C. Cengiz Çevik

57.4K posts

C. Cengiz Çevik banner
C. Cengiz Çevik

C. Cengiz Çevik

@jimithekewl

(Dr) Klasik Filolog - Kitaplar: Roma'da Siyaset ve Felsefe, Cicero'nun Devleti, Seneca'nın Doğa Felsefesi - https://t.co/gzmDlzJfe7

İstanbul Katılım Temmuz 2009
1.9K Takip Edilen63.9K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Merhaba, güzel bir haber. Victoria Emma Pagan'ın editörlüğünde hazırlanan The Tacitus Encyclopedia, Wiley-Blackwell'den çıktı. Dünyanın farklı ülkelerinden filologların ve tarihçilerin katkıda bulunduğu bu ansiklopediye ben de iki madde yazdım. wiley.com/en-gb/The+Taci…
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
22
41
538
0
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Aziz Nesin Halikarnas Balıkçısı'nı anlatıyor. (19 Ekim 1973 tarihli Milliyet Sanat Dergisi) Balıkçı'nın ardından çıkan bu özel sayıdaki yazıları şuradan okuyabilirsiniz: archive.org/details/balikci
C. Cengiz Çevik tweet mediaC. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
0
0
13
1.6K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
"Vietnam Şiirinden Örnekler" (2 Şubat 1973 tarihli Milliyet Sanat Dergisi, Sf. 5)
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
0
3
16
1.1K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Bu da devamı: Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun görüşü.
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
0
0
2
665
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Komut: - YÖNERGE: Referans görüntünün ultra sadakatli restorasyonu ve sinematik yeniden render edilmesi. Ana hedef, düşük kaliteli bir kaynaktan "Mikro-Detay Analitik Yeniden Yapılandırma"sı. - KONU/KARAKTER TANIMLARI: [Görüntünün Ana Konusunu Tanımla]. - KRİTİK: Yüz yapısı, aynı ifade ve tam duruş, sağlanan referans görüntüyle KESİNLİKLE UYUMLU olmalıdır. Kimlik sadakati %100 gereklidir. - YENİDEN YAPILANDIRILAN DETAYLAR: Doğal cilt dokularının (görünür gözenekler, mikro kırışıklıklar) aşırı kurtarılması, gerçekçi ve bireyselleştirilmiş saç tutamları, net yansımalı kristal berraklığında gözler ve kıyafet ile aksesuarlarda temiz, tanımlı kenarlar. - SAHNE & DÜZEN: Orijinal kompozisyonun tam kopyası. - KARELEME: Orijinal karelemeye dayalı Orta Plan (Medium Shot), Üçler Kuralı'na saygı duyarak. - ÇEVRE: Orijinal arka planın net yeniden yapılandırılması. Konu ile çevre arasında ince ama belirgin bir ayrım için alan derinliğini artırın, artefaktları ve gürültüyü ortadan kaldırın. - TEKNİK ÖZELLİKLER: - KAMERA: Arka plan için ince (bokeh) bulanıklık sağlayan f/1.8 diyafram açıklıklı 85mm lens. - AYDINLATMA: Dengeli Sinematik Aydınlatma (ör. Rembrandt Aydınlatması) yüksek kontrastla ancak gölgelerde detay kaybı olmadan. Dramatik ve hassas spekülar parlamalar. - ÇIKIŞ KALİTESİ: 8K Çözünürlük, Fotorrealistik Dokular, ProRes Kalitesi, Stüdyo Keskinliği. Poster Gerçekçiliği. - REFERANS: Yapısal ve kimlik referansı olarak yalnızca ekli görüntüyü kullanın. - NEGATİF PROMPT: Bulanık, odak dışı, görsel gürültü, sıkıştırma artefaktları, kimlik değişikliği, ifade değişikliği, duruş değişikliği, kıyafet değişikliği, nesne ekleme, yeniden çizim, çizim veya resim görünümü, düşük çözünürlük.
