Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

23.5K posts

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu banner
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

@kcdplatformu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu resmi X hesabıdır. İletişim: 02129124243 Kurumsal Whatsapp Hattı: 05070015534

Katılım Temmuz 2017
12 Takip Edilen99.5K Takipçiler
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Şiddetle, istismarla, yoksullukla, savaşla değil huzur ve refah içinde yaşadığımız nice bayramlara 🎈 Çocukların istismar edilmediği, okula aç gitmedikleri, meslek eğitimi adı altında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmadıkları, şiddeti değil huzuru konuştuğumuz, yoksulluğu değil refahı paylaştığımız bayramları eşitlikçi feminist mücadelemizle bizler var edeceğiz. Sen de eşit ve özgür yarınlar için bize katıl 👇 kadincinayetlerinidurduracagiz.net/bize-katilin?u…
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
0
6
19
412
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
🟣 İrade Gaspına Geçit Vermeyeceğiz! 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Türkiye’de demokrasinin ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha gösterdi. Aradan geçen bir yıl, hukukun ve temel hakların sistematik biçimde aşındırıldığı bir dönem olarak kayda geçti. Bizler, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak biliyoruz ki: Demokrasi yoksa kadınların yaşam hakkı korunamaz. Kadına yönelik şiddetin arttığı, cezasızlığın failleri güçlendirdiği bir ülkede; yargı bağımsızlığının zayıflatılması, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve seçilmiş iradenin yok sayılması birbirinden ayrı düşünülemez. Yargı düzenlemeleri kapsamında aflar çıkarılıyor; kadın cinayeti ve kadına yönelik şiddet failleri çoğu zaman tutuksuz yargılanıyor. Buna karşılık, söz konusu iktidarla ters düşen düşünceler ve siyasetçiler olduğunda tutuklu yargılama esas hale geliyor. Adalet bir bütündür ve zayıfladığında en çok kadınları etkiler. Bugün kadınlar yalnızca kadına yönelik şiddetle değil; hak arama yollarının daraltılması ve seslerinin bastırılmasıyla da mücadele ediyor. Ama biz buradayız. Susmuyoruz. Bu bir yıl boyunca meydanlardaydık, itiraz ettik, yan yana geldik. Kadın cinayetlerini durdurmanın yolu, demokratik bir hukuk düzeninden geçer. Şeffaf ve hesap verebilir kurumların olmadığı bir ülkede kadınların yaşam hakkı korunamaz. 19 Mart 2025’ten bu yana gördük ki; adalet zayıfladıkça şiddet artıyor, haklar geriledikçe kadınlar daha güvencesiz hale geliyor. İrade gaspına izin vermeyeceğiz. Adaleti sağlayacağız. Kadınlar yaşarsa demokrasi yaşar. Demokrasi yaşarsa kadınlar yaşar. #19Mart
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
0
26
62
1.1K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
19 Mart'ın yıldönümünde Saraçhane Mitingi'ndeydik. Kazanılmış haklarımıza dokunulmasına ve seçilmişlerin tutuklanmasına karşı meydanları doldurmaya devam edeceğiz. Ya hep beraber Ya hiçbirimiz 🌟
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet mediaKadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
1
26
129
1.7K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu retweetledi
İzmir Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
🟣 “2025 yılında, bu ülkede 300’e yakın kadın şüpheli bir biçimde hayatını kaybetti. Bu ülkede ne oluyor da bu kadınlar yüksekten düşüyor, ölüyorlar?” İl temsilcilerimizden Tülin Osmanoğulları, Aylin için gerçekleştirdiğimiz eylemde konuştu.
