Muhammed Eyyüp Sallabaş
355 posts

Muhammed Eyyüp Sallabaş
@mesallabas
Yıldız Teknik Üniversitesi @YTUTurkce @yildiztomer


TFF Başkanı Hacıosmanoğlu: "Hakemlik olarak Avrupa'nın 5 büyük liginden daha iyi durumdayız." (AA)

Yıldız TÖMER ve YTÜ Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı’nın birlikte hazırladığı “Yabancıların Gözünden Türkçe ve Türkiye” söyleşi programına davetlisiniz. 📅 11 Mayıs 2026 Pazartesi ⏰ 13.30 📍 YTÜ Eğitim Fakültesi

Merkezimiz tarafından 3 Haziran - 1 Temmuz 2026 tarihleri arasında Yabancılara Türkçe Öğretimi Sertifika Programı (Uzaktan Eğitim) düzenlenecektir. Ayrıntılı bilgi için: tomer.yildiz.edu.tr #yıldıztömer #yabancılaratürkçeöğretimi #ytü #yıldızteknik #tömer #türkçeöğretimi




BBC Türkçe ve DW Türkçe: Habercilik mi, Yoksa Kültürel Etki Ajanlığı mı Yapıyor? Türkiye’de uzun zamandır faaliyet gösteren BBC Türkçe, +90, DW Türkçe ve benzeri uluslararası dijital medya mecraları artık yalnızca haber aktaran platformlar olarak görülmüyor. Geniş bir toplumsal algı artık şu noktada ortaklaşıyor: Bu yayınlar, özellikle aile, din, başörtüsü, annelik, gençlik, cinsellik, toplumsal cinsiyet ve inanç gibi hassas başlıklarda haberciliğin ötesine geçen bir çerçeve kuruyor; Türkiye’nin ahlaki, kültürel, siyasi ve ideolojik fay hatlarını sürekli kaşıyan bir görünürlük siyaseti izliyor. Açık söyleyelim: Burada bir kültürel etki ajanlığı faaliyeti hissedilir ölçüde görünmektedir. Bu içerikler incelendiğinde ortada sıradan bir habercilik refleksinden çok daha fazlası olduğu açıkça görülüyor. Burada söz konusu olan şey yalnızca bilgi aktarmak değil; belirli konuları seçerek, onları belirli bir anlatı içinde sunarak, sürekli tekrar ederek ve yıpratarak kültürel etki üretmeye dönük sistematik bir yayın çizgisi oluşturmaktır. İşte tam da bu noktada tartışmaya giren kavram şudur: 5. kol faaliyetleri. 5.kol; bir ülkeyi dışarıdan değil, içeriden etkileyerek; algı, propaganda ve kültürel yönlendirme araçlarıyla toplumsal yapıyı, değerleri ve düşünme biçimlerini dönüştürmeye yönelik faaliyetler bütününü ifade eder. Bu tür yayınlar da tam olarak bu çerçevede okunmaktadır: Doğrudan bir müdahale değil; fakat içerik seçimi, dil, çerçeve ve tekrar üzerinden ilerleyen yumuşak ama etkili bir yönlendirme biçimi. 👇 Asıl mesele: Haber değil, çerçeve sunarak bir algı operasyonu icra etmek Bu medya kuruluşlarına yönelen tepki, tek tek haberlerden değil; tekrar eden konu tercihleri ve temsil biçimlerinden doğmaktadır. Bu nedenle tartışma yalnızca “beğendim-beğenmedim” düzeyinde değil; daha derin bir norm, çerçeve ve kültürel etki tartışmasına dönüşmüş durumdadır. Şu soruyu yüksek sesle soralım: Bu kurumlar kendi ülkelerinde de aynı yayın çizgisini izleyebilir mi? Fuhuşu bu şekilde meşrulaştırabilir mi? Aileyi ve anneliği tartışmalı bir çerçevede sürekli gündeme taşıyabilir mi? “Anne olmak istemiyorum” başlıklı içerikleri aynı yoğunlukta merkezileştirebilir mi? Kürtajı ön plana çıkaran haberleri bu sıklıkla servis edebilir mi? Dini değerleri çözülme ve uzaklaşma ekseninde anlatabilir mi? Toplumsal cinsiyet ve LGBT konularını bu yoğunlukta ideolojik bir çerçeveyle işleyebilir mi? Milli birliği ve bütünlüğü yıpratıcı içerikler üretebilir mi? Sürekli “Türk gençleri yurtdışında mutlu” gibi algı üreten haberler yapabilir mi? Cevap elbette hayır. Ancak söz konusu başka toplumlar olduğunda, bu sınırların çok daha esnek hale geldiği görülmektedir. Bu yüzden