Türkçe
1
0
1
676
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Sabahattin Eyuboğlu ve Aşık Veysel:
C. Cengiz Çevik tweet mediaC. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
1
0
28
3.9K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
"Antalyaspor'un bu akşam Alanyaspor karşısında kazanması ama şu şu futbolcuların sarı kart görmesi şampiyon olmamız için en iyi senaryo olur" minvalinde bir twit gördüm. Geçen hafta fark 7 puana çıktı diye şampiyon olmuştuk, bu hafta takımımız güven vermediği için, haftaya oynayacağımız küme düşme potasındaki takım üzerinden ince hesaplar peşindeyiz. Samsun'dan 4 yedik. Bir hafta kral, diğer hafta dilenciyiz. Frank Sinatra'nın Thats Life şarkısını bir kere daha hatırlıyorum: "Bir kukla oldum, bir yoksul, bir korsan, bir şair, Bir piyon ve bir kral. Yükseldim, düştüm, aştım, dışlandım, Ve bir şeyi biliyorum: Kendimi her defasında Yüzüstü yere serilmiş bulduğumda Toparlanıp kalkarım Ve yeniden yarışa dönerim." Bir ara, Türkiye Almanya oldu ya, biz de Türkiye'nin Bayern Münih'i olmuştuk (gerçeği ekte). Nasıl olduk, ne zaman olduk anlayamadan birden kendimizi Uğurcan ve Osimhen hariç takımın tamamının değişmesi gerektiğinin dillendirildiği bir ortamda bulduk, keza hocası da, başkanı ve yönetimi de çoktan gitmeliydi. Biri daha lig bitmeden hocasını gönderir, yönetimi ve başkanı bir daha görev alamayacak şekilde kendini geri çeker, bir de üstüne yapı der, diğeri ortada fol yok yumurta yokken şampiyon olmuş gibi sevinir, sonra darmaduman olur. Ne sevincimiz ölçülü ne kederimiz, ne başarı ne de başarısızlık karşısında olgun bir tavrımız var. Her duyguyu ölçüsüz bir şekilde yaşıyor, temelsiz beklentiler içine giriyoruz, beklediğimiz gerçekleşmeyince de hayal kırıklığına uğruyoruz. Bayern olmakla bir hiç olmak arasında gidip geliyoruz, bu sağlıklı bir ruh hali mi? Tamam, başkan, yönetim, hoca, futbolcular hepsi gitsin ama taraftarların büyük bir bölümünün de gitmesi iyi olacak.
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
14
5
116
49K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Yunan tragedyasında kahramanı yıkıma götüren şey, çoğu zaman yalnızca "büyük hata" değildir. Daha derinde yatan sebep kendi konumunu, vaktini ve yapıp ettiklerini yanlış okuması, sınırını bilmemesi ve henüz gerçekleşmemiş bir kudreti gerçekleşmiş gibi sahiplenmesidir. Kahraman, talihin geçici lütfunu kendi özüne ait sanır. Örneğin iktidarı, soyu, malı mülkü, zekâsı, güzelliği, zaferi ya da haklılığı onda kalıcı bir "üstünlük" yanılsaması yaratır. Tam da burada tragedyanın o sert ironisi devreye girer: İnsan kendisini tamamlanmış bir kaderin sahibi gibi görürken, aslında kaderin henüz açılmamış sayfasında yalnızca bir figürdür. Bir tragedya metni olmasa da, Herodotos'un 1.32'de anlattığı, Atinalı yasa koyucu Solon ile Lidya Kralı Kroisos arasında geçen meşhur bir diyalog vardır. Dünyanın en zengin adamı olan Kroisos, Solon'dan kendisini dünyanın en mutlu insanı ilan etmesini bekler. Solon ise "Ey Kroisos, tanrısal olanın baştan aşağı kıskanç ve altüst edici olduğunu bilen bana insanlık hallerini soruyorsun," der ve insan ömrünün ortalama 70 yıl olduğunu belirterek bu 70 (veya daha fazla yılın) içerdiği günlerin hiçbirinin bir diğeriyle aynı olmadığını anlatır. "Dolayısıyla ey Kroisos, insan bütünüyle bir talihtir (rastlantıların eseridir)" der. Ardından şu açıklamayı yapar: "Elbette bir insanın tüm bunları [insanın mutlu sayılmasını sağlayacak şeyleri] bir araya getirmesi imkânsızdır, tıpkı hiçbir ülkenin her şeyi kendi kendine sağlayacak kadar kendine yetememesi, aksine bir şeye sahipken başka bir şeye muhtaç olması gibi; neticede en çoğuna sahip olan ülke hangisiyse, en iyisi odur. İnsanın bedeni de tek başına hiçbir şekilde kendine yetmez, zira bir şeye sahiptir ama başka bir şeye muhtaçtır. İşte bunlardan en çoğuna sahip olarak yaşamaya devam eden ve ardından hayatını hoşnutlukla tamamlayan kişi, ey kral, bence bu sıfatı ['şanslı, talihli'] taşımayı hak eden kişidir. Her şeyin sonuna bakmak gerekir, nasıl sonuçlanacağına; çünkü tanrı pek çoklarına mutluluğu şöyle bir gösterip, sonra onu kökünden söküp