Türkçe
0
10
43
793
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
📢 İrade Gaspına Geçit Vermeyeceğiz! 19 Mart'ın üzerinden bir yıl geçti. Seçilmişlerin hukuksuzca görevden alınmasına, halkın iradesinin gasp edilmesine izin vermemek için yeniden meydanlardayız! 📆 18 Mart Çarşamba 📍 18.30 Yenikapı Marmaray Durağı 📍 20.30 Saraçhane Meydanı
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
0
37
103
2.4K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Münevver’den Khurriyat’a Kadınların Bedenlerinin Parçalanıp Çöplere Atıldığı Bu Düzeni Değiştireceğiz, Kadın Cinayetlerini Durduracağız 🟣 İstanbul’da 2019’da Khurriyat Tursunboeva’dan, ablası tarafından yapılan kayıp başvurusundan beri haber alınamıyordu. Khurriyat Tursunboeva’nın evli olduğu erkek Ersin Y., Khurriyat kaybolduktan sonra kendisini terk ettiği için boşanma davası açtı. 🟣 Ersin Y. komşularına ve Khurriyat’ın çevresine Khurriyat’ın sınır dışı edildiğini ve artık Türkiye’de olmadığını söyledi. Khurriyat’ın adına kayıtlı telefonu yıllarca aktif olarak kullandı ve işlediği cinayetin üstünü örtmek için faturalarını ödedi. 🟣 Aradan 7 yıl geçtikten sonra Ersin Y., Khurriyat’la tartıştıktan sonra sopayla vurduğunu, Maltepe’de bir evin çatı katına bıraktığını, Khurriyat’ın cesedini kireçle kapladığını ve parçalayarak poşetler hâlinde çöpe attığını itiraf etti. Hangi şüpheli kadın ölümü için, hangi kayıp kadın için soruşturma yürütülse altından bir kadın cinayeti çıkıyor. Aradan ancak 7 yıl geçtikten sonra yapılan incelemede, Khurriyat ve fail Ersin Y.’nin birlikte yaşadıkları evin mutfağında ve balkonunda kan izleri bulunabiliyor. Daha geçen haftalarda da  konteynerde Durdona Khakımova’nın başından ayrılmış şekilde bedeni bulunmuştu. İsimler değişse de kadınların yaşadığı şiddet aynı. Failler kadınların bedenlerini parçalayıp metropollerde çöp konteynerlarına bırakabiliyorlar. Çünkü başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini, izlerinin bulunamayacağını düşünüyorlar. Kimsenin onların peşine düşmeyeceğini düşünüyorlar. Çünkü bu ülkede soruşturmalar etkin yürütülmüyor, uzaklaştırma kararları uygulanmıyor, şüpheli kadın ölümleri aydınlatılmıyor. Ama biz düşüyoruz bu kadın cinayetlerinin peşine; bütün faillerin peşindeyiz. Kadın düşmanlarının peşindeyiz. Onlara cesaret veren kim varsa peşindeyiz. Khurriyat’ın faillerinin hak ettiği cezayı alması için mücadele edeceğiz, Khurriyat’ın hesabını soracağız. Münevver’den Durdona’ya ve Khurriyat’a kadın cinayetlerini durduracağız.
