Mustafa Yeneroğlu

35.2K posts

Mustafa Yeneroğlu banner
Mustafa Yeneroğlu

Mustafa Yeneroğlu

@myeneroglu

🇹🇷 İstanbul Milletvekili/Deputy for İstanbul, Hukukçu/Lawyer 🌍https://t.co/WBveDmLkGd ✉️[email protected]

Istanbul, Köln, Bayburt,Ankara Katılım Mayıs 2011
970 Takip Edilen218.7K Takipçiler
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Gönüllerin bir olduğu, sofraların bereketle dolduğu bir bayram diliyorum. Ramazan Bayramı'nın evinize neşe, kalbinize huzur getirmesi dileğiyle... Dualarımızda mazlumları unutmadığımız, kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz nice bayramlara. Bayramınız mübarek olsun! #EidMubarak 🌙
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
10
13
165
2.9K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Anayasa Mahkemesi’nin Fatih Bozkurt Kararı Hakkında Değerlendirmem Anayasa Mahkemesi, Kara Harp Okulu’nda görevli bir astsubayın darbe girişimi gecesi “kanunsuz emre uyarak (mühimmatsız) silah alıp emir beklemesini”, Anayasa’yı ihlal suçuna yardım kapsamında değerlendirmiş; bu eylem nedeniyle 12 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen başvurucu yönünden suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Dosyaya göre başvurucuya verilen silah mühimmatsızdır. Kendisine herhangi bir görev verilmemiş, hiçbir darbe eylemine katılmamış ve gece boyunca bir odada beklemiştir. Kara Harp Okulu girişinde ağır darbe eylemleri yaşanırken başvurucunun bunların hiçbirine iştirak etmediği dosyadan anlaşılmaktadır. Disiplin soruşturmalarında da, okulun emniyete alınması gerekçesiyle göreve çağrılan personelin darbe faaliyetlerine fiilen katılmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca dosyada, silahların “dekanın emriyle, dışarıdaki darbecilerin sızma ihtimaline karşı kişisel güvenlik ve dekanlık binasının güvenliği amacıyla” alındığı yönünde değerlendirmeler de yer almaktadır. Daha da önemlisi, aynı durumda bulunan bazı askerler emri almadıkları ya da sonradan öğrendikleri için silah almaya gitmemiş ve beraat etmiştir; boş da olsa silah alanlar ise darbeci sayılmıştır. Böylece ceza sorumluluğu, kişinin fiiline göre değil, o gece karşılaştığı koşullara göre belirlenmiş görünmektedir. Bu ise ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Ceza hukukunda bir kişinin cezalandırılabilmesi için suçun hem maddi hem manevi unsurlarının gerçekleşmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, kişinin hem bilerek destek vermesi hem de eyleminin suça somut katkı sağlaması aranır. Mühimmatsız silah alıp hiçbir eyleme katılmayan bir kişinin darbe suçuna yardım etmiş sayılması, maddi unsur bakımından somut katkının, manevi unsur bakımından ise suç kastının bulunmadığı bir duruma işaret etmektedir. Bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, maddi eyleminin bulunması ve “bilerek ve isteyerek” darbe teşebbüsüne katılma iradesinin ispatlanması zorunludur. Bu bağlamda karşıoylarda yer alan değerlendirmeler de son derece önemlidir. Karşıoy yazıları, darbe suçlarında askerlerin eylemleri ile suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşumu bakımından dikkat çekici tespitler içermektedir. Bu karar, özellikle erler, askerî öğrenciler, kursiyerler ve alt rütbeli personel hakkında yürütülen darbe yargılamalarının nasıl yapıldığını göstermesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Bireysel kusur yerine geniş yorumların ve varsayımların belirleyici olduğu bu yargılamalar nedeniyle hem cezaevindekiler hem de dışarıdaki aileleri yıllardır ağır mağduriyetler yaşamaktadır. Hukuk devleti, en ağır suçlamalarda dahi kişiye somut fiiline göre muamele edilmesini gerektirir. Aksi halde ortaya ceza adaleti değil, belirsizlik ve korku düzeni çıkar. Kısacası, hiçbir eyleme katılmayan ve mühimmat almayan bir askerin darbe suçuna yardım etmiş sayılması, kanunilik ilkesi ve adalet duygusu bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2023/16452
Türkçe
29
89
334
61.2K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Çanakkale Zaferi'mizin 111. yıl dönümünü kutluyor, Mustafa Kemal Atatürk ve tüm istiklal mücadelesi kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. 🇹🇷
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
0
5
65
1.6K
Mustafa Yeneroğlu retweetledi
Bilal R. Kaafarani
Bilal R. Kaafarani@BilalRKaafarani·
I have been deliberately silent on social media for a while. I use all my social media platforms to promote education & make dreams come true for young minds. I rarely post anything about family or politics. This morning, Israel demolished the building I have an apartment in. It took 22 years of my work here & 20 years of my wife’s work to own this apartment. This madness has to stop.
Bilal R. Kaafarani tweet media
English
815
17.8K
63K
5.5M
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
"@Tagesschau, Oscar ödül töreni haberlerinden 'Free Palestine' (Filistin’e Özgürlük) sözlerini kesip çıkarıyor. Böylece Alman kamuoyundan, Almanya'nın ortağı İsrail'in Filistinlilere uyguladığı zulme yönelik eleştiriler gizleniyor. Bunun adı sansür ve çarpıtmadır." 👇
Tarek Baé@Tarek_Bae