almıştır." Yunan tragedyalarında da benzer bir anlatıyı görürüz. Örneğin Sophokles'in Kral Oidipus'unun koro tarafından söylenen kapanış dizelerinde (1524-1530), ölümlü birinin acı çekmeden hayatın sınırını geçene kadar mutlu sayılmaması gerektiği açıkça belirtilir: "Ey Thebai yurdunun sakinleri, bakın, işte Oidipus, şu meşhur bilmeceleri çözen ve en kudretli olan adam, yurttaşlardan hangisi onun talihine gıptayla bakmazdı ki? Şimdi nasıl da korkunç bir felaket dalgasının içine düştü. Bu yüzden, ölümlü bir varlık olarak, hep o son günü gözlerken, hiçbir acı çekmeden hayatın sınırını aşıp geçene dek, hiç kimseyi mutlu saymamak gerekir." Trakhisli Kadınlar eserinin hemen başında da Deianeira, insanlar arasında dolaşan eski bir deyişe atıfta bulunarak, kimsenin hayatı sona ermeden o hayatın iyi mi yoksa kötü mü olduğunun bilinemeyeceğini söyler. Aiskhylos'un Agamemnon tragedyasında da (925 vd.) şöyle denir: "Bir insan, ancak hayatını herkesin arzuladığı bir esenlik içinde tamamladığı zaman talihli sayılmalıdır. Eğer bu ilkelere istikrarlı bir biçimde bağlı kalarak hareket edecek biri olursam, korkacak hiçbir şeyim yoktur." Euripides'in Andromakhe'sinde (100-102) hiçbir ölümlünün ölmeden ve son gününü nasıl geçirdiği görülmeden önce talihli sayılmaması gerektiği vurgulanır: "Ölümlülerden hiç kimseye asla mutlu dememek gerekir, ölüp de o son gününü nasıl geçirdiğini ve aşağıya (yeraltına) nasıl ineceğini görene dek." Yine Euripides'in Herakles'in Oğulları'nda (865-866) günün sonunu (akşamı) görmeden kimsenin mutlu kabul edilemeyeceği ifade edilir. Çoğu insan ise olana aldanır, olup bitene kanar. "Olmadan olmuş gibi davranma" hâline teslim olur, tragedyanın hybris dediği taşkınlığın en bilindik ve her zaman özgü, hatta güncel biçimlerinden biridir. Kahraman henüz sınanmamış gücünü kesin başarı, geçici üstünlüğünü mutlak hakikat, kamusal alkışı da ontolojik dokunulmazlık zanneder. Böyle biri, bugünün diliyle söylersek, kendi PR’ına fazlasıyla inanır, hatta gavurcada "fake it till you make it" diye bir laf vardır, "başarana kadar öyleymiş gibi yap" anlamında. Böyleleri başarmadan başarmış gibi davranmayı sever ve dolayısıyla kuyruğu dik tutmak için, henüz maç bitmeden şampiyonluk turu atar, evrenin algoritmasının kendi lehine çalıştığını sanır. Ama tragedya tam burada acımasızdır: Algoritma değil, Moira çalışır. Tanrısal düzen veya ilahi adalet veya inanmayanlar için nesnelerin doğası (rerum natura) insanın kendisini olduğundan fazla zannetmesini uzun süre cevapsız bırakmaz. Tanrı'nın veya doğanın kuralları işler, boşluklar doldurulur, içi kof, çürük, dayanıksız, zayıf tahtalar eklemler yerlerinden esner, çatırdar, çiviler sökülür ve sızan sular gemiyi yavaş yavaş denize batırmaya başlar. Bu noktadan sonra her çırpınış, bağırış, çağırış, tepinme yersizdir. Bu yüzden trajik kahramanın şımarıklığı basit bir karakter kusuru değildir; kozmik ve etik bir körleşmedir. Agamemnon zaferini eve tanrısal bir ağırlıkla taşır ama karısı ve aşığı tarafından öldürülür; Oidipus bilme kudretini kendi benliğinin temeli sayar ama bilinçsizliğinden ötürü gözlerini kör edeceği bir finale sürüklenir. Kahraman ne kadar "ben oldum" derse, sahne ona o kadar "henüz değil" diye cevap verir ve inatlaşma kederli, trajik finali hazırlar. Tragedyanın bugüne söylediği şey hâlâ çok canlıdır: Bir insanın çöküşü bazen kötülüğünden değil, kendisini fazla erken tamamlanmış saymasından gelir. Tragedya kahramana şunu öğretir, fakat genellikle çok geç öğretir: İnsan, kaderin önünde "ben zaten oldum" dediği anda düşüş sürecindedir. Nihai yere seriliş sadece bir zaman meselesidir. Not: Şurada Oidipus'la ilgili resimler bulunmaktadır: "Oedipus in Art", adastrapermundum.com/2019/11/06/oed… Ekteki görseli de buradan aldım.
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
1
7
41
2.1K
Kerim Fecir Hız ⚖ (felseFeci-R)
#3Mayıs #Mutluhaftasonları ⬇️Bu çok özel bir sentez. Bir solukta okunuyor, nefes alıp başlayabilirsiniz. 📌 x.com/jimithekewl/st… @jimithekewl beyefendinin, bireysel düşünceden çoğula yayılan etkisini aktardığı yazısı, ayrıca sosyolojik bileşenlerin toplanmış parçacığıdır...