Türkçe
0
37
111
3K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
İntihar ve kaza süsü verilmiş, cezasız bırakılmış, soruşturması etkin yürütülmemiş nice ölümde gerçekler bizim ısrarımızla açığa çıktı. Çünkü her şüpheli ölümün arkasında mutlaka saklanan bir gerçek vardır. Onlar bizim somut kazanımlarımız, adalete tutunacağımız dallarımızdır: Eskişehir’de Sevim Özdemir’e intihar etti diyeceklerdi. Adli tıp raporu sayesinde Mehmet K. tarafından boğarak öldürüldüğü ortaya çıktı. Oysa fail de camdan atlamış ortak intihar senaryosuna her şeyi uydurmuştu. İzmir’de Duygu Bölükbaşı banyoda havlupana asılı halde ölü bulunmuştu. Davasında tırnaktan çıkan DNA’ya rağmen beraat kararı verilmişti. Keşif raporu “intihar değil” derken, hakimin “vicdani kanaati” cezasızlığın kapısı oldu. Ama yılmadık; erkeğin beyanına sonsuz güvenen o yargı pratiği, istinafta mücadelemizle bozuldu. Manisa’da 2009 yılından beri kayıp olan Ebru Koyuncu’nun öldürüldüğü 17 yıl sonra açığa çıkabildi. Ebru kayıp, adı konmamış katil cezasızdı. İstanbul’da Ece Kılıçarslan evindeki balkondan düşerek ölü bulundu. Şiddet gördüğü, uzaklaştırma kararı aldırdığı bir fail vardı karşımızda. Adli tıp, fizik ve kriminoloji uzmanlarının hazırladığı bilimsel raporlar; Ece’nin “düşmediğini”, omzundan itilerek “atıldığını” kanıtladı. Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Bu yüzden her şüpheli ölümün peşini bırakmamak hayati önem taşıyor. Olay yeri incelemelerinin eksiksiz yapılması, adli tıp raporlarının titizlikle hazırlanması, tanıkların dinlenmesi ve dosyaların “intihar” ya da “kaza” denilerek hızla kapatılmaması gerekir. Momentum ve düşüş açısı hesaplamaları, HTS kayıtları, DNA eşleştirmeleri… Gerçeğe ulaşmak için hepsi gereklidir. Ama en çok da politik irade gerekir. Ve o irade, susmayan ve vazgeçmeyen bizleriz. Kadınlar hayatları için minnet etmiyor; biz de siyasi iktidar karşısında minnet etmeyeceğiz. Biz biliyoruz ki gerçekler saklanabilir ama yok edilemez. Kadınlar susmadıkça, dayanışma büyüdükçe ve mücadele ısrarla sürdürüldükçe karanlık mutlaka dağılır. Kadın cinayetleri durdurulabilir. Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılabilir. Cezasızlık sona erdirilebilir. Çünkü bu ülkede kadınların istediği net: Ölmek değil, yaşamak. Eşit ve özgür yaşamak – bunu hak ediyoruz. Bu yazı 8 Mart 2026 tarihinde jinnews.net sitesinde yayımlanmıştır.
Türkçe
0
6
23
1.1K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
🟣 Kadın Cinayetleri Durdurulabilir Kadına yönelik şiddet, cinayet ve istismar hiç olmadığı kadar “örtbas edilebilir” bir zeminde. Öyle bir iklim ki; İzmir’de selde yitirdiğimiz Balımnaz ve Nergiz Türkkal kardeşlerin ölümü bile bugün şüpheli. Uzun süren mücadelesiyle adalet arayan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa’nın ölü bulunması da bu karanlık tablonun bir parçası 2025 yılı verileri önümüzde duruyor: 294 kadın cinayeti, 297 şüpheli kadın ölümü. Yıllardır hazırladığımız raporlar karanlık bir eşiğe ulaştı: İlk kez şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetlerinden çok yaşandı. Bu bir istatistik sapması değil; cezasızlığın yeni sığınağıdır. Sadece geçtiğimiz Şubat ayında 23 kadın cinayeti işlendi, 29 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Yine aynı Şubat ayında, tek bir günde altı kadın hayattan koparıldı: Filiz, Aylin, Gönül, İlknur, Kübra ve Zeynep. Bu ölümler birer kader ya da tesadüf değildi. Önlenebilir cinayetlerdi. Öldürülen kadınlardan ikisinde devletin “koruma” sözü olan “uzaklaştırma kararı” vardı. Bir arkadaşımız sığınakta kalıyordu; yalnızca çocuklar için eve döndüğünde, o güvenli alanın dışına çıktığı an öldürüldü. Ceyda Yüksel davası ise karşımızda bir ibret vesikası gibi duruyor. Serkan Dindar tarafından katledilen Ceyda için 5,5 yıldır sürdürdüğümüz adalet mücadelesinde, failin “cinsel yakınlık beklentisine hayır denilmesi” haksız tahrik indirimi sayıldı. Bu karar, kadınların “hayır” deme hakkına yargı eliyle vurulmuş bir darbe olarak tarihe geçti. Uluslararası ilişkiler siyasi tarihinde bir ilki yaşatan