

C. Cengiz Çevik
57.4K posts

@jimithekewl
(Dr) Klasik Filolog - Kitaplar: Roma'da Siyaset ve Felsefe, Cicero'nun Devleti, Seneca'nın Doğa Felsefesi - https://t.co/gzmDlzJfe7





Aziz Nesin Halikarnas Balıkçısı'nı anlatıyor. (19 Ekim 1973 tarihli Milliyet Sanat Dergisi) Balıkçı'nın ardından çıkan bu özel sayıdaki yazıları şuradan okuyabilirsiniz: archive.org/details/balikci




Aşık Veysel'in ardından Ruhi Su, Ahmet Kutsi Tecer, Yaşar Kemal ve Sabahattin Eyuboğlu'nun görüşleri (30 Mart 1973 tarihli Milliyet Sanat Dergisi)





Sabahattin Eyuboğlu ve Aşık Veysel:







Bir Pazar yazısı: Rocky 3 veya Daha Fazlası Üzerine Sizinkini bilmem ama benim Rocky serisinde en sevdiğim film Rocky 3'tür (1982). Sylvester Stallone tarafından yazılıp yönetilmiştir. (Uyarı: Bu yazı, filmi hala izlememiş olanlar için spoiler içerir.) Salt bir boks filmi olmanın ötesine geçer, insan doğasının zafer, rehavet, çöküş ve yeniden doğuş döngüsünü inceleyen modern bir tragedyadır. Biraz anlatmak istiyorum. İlk iki film henüz hiçbir şey olmamış, dip noktasındaki insanın başarıya ulaşma çabasını anlatırken, üçüncü film onun başarıyı elde ettikten sonra, Rocky'nin kendi doğasıyla verdiği varoluşsal savaşı merkeze alır. Rocky, bu filmde ilk iki filmdeki o aç, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve hayatta kalmak için dövüşen adam değildir artık. Boksun zirvesindedir, zenginleşmiş, şöhretin getirdiği konfor alanına yerleşmiş ve tabiri caizse uysallaşmış, "medeni"leşmiştir. Yaşlı koçu Mickey artık emekliye ayrılmak istediğini söylediği konuşmada sadece kendisinin değil, Rocky'nin de yolun sonuna geldiğini söyler ve Rocky'nin "Gerçekten bende hiçbir şey kalmadığını mı düşünüyorsun?" sorusuna şöyle cevap verir: "Rock, şöyle söyleyeyim. Üç yıl önce sen doğaüstüydün. Serttin, acımasızdın ve çelik gibi bir çenen vardı. Ama sonra bir dövüşçünün başına gelebilecek en kötü şey oldu: Uysallaştın (Medenileştin?). Ama merak etme evlat. Başkanlar da emekli olur, atlar da emekli olur. Man-o-war emekli oldu. Onu damızlık yaptılar. Senin de yapman gereken bu, emekli olmak." Bunun üzerine Rocky şöyle der: "Bütün bunları bilirken emekli olamam, Mick." Başka deyişle, zirvedeyken artık işinin bittiğini bilerek emekli olamaz, bu zirvede bitiriş demek değildir, aksine işinin bittiğini kabullenerek, kaybederek geri çekilmektir. Rocky bunu hazmedemez. Bu yazının konusu değil ama belirtmekte fayda var, aynı duyguya dördüncü filmde Apollo Creed de kapılacak ve son sahne şovunda Ivan Drago'nun yumruklarıyla can verecektir. Aslında Rocky 3'ü sevmemin birçok nedeni var, onlardan biri de filmin başındaki Thunderlips (Hulk Hogan) ile yapılan gösteri maçıdır. Bu gösteri maçı adeta Nietzsche'nin "Son İnsan" kavramını hatırlatırcasına risk almayan, sadece rahatlık, güvenlik ve ısınma arayan, büyük ideallerden yoksun insanın sahne şovunu temsil eder. Rocky bu maçın "gösteri maçı" olduğunun bilincindedir, ancak karşısındaki azman Amerikan dövüşünün bokstan farklı olarak "sert" gösteriler sunduğunu ve kural tanımadığını ona göstermek üzeredir. Rocky burada artık bir dövüşçü değil, bir gösteri nesnesidir. Güreş ringinde kuralların bulanıklaştığı, fiziksel sınırların zorlandığı bu karşılaşmada Rocky gerçek anlamda savunmasız kalır. Thunderlips'in onu ringde savurması, kaldırıp fırlatması, ipin dışına atması şunu gösterir: Rocky gerçek bir mücadelenin