itiraz “haber yaptılar” noktasında değil; hangi yaşam tarzlarını özgürleşme, hangilerini baskı olarak sundukları noktasında yoğunlaşmaktadır. Apaçık bir kültürel etki ajanlığı söz konusudur. Hedefe konulan ülkelerin kültürel değerlerini, geleneklerini ve toplumsal düzenini aşındırmaya dönük bir yayın dili üretilmektedir. Aksi halde, fuhuşu meşrulaştıran, aileyi tartışmaya açan, anneliği ve dini çözülme başlıklarını sürekli öne çıkaran haberler neden bu kadar sistematik biçimde tekrar edilsin? Bu noktada iki çalışma bırakıyorum Meseleyi daha geniş ele alıyor. Okumak isteyenler için: 👇 Kültürel emperyalizm literatürü, medyayı yabancı değerleri ve yaşam biçimlerini başka toplumlara taşıyan güçlü bir araç olarak tarif ediyor: dergipark.org.tr/en/download/ar… Ayrıca +90 üzerine yapılan çalışma, özellikle deizm, başörtüsü, cinsellik ve alternatif gençlik kültürleri başlıklarının kültürel gerilim üreten bir görünürlük siyaseti kurduğunu savunuyor: dergipark.org.tr/tr/download/ar… Somut örneklere geçelim: Nasıl kültürel etki ajanlığı yapıyorlar? İlk örneğimiz şu olsun: DW’nin partner olduğu +90 platformunda yayımlanan “Seks İşçisi Olmak” videosu bu tartışmanın en önemli kırılma noktalarından biri oldu. 2022 yılında ilk bu haberi paylaştılar. Dönemin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, bu içerik için açıkça, “Deutsche Welle Türkçe fuhşa teşvik suçunu işlemektedir” dedi: t24.com.tr/haber/bakan-ya… ** Burada tartışılan şey yalnızca bir video değildi; o videonun hangi normatif çerçeveyle sunulduğu idi. Neyi normalleştirdiğiydi. Açıkça fuhuşu normalleştirmek ve bunu hayatın olağan akışı gibi sunmak, yalnızca kültürel ve ahlaki değerleri değil; bir ülkenin hukuk düzenini de hiçe saymaktır. Bu tartışma tek bir içerikle sınırlı da değildi. +90 üzerine yapılan akademik çalışmada özellikle “Deizm nedir, artıyor mu?”, “Başörtüsünü çıkaranlar anlatıyor”, “Slut-shaming nedir?” ve “punk gençliği” gibi başlıkların öne çıktığı görülüyor. Yani belli ki Türkiye’nin içini, haberleri ve çerçevelemeleri üzerinden sürekli etkilemeye çalışmışlar. Bu içerikleri ve temaları benzer bir şekilde ele almak. Toplumsal değerleri çözmeyi, aşındırmayı, yıpratmayı ve tahrip etme amacı taşımaktadır. Ayrıca toplumsal değerlerini aşağı indirmeye çalışmaktır. Çalışma, bu içeriklerin Türkiye’nin kültürel kodlarıyla gerilimli başlıkları normalleştirici bir çerçevede sunduğunu savunuyor. Bu çalışmayı da paylaşıyorum: dergipark.org.tr/tr/download/ar… DW Türkçe çizgisinde bunun başka örnekleri de var. “Türkiye’de LGBTİ mücadelesi: Yaşam alanlarımız daraldı” başlıklı içerik, LGBTİ gündemini Türkiye bağlamında merkezileştiriyor: t24.com.tr/yasam/turkiyed… “İş hayatında LGBTİ’ler: Derhal terk edin burayı” başlıklı haber, yine kimlik ve ayrımcılık eksenli yüksek gerilimli bir çerçeve üretiyor: t24.com.tr/haber/is-hayat… “Zorunlu din dersine karşı kampanya başlatıldı” başlığı, din eğitimi meselesini çatışmalı bir hak ve baskı ekseninde işliyor: t24.com.tr/haber/zorunlu-… “Başörtülü kadının imaj mücadelesi” başlığı ise başörtüsü meselesini kimlik ve temsil savaşının parçası haline getiriyor: t24.com.tr/haber/basortul… BBC Türkçe cephesinde de benzer bir yayın çizgisi dikkat çekmektedir. Soma faciası sonrası yayımlanan ve başörtülü kadınlarla yapılan röportajlar büyük tartışma yarattı: t24.com.tr/haber/sabah-il… BBC Türkçe’nin başörtüsünü bırakan kadınları konu alan içerikleri de ciddi