Türkiye’de oluyor bunlar. İlklerle övünen siyasi iktidarımızın bu topraklardaki kadınlara “armağanı”, kendi ülkesinde ve adını taşıyan şehirde imzaya açılan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ayrılan ilk ülke olmak oldu. Hukuksuzca geri çekilen o imza ile kadınların bu topraklarda yaşadığı şiddet sarmalı arasında kanlı bir nedensellik görüyoruz. Çünkü o imza, kadını koruyan dört ana kalkanın (4P) fiilen indirilmesi anlamına geliyordu: Önleme: Şiddeti doğuran zihniyetle mücadele erozyona uğradı; şiddet artık daha “karartılabilir bir iklimde” yeşeriyor. Koruma: Uzaklaştırma kararı olan kadınların öldürülmesi, devletin “koruma” görevini sadece kağıt üzerinde bıraktığını gösteriyor. Kovuşturma: Şüpheli ölümlerin cinayetleri geçmesi, etkin soruşturma yükümlülüğünün zayıfladığını ve faillerin “intihar” veya “kaza” süsü arkasına saklanabildiği bir cezasızlık boşluğu bulduğunu gösteriyor. Bütüncül Politikalar: Kurumlar arası koordinasyonun kopmasıyla, kadınlar sığınaktan eve adım attıkları an savunmasız bırakılıyor. O gece masada bırakılan imza, bugün sokaktaki failin elinde bir “sessiz onay belgesi”ne dönüştü. Kadınları koruyan hukuki kalkanlar indirildikçe, şiddet failleri daha da cesaretleniyor. Çünkü cezasızlık yalnızca adaletsizlik yaratmaz; aynı zamanda yeni suçların da zeminini hazırlar. Kadına yönelik şiddet, cinayet ve istismar hiç olmadığı kadar “örtbas edilebilir” bir zeminde. Öyle bir iklim ki; İzmir’de selde yitirdiğimiz Balımnaz ve Nergiz Türkkal kardeşlerin ölümü bile bugün şüpheli. Uzun süren mücadelesiyle adalet arayan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa’nın ölü bulunması da bu karanlık tablonun bir parçası. Oysa bu tabloyu değiştirmek mümkün. Bu bir kader değil, bir tercih meselesi. Kadın cinayetleri durdurulabilir; yeter ki o koruma kalkanları yeniden, tavizsiz bir şekilde inşa edilsin. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin biçimde uygulansın. Çünkü bu ülkede kadınlar yaşamak istiyor, ölmek istemiyor. Karanlık Dağıtılabilir, Gerçekler Gün Yüzüne Çıkabilir Şüpheli kadın ölümlerinin artışı hızlansa da toplumsal irademiz ve siyasi kararlılığımızla yaşam hakkımızı korumak mümkün. Üzeri örtülmeye çalışılan her bir şiddeti, istismarı ve cinayeti açığa çıkarmak da bizim elimizde.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
2
29
88
2.1K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
🟣 Tuğba Yavaş Dosyasında Gelişme: İntihara Yönlendirme Değil, Eşe Karşı Kasten Öldürme Tuğba Yavaş, 30 Ekim 2024’te evli olduğu erkekle aynı evdeyken balkondan düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmişti. Tuğba’nın evli olduğu erkek Prof. Dr. Alptekin Yavaş hakkında başkasını intihara yönlendirme halinde intiharın gerçekleşmesi suçundan Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açılmış ve ilk duruşmada Alptekin Yavaş’ın tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti. • Tanıklar dinlenmemiş, • Kamera kayıtları bulunmamış, • Sanığın ifadesi ile tartıştıkları ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine yazdığımız açıklama ile Tuğba’nın ölümünü aydınlatmanın kolluk ve savcılığın kendi görevleri olduğunu hatırlatmıştık. Bu hafta dosyada önemli bir gelişme yaşandı: Alptekin Yavaş, o zamandan şimdiye kadar “başkasını intihara yönlendirme halinde intiharın gerçekleşmesi” suçundan tutuksuz yargılanıyordu. Savcı mütalaasında sanık hakkında kasten öldürme suçundan suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Şüpheli kadın ölümlerinin “intihar” denilerek kapatılamayacağını söylüyoruz. Tuğba Yavaş’ın ölümünde de gerçeklerin ortaya çıkması gerekiyor. Tuğba için adalet sağlanana kadar bu dosyanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
1
75
190
5.5K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu retweetledi
Eskişehir Kadın Cinayetlerini Durduracağız
13 yaşındaki Zehra Üzüm’ün kaybolduktan günler sonra babasına ait bir bahçede gömülü halde bulunması, "Aile On Yılı"nda kadınların ve kız çocuklarının kutsallaştırılan o ailelerde neler yaşadığının kanıtıdır.