Die @Tagesschau schneidet die Worte „Free Palestine“ aus der Berichterstattung zu den Oscars raus. So wird dem deutschen Publikum Kritik an der Unterdrückung der Palästinenser durch Deutschlands Partner Israel verschwiegen. So etwas nennt man Zensur und Verzerrung.

Türkçe
3
21
58
4.5K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Adaletin güneşiyle aydınlanan, merhametin sıcaklığıyla ısınan bir dünya duasıyla... Kadir Geceniz mübarek, dualarınız kabul olsun.
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
16
22
293
4.3K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Anayasa Mahkemesi’nin Kamu Görevinden Çıkarma Kararları Ne Söylüyor? Anayasa Mahkemesi, 13 Mart’ta FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat gerekçesiyle kamu görevinden veya meslekten çıkarılan kişilerin bireysel başvurularına ilişkin üç önemli karar açıkladı. Mahkeme, Sinan Ulu ve Sümeyra Bakla başvurularında ihlal olmadığına karar verirken, B.K. başvurusunda özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Her üç başvuruda da masumiyet karinesine ilişkin iddialar ise açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemez sayıldı. Üç karar birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına bazı yönlerden yaklaştığı, ancak temel bazı noktalarda bu standartların gerisinde kaldığı görülüyor. Her şeyden önce, kararların ortak zemininde yapısal bir sorun var. Kamu görevinden çıkarma işlemlerinin hukuki dayanağını oluşturan “irtibat” ve “iltisak” kavramları, mevzuatta açık ve öngörülebilir biçimde tanımlanmış değil. Bu durum, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğuruyor. AİHM de bu kavramların muğlaklığına dikkat çekerek, içeriğinin yargı mercileri tarafından geniş ve zaman zaman keyfî biçimde doldurulabildiğini vurguladı. Böyle bir belirsizlik, somut olaylar arasındaki farklılıkların göz ardı edilmesine ve birbirinden çok farklı durumdaki kişilerin aynı yaptırıma tabi tutulmasına yol açabiliyor. Kararların içeriği bakımından özellikle B.K. kararı içtihat açısından dikkat çekici. Anayasa Mahkemesi bu kararda, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat değerlendirmesinin soyut kanaatlere ya da duyuma dayalı tanık ifadelerine dayandırılamayacağını; bu tür iddiaların “ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalarla” desteklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koydu. Belirli kişilerle samimi ilişki içinde olunduğuna dair, fakat bu ilişkinin örgütsel bir bağdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı dahi ortaya konulmayan bir tanık beyanının, kamu görevinden çıkarma gibi ağır bir tedbire dayanak oluşturamayacağını vurguladı. Bu yönüyle karar, bireyselleştirilmiş değerlendirme ve somut olgu zorunluluğu bakımından AİHM standartlarıyla önemli ölçüde örtüşüyor. Bununla birlikte, bu yaklaşımın idari yargı mercileri tarafından ne ölçüde benimseneceği henüz belirsiz. Uygulamada bazı idare mahkemelerinin, kamu görevinden çıkarma kararının üzerinden yıllar geçmesine rağmen iltisak veya irtibatı ortaya koyacak delil arayışını sürdürdüğü görülüyor. Bu da idarelerce yaptırımın dayanağının baştan yeterince somutlaştırılamadığını; mahkemeler tarafından tedbirin uygulanmasından sonra geriye dönük bir meşrulaştırma çabasına girildiğini ortaya koyuyor. Sümeyra Bakla ve Sinan Ulu kararlarında ise Anayasa Mahkemesi, sohbet toplantılarına katılım, bu toplantıların organize edilmesi ve örgüt adına finansal destek sağlanması gibi faaliyetlere ilişkin tanık beyanlarını yeterli bularak, kamu görevinden çıkarma tedbirinin OHAL koşullarında ölçülü olduğu sonucuna ulaştı. Ancak bu değerlendirmelerin, AİHM’in aradığı ölçülülük incelemesini tam olarak karşıladığını söylemek zor. AİHM’e göre böyle ağır tedbirlerin orantılı sayılabilmesi için en az üç unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekiyor: kişiye atfedilen eylemler ile uygulanan yaptırım arasında güçlü ve somut bir bağ kurulması, değerlendirmenin bireyselleştirilmiş somut olgulara dayanması ve yargısal denetimin gerçek anlamda derinlikli bir inceleme içermesi. Ne var ki mevcut uygulamada, böyle bir derinlikli yargısal denetimin yapıldığını söylemek güç. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararlarında, AİHM’in önem verdiği bazı temel soruların yeterince tartışılmadığı görülüyor. Örneğin başvurucuların anayasal düzene gerçekten tehdit oluşturabilecek kurum ve pozisyonlarda görev yapıp yapmadığı ele alınmıyor. Kamu görevinden süresiz çıkarma yerine daha hafif tedbirlerin yeterli olup olmayacağı değerlendirilmiyor. Tedbirin kişinin mesleki itibarı, ekonomik durumu ve sosyal hayatı üzerindeki uzun vadeli etkileri de AİHM içtihadında görülen kapsamda incelenmiyor. Mahkeme, başvurucuların özel sektörde çalışmaya devam edebildiğini belirtmekle yetiniyor; ancak kamu görevinden çıkarılmanın fiilen doğurduğu mesleki, ekonomik ve sosyal sonuçları somut biçimde tartışmıyor. Oysa AİHM, orantılılık değerlendirmesinde kişinin kamuya ifşa edilip edilmediğine, özel sektörde iş bulma imkânının fiilen ortadan kalkıp kalkmadığına ve tedbirin hangi görev ve kademedeki kişiler hakkında uygulandığına özellikle bakıyor. İlçe tarım müdürlüğünde ya da vergi dairesinde alt kademede çalışan bir memur ile üst düzey kamu görevlisinin aynı çerçevede değerlendirilmesi, AİHM tarafından orantısız bulunuyor. Anayasa Mahkemesi kararlarında bu tür görev, kademe ve konum farklılaştırmasının yeterince yapılmaması, ölçülülük incelemesini zayıflatan önemli bir eksiklik. Kararlarda masumiyet karinesi bakımından da benzer bir sorun var. Mahkeme, üç başvuruda da bu iddiayı açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez saydı. Ancak uygulamada bazı idari yargı kararlarında beraat, takipsizlik veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, fiilen kesinleşmiş bir mahkûmiyet gibi değerlendirildiği örneklerle karşılaşılıyor. Ceza yargılaması mahkûmiyetle sonuçlanmamışsa, idare mahkemelerinin başvurucuyu fiilen suçlu kabul eden bir dil ve gerekçelendirmeden kaçınması gerekir. Aksi yaklaşım, masumiyet karinesini dolaylı biçimde zedeleyebilir. Anayasa Mahkemesi’nin bu meseleyi daha ayrıntılı ele almadan kabul edilemezlik kararı vermesi, önemli bir boşluk bırakıyor. Sonuç olarak bu üç karar, OHAL döneminde uygulanan kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin hem usul hem de maddi hukuk bakımından hâlâ tam anlamıyla açıklığa kavuşmadığını gösteriyor. B.K. kararındaki somut delil vurgusu, AİHM standartlarıyla uyumlu önemli bir adım niteliğinde. Buna karşılık masumiyet karinesinin kapsamlı biçimde ele alınmaması, daha hafif tedbirlerin değerlendirilmemesi, başvurucuların görev ve konumlarının ölçülülük incelemesine yeterince yansıtılmaması ve ceza yargılamasının sonucunun bu denetimle ilişkilendirilmemesi, Anayasa Mahkemesi’nin bu alanda bütünlüklü ve yerleşik bir standart ortaya koyabildiğini söylemeyi güçleştiriyor. Bütün bu tablo, KHK meselesinde yargısal denetimin tek başına yeterli bir çözüm üretmekte zorlandığını gösteriyor. Aradan geçen yaklaşık on yıla rağmen hâlâ öngörülebilir, tutarlı ve bütünlüklü bir çerçeve kurulabilmiş değil. Sorunun niteliği, kapsamı ve yargı mercileri önünde biriken başvurular dikkate alındığında, meselenin yalnızca bireysel davalar yoluyla çözülmesini beklemek gerçekçi görünmüyor. Bu nedenle, TBMM’nin yıllardır biriken mağduriyetleri gidermeye yönelik kapsayıcı ve adil bir düzenlemeyi gündemine alması artık ertelenmemesi gereken bir ihtiyaç olarak ortada durmaktadır.
Türkçe
40
182
