@quirxkaan@lyudminass +biliyorsunuz kısmında dolanmaya çalışıyorsun çok iyi biliriz farklı varyasyonlar gibi gösterdiğiniz her milliyetçiliğin hepsinin özünde aynı nefretin olduğunu
@quirxkaan@lyudminass Aynı yerde yaşamıyor muyuz ben anlamadım? Kürtçe'nin k'sini duyduğunda karşısındaki kişiye terörörö diyen gençler herhalde başka bir evrenden falan. Gökalp milliyetçiliği cart curt yumuşatmaya çalışmayın utanıyorsunuz diye mustafa kemali putlaştırmışsın hâlâ daha da siz yanlış+
milliyetçi feministim diyorlar ne milliyetçilikten haberleri var ne feminizmden. milliyetçiliği ülkeyi sevmek fln sanıyorsunuz sonra sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz fikrin gerçek yüzünü görünce ama ben o anlamda desteklemiyorum diye zırlıyorsunuz
26 Temmuz Pazar günü saat 18.00’de, İstanbul Adalı Kültür Derneği’nde Agnès Varda’nın “Kübalılara Selam Olsun” filmini izliyor, ardından Küba Devrimi üzerine birlikte tartışıyoruz.
Etkinliğimize herkesi bekliyoruz.
Katılım için formu doldurunuz: forms.gle/fUnMiCgfsXNZEH…
Bundan 11 yıl önce bugün, yıkılmış bir kenti yeniden inşaa etmek için yola çıkan 33 düş yolcusu, mola verdikleri Urfa'nın Suruç ilçesinde katledildi.
Suruç katliamının hesabını sormak için Alsancak'tan yürüyüşe geçiyoruz.
Yıkılmış bir kenti yeniden inşaa etmek için yola çıkan 33 düş yolcusu, mola verdikleri Urfa'nın Suruç ilçesinde katledildi.
Onları anmak ve hesap sormak için Halitağa'dan yürüyüşe geçiyoruz.
Vakıflara Milyarlar, Okullara İhmal
MEB, yönetiminde hiçbir temsilcisi bulunmamasına rağmen Yunus Emre Vakfı ile Türkiye Maarif Vakfı'na 2026'nın ilk altı ayında merkezi bütçeden toplam 2 milyar 124 milyon 38 bin TL aktardı.
Ankara'da insanca çalışma koşulları talep eden öğretmenlerin sesine kulak vermeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim için ayrılan bütçeyi ne hakla vakıflara aktarabiliyor?
Bizler, eğitim bütçesinin vakıflara değil öğrencilere, öğretmenlere ve okullara ayrıldığı; nitelikli, eşit ve parasız eğitim sağlanana kadar gittiğimiz her yerde sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
Suruç'u Unutmadık!
2015 yılının 20 Temmuz sabahı, Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi'nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun (SGDF) çağrısıyla Türkiye’nin dört bir yanından gelen 300’ü aşkın genç, IŞİD kuşatmasından çıkan Kobane'deki çocuklara oyuncak, kitap ve kütüphane malzemesi götürmek için toplanmıştı. Basın açıklaması yapıldığı esnada, kalabalığın ortasında IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz üzerindeki bombayı patlattı. 33 genç hayatını kaybetti, 100’den fazla genç ağır yaralandı.
Peki Suruç'a giden süreçte neler oldu?
7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP 13 yıllık tek parti iktidarını kaybetmiş, HDP barajı aşarak parlamentoda büyük bir denge değişimi yaratmıştı. Sandıktan çıkan bu iradeyi kabullenmeyen iktidar mekanizması için Suruç Katliamı, aranan "kırılma noktası" oldu.
Suruç Katliamı, AKP iktidarının 1 Kasım erken seçimine giderken kuracağı "güvenlik ve kaos" denkleminin ilk ve en büyük meşrulaştırıcı zeminine dönüştürüldü.
Suruç’a giden yolun taşları, devletin ve istihbaratın gözü önünde döşendi. Bombaları patlatan Dokumacılar Hücresi’nin üyeleri isim isim biliniyordu. Suruç katili Şeyh Abdurrahman Alagöz hakkında ailesinin emniyete defalarca "IŞİD'e katıldı" ihbarı yaptığı ve şahsın "Terör Arananlar" listesinde olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen hiçbir önlem alınmadı.
Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu skandal bir açıklamayla devletin bakış açısını itiraf etti. Tırmanan şiddetin siyasi bilançosunu da açıkça ilan ediyordu:
"7 Haziran’dan sonra anket yaptırdık. Oylarımızın yükseliş trendinde olduğunu görüyoruz."
Bu ifadeler, Suruç’un nasıl bir "siyasi matematik" malzemesi yapıldığının en açık belgesiydi.
Suruç Katliamı’nın üzerinin örtülmesi ve IŞİD hücrelerine dokunulmaması, sadece 2.5 ay sonra daha büyük bir felakete yol açtı.
Suruç’ta 33 kişiyi katleden Abdurrahman Alagöz’ün öz ağabeyi olan Yunus Emre Alagöz, elini kolunu sallayarak Antep’ten Ankara’ya kadar geldi. 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde "Emek, Barış ve Demokrasi" mitingi için toplanan binlerce insanın ortasında kendini patlatan iki canlı bombadan biri, işte bu kardeş Alagöz’dü. 104 insanımızın katledildiği Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısı, Suruç’un doğrudan bir devamıydı.
Eğer devlet Suruç’un hesabını sorsaydı, eğer Suruç katilinin bağlantıları çökertilseydi, Ankara Gar Katliamı yaşanmayacaktı. Ankara Garı, Suruç’ta cezasız bırakılan ve göz yumulan faillerin ikinci durağı oldu.
1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP, yaratılan korku, güvensizlik ve kaos atmosferi sayesinde oylarını artırarak tekrar tek başına iktidar oldu. Davutoğlu’nun yıllar sonra kurduğu "7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlar açıklanırsa kimse insan içine çıkamaz" cümlesi, Suruç’la başlayan bu kanlı dönemin üzerindeki siyasi sorumluluğun özetiydi. 20 Temmuz Suruç; AKP’nin kaybettiği iktidarı şiddetle, krizle ve IŞİD eliyle yeniden kazanma stratejisinin en kanlı hamlesidir.
20 Temmuz Suruç, Türkiye'yi karanlığa sürükleyen bir dönüm noktası oldu. Bu katliamların arkasındaki siyasi sorumluları teşhir etmek ve unutturmamak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Suruç için adalet, herkes için adalet!
Açık açık muhafazakar ve etnikçilik yapmaman milliyetçiliğin içinde bunu barındırdığı, senin hiç feminist olmadığın gerçeklerini değiştirmiyor. Utanılacak bir şey olduğunu bildiğiniz için yaa ben etnikçi değilimm kiii tavırlarınızı yemiyoruz
Ya hadi kardeşim defol ya Kürt kadınlarının hakkını savunacak mısın? Suriyeli kadınların, Afgan kadınların hakkını savunacak mısın? Savunmayacaksın. Hatta Afgan kadınları görünce kesin atam da atam hezeyanları geçiriyorsundur. Sırrıcı demenden anlaşılıyor her şeyin zaten
İstanbul Adalı Kültür Derneği'nde, devrimci şair Ahmet Telli'yi anmak için, Sezai Sarıoğlu'nun katılımıyla 18 Temmuz Cumartesi saat 18.00'da gerçekleştireceğimiz söyleşi ve şiir dinletisi etkinliğine herkesi bekliyoruz.
Katılım için formu dordurunuz: forms.gle/s73rsE7DnKhscH…
Bugün, İstanbul Adalı Kültür Derneği'nde yönetmen Ecre Begüm Bayrak'ın katılımıyla "Şu Sıralar Sanatın Özel Bir Durumu Var: Apolitizm" başlıklı söyleşimizi gerçekleştirip sanatın günümüzdeki kullanım amacı üzerine konuştuk.
Çapa Tıp Fakültesi’nde yaklaşık 100 yemekhane işçisi, gece yarısına kadar çalıştırılıp sabahına hiçbir açıklama yapılmadan işten çıkarıldı.
İşçiler, taşeron sömürüsüne, düşük ücrete, fazla mesaiye ve güvencesizliğe karşı direnişe geçti. Kolluk ve ÖGB’nin engelleme girişimine rağmen kampüs içinde yürüyen işçilere sağlık emekçileri alkışlarla destek verdi.