Sezin Öney@SezinOney
Annem Gönül Öney’i 25 Eylül’de kaybettik. Bu paylaşım kendisinin Yenen ve Öney ailesindeki yeri ve ötesinde uluslararası çaptaki akademik, sanat tarihi ve İslam sanatı kariyeri, yetiştirdiği en az yüzlerce öğrencinin hatrı ile asla örtüşmüyor: anısına ve emeğine saygıyla bu konuda ayrıca paylaşımda bulunacağım, bulunacağız. Aile ve akademik camianın yaşamını onurlandırmak için yapacakları da olacak, olacaktır. Bu sadece gecikmiş kişisel bir paylaşım.
Ancak paylaşabiliyorum çünkü ben de ancak yeni yüzleşebildim bu gerçeklikle. Paylaşacak kadar güçlü olamadım: sanki susunca biz bunları hiç yaşamamış gibiydik. Ağzını açınca kelimelerin çıkamamasını, dilsizliği yaşadım bugünlerde: hayatta ilk kez sözüm yoktu, ağzımı açtığımda sadece sessizlik vardı. Ve tabii, benden bakım ve düzen bekleyen diğer bir sağlık vakası, evdeki sorumluluklar sorumluluklar. Sonsuz bir çöl gibi uzayan angaryalar, yapılacaklar, çözülecekler ve aşılacak engeller.
2020’nin ilk aylarından beri, Alzheimer mücadelesini yaşadık. Çok eksik, çok güçsüz kaldım.
Bu süreçte, kimliklerimiz karıştı: biraz da kızımı kaybetmiş gibiyim.
Kendisi, benim daha geleneksel boyutta çocuklu-eşli bir kadın olmamı isterdi; ama benim ondan öğrendiğim, bambaşka bir şey oldu. Belki de, 50’li yaşlarında kariyerinin en sıkı çalıştığı yıllarında, ailenin tekne kazıntısı olarak büyüdüğüm için; ben annemden sorumluluk için çok çalışmayı öğrendim. O nedenle de, en zor zamanlarda bile ekranda, yayında oldum: bazen evdeki kaosu birkaç saat geride bırakıp TV’de olduğumda, “beyin dalgalarım bile ağrıyor” diye düşündürdüm. Tıpkı, annemin her sabah erkenden akşam geç saatlere sürecek mesaisi için işe giderken ki ve Alzheimer’ı artık ayyuka çıktığı zaman kitap yazıp, konferans verme mücadelesi verdiği gibi…Daha doğrusu, onun çeyreği gibi…
Bu sadece kişisel boyutu işin; elveda anne, elveda kızım.