718
50K
Mustafa Yeneroğlu retweetledi
courtneybonneauimages
courtneybonneauimages@cbonneauimages·
Report from Burj Qalaway, where two days ago the Israeli army bombed a medical facility, killing 12 medical staff. Americans, this is happening on your dime. Cameraman: @aliezzedine7
English
6
1.9K
3.9K
185.9K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Dün Jürgen Habermas'ın 96 yaşında vefat ettiği duyuruldu. Habermas, 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya'nın yeniden kuruluşundan Avrupa'nın anayasal ufkuna kadar uzanan geniş bir alanda, yalnızca akademik üretimiyle değil, kamusal tartışmalara müdahil olma biçimiyle de en etkili düşünürlerden biriydi. Hukuk, ahlak, demokrasi ve iletişim üzerine kurduğu teorik çerçeve, çağdaş siyaset felsefesinin temel başvuru kaynakları arasında yer alıyor. Bununla birlikte, bir düşünürün mirası yalnızca kurduğu kavramsal sistemle değil; teorik olarak yazdıklarına ne kadar sadık bir yaklaşım içinde olduğu ile, özellikle tarihsel kırılma anlarında aldığı tutumla değerlendirilmesi gerekir. Benim açımdan Habermas'ın ömrünün son yıllarında kendi teorik mirasına indirdiği en ağır darbe, Gazze'de yaşanan soykırım karşısındaki inkarcı tavrı oldu. Hamas'ın 7 Ekim saldırısını kınarken Almanya'nın İsrail'le dayanışmasını öne çıkardı; on binlerce sivili katletmesini ve Gazze’nin yaşanmaz hale getirmesini görmezden geldi ve İsrail’in tutumunu “ilke olarak haklı” sayarak “soykırım” suçlamasını, “yargı ölçütlerinin kayması” olarak niteledi. Bu yaklaşım, on yıllarca savunduğu evrensellik, diyalog ve kamusal akıl ilkeleriyle derin bir çelişkiydi. Habermas, ölümünden kısa süre önce yayımladığı çalışmalarında her bireyin eşit saygıyı hak ettiğini, her kişinin davranışının tüm etkilenenlerin perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini yazıyordu. Yıllar boyunca geliştirdiği söylem etiği de açıktı: yalnızca tüm etkilenenlerin rızasını kazanabilecek normlar meşruiyet iddiasında bulunabilir. Filistin halkı söz konusu olduğunda ise bu ilke işlemedi. On yıllardır süren işgali, kuşatmayı ve sistematik yıkımı bağlamından kopararak değerlendiren orantısızlığa, kitlesel katliamlara ve yok etme amacına sessiz kalan bir tutum, yani belirli tarihsel ve siyasal sadakatler tarafından sınırlanmış, seçici bir evrenselcilik, aslında onun teorisinin reddettiği şeydi. Elbette bir düşünür en çok da kendi vaaz ettiği ilkeleri tarafından sınanır. Habermas'ın mirasını tartışmalı hale getiren husus, yalnızca Filistin konusunda yanlış bir yerde durması değil, bizzat savunduğu normatif zeminin en ağır insani felaketlerden biri karşısında tamamıyla geri çekilmiş olmasıdır. Bu tutum, aynı zamanda Avrupa merkezli evrensellik anlayışının yapısal açmazlarından biri olarak okunmalıdır. Habermas kuşkusuz büyük iz bırakmış bir düşünür olarak anılacaktır. Ancak Gazze karşısındaki tutumu, teorik büyüklüğü ile ahlaki açıklığı arasında kapanmayacak bir mesafe olarak kayıtta kalacaktır. Benim açımdan onun ardından kayda geçirilmesi gereken başlıca husus budur.
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
9
15
93
9.2K
Mustafa Yeneroğlu retweetledi
Karar Haber
Karar Haber@KararHaber·
İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Danıştay’ın “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin ihracını onamasına tepki gösterdi. Yeneroğlu, AYM kararlarının tanınmamasının anayasal düzeni tehdit ettiğini söyledi. karar.com/guncel-haberle…
Türkçe
1
7
19