Cumhuriyet@cumhuriyetgzt

13 yaşındaki Zehra Üzüm kayıp olarak aranıyordu: Babasının katledip, hobi bahçesine gömdüğü ortaya çıktı! cumhuriyet.com.tr/turkiye/13-yas…

Türkçe
2
30
121
6.9K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Nilay asla yalnız yürümeyecek, Erdoğan Esmer tekrar ceza alacak. 🟣 Nilay, yıllarca babası tarafından istismar edildi ve 2022 yılında bir Jandarma personeli Nilay’ı istismar eden Erdoğan Esmer’i suç üstü yakaladı. 🟣 Açılan dava sonucunda Erdoğan Esmer, cinsel saldırı suçundan 13 yıl 1 ay 15 gün ceza aldı. 🟣 Mahkumiyet, istinaf aşamasında bozuldu. İstinaf mahkemesi, Nilay’a “rızası dışında” herhangi bir cinsel saldırı eylemi olduğuna ilişkin yeterli delil olmadığından ve bu eylemlerin “rızanın varlığı halinde” suç sayılmayacağından Erdoğan Esmer’in beraatine karar verdi. 🟣 Nilay’ın ailesindeki kişilerin olayı Nilay’ın annesi ve akrabalarından gizledikleri, hukuki süreci Nilay aleyhine olacak şekilde yönlendirdikleri söyleniyor. 🟣 Beraat kararı Nilay’a tebliğ edilmediğinden temyiz süresi geçtiği ve karar kesinleştiği için karar temyiz edilemiyor. 🟣 Sadece 9 ay hapiste kalan Erdoğan Esmer, hayatına devam ediyor. Sosyal medyada ateşli silahlarla fotoğraflar paylaşıyor. "Aile On Yılı"nda aile denen yapının, kadınlar ve çocuklar için bir cehenneme dönüştürüldüğünü, ülkedeki tüm uygulamaların çocukların ve kadınların en aleyhine olacak şekilde işlediğini görüyoruz. Biz Fatma Nur ve Hifa’nın cinsel istismar faili Ayhan Şengüler’in tutuklanmasını beklerken, yargısal işleyişin ülkede her gün gerçekleşen çocuk istismarlarını, çocuk ve kadın cinayetlerini gözeterek acil bir şekilde önleyici ve koruyucu politikaları hayata geçirmesi için bas bas bağırırken, bugün kadınların ve çocukların adalet aradığı o mahkemelerden birinde Nilay Esmer’in yıllardır verdiği adalet mücadelesini yok sayan bu karar verildi. Siz sanıyorsunuz ki vazgeçeceğiz, sanıyorsunuz ki yorulacağız. Sanıyorsunuz ki, siz öyle istiyorsunuz diye o çocuklar, o kadınlar hapsedilmeye çalışıldıkları evlerde yalnız kalacaklar. Hayır! Kadınların hayatlarını, çocukların çocukluklarını hukuka aykırı, ihmaller dolu kararlarla ellerinden alamazsınız. Bu olayın hesabını soracağız. Erdoğan Esmer hak ettiği cezayı alacak, Nilay için adalet sağlanacak, Nilay kendisini istismar eden babasından da bu suça ortak olan aile üyelerinden de uzak yaşayacak, Nilay’ın yaşam hakkı güvence altına alınacak. Nilay asla yalnız yürümeyecek.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
7
238
636
11K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu retweetledi
Mersin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla eskiden birlikte olduğu erkek Selami Aktekin tarafından öldürülen Songül Figan için Pozcu Koton önündeydik. Songül ve öldürülen tüm kadınlar için adaleti sağlatacak, kadın cinayetlerini durduracağız.