C. Cengiz Çevik@jimithekewl

Bir Pazar yazısı: Rocky 3 veya Daha Fazlası Üzerine Sizinkini bilmem ama benim Rocky serisinde en sevdiğim film Rocky 3'tür (1982). Sylvester Stallone tarafından yazılıp yönetilmiştir. (Uyarı: Bu yazı, filmi hala izlememiş olanlar için spoiler içerir.) Salt bir boks filmi olmanın ötesine geçer, insan doğasının zafer, rehavet, çöküş ve yeniden doğuş döngüsünü inceleyen modern bir tragedyadır. Biraz anlatmak istiyorum. İlk iki film henüz hiçbir şey olmamış, dip noktasındaki insanın başarıya ulaşma çabasını anlatırken, üçüncü film onun başarıyı elde ettikten sonra, Rocky'nin kendi doğasıyla verdiği varoluşsal savaşı merkeze alır. Rocky, bu filmde ilk iki filmdeki o aç, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve hayatta kalmak için dövüşen adam değildir artık. Boksun zirvesindedir, zenginleşmiş, şöhretin getirdiği konfor alanına yerleşmiş ve tabiri caizse uysallaşmış, "medeni"leşmiştir. Yaşlı koçu Mickey artık emekliye ayrılmak istediğini söylediği konuşmada sadece kendisinin değil, Rocky'nin de yolun sonuna geldiğini söyler ve Rocky'nin "Gerçekten bende hiçbir şey kalmadığını mı düşünüyorsun?" sorusuna şöyle cevap verir: "Rock, şöyle söyleyeyim. Üç yıl önce sen doğaüstüydün. Serttin, acımasızdın ve çelik gibi bir çenen vardı. Ama sonra bir dövüşçünün başına gelebilecek en kötü şey oldu: Uysallaştın (Medenileştin?). Ama merak etme evlat. Başkanlar da emekli olur, atlar da emekli olur. Man-o-war emekli oldu. Onu damızlık yaptılar. Senin de yapman gereken bu, emekli olmak." Bunun üzerine Rocky şöyle der: "Bütün bunları bilirken emekli olamam, Mick." Başka deyişle, zirvedeyken artık işinin bittiğini bilerek emekli olamaz, bu zirvede bitiriş demek değildir, aksine işinin bittiğini kabullenerek, kaybederek geri çekilmektir. Rocky bunu hazmedemez. Bu yazının konusu değil ama belirtmekte fayda var, aynı duyguya dördüncü filmde Apollo Creed de kapılacak ve son sahne şovunda Ivan Drago'nun yumruklarıyla can verecektir. Aslında Rocky 3'ü sevmemin birçok nedeni var, onlardan biri de filmin başındaki Thunderlips (Hulk Hogan) ile yapılan gösteri maçıdır. Bu gösteri maçı adeta Nietzsche'nin "Son İnsan" kavramını hatırlatırcasına risk almayan, sadece rahatlık, güvenlik ve ısınma arayan, büyük ideallerden yoksun insanın sahne şovunu temsil eder. Rocky bu maçın "gösteri maçı" olduğunun bilincindedir, ancak karşısındaki azman Amerikan dövüşünün bokstan farklı olarak "sert" gösteriler sunduğunu ve kural tanımadığını ona göstermek üzeredir. Rocky burada artık bir dövüşçü değil, bir gösteri nesnesidir. Güreş ringinde kuralların bulanıklaştığı, fiziksel sınırların zorlandığı bu karşılaşmada Rocky gerçek anlamda savunmasız kalır. Thunderlips'in onu ringde savurması, kaldırıp fırlatması, ipin dışına atması şunu gösterir: Rocky gerçek bir mücadelenin değil, "ayarlanmış" maçların adamıdır, kişisel anlamını ve şampiyon kimliğini yitirmiştir, pahalı biletlerle katılım gösteren başkalarının eğlence malzemesi haline gelmiştir. Sporun ciddiyetinden kopup bir "gösteri adamına" dönüşmesi, ruhundaki o ilkel ateşi veya Rock serisi denilince akla ilk gelen şarkıda geçtiği gibi, "kaplanın gözü"nü (eye of the tiger) kaybettiğinin kanıtıdır. Mesaj açıktır: Doymuşluk, insanı körleştirir; çünkü başarı, gelişimin en büyük düşmanı haline gelmiştir. Emektar Mickey'in söylediği budur. Antik Yunan tragedyalarında sıkça görülen hybris (kibir, aşırı gurur) ve Nemesis (ilahi ceza, kaçınılmaz çöküş) teması burada devreye girer. Rocky'nin gösteri maçını izleyen, "punk" saçlı azman Clubber Lang (eskiler bilir, A Takımı diye bir dizi vardı, oradaki "Biyey", yani B.A. Baracus) Rocky'e meydan okur. Rocky'nin son dönemdeki çöküşünün ve maçlarının ayarlanmış olduğunun farkındadır. Pisliğin tekidir, ağzı bozuktur, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan biridir. Dipten, sahte zirveye seslenir. Aslında Clubber Lang, Rocky'nin unuttuğu eski "kendi"sidir, yani ilk iki filmdeki Rocky. Clubber Lang yoksulluğun ve öfkenin içinden gelen, dünyadan alacağı olan vahşi doğadır adeta. Rocky bu adamla dövüşerek, hala zirvede olduğunu göstermek isteyince, emektar Mickey "Bu adam seni üç raund içinde içten içe öldürür!" der ve ekler: "O sıradan bir dövüşçü değil. Bu adam bir yıkım makinesi ve aç! Lanet olsun, sen kemeri kazandığından beri aç değilsin!" Rocky bir şekilde Mickey'i ikna eder son kez kendisine bu maçta koçluk yapması için. Rocky ringde Clubber Lang'den hayatının dayağını yerken, Mickey'in kalbi dayanmaz. Rocky maçı kaybederken, soyunma odasına taşınan Mickey de can verir ve maçın sonunu göremediği için Rocky'den, son dönemine uygun olarak yalan bir bilgi alır, Rocky maçı kazandığını söyler. Stallone’un filmografisindeki en duygusal sahnelerinden biridir. Rocky hayranları hala daha "Mickey ölmeli miydi" diye tartışır, benim kanaatime göre, evet ölmeliydi. İki sebepten: Birincisi, onun ölümü Rocky'nin 1 ve 2. filmden kopuşunu somutlaştırır. Rocky artık aynı adam değildir ve o eski dünyanın rehberi de sahneden çekilmek zorundadır. Mickey hayatta kaldığı sürece Rocky, o ilk filmlerdeki "korunan", yönlendirilen, sınırları başkası tarafından çizilen figür olarak kalırdı. Neticede Mickey'nin ölümü sadece bir dost kaybı değil, Rocky'yi o güne kadar koruyan yanılsamaların (Mickey'nin onu zorlu rakiplerden koruduğu gerçeği) yıkılmasıdır. Zirvedeki yıkım tamdır, çünkü Rocky sadece unvanını değil, kimliğini ve kendine inancını da kaybetmiştir. Dolayısıyla Mickey'in ölümü, Rocky 3'te geçmişle bağın koparılmasına vesile olur. İkinci sebep, Rocky'nin yeni koşullara uygun, yeni bir koça ihtiyacının olmasıdır. Bu rolü eski rakibi Apollo Creed üstlenecektir. Malumunuz, Apollo Creed "siyah"tır, tıpkı Clubber Lang gibi. O da boksa hem Lang hem de Rocky gibi en dipte başlamış, fakirliğin fukaralığın içinde, kendisi gibi başarıya aç gençlerin içinde yetişmiştir. Lang'e yenildiğinde kendi başına kalan Rocky karanlıkların içinden gelen Apollo'yu görünce şaşırır ve onun koçluk teklifini duyunca daha da şaşırırır. Apollo şöyle der: "Biz dövüştüğümüzde sende o 'kaplanın gözü' vardı dostum; o keskinlik vardı! Şimdi onu geri kazanman gerekiyor ve bunu geri kazanmanın yolu da başlangıca dönmekten geçiyor. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?" Apollo, Rocky'i ikna eder ve onu başlangıca götürür. Adeta Jung’un "Gölge" (Shadow) arketipi ile yüzleşme sürecidir bu. Rocky'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için lüks evinden, heykellerinden ve konforundan uzaklaşıp en başa, sokaklara, ter ve kanın olduğu gerçekliğe dönmesi gerekir. Apollo’nun onu eski mahallesine götürmesi bu yüzden semboliktir, varoluşsal bir arınma yani "katarsis" ritüelidir. Bu sırada Rocky iyileşmeye başlamıştır, nitekim Adrian’a "korkuyorum" der, yenilmez bir kahraman olduğu yalanını bırakıp, korkan, kırılgan bir insan olduğunu kabullendiği an iyileşmeye başlar. Öze veya başlangıca dönmek, geçmişi kopyalamak değil, insanın kendisini tüm çıplaklığıyla, zaaflarıyla kabul edip yeniden inşa etmesinin ilk adımıdır. Filmin en sevdiğim sahnelerinden bazıları buradadır. Rocky'nin huysuz, kinik eniştesi Paulie ve Adrian da Rocky ile birlikte Los Angeles’in çoğunluğunu siyahların oluşturduğu fakir mahallesine geri döner. Zenginliğe kolay alışmış ve eskiyi unutmuş olan Paulie'nin oradaki fakirlerle ve yaşam tarzıyla yaşadığı sorunlar beni hep güldürmüştür. Rocky'le aralarında şöyle bir diyalog geçer: Paulie: [Fakir Afro-Amerikalıları kastederek] Bu insanları sevmiyorum. Rocky: Sevmiyor musun? Belki onlar da seni sevmiyordur, Paulie. Paulie: [Saşkınlıkla] Ben onlara ne yaptım ki? Rocky: [Adrian'a bakarak] Bir de bana "Punchy" diyorlar. Punchy, hem "yumrukları