3.7K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Danıştay’ın Barış Akademisyenleri Kararı Hakkında Danıştay 5. Dairesi, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzaladığı gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan bir akademisyen hakkında verdiği son kararında, sadece söz konusu bildiriyi imzalamış olmayı kamu görevinden çıkarılma için yeterli görmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin süper temyiz mahkemesi olmadığını ve ihlal kararlarına uyulması gibi bir zorunluluk bulunmadığını belirten karar, ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa’nın 153. maddesiyle de bağdaşmamaktadır. Hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesi, 26 Temmuz 2019 tarihli kararında söz konusu bildirinin dilinin sert, suçlayıcı ve kamu otoriteleri açısından rahatsız edici olduğunu kabul etmekle birlikte ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz sayılan bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici düşünceler için de geçerli olduğunu yinelemiştir. Bu nedenle Mahkeme, ne kadar ağır olursa olsun devletin terörle mücadele politikalarını eleştiren görüş ve düşünceler nedeniyle kişilere yaptırım uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca devlet ve toplum hayatına ilişkin her türlü gelişmenin akademisyenlerin ilgi alanında bulunduğunu ve akademisyenlerin kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmasının ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu vurgulamış; bu çerçevede Bildiri’de yer alan açıklamaların akademik özgürlükler kapsamında olduğunu kabul etmiştir. Buna rağmen Danıştay şimdi, yalnızca bildiriye imza atmış olmayı ve imzanın geri çekilmemiş olmasını tek başına kamu görevinden çıkarma için yeterli görmektedir. Böylece Anayasa Mahkemesi’nin açık tespitine rağmen aynı fiil yeniden ve farklı bir yolla cezalandırılmaktadır. Kararın en sorunlu yönü ise bununla sınırlı değildir. Danıştay, bu sonuca ulaşabilmek için Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarının bağlayıcı olmadığını ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Can Atalay kararında açtığı anayasa dışı çizginin idari yargıdaki devamıdır. Oysa Anayasa’nın 153. maddesi son derece açıktır: Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Bu bağlayıcılığı “iptal kararı” ile “ihlal kararı” arasında yapılan keyfi bir ayrım üzerinden tartışmaya açmak, anayasal düzenin hiyerarşisini fiilen ortadan kaldırmak anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularda verdiği ihlal kararlarının amacı ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır. “Yeniden yargılama” kurumu da bu nedenle öngörülmüştür. Bu mekanizmayı ihlal kararını etkisiz hale getirecek biçimde yorumlamak, bireysel başvuru yolunu fiilen işlevsiz hale getirir. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayıp uygulamamak mahkemelerin takdirine bırakılmış bir mesele değildir. Danıştay bu kararları beğense de beğenmese de Anayasa gereği bağlayıcıdır. Eğer yargı organları kararlarını Anayasa’ya göre veriyorsa, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına da uymak zorundadır. Bu nedenle söz konusu karar yalnızca Barış Akademisyenlerini ilgilendiren bir mesele değildir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının tartışmaya açılması, anayasal düzenin temelini ve herkesin hukukunu ilgilendiren ciddi bir sorundur.
Türkçe
41
116
413
90.2K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım..." İstiklal Marşımızın kabulünün 105. yıl dönümünü kutluyor, millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’u ve istiklal mücadelesinin kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyorum. karar.com/gorusler/her-d…
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
7
4
51
2.3K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
'Ortadoğu’nun temel sorunu askeri üstünlük değil, düzen kurma kapasitesidir. Ortak bir stratejik vizyon geliştirilemezse bölgenin kaderi, ABD ve işgalci müttefiki tarafından belirlenecektir.' 👇
Adnan Boynukara 🇹🇷@AdnanBoynukara