Mersin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
3
10
34
1.3K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu retweetledi
Mersin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Mersin’de Songül Figan, şiddet gördüğü erkek Selami Aktekin tarafından öldürüldü. Songül, şiddetten kurtulmak için ayrıldığı erkek tarafından çocuklarını görmek için gittiği evde öldürüldü. Songül daha önce “Ben de Seher Aktekin gibi öldürüleceğim” demişti.
Mersin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
5
67
145
4.4K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
28 Şubat 2018'de çalıştığı işyerinin 3. katından atlayarak intihar ettiği iddia edilen Aysun Yıldırım'ın şüpheli ölümü 8 yıldır aydınlatılmadı. Aysun Yıldırım'ın annesi Hüsniye Yıldırım'ın röportajı ve platformumuzla yürüttüğü mücadele NTV'de yer aldı.
Türkçe
2
53
143
6K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Bu 8 Mart’a, biz de sabırla sınanarak gidiyoruz. Üzgün değil öfkeli, yalnız değil örgütlü olduğumuzda, şiddeti yeneceğiz, kahkaha ile kutladığımız 8 Mart’lara kavuşacağız. *Bu yazı 8 Mart 2026 tarihimde gazetepencere.com'da yayınlanmıştır.
Türkçe
0
1
9
598
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Modern feminizmin ilk dalgasında var oluş hakkımız; oy hakkı ve yurttaş olarak kabulümüz için mücadele etmek zorunda kaldığımız için sıra bile gelmeyen şiddet karşıtı mücadeleye tarihsel olarak ancak 1960’larda 2. dalga ile bakabilmişiz. Dönem hala aile içinde şiddetin “olağan” görüldüğü ve çarenin aile sosyologlarında arandığı dönem. Aile içinde kadınların ayrı bir şiddet yaşadığının bilince çıkması ve ilk sistemli analizin yapılması yeni yeni başlıyor. Evrensel kabulü ise yine bir evrim izliyor: 1985 Nairobi 3. Dünya Kadın Konferansı’nda toplumsal cinsiyet eşitliği analizini, 1992’de CEDAW Sözleşmesi’nde şiddetin fiziksel, cinsel psikolojik farklı türleri ve özel ve kamusal alanda varlığının kabulünü görüyoruz. 1995 Pekin Konferansı’nda ise şiddet, nihayet bir insan hakları ihlali olarak tanımlanıyor ve uzun bir ön hazırlık sonrası 2011 İstanbul Sözleşmesi’yle şiddetle mücadele en tamamlanmış halini buluyor. 1987’DE “DAYAĞA KARŞI YÜRÜYÜŞ” Bizim ülkemizde ise ancak 1980’lerde etkisini gösteren 2. Dalgayla; 1987’de “Dayağa Karşı Yürüyüş” ile kendisini gösteriyor, kurumsallaşması ise 90’ları buluyor. Kadın hareketinde TCK 438; İffetli Kadın Vesikası eylemleri, farklı feminizmlerin doğuşu (Kürt kadın hareketi, başörtülü kadınlar), çoğalan kadın örgütlenmeleri, akademide kadın araştırmaları bölümlerini, kamuda ilk kez kadının statüsünün