tartışma oluşturdu: t24.com.tr/haber/sosyal-m… Dini çözülme ve deizm başlıkları da öne çıkan bir başka hat oldu. “Türkiye’de muhafazakâr gençlik dinden uzaklaşıyor mu?” başlığı doğrudan bu fay hattına basıyordu: t24.com.tr/haber/turkiyed… Bu çizginin daha sert örneklerinden biri de “Önce İslamiyet’i mantığa dayandırmak istiyorduk; sonra deist olduk” başlıklı içerikti: t24.com.tr/gundem/once-is… Bu başlıklar, eleştirenlere göre yalnızca toplumsal değişimi aktarmıyor; aynı zamanda toplumsal çözülme anlatısını dolaşıma sokuyor. BBC Türkçe’nin “Müslüman feministler; ne istiyorlar, neden eleştiriliyorlar?” dosyası da ideolojik gerilimi yüksek bir alanı gündeme taşıdı: t24.com.tr/haber/musluman… “Kabul edildikleri İngiltere’ye gidemeyen Suriyeli LGBTİ sığınmacılar: Türkiye’de tehlike altındayız” başlıklı haber de Türkiye’nin dış kamuoyuna nasıl bir çerçeveyle sunulduğu tartışmasına örnek gösterildi: t24.com.tr/haber/kabul-ed… Aile ve annelik hattı: Tartışmanın zirvesi Son dönemde en çok tepki çeken örneklerden biri, BBC Türkçe’nin “Anne olmaktan pişmanlık duyan kadınlar” haberi oldu. bbc.com/turkce/article… T24’te yayımlanan versiyonda annelik, bazı kadınların ağzından “kaçamayacağınız bir tuzak” gibi ifadelerle anlatılıyor: t24.com.tr/yasam/anne-olm… Bu örnek, eleştirinin artık yalnızca siyaset, başörtüsü ya da din başlıklarında değil; aile ve annelik gibi toplumun en hassas gördüğü alanlarda da yoğunlaştığını gösterdi. Bu çizginin yeni olmadığı da görülüyor. BBC Türkçe’nin daha eski bir içeriği olan “Çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlar anlatıyor” haberi, annelik ve aile kurumunu tartışmaya açıyordu: t24.com.tr/haber/cocuk-sa… Aynı hatta yakın başka bir örnek de “Çocuk sahibi olmaktan pişman olan anne ve babalar” başlıklı içeriktir: t24.com.tr/haber/cocuk-sa… Benzer biçimde BBC Türkçe’nin kürtaj anlatıları da aile, beden ve kadınlık eksenindeki değer tartışmalarında dikkat çeken örnekler arasındadır. “Aramızda kalmasın | Ben de kürtaj oldum” başlıklı içerik, doğrudan bireysel tercih ve cinsel sağlık-serbestlik hattında çerçeveleniyor: t24.com.tr/haber/aramizda… Nihayetinde… Bütün bu örnekler birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo sarihtir: BBC Türkçe ve DW Türkçe’ye yönelik tepki, sıradan bir medya eleştirisi değildir. Bu tepki; belirli temaların sistematik biçimde öne çıkarılması, bu temaların yerel kültürle gerilimli bir çerçevede sunulması ve bunun geniş bir kesim tarafından kültürel etki üretimi olarak algılanmasına dayanmaktadır. Açık konuşalım: Bu bir 5. kol faaliyetidir. Amaç açıktır: Toplumsal çözülmeyi artırmak. Değerleri aşındırmak. Milli birliği yıpratmak. Ve kutsal kabul edilen değerleri, saygınlığını zedeleyecek şekilde yeniden çerçevelemek. Bu mecralar yalnızca bilgi aktarmıyor; aynı zamanda gündem kuruyor, görünürlük dağıtıyor ve norm üretiyor. Bu yüzden tartışma tam olarak şu noktada düğümleniyor: Bu yayınlar gerçekten sadece haber mi yapıyor, yoksa bir toplumun kültürel yönünü de şekillendirmeye mi çalışıyor? Eğer bir yayın çizgisi sistematik biçimde aileyi tartışmaya açıyor, anneliği yıpratıyor, dini çözülmeyi görünür kılıyor, cinselliği ve kimlik gerilimlerini sürekli merkezileştiriyorsa; burada artık tarafsız habercilikten değil, kültürel yön tayin etmeye çalışan bir müdahale biçiminden söz etmek gerekir. Sorun tek tek haberler değil; o haberlerin toplamından çıkan istikamettir. .
















