varoluşuna müdahaledir. Hayvanın hakkını gözetmek başka, hayvanı insanlaştırmak başkadır. Hayvanın hakkını gözetmek, onun türüne uygun ihtiyaçlarını, sınırlarını, doğasını ve refahını dikkate almaktır. Hayvanı insanlaştırmak ise onu insanın yalnızlığına, duygusal ihtiyacına, sosyal medya estetiğine ve tüketim arzusuna göre yeniden kurgulamaktır. Bu noktada açık konuşmak gerekir: bir daha tekrarlamak gerekiyor. Köpek çocuk değildir. Kedi evlat değildir. Evcil hayvan sahibi olmak ebeveynlik değildir. Köpek annesi olunmaz. Hayvana merhamet etmek insanîdir; fakat hayvanı çocuk yerine koymak insanî, ailevi ve ontolojik sınırları bozar. İslam’ın hayvanlara bakışı da tam bu dengeyi kurar: Hayvana zulmetme. Ona eziyet etme. Aç ve susuz bırakma. Fakat onu insanın yerine de koyma. Merhamet vardır. Ölçü vardır. Emanet bilinci vardır. Fakat türlerin, fıtratın ve yaratılış düzeninin birbirine karıştırılması yoktur. Oysa modern reklamcılık bu sınırı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde aşındırmaktadır. “Anne olmak, anne gibi sevmekle başlar” gibi cümleler ilk bakışta duygusal ve kapsayıcı görünebilir. Fakat bu tür ifadeler, anneliği insan yavrusuyla kurulan derin varoluşsal bağdan koparıp genel bir sevgi hissine indirger. Oysa annelik yalnızca sevgi değildir. Annelik; beden, emek, doğum, bakım, fedakârlık, nesil, ahlak, gelecek ve sorumluluktur. Bir köpeği sevmekle bir çocuğa anne olmak aynı düzleme konulamaz. Bu yüzden itirazımız hayvan sevgisine değil, kavramların yerinden edilmesinedir. Hayvan sevilir; ama çocuklaştırılmaz. Hayvana merhamet edilir; ama insan yavrusunun yerine konulmaz. Evcil hayvana bakılır; ama bu bakım ebeveynlik diye adlandırılmaz. Aile, duygusal bağ kurulan her canlıyı içine alan belirsiz bir tüketim kategorisine indirgenemez. Sonuç olarak evcil hayvanların insanlaştırılması, insanın kendi fıtratına mayasına savaş açmasıdır. Bu dönüşüm aileyi, ebeveynliği, anneliği, çocuk fikrini, merhametin yönünü ve tüketim alışkanlıklarını aynı anda değiştirmektedir. Bu nedenle bugünkü mesele basit bir reklam tartışması değildir. Bu, ailenin ontolojik sınırlarının, anneliğin anlamının, çocuğun yerinin ve merhametin yönünün tartışmasıdır. İnsan ile hayvan arasındaki merhamet ilişkisi korunmalı; fakat ontolojik sınır kaybedilmemelidir. Çünkü sınır kaybolduğunda yalnızca aile değil, insanın varoluş düzeni de sarsılır. Köpek ve kedi sevilir, korunur, gözetilir; fakat hiçbir köpek çocuk değildir, hiçbir kedi evlat değildir, hiçbir evcil hayvan insan yavrusunun yerine geçemez. Son söz: Sokakta köpek de olmaz. Köpek çocuk da değildir. Köpek insan da değildir. Köpek annesi de olunmaz.

Türkçe
1
0
5
74
Mehmet Altuntaş
Mehmet Altuntaş@insanhaklarim·
İyi olmuş köpek ve kedileri çocuğun yerine koyan tüm reklamlar sıkıntılı. "Kedi annesi" ve "kedi babası" diyen cahiller çocuk evlat nasip olmadı tamam da kedi köpekle kendinizi kandırmayın.
RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU@rtukkurumsal

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak aile kavramı üzerinden ekranlarda bir değer erozyonuna hiçbir suretle izin vermeyeceğimizi önemle hatırlatıyor, ilgili reklam filmi hakkında Üst Kurulumuzca inceleme başlatıldığını kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Türkçe
2
1
7
121
Mehmet Altuntaş
Mehmet Altuntaş@insanhaklarim·
@salihcenap Ülkemizde başıboş köpek sorunu, ahlaki (merhamet sapması) ontolojik (eşref-i mahlûkat) olduğu kadar aynı zamanda sınıfsal bir sorundur.. Zengin ve elit muhitlerde başıboş köpekleri göremezsiniz. O lüks sitelere başıboş köpek giremez kimse de beslemez.. #HamzayıKöpeklerYedi
Mehmet Altuntaş tweet mediaMehmet Altuntaş tweet mediaMehmet Altuntaş tweet mediaMehmet Altuntaş tweet media
Türkçe
0
1
1
18
Salih Cenap Baydar
Salih Cenap Baydar@salihcenap·
Taşralının, kasabalının, kenar mahallenin korkulu rüyası olan sokak köpekleri, şehrin lüks semtlerinde yaşayanlara o kadar da büyük bir problem olarak görünmüyor! Bu perspektif farkı, alttan alta kaynayan bir tepkinin projeksiyonuna imkan sağladı. +
Salih Cenap Baydar tweet media
Türkçe
2
12
126
6K
Mehmet Altuntaş retweetledi
Fevzi Çakır
Fevzi Çakır@fevzickr·
Bu tablo bize yakışmıyor! Başıboş köpek meselesi, yalnızca “hayvan sevgisi” ya da “duyarlılık” başlığına sıkıştırılamayacak kadar çok boyutlu bir sorundur. Ve bu sorun giderek kontrol edilemez bir boyuta evrilmektedir. Doğada kontrolsüz gezen köpeklerin; kedi ve kuşlardan küçükbaş hayvanlara kadar pek çok canlıya zarar verdiği biliniyor. Köylerde kümes hayvanlarının artık serbest gezememesi bile bunun en somut örneklerinden biri. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir kayıptır. Yabani hayat üzerindeki baskı ise çoğu zaman görünmez kalıyor. Oysa dengesiz ve kontrolsüz bir popülasyon, doğal dengeyi de bozuyor. Sorun tam da burada: seçici duyarlılık. Peki neden sadece köpek? Sadece sokakta başıboş köpek isteyenler mi hayvansever? Böyle bir yaklaşımın tutarlı olduğunu söylemek mümkün değil. Hayvan sevgisi; belirli bir türü merkeze almak değil, bütün canlıların yaşam hakkını birlikte savunabilmektir. Bir türün kontrolsüzlüğü diğer türlerin yaşam alanını daraltıyorsa, burada romantizm değil gerçekçilik gerekir. Meseleye bir de toplum ve ekonomi açısından bakmak gerekiyor: Birincisi, toplum sağlığı: Kontrolsüz üreme ve aşısızlık; kuduz başta olmak üzere zoonotik hastalık riskini artırır. Saldırı vakaları ise doğrudan can güvenliği meselesidir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve gece çalışanlar için sokaklar yer yer güvensiz hale gelmektedir. İkincisi, ekonomik yük: Belediyelerin barınak, bakım, kısırlaştırma ve müdahale maliyetleri her yıl katlanarak artıyor. Sağlık harcamaları, iş gücü kaybı, turizm algısı ve şehirlerin marka değeri üzerindeki olumsuz etkiler, görünenden çok daha büyük bir faturaya işaret ediyor. Üçüncüsü, hayvan refahı: Sokakta yaşam; çoğu zaman açlık, hastalık, trafik kazası ve şiddet demektir. “Sokakta kalsın” yaklaşımı iyi niyetli görünse de hayvanlar için sürdürülebilir bir yaşam sunmaz. Sonuç olarak: Hayvanseverlik, seçici değil bütüncül bir vicdan meselesidir. Sokakta başıboşluk ne insan için güvenlidir ne de hayvan için merhametlidir. Kalıcı çözüm; duygusal reflekslerle değil, bilimsel verilerle desteklenen, planlı, kararlı ve bütüncül politikalarla mümkündür. Siyasetin bu sorunu ciddiyetle ele alması; meseleyi ideolojik ve duygusal reflekslerle istismar eden, sorunu çözmek yerine büyüten yaklaşımlara prim vermemesi gerekir. Bu sorunun çözümü için dile getirilen her düşünceyi bastırmaya çalışmak, hakaret ve hedef göstermeyle tartışmayı boğmak, sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine, büyütür. Bugün bu meseleye dikkat çekenlerin hedef haline getirilmesi, sorunun kendisinden daha tehlikeli bir noktaya işaret eder. Gerçekler, ses tonu yüksek olanın değil; sahadaki tabloya bakanın tarafındadır. Zira dünyanın kaç ülkesinde çocuklar ve yaşlılar sokaklarda köpek saldırıları nedeniyle hayatını kaybediyor ya da ağır yaralanıyor?
gdh@gundemedairhs

Şanlıurfa Halfeti’de minibüs bekleyen 70 yaşındaki Abdulkadir Karakuş, başıboş bir köpeğin saldırısına uğradı. Yaşlı adam ayağından, kolundan ve başından aldığı ısırıklarla ağır yaralandı.

Türkçe
18
158
492
5.9K
Mehmet Altuntaş retweetledi
TRHaber
TRHaber@trhaber_com·
🚨Küresel Sumud Filosu liderlerinden, Brezilyalı Filistin aktivisti Thiago Avila’dan ilk görüntü! ▪️Uluslarası sularda kaçırıldıktan sonra İsrail’in esir aldığı iki isimden biri olan Thiago, bugün mahkemeye çıkarıldı. ▪️İşgal mahkemesi Thiago Avila’nın yasadışı tutukluluk süresini uzattı. 📌Brezilyalı aktivistin yüzündeki yaralar işkencenin izi olarak kayda geçti.