Ortadoğu’nun Kaderi: Dış Müdahaleler ve İsrail Merkezli Güvenlik * İran’a yönelik savaşın amacı, * Rejim değişikliği stratejisi ve hegemonya siyaseti, * Ortadoğu’nun bölgesel güvenlik ve işbirliği sorunu, * Ortadoğu kendi düzenini kurabilecek mi? @PerspektifOn için perspektif.online/ortadogunun-ka…

Türkçe
1
4
22
4.9K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Özenle giydirilmiş gömleği ve pantolonu. Muhtemelen annesinin bağladığı ağır ayakkabı bağları. Çizgi filmli su şişesi. Bir de hafifçe tuhaf duran o gözlükleri. Okula böyle gitti. Ve bir daha eve dönmedi. Adı Mikail'di. Dünya Mikail’in adını bilmeli. serbestiyet.com/featured/cevir…
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
24
474
2.6K
84.3K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
"İhsan beklemeyen, iktidarın himayesine girmeyen sesler kesildiğinde, iktidarın gerçeği duyabileceği kanallar da kapanır. Sonunda geriye yalnızca kendi yankısını dinleyen bir iktidar kalır."
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu

TÜSİAD yöneticilerinin mahkûmiyeti üzerine yazdım: 👇 "Suçun unsurları yoksa suç da yoktur. Dolayısıyla bu karar bir hukuk hatası değil, siyasi bir tercihtir. Ceza infaz edilmese bile asıl sonuç gerçekleşmiş durumda: Susturma." serbestiyet.com/gunun-yazilari…

Türkçe
4
29
133
6.7K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
Kadınların hayatın her alanında var olabildiği, haklarını kullanırken engellerle değil fırsatlarla karşılaştığı, kılık kıyafeti nedeniyle ayrıştırılmadığı, sokakta korku duymadan yürüyebildiği bir Türkiye dileğiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.💐
Türkçe
6
4
72
3.1K
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
TÜSİAD yöneticilerinin mahkûmiyeti üzerine yazdım: 👇 "Suçun unsurları yoksa suç da yoktur. Dolayısıyla bu karar bir hukuk hatası değil, siyasi bir tercihtir. Ceza infaz edilmese bile asıl sonuç gerçekleşmiş durumda: Susturma." serbestiyet.com/gunun-yazilari…
Türkçe
3
57
244
18.3K