gündeme gelmesini sağlıyor. Düşünün; kadınları şiddetten koruma kanunu (4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun) 1998 yılında yapılabilmiş ve onda da kadının adı yok. Olsun; şiddete karşı mücadele ilk kez ayrı bir alan olarak var olmaya başlıyor ve tüm farklılıkları ortaklaştırıyor. Belki bu birlikten ve kadınların çok özgürleşmesinden duyulan korkuyla, bu ileri adımlar hep başka bir geri adımla dengelenmek çalışılıyor. Dünya çapında iktisadi gerçekler; kapitalizmin krizi ve sistemin ihtiyaçları da bunu gerektiriyor. Örneğin BM 1994 yılında “Aile Yılı” ilan ediyor, doğum oranlarını artırma peşine düşülüyor. Bizde de 2000’lere gelindiğinde bir yandan Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve Belediyeler Kanunu’nda kadınlar lehine düzelmeler olur, 2011’de İstanbul Sözleşmesi’ne imza atılır, 6284 sayılı yeni koruma kanunu yapılırken öte yandan, 3 çocuk çağrıları, kürtaj hakkı tartışmaları, bakanlığın adından “kadın” ifadesinin kaldırılması gündeme geliyordu. Aile Bakanlığı “2014-2018- Ailenin Ve Dinamik Genç Nüfusun Korunması Eylem Planı” hazırlıyor, annelik ve esnek çalışmayı özendiriyordu. Ama maddi olgular her zaman çarpıcıdır; 2015 yılında Özgecan Aslan’ın öldürülmesi ve kadın cinayetlerini durdurmak için mücadelenin büyümesi yine ileri adım attırdı; YÖK Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi ve eylem planı hazırlamak durumunda kaldı. Sonra kaldırmış olsa da bu belgenin bir kez var olmuş olması da önemlidir, tıpkı İstanbul Sözleşmesi gibi. Nitekim bu kaygıyla her ileri adımı, geri adım izledi; 2016’da TBMM Boşanma Komisyonu kuruldu, arabuluculuk-uzlaşma önerileri gelmeye, nafaka ve korunma tedbirlerinin tartışmalı hale getirilmeye başlandı. Aranan baskı ve denetim ortamı ise 15 Temmuz ile bulundu; KHK’lar dönemi, genel hak ihlalleri yanı sıra, ülkede aynı zamanda şüpheli kadın ölümlerinin de artışının da tarihidir. Bütün bunları niye anlattım? Başta sorduğum soruya cevap vermek istiyorum: tarih, bu çelişkiler ve ileri- geri adımlar ile ilerliyor. Umutsuzluk ve gözyaşına değil, sabra ve sürekliliğe ihtiyacımız var. Şiddetle mücadelenin ayrı bir alan olarak bilince çıkmasının tarihi henüz çok yeni. DAHA YOLUN BAŞINDAYIZ AMA… Daha yolun başındayız ama ülkemizde her dört kişiden üçü, bizimle birlikte şiddeti kabul etmiyor, bunu başarabilmişiz. Oy hakkı mücadelemizi düşünelim; sayısız eylem, defalarca denenen on binlerce, bazıları metrelerce dilekçeler, zaman zaman verilen umutların boşa çıkması ama yine de asla pes etmeyen kadın hareketi. İşte o sabır sınavı hareketin devamcılarıyız.