Türkçe
4
138
231
2.8K
Mehmet Altuntaş retweetledi
23 DERECE
23 DERECE@yirmiucderece·
MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu: “Kanun çıkmasına rağmen (başıboş sokak köpekleri) belediyelerin çoğu gerekli tedbirleri almadı. Azerbaycan'dan İspanya'ya kadar dolaşın, başıboş kedi bile göremezsiniz. Ömürlerini yurtdışında geçen sözde hayvanseverler görmüyorlar mı?”
23 DERECE tweet media23 DERECE tweet media
Türkçe
23
171
883
27.8K
Mehmet Altuntaş retweetledi
Oktay SARAL
Oktay SARAL@oktay_saral·
Milletimizin merhamet damarı güçlüdür; hayvanları severiz, koruruz, onlara sahip çıkarız. Çünkü biliriz ki onlar bize emanettir. Ancak bu gerçeğin yanında değişmez bir ilke vardır: Aslolan insandır. Devletin ve toplumun birincil görevi, insan hayatını korumaktır. Emanet olan hiçbir şey, asıl olanın can güvenliğini tehdit edecek noktaya gelemez. Bugün sokaklarımızda oluşan riskler, görmezden gelinecek ya da duygusal reflekslerle ertelenecek bir mesele değildir. Her bir vatandaşımızın canı, güvenliği ve huzuru her şeyin üzerindedir. Hiçbir vatandaşımızın hayatı sahipsiz sokak köpeklerinden daha değersiz değildir. Bu konuda tereddüde yer yoktur. Gerekli tedbirler, kararlılıkla ve gecikmeden alınmalıdır. Hem insanımızın güvenliğini sağlayacak hem de hayvanların kontrolsüz şekilde çoğalmasının önüne geçecek akılcı, sürdürülebilir çözümler hayata geçirilmelidir. Şefkat ile sorumluluk arasındaki dengeyi kaybetmeden, ama önceliğin insan olduğunu bilerek hareket etmek zorundayız. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir. Millet vicdanı da bunu emreder.
Türkçe
1.5K
499
2.2K
100.4K
Mehmet Altuntaş
Mehmet Altuntaş@insanhaklarim·
“Hayvanlarla insanlar arasında hak temelli bir eşitlik kurmak, hukuki bir analizden çok ideolojik bir tercihtir. Bu mesele, ‘hak’ değil ‘refah’ ekseninde ele alınmalıdır.” @GuvenliSokaklar @GuvenliSehirler
Mehmet Altuntaş tweet media
Türkçe
1
4
25
131
Mehmet Altuntaş retweetledi
MAZLUMDER Ankara Şubesi
MAZLUMDER Ankara Şubesi@MazlumderA·
MAZLUMDER Ankara Şubesi , 2026 yılı İnsan Hakları Okulu bugün sona erdi. Dr. Mehmet Çatlı, "İşkence, Kötü Muamele, Dijitalleşme ve İnsan Hakları" konusunu GYK üyemiz Hüseyin Sevim "MAZLUMDER İnsan Hakları Dili" konusunu, Av. Nesip Yıldırım, "Raporlama, Atölye ve Değerlendirme" konusunu ele aldılar. #Mazlumder #insanhakları
MAZLUMDER Ankara Şubesi tweet mediaMAZLUMDER Ankara Şubesi tweet mediaMAZLUMDER Ankara Şubesi tweet mediaMAZLUMDER Ankara Şubesi tweet media
Türkçe
0
6
12
218
MUSTAFA ŞEN
MUSTAFA ŞEN@mustafasenbd·
@kemalozturk2020 Bendeniz hayvanlar meselesini ülke meselesinden ayrı görmüyorum. İnsana, millete, ülkeye, hayvana, doğaya elimden ne gelirse vermeye çalışıyorum. Yani mevzu bütüncül:)
Türkçe
54
15
149
0
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk@kemalozturk2020·
Sokak köpeklerini koruyanlara bir sorum var: Semtimizin tek parkı sokak köpeklerinin istilası altında. 4 defa saldırıya uğradım. Belediye başkanı diyor ki, onları toplayıp götürünce hayvan severler ayaklanıyor. Bir şey yapamıyoruz. Bu durumda ne yapmalıyım?
Türkçe
457
335
1.2K
0
Mehmet Altuntaş retweetledi
Başıboş Köpek Tehlikesi
Başıboş Köpek Tehlikesi@KopekTehlikesi·
Alman marka Bosch Almanya'da bu şekilde reklam verebiliyor mu? Köpek anneliği yapanların anneler gününü kutlamış. Bu toplumsal mühendisliğe izin verip insanların çocuk yapmasını bekliyorsunuz öyle mi? @tcailesosyal @RTErdogan @oktay_saral
Türkçe
239
719
2.6K
103.5K