değil, "ayarlanmış" maçların adamıdır, kişisel anlamını ve şampiyon kimliğini yitirmiştir, pahalı biletlerle katılım gösteren başkalarının eğlence malzemesi haline gelmiştir. Sporun ciddiyetinden kopup bir "gösteri adamına" dönüşmesi, ruhundaki o ilkel ateşi veya Rock serisi denilince akla ilk gelen şarkıda geçtiği gibi, "kaplanın gözü"nü (eye of the tiger) kaybettiğinin kanıtıdır. Mesaj açıktır: Doymuşluk, insanı körleştirir; çünkü başarı, gelişimin en büyük düşmanı haline gelmiştir. Emektar Mickey'in söylediği budur. Antik Yunan tragedyalarında sıkça görülen hybris (kibir, aşırı gurur) ve Nemesis (ilahi ceza, kaçınılmaz çöküş) teması burada devreye girer. Rocky'nin gösteri maçını izleyen, "punk" saçlı azman Clubber Lang (eskiler bilir, A Takımı diye bir dizi vardı, oradaki "Biyey", yani B.A. Baracus) Rocky'e meydan okur. Rocky'nin son dönemdeki çöküşünün ve maçlarının ayarlanmış olduğunun farkındadır. Pisliğin tekidir, ağzı bozuktur, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan biridir. Dipten, sahte zirveye seslenir. Aslında Clubber Lang, Rocky'nin unuttuğu eski "kendi"sidir, yani ilk iki filmdeki Rocky. Clubber Lang yoksulluğun ve öfkenin içinden gelen, dünyadan alacağı olan vahşi doğadır adeta. Rocky bu adamla dövüşerek, hala zirvede olduğunu göstermek isteyince, emektar Mickey "Bu adam seni üç raund içinde içten içe öldürür!" der ve ekler: "O sıradan bir dövüşçü değil. Bu adam bir yıkım makinesi ve aç! Lanet olsun, sen kemeri kazandığından beri aç değilsin!" Rocky bir şekilde Mickey'i ikna eder son kez kendisine bu maçta koçluk yapması için. Rocky ringde Clubber Lang'den hayatının dayağını yerken, Mickey'in kalbi dayanmaz. Rocky maçı kaybederken, soyunma odasına taşınan Mickey de can verir ve maçın sonunu göremediği için Rocky'den, son dönemine uygun olarak yalan bir bilgi alır, Rocky maçı kazandığını söyler. Stallone’un filmografisindeki en duygusal sahnelerinden biridir. Rocky hayranları hala daha "Mickey ölmeli miydi" diye tartışır, benim kanaatime göre, evet ölmeliydi. İki sebepten: Birincisi, onun ölümü Rocky'nin 1 ve 2. filmden kopuşunu somutlaştırır. Rocky artık aynı adam değildir ve o eski dünyanın rehberi de sahneden çekilmek zorundadır. Mickey hayatta kaldığı sürece Rocky, o ilk filmlerdeki "korunan", yönlendirilen, sınırları başkası tarafından çizilen figür olarak kalırdı. Neticede Mickey'nin ölümü sadece bir dost kaybı değil, Rocky'yi o güne kadar koruyan yanılsamaların (Mickey'nin onu zorlu rakiplerden koruduğu gerçeği) yıkılmasıdır. Zirvedeki yıkım tamdır, çünkü Rocky sadece unvanını değil, kimliğini ve kendine inancını da kaybetmiştir. Dolayısıyla Mickey'in ölümü, Rocky 3'te geçmişle bağın koparılmasına vesile olur. İkinci sebep, Rocky'nin yeni koşullara uygun, yeni bir koça ihtiyacının olmasıdır. Bu rolü eski rakibi Apollo Creed üstlenecektir. Malumunuz, Apollo Creed "siyah"tır, tıpkı Clubber Lang gibi. O da boksa hem Lang hem de Rocky gibi en dipte başlamış, fakirliğin fukaralığın içinde, kendisi gibi başarıya aç gençlerin içinde yetişmiştir. Lang'e yenildiğinde kendi başına kalan Rocky karanlıkların içinden gelen Apollo'yu görünce şaşırır ve onun koçluk teklifini duyunca daha da şaşırırır. Apollo şöyle der: "Biz dövüştüğümüzde sende o 'kaplanın gözü' vardı dostum; o keskinlik vardı! Şimdi onu geri kazanman gerekiyor ve bunu geri kazanmanın yolu da başlangıca dönmekten geçiyor. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?" Apollo, Rocky'i ikna eder ve onu başlangıca götürür. Adeta Jung’un "Gölge" (Shadow) arketipi ile yüzleşme sürecidir bu. Rocky'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için lüks evinden, heykellerinden ve konforundan uzaklaşıp en başa, sokaklara, ter ve kanın olduğu gerçekliğe dönmesi gerekir. Apollo’nun onu eski mahallesine götürmesi bu yüzden semboliktir, varoluşsal bir arınma yani "katarsis" ritüelidir. Bu sırada Rocky iyileşmeye başlamıştır, nitekim Adrian’a "korkuyorum" der, yenilmez bir kahraman olduğu yalanını bırakıp, korkan, kırılgan bir insan olduğunu kabullendiği an iyileşmeye başlar. Öze veya başlangıca dönmek, geçmişi kopyalamak değil, insanın kendisini tüm çıplaklığıyla, zaaflarıyla kabul edip yeniden inşa etmesinin ilk adımıdır. Filmin en sevdiğim sahnelerinden bazıları buradadır. Rocky'nin huysuz, kinik eniştesi Paulie ve Adrian da Rocky ile birlikte Los Angeles’in çoğunluğunu siyahların oluşturduğu fakir mahallesine geri döner. Zenginliğe kolay alışmış ve eskiyi unutmuş olan Paulie'nin oradaki fakirlerle ve yaşam tarzıyla yaşadığı sorunlar beni hep güldürmüştür. Rocky'le aralarında şöyle bir diyalog geçer: Paulie: [Fakir Afro-Amerikalıları kastederek] Bu insanları sevmiyorum. Rocky: Sevmiyor musun? Belki onlar da seni sevmiyordur, Paulie. Paulie: [Saşkınlıkla] Ben onlara ne yaptım ki? Rocky: [Adrian'a bakarak] Bir de bana "Punchy" diyorlar. Punchy, hem "yumrukları güçlü", hem de argoda "aptal, budala" anlamında bir sözcüktür. Rocky burada Apollo'yla birlikte fakir genç boksörlerin salonlarında, sahilde, şurada burada çalışır, koşturur, tıpkı ilk iki filmde olduğu gibi, hatta dördüncü filmde de Ivan son teknoloji ürünü egzersiz aletleriyle, ilaçlarla, şunlarla bunlarla çalışırken, Rocky ormanda, dağda, bayırda çalışacaktır, o da aslında benzer bir öze ve doğaya dönüş anlatısıdır. Öyle ya da böyle, buradaki öyküde eski "aç ve vahşi" hali (tez) ile "medenileşmiş ve teknik" hali (antitez) Apollo'nun antrenörlüğünde birleşerek yeni bir Rocky'yi (Sentez) yaratır. Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" anlatısındaki “Diriliş” aşamasıdır bu. (Bir de Leo. di Caprio’nun “Oscar” odaklı Diriliş’i var, o ayrı bir yazının konusu.) Rocky artık sadece öfkeyle değil, akılla, ritimle ve yeni öğrendiği yeteneklerle dövüşmektedir, aç ve fakir siyahların rehberliğinde, "kaplanın gözü" bambaşka şekilde geri dönmüştür ama bu sefer kör bir vahşet değil, bir azmanı devirmeye odaklanmış bir bilgelik barındırır. Zirveye yeniden çıkışı, içsel cehenneminden sağ çıkarak olgunlaşmış bir ruhun zaferiyle gerçekleşir. Ve Lang'i rövanşta devirir. Ancak bu maçlarda aldığı darbeler, dördüncü ve hatta beşinci filmdeki final dövüşlerinde, kendisine geçmişi hatırlatan ve fiziksel olduğu kadar zihinsel zararlar ama bir o kadar olgunlaştırıcı "darbeler" olarak geri dönecektir. Evrensel bir kaidedir: Yenilen efsanevî dayaklar genellikle zor unutulur. Toparlayayım, bana kalırsa, Rocky 3, insanın en büyük rakibinin karşısındaki kişi değil, kendi konforu, kibri ve korkuları olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyar. Stallone filmi güzel yazmış ve yönetmiştir. Ara ara açar izlerim. Rocky'nin filmdeki bir sözüyle kapatayım, belki kulaklara küpe olur: "Kim olduğuna inanmıyorsan, hiçbir şey gerçek değildir."