Türkçe
1
3
17
1.1K
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
🟣 Üzgün Değil Öfkeli, Yalnız Değil Örgütlü 8 Mart! MetroPOLL Araştırma’nın Türkiye’de kadına yönelik şiddetin düzeyine ilişkin kamuoyu araştırmasına göre, kadınların %76,6’sı, erkeklerin %72, 1’i sorunun “yüksek” ve “çok yüksek” olduğunu düşünüyormuş. Görüyoruz ki, bu ülkede en az her dört kişiden üçü, bu şiddeti kabul etmiyor. 8 Mart’a doğru sonuçları paylaşılan araştırma, Fatmanur Çelik’in kızı Hifa İkra ile birlikte şüpheli biçimde hayatını kaybetmesinden önce mi sonra mı yapıldı? bilemiyorum. İstismara karşı kendisi ve kızı için adalet arayan ve korunmak isteyen bir annenin başına gelenin, toplumda yarattığı etkinin, araştırma sonuçlarını değiştireceğine ise eminim. Araştırma sonucunun, kadınların cenazesi kaldırarak geçirdiği bu hafta öğrenmenin iyi bir yanı var elbet ama ortaya da kocaman bir soru düşüyor: bu kadar büyük bir çoğunluğun kabul etmediği bir şiddet nasıl olup da artarak devam ediyor? Mesela, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun ilk kurulduğu yıllarda, bir keresinde bir günde beş kadın öldürülmüş, ulusal basında haber manşetten verilmişti. Yıllar sonra bu sene, bir günde altı kadının öldürüldüğü günleri de gördük. Ayrıca platformun son raporlamalarına göre kadın şüpheli ölümleri, kadın cinayetleri sayısını aşıyor. Mesela, daha önce parçalanan cansız kadın bedenleri görmüştük ama bu sene, Özbekistan uyruklu Durdona Khokimova’nın cansız bedeninin başı gövdesinden ayrılmış bulunduğunu gördük. Onunla aynı tarihte aynı evde yaşayan bir başka kadının; Ergashalieva Sayyora’nın da öldürüldüğünü ve cesedinin İstanbul'da farklı çöp konteynerlerine atıldığını da… Bu cinayetlerin Türkiye’de barış ikliminin bozulduğu haftaya denk gelmesi de hiç tesadüf değildi. Ne acı tesadüf ki bu hafta, Fatmanur ile aynı isim-soy ismi taşıyan bir okul öğretmeni de öğrencisi tarafından öldürüldü. Bütün bu vahşetin, bir başka okulda; yanı başımızdaki İran’da, kız çocuklarının okullarında bombalarla defalarca vurularak öldürüldüğü hafta olması ise tesadüf olmayabilir. Savaş iklimi, tehlikeli bir kimyasal gibi yayılır. BARIŞA EN ÇOK İHTİYACI OLANLAR KADINLAR İnsanlık tarihinde şiddeti “olağanlaştırmanın” en berbat yöntemini oluşturan savaşlar, barışa en çok ihtiyacı olanlar da kadınlardır. Şiddetin neden artarak devam ettiği sorusuna yanıtın bir boyutu bu; barıştan uzaklaşmak. Ama tek boyutu değil; aynı zamanda kadınların özgürlüğüne karşı dünya çapında bir savaş var. Dünyayı bahçesi sanan Trump, kendi kaderini tayin hakkını sadece başka ülkeler için değil, “Kadınları Cinsiyet İdeolojisi Aşırı Uçlarından Korumak ve Federal Hükümete Biyolojik Gerçeği Geri Getirmek” gibi kararnamelerle kendi yurttaşları için de ihlal ediyor. Bu noktaya da hemen gelmedik; bizim de içinde olduğumuz bazı ülkeler İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekti, Polonya ve ABD’de kürtaj yasakları, Güney Afrika ve Afganistan’da eğitim yasakları, yani bilumum coğrafyada kadın ve kız çocuklarının haklarında geriye gidiş gündeme geldi. Türkiye’de bugün kadınlar daha önce olmadığı kadar gözyaşı dökerek cenaze kaldırıyorsa, durumun vahameti yüzünden olmalı. Ama sakince düşünüp, tarihe bir adım geriden baktığımızda, başka gerçeklerle de karşılaşıyoruz ve bizim işimiz asıl onlarla. Şöyle ki; şiddetin erkeklerin kadınlar üzerinde baskı ve denetim kurmanın yöntemi olarak kullanılmasının tarihi çok eski ama bu gerçeğin bilince çıkmasının tarihi çok yeni.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tweet media
Türkçe
1
27
107
2.6K