güçlü", hem de argoda "aptal, budala" anlamında bir sözcüktür. Rocky burada Apollo'yla birlikte fakir genç boksörlerin salonlarında, sahilde, şurada burada çalışır, koşturur, tıpkı ilk iki filmde olduğu gibi, hatta dördüncü filmde de Ivan son teknoloji ürünü egzersiz aletleriyle, ilaçlarla, şunlarla bunlarla çalışırken, Rocky ormanda, dağda, bayırda çalışacaktır, o da aslında benzer bir öze ve doğaya dönüş anlatısıdır. Öyle ya da böyle, buradaki öyküde eski "aç ve vahşi" hali (tez) ile "medenileşmiş ve teknik" hali (antitez) Apollo'nun antrenörlüğünde birleşerek yeni bir Rocky'yi (Sentez) yaratır. Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" anlatısındaki “Diriliş” aşamasıdır bu. (Bir de Leo. di Caprio’nun “Oscar” odaklı Diriliş’i var, o ayrı bir yazının konusu.) Rocky artık sadece öfkeyle değil, akılla, ritimle ve yeni öğrendiği yeteneklerle dövüşmektedir, aç ve fakir siyahların rehberliğinde, "kaplanın gözü" bambaşka şekilde geri dönmüştür ama bu sefer kör bir vahşet değil, bir azmanı devirmeye odaklanmış bir bilgelik barındırır. Zirveye yeniden çıkışı, içsel cehenneminden sağ çıkarak olgunlaşmış bir ruhun zaferiyle gerçekleşir. Ve Lang'i rövanşta devirir. Ancak bu maçlarda aldığı darbeler, dördüncü ve hatta beşinci filmdeki final dövüşlerinde, kendisine geçmişi hatırlatan ve fiziksel olduğu kadar zihinsel zararlar ama bir o kadar olgunlaştırıcı "darbeler" olarak geri dönecektir. Evrensel bir kaidedir: Yenilen efsanevî dayaklar genellikle zor unutulur. Toparlayayım, bana kalırsa, Rocky 3, insanın en büyük rakibinin karşısındaki kişi değil, kendi konforu, kibri ve korkuları olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyar. Stallone filmi güzel yazmış ve yönetmiştir. Ara ara açar izlerim. Rocky'nin filmdeki bir sözüyle kapatayım, belki kulaklara küpe olur: "Kim olduğuna inanmıyorsan, hiçbir şey gerçek değildir."

Türkçe
1
0
1
535
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Bir Pazar yazısı: Rocky 3 veya Daha Fazlası Üzerine Sizinkini bilmem ama benim Rocky serisinde en sevdiğim film Rocky 3'tür (1982). Sylvester Stallone tarafından yazılıp yönetilmiştir. (Uyarı: Bu yazı, filmi hala izlememiş olanlar için spoiler içerir.) Salt bir boks filmi olmanın ötesine geçer, insan doğasının zafer, rehavet, çöküş ve yeniden doğuş döngüsünü inceleyen modern bir tragedyadır. Biraz anlatmak istiyorum. İlk iki film henüz hiçbir şey olmamış, dip noktasındaki insanın başarıya ulaşma çabasını anlatırken, üçüncü film onun başarıyı elde ettikten sonra, Rocky'nin kendi doğasıyla verdiği varoluşsal savaşı merkeze alır. Rocky, bu filmde ilk iki filmdeki o aç, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve hayatta kalmak için dövüşen adam değildir artık. Boksun zirvesindedir, zenginleşmiş, şöhretin getirdiği konfor alanına yerleşmiş ve tabiri caizse uysallaşmış, "medeni"leşmiştir. Yaşlı koçu Mickey artık emekliye ayrılmak istediğini söylediği konuşmada sadece kendisinin değil, Rocky'nin de yolun sonuna geldiğini söyler ve Rocky'nin "Gerçekten bende hiçbir şey kalmadığını mı düşünüyorsun?" sorusuna şöyle cevap verir: "Rock, şöyle söyleyeyim. Üç yıl önce sen doğaüstüydün. Serttin, acımasızdın ve çelik gibi bir çenen vardı. Ama sonra bir dövüşçünün başına gelebilecek en kötü şey oldu: Uysallaştın (Medenileştin?). Ama merak etme evlat. Başkanlar da emekli olur, atlar da emekli olur. Man-o-war emekli oldu. Onu damızlık yaptılar. Senin de yapman gereken bu, emekli olmak." Bunun üzerine Rocky şöyle der: "Bütün bunları bilirken emekli olamam, Mick." Başka deyişle, zirvedeyken artık işinin bittiğini bilerek emekli olamaz, bu zirvede bitiriş demek değildir, aksine işinin bittiğini kabullenerek, kaybederek geri çekilmektir. Rocky bunu hazmedemez. Bu yazının konusu değil ama belirtmekte fayda var, aynı duyguya dördüncü filmde Apollo Creed de kapılacak ve son sahne