Sabitlenmiş Tweet
İsmail Terzi
3.6K posts


Övüldüğü kadar var. Her ikisiyle de epey kilometre yaptım ve A110’u habire ötüp durması dışında kusursuz buluyorum.

Boş Depo@bos_depo
718 yerine A110 seçen insanlardan biri olur muydum bilmiyorum ama inanılmaz saygı duyuyorum. Çünkü dünyanın en iyi otomobilini üretirken; şasi ve direksiyonun ''nasıl hissettirmesi'' gerektiğini ''A110 gibi'' diyerek ifade ediyor Gordon Amca.. Bir otomobil daha fazla övülemez.
Türkçe

@jesafarin ağırlığından haberi yokmuş gibi gidiyor ve yön değiştiriyor, altyapısı çok başka olmuş regüler modellere göre. Bir de M xDrive konusu var, eşsiz.
Türkçe

Marakeş’in merkezindeki meydanda, 43 derece sıcakta patlayan bir ön lastik. Hem de ‘bu otomobil 1600km yapabilir gibi hissettirmiyor’ paylaşımımdan hemen sonra.
İlkin lastiği, ardından gönülsüz otomobili değiştirmem ve yeni otomobilin dört tekerleğinde üç ayrı lastik üreticisi bularak yola koyulmam.
Bolca pirinç patlağı ve protein bar. Kiralık otomobil pasağı.
Fırsatçı trafik polisleri ve üst üste yediğim radar cezaları.
Kıvrak yılanlar, kokulu maymunlar.
Yüzümü örtme ihtiyacını sık sık hissettiğim kavurucu çöl sıcağı.
Sürreal yol ve doğa manzaları. Özellikle geceleri.
Köy kahvelerindeki uzun bakışlar, ara ara yükselen güvenlik kaygısı.
Ve eşsiz bir yol keyfi.
Fas’taki 1300 kilometrelik solo seyahatimden aklımda kalanlar ve aylar sonra banyolanan bir makara fotoğraf filminden çıkanlar böyle… Umarım arayı çok açmadan, çölle yeniden buluşacağım.




Türkçe

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan karayolu uzunluğu 18335 kilometre. 4450 kilometresi toprak, kalanı ise harap ve onarıma muhtaç. 1947 yılında, ülkemizin her bir kilometrekaresine düşen yol uzunluğu 17 metre. Aynı dönemde, komşumuz Yunanistan 170 metre, İtalya 1050 metre, Almanya ise 1240 metre yola sahipti.
Ata’mız 15 Ocak 1923’te yaptığı bir konuşmada memleketteki genel durumun iç açıcı olmadığını vurgular ki buna yollarımızın durumu da dahil. Cumhuriyet’in kalkınma planlarında yer bulmasına karşın, daha öncelikli meseleler Türkiye’nin karayolu hikayesini yavaşlatmıştır. Bir başka konu da işgal tehdidi altında bulunan yörelerimizde, güvenlik açığı yaratır çekincesiyle, yol yapımına sıcak bakılmayışıdır. Özellikle Fevzi Çakmak Paşa’yı bu konudaki temkiniyle hatırlıyoruz.
‘Mussolini’nin kof heyulası…’ ifadesini kullanır üstadım Refik Halid. Ve devam eder: ‘…ufukta silineli beri Antalya’da bir takım yol projeleri serilip bükülmekte, hayırlı alametler belirmektedir.’ Belli ki bu kelimeleri yazdığı 9 Temmuz 1950 itibarıyla güvenlik kaygıları azalmaya başlamış. Aynı sene Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıyla, başta Vecdi Diker, değerli büyüklerimizin karayollarımızı ayağa kaldırma gayretleri hızlanacaktır.
Reşat Nuri’nin ‘tanıdıkça kazanılacak vatan’ ifadesine bayılıyorum. Vatanı benimsemek için onu sevmek, sevmek için de tanımak gerektiğine dokunuyor usta. Bugün büyük ölçüde modern ve güvenli yollarımız sayesinde, şükür, ulaşıyoruz. Ne var ki sevmek için tanıma bahsinde daha çok yolumuz olduğuna inanıyorum. Refik Halid’in dediği gibi: “Hayır, biz yurt gezmesini bilmiyoruz, henüz öğrenemedik, bunun için önce tabiat manzaralarını sevmek, sonra memleketi görmek arzusu duymak lazımdır.”
Neden yolda olduğumu izah etmekte zorlandığım yurt seyahatlerimde çekilmiş fotoğraflarla şimdilik bu kadar.




Türkçe

“Büyük Tanrı, bir dağın tepesinde ya da bir çiçeğin taç yapraklarında olduğu gibi, bir dijital bilgisayarın devrelerinde ya da bir motosikletin transmisyon dişlilerinde de rahatlıkla oturur. Başka türlü düşünmek, Büyük Tanrı’yı küçültmek, yani kendini küçültmektir.” Robert Pirsig.
Saatlerden hoşlandığım bir sır değil. Tıpkı otomobil gibi, rasyonel bir ihtiyacı karşılamanın ötesine geçmiş olağanüstü makineler. Tasarım, hikâye, üreticinin geçmişi, makineyi kimin ürettiği (saat dünyasında, tıpkı Pagani gibi, motorunu dışarıdan satın alan üreticiler oldukça fazladır) ve elbette ürünün nasıl pazarlandığı… Benzerlikler çok.
Birkaç haftadır Omega’nın Seamaster Diver 300M No Time to Die James Bond Edition modelini kullanıyorum. Bu saat 42 mm’lik titanyum gövdesi, bombeli safir kristal camı ve tropikal kahverengi–hardal renk düzeniyle, dünyanın en ünlü ajanına bolca zamanı olduğunu hatırlatmıştı.
Saati takım elbisemin kol manşetinden gördüğüm anların çoğunda, çatılara çıkmak ve halk düşmanlarını kovalamak isteği duyduğumu itiraf etmeliyim. Aynısı Aston Martin kullanırken de olmuştu… Etkisi güçlü şeyler.
Bir otomatik saati gece ışıkları altında otomobil sürerken ya da ilk kez gittiğim bir barda otururken izlemeyi çok severim. Bana Büyük Tanrı’nın, yani biz insanların gücünü ve hayranlık uyandıran becerilerini hatırlatır. James Bond bağlantısı ve titanyumun müthiş yükseltici estetiği sayesinde bu saatte biraz daha fazlasını buldum.


İstanbul, Türkiye 🇹🇷 Türkçe









