şovunda Ivan Drago'nun yumruklarıyla can verecektir. Aslında Rocky 3'ü sevmemin birçok nedeni var, onlardan biri de filmin başındaki Thunderlips (Hulk Hogan) ile yapılan gösteri maçıdır. Bu gösteri maçı adeta Nietzsche'nin "Son İnsan" kavramını hatırlatırcasına risk almayan, sadece rahatlık, güvenlik ve ısınma arayan, büyük ideallerden yoksun insanın sahne şovunu temsil eder. Rocky bu maçın "gösteri maçı" olduğunun bilincindedir, ancak karşısındaki azman Amerikan dövüşünün bokstan farklı olarak "sert" gösteriler sunduğunu ve kural tanımadığını ona göstermek üzeredir. Rocky burada artık bir dövüşçü değil, bir gösteri nesnesidir. Güreş ringinde kuralların bulanıklaştığı, fiziksel sınırların zorlandığı bu karşılaşmada Rocky gerçek anlamda savunmasız kalır. Thunderlips'in onu ringde savurması, kaldırıp fırlatması, ipin dışına atması şunu gösterir: Rocky gerçek bir mücadelenin değil, "ayarlanmış" maçların adamıdır, kişisel anlamını ve şampiyon kimliğini yitirmiştir, pahalı biletlerle katılım gösteren başkalarının eğlence malzemesi haline gelmiştir. Sporun ciddiyetinden kopup bir "gösteri adamına" dönüşmesi, ruhundaki o ilkel ateşi veya Rock serisi denilince akla ilk gelen şarkıda geçtiği gibi, "kaplanın gözü"nü (eye of the tiger) kaybettiğinin kanıtıdır. Mesaj açıktır: Doymuşluk, insanı körleştirir; çünkü başarı, gelişimin en büyük düşmanı haline gelmiştir. Emektar Mickey'in söylediği budur. Antik Yunan tragedyalarında sıkça görülen hybris (kibir, aşırı gurur) ve Nemesis (ilahi ceza, kaçınılmaz çöküş) teması burada devreye girer. Rocky'nin gösteri maçını izleyen, "punk" saçlı azman Clubber Lang (eskiler bilir, A Takımı diye bir dizi vardı, oradaki "Biyey", yani B.A. Baracus) Rocky'e meydan okur. Rocky'nin son dönemdeki çöküşünün ve maçlarının ayarlanmış olduğunun farkındadır. Pisliğin tekidir, ağzı bozuktur, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan biridir. Dipten, sahte zirveye seslenir. Aslında Clubber Lang, Rocky'nin unuttuğu eski "kendi"sidir, yani ilk iki filmdeki Rocky. Clubber Lang yoksulluğun ve öfkenin içinden gelen, dünyadan alacağı olan vahşi doğadır adeta. Rocky bu adamla dövüşerek, hala zirvede olduğunu göstermek isteyince, emektar Mickey "Bu adam seni üç raund içinde içten içe öldürür!" der ve ekler: "O sıradan bir dövüşçü değil. Bu adam bir yıkım makinesi ve aç! Lanet olsun, sen kemeri kazandığından beri aç değilsin!" Rocky bir şekilde Mickey'i ikna eder son kez kendisine bu maçta koçluk yapması için. Rocky ringde Clubber Lang'den hayatının dayağını yerken, Mickey'in kalbi dayanmaz. Rocky maçı kaybederken, soyunma odasına taşınan Mickey de can verir ve maçın sonunu göremediği için Rocky'den, son dönemine uygun olarak yalan bir bilgi alır, Rocky maçı kazandığını söyler. Stallone’un filmografisindeki en duygusal sahnelerinden biridir. Rocky hayranları hala daha "Mickey ölmeli miydi" diye tartışır, benim kanaatime göre, evet ölmeliydi. İki sebepten: Birincisi, onun ölümü Rocky'nin 1 ve 2. filmden kopuşunu somutlaştırır. Rocky artık aynı adam değildir ve o eski dünyanın rehberi de sahneden çekilmek zorundadır. Mickey hayatta kaldığı sürece Rocky, o ilk filmlerdeki "korunan", yönlendirilen, sınırları başkası tarafından çizilen figür olarak kalırdı. Neticede Mickey'nin ölümü sadece bir dost kaybı değil, Rocky'yi o güne kadar koruyan yanılsamaların (Mickey'nin onu zorlu rakiplerden koruduğu gerçeği) yıkılmasıdır. Zirvedeki yıkım tamdır, çünkü Rocky sadece unvanını değil, kimliğini ve kendine inancını da kaybetmiştir. Dolayısıyla Mickey'in ölümü, Rocky 3'te geçmişle bağın koparılmasına vesile olur. İkinci sebep, Rocky'nin yeni koşullara uygun, yeni bir koça ihtiyacının olmasıdır. Bu rolü eski rakibi Apollo Creed üstlenecektir. Malumunuz, Apollo Creed "siyah"tır, tıpkı Clubber Lang gibi. O da boksa hem Lang hem de Rocky gibi en dipte başlamış, fakirliğin fukaralığın içinde, kendisi gibi başarıya aç gençlerin içinde yetişmiştir. Lang'e yenildiğinde kendi başına kalan Rocky karanlıkların içinden gelen Apollo'yu görünce şaşırır ve onun koçluk teklifini duyunca daha da şaşırırır. Apollo şöyle der: "Biz dövüştüğümüzde sende o 'kaplanın gözü' vardı dostum; o keskinlik vardı! Şimdi onu geri kazanman gerekiyor ve bunu geri kazanmanın yolu da başlangıca dönmekten geçiyor. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?" Apollo, Rocky'i ikna eder ve onu başlangıca götürür. Adeta Jung’un "Gölge" (Shadow) arketipi ile yüzleşme sürecidir bu. Rocky'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için lüks evinden, heykellerinden ve konforundan uzaklaşıp en başa, sokaklara, ter ve kanın olduğu gerçekliğe dönmesi gerekir. Apollo’nun onu eski mahallesine götürmesi bu yüzden semboliktir, varoluşsal bir arınma yani "katarsis" ritüelidir. Bu sırada Rocky iyileşmeye başlamıştır, nitekim Adrian’a "korkuyorum" der, yenilmez bir kahraman olduğu yalanını bırakıp, korkan, kırılgan bir insan olduğunu kabullendiği an iyileşmeye başlar. Öze veya başlangıca dönmek, geçmişi kopyalamak değil, insanın kendisini tüm çıplaklığıyla, zaaflarıyla kabul edip yeniden inşa etmesinin ilk adımıdır. Filmin en sevdiğim sahnelerinden bazıları buradadır. Rocky'nin huysuz, kinik eniştesi Paulie ve Adrian da Rocky ile birlikte Los Angeles’in çoğunluğunu siyahların oluşturduğu fakir mahallesine geri döner. Zenginliğe kolay alışmış ve eskiyi unutmuş olan Paulie'nin oradaki fakirlerle ve yaşam tarzıyla yaşadığı sorunlar beni hep güldürmüştür. Rocky'le aralarında şöyle bir diyalog geçer: Paulie: [Fakir Afro-Amerikalıları kastederek] Bu insanları sevmiyorum. Rocky: Sevmiyor musun? Belki onlar da seni sevmiyordur, Paulie. Paulie: [Saşkınlıkla] Ben onlara ne yaptım ki? Rocky: [Adrian'a bakarak] Bir de bana "Punchy" diyorlar. Punchy, hem "yumrukları güçlü", hem de argoda "aptal, budala" anlamında bir sözcüktür. Rocky burada Apollo'yla birlikte fakir genç boksörlerin salonlarında, sahilde, şurada burada çalışır, koşturur, tıpkı ilk iki filmde olduğu gibi, hatta dördüncü filmde de Ivan son teknoloji ürünü egzersiz aletleriyle, ilaçlarla, şunlarla bunlarla çalışırken, Rocky ormanda, dağda, bayırda çalışacaktır, o da aslında benzer bir öze ve doğaya dönüş anlatısıdır. Öyle ya da böyle, buradaki öyküde eski "aç ve vahşi" hali (tez) ile "medenileşmiş ve teknik" hali (antitez) Apollo'nun antrenörlüğünde birleşerek yeni bir Rocky'yi (Sentez) yaratır. Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" anlatısındaki “Diriliş” aşamasıdır bu. (Bir de Leo. di Caprio’nun “Oscar” odaklı Diriliş’i var, o ayrı bir yazının konusu.) Rocky artık sadece öfkeyle değil, akılla, ritimle ve yeni öğrendiği yeteneklerle dövüşmektedir, aç ve fakir siyahların rehberliğinde, "kaplanın gözü" bambaşka şekilde geri dönmüştür ama bu sefer kör bir vahşet değil, bir azmanı devirmeye odaklanmış bir bilgelik barındırır. Zirveye yeniden çıkışı, içsel cehenneminden sağ çıkarak olgunlaşmış bir ruhun zaferiyle gerçekleşir. Ve Lang'i rövanşta devirir. Ancak bu maçlarda aldığı darbeler, dördüncü ve hatta beşinci filmdeki final dövüşlerinde, kendisine geçmişi hatırlatan ve fiziksel olduğu kadar zihinsel zararlar ama bir o kadar olgunlaştırıcı "darbeler" olarak geri dönecektir. Evrensel bir kaidedir: Yenilen efsanevî dayaklar genellikle zor unutulur. Toparlayayım, bana kalırsa, Rocky 3, insanın en büyük rakibinin karşısındaki kişi değil, kendi konforu, kibri ve korkuları olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyar. Stallone filmi güzel yazmış ve yönetmiştir. Ara ara açar izlerim. Rocky'nin filmdeki bir sözüyle kapatayım, belki kulaklara küpe olur: "Kim olduğuna inanmıyorsan, hiçbir şey gerçek değildir."
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
